SOS120U-ÇOCUKLUK SOSYOLOJİSİ
Ünite 8: Çocuk-Aile İlişkileri ve Çocuğun Değeri
Modern Aile Yapısındaki Dönüşümler ve Çocuğun Değeri
Çocuğa yaklaşım, aile ve toplum hakkında önemli boyutlara ışık tutabilmektedir. Çocuklara ebeveynleri ve toplum tarafından atfedilen değerler, çocuğun aile ve toplumdaki yeri hakkında bilgi sağlar. Çocuğa verilen değer ve atfedilen anlam, nesiller arası dinamikleri anlamak için de anahtardır. 17. ve 18. yüzyıllarda kapitalizmin gelişmesinden önce, Batı Avrupa’da hane halkının genellikle bir üretim birimi olduğu kesinlikle doğrudur. Yani, üretim hane içinde ya da eve bitişik arazide yapılırdı ve çocuklar dâhil ailenin tüm üyeleri üretim faaliyetine katkıda bulunurlardı. Kapitalizmin gelişimi ve aile yaşantısının karakteri arasındaki ilişkilerin varsayıldığından çok daha karmaşık olduğu kanıtlanmıştır. Örneğin ilk kapitalist girişimciler, çocukların da yetişkinler kadar üretim işine katılmaları gerektiğine ilişkin klasik beklentiye uyarak, çoğu kez bireylerden çok aileleri istihdam etmişlerdir. Çocukların ekonomik faaliyete katıldığı geleneksel üretim biçimlerinde, gösterilen etkenler gerçekte ailenin büyüklüğünü ne kadar çok etkilerse etkilesin, aslında büyük ailelerin kurulması arzulanıyordu. Modernleşme süreciyle birlikte çocuk, farklı duygu ve değerlere konu olan sembolik bir dünya olarak toplumun merkezinde yer almaktadır. Aile, çocuk merkezli bir yapı olarak düşünülür ve buna bağlık olarak da evlilik çocuk temelli bir sosyal ilişkidir. Çocukluk, kendisi üzerinden bir hayat tarzının, söylem düzeninin, dünya görüşünün ve algıların oluştuğu bir alandır (BASAGM, 2010). Aile kompozisyonundaki ve ekonomik statüdeki büyük ölçekli dönüşümler hane halkını ve çocukluğa yüklenen anlamları farklılaştırmıştır. Çocuklar, gerçek ekonomik değerlerini yitirmiş olsalar bile sembolik olarak daha değerli hale gelmiştir Çocuğun değerini belirleyen şey ebeveynlerin geleneksel veya modern yaşam koşullarıyla ilgili olabileceği gibi ülkenin ve toplumun refah koşulları ile de ilgili olabilir. İlk olarak, ebeveynlerin eğitim durumu, hayattan beklentileri, sosyo- ekonomik statüsü veya yaşı çocuğa yönelik değeri belirler. İkinci olarak, ülkenin içinde bulunduğu koşullar etkilidir.
Türkiye’de Ebeveyn-Çocuk İlişkilerinin Dönüşümü
Türkiye’de 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze endüstrileşme, kentleşme, ekonomik yapıda yaşadığı değişim ve dönüşümler, eğitim düzeyinin artması ve küreselleşme ile birlikte aile yapısı ve işlevlerinin de zaman içinde değişmesine yol açmıştır. Aile yapısında yaşanan bu değişimler, esasen ülkenin toplumsal yapısında gerçekleşen önemli değişimlerin başında gelmektedir. Kentleşme dinamikleri sonucunda aile yapısındaki değişiklikler; ailenin yaşam tarzı (kentsel yaşam tarzı), üst kuşaklarla ilişkiler (çekirdek izole aile), tüketim alışkanlıkları (geleceğe borçlanarak kredi kartı odaklı bir tüketim alışkanlığı), sosyal ilişki kurma biçimleri (sosyal medya ağırlıklı sosyal ilişkiler), komşuluk ilişkileri (kentsel ilişkilerdeki mesafe uzaklık) ve 206 Çocuk-Aile
İlişkileri ve Çocuğun Değeri 8 ebeveynlerin çocuklarla kurdukları ilişkilerin biçimi (çocuğun bireysel-psikolojik değerinin başat hale geldiği bir hoşgörülü ebeveynlik) ve çocukluğun dönüşümü (bireyselleşme, yalnızlaşma ve sokak oyunlarının azalması) vb. alanlarında yoğunlaşmış görünmektedir. Türkiye’de yaşanan kalkınma sürecinde aile yapısında ortaya çıkan değişimleri belirleyen en önemli gösterge, 1950’li yıllarda endüstriyel üretimin artması ve tarımsal üretimin teknolojik aletlerle yapılmasıyla birlikte hızlanma eğilimi gösteren kırdan kente göç olgusudur. Özellikle kentsel yaşam tarzları, daha fazla sayıda ve daha uzun süre okulda bulunan çocuklar için aileye daha uzun bağımlılık dönemlerini içermektedir. Ayrıca, annelerin çalışma hayatına daha fazla katılıyor olması da çocuk sahibi olmaya ve çocuğa atfedilen anlamlar açısından çok etkili olmaktadır. Kadınların işgücüne ve kamusal alana katılımlarının artmasıyla tetiklenmiş olan toplumsal dönüşüm, sadece “eve ekmek getiren erkek” ve “ev hanımları”nın egemen olduğu hegemonik aile biçimini (Topçu, 2018: 55) değiştirmemiş ancak anne ve babaların çocuklarına ilişkin deneyim, değer ve tutumları da değişim kervanına katılmıştır. Bu açıdan Türkiye’de kentleşme düzeyi, sanayileşme seviyesi, ailedeki çocuk sayısı, kadının statüsü, ebeveynlerin yaşı, ailedeki eğitim düzeyi, sekülerleşme ve tolerans düzeyi gibi faktörler ailenin çocuğa atfettiği ekonomik, psikolojik ve sosyal değerin ölçüsünü doğrudan etkileyen faktörler olmaktadır
Modernleşme Kuramı: Türkiye’de Aile Yapısı İçin Sınırlı Bir Çerçeve
Modernleşme kuramı, sosyolojide popülerliğini yitirmesine ve ciddi eleştirilere maruz kalmasına rağmen bu kuramda sosyal değişim ve aileyle ilgili düşünceler geniş bir yer tutmaktadır.
Aile yapısında zaman içinde meydana gelen dönüşümleri, modernleşme teorisinin öngördüğü gibi ya çekirdek ya da geniş aile tanımlaması içinde incelemenin yetersiz kaldığı öne sürülmektedir. Türkiye’deki aile yapısı ele alındığında, modernleşme yaklaşımına yöneltilebilecek eleştirilerden biri geniş ailenin ilişkisel varoluşunun aslında çekirdek aile yapısında da devam ettiğidir. Aileler ayrı mekânlarda yaşasalar bile, geniş aile hâlâ güçlü bir kültürel yapı olarak durmaktadır (Kandiyoti, 1988: 278). Abandan-Unat bu tip aileleri ‘fonksiyonel olarak geniş aile’ olarak adlandırmaktadır (Abadan-Unat, 1986:186) Son olarak modernleşme kuramının karşısında, Vergin daha farklı bir görüşü savunmakta ve kentleşmenin akrabalık ya da başka bir deyişle anonim ilişkilerin çözülmesine yol açmadığını iddia etmektedir. Ailede doğrusal bir değişimi öngören evrimci teorilerin aksine, farklı değişim yönlerini öngören bir model aile yapısında çeşitli değişimlerin olabileceğini savunmuştur (Vergin, 1985: 574’ten; akt, Dedeoğlu, 2000: 155). Öte yandan, ülkemizde genel olarak çekirdek ailenin yaygınlığına karşın, geniş aileyi yeğleyen yaygın bir sosyal değer vardır
Çiğdem Kağıtçıbaşı ve Çocuğun Değeri Araştırmaları
Çiğdem Kağıtbaşı (2015) çalışmalarında, “çocuğun değeri” adlı önemli bir temayı aile değişimi teorisi açısından incelemiştir. Bu kuramsal bakış açısı ve çalışmalar, çocukların/onlardan beklentilere atfedilen değerler ile ailenin ekonomik fayda, yaşlılıkta destek, sosyal statü gibi beklentiler ile bağlantılarına ışık tutmaktadır. Çocuğa atfedilen değerler, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamlarda ailede yaşanan sistematik değişikliklerle birlikte değişime uğrar. Kağıtçıbaşı’nın (1981) çalışması çocuğa atfedilen değerleri sosyal, psikolojik ve maddi/ekonomik değer olmak üzere üç farklı kategori üzerinden değerlendirmiştir.
Özellikle, ekonomik/faydacıl çocuk değeri ve özellikle yaşlılık güvencesi çocuğun değeri, daha azgelişmiş ülkelerde ve ülkelerin kırsal, daha azgelişmiş bölgelerinde daha önemli bulunmuştur. Bunun nedeni, yoksulluğun yoğun olduğu ve sosyal güvenlik sistemlerinin olmadığı ortamlarda, çocukların aileye ekonomik katkısının çok önemli olmasıdır. Çocuklar gençken aile ekonomisine katkıda bulunur ve yaşlılıkta ana babalar yaşamlarını sürdürebilmek için çocuklarına bağımlı hale gelirler.
Çocuğun ekonomik/faydacıl değeri, doğurganlıkla (çocuk sayısıyla) da ilgilidir, ancak psikolojik değeri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Türkiye’de ailedeki çocuk sayısının, çocuğun psikolojik değeriyle ters, ekonomik değeriyle doğru orantılı olduğu saptanmıştır. Çünkü, çocukların maddi katkıları birbirine eklenebilir, fakat çocuğun ana babaya sevgi vermek vb psikolojik değeri aynı şekilde çocuk sayısıyla biriken bir değer değildir. Örneğin, her bir çocuğun aileye sağladığı maddi yardım birbirine eklenerek sonunda (yaşlı) ana babaya daha büyük bir maddi yardım sağlanabilir, ancak çocuktan sevgi görme gereksinimi bir ya da iki çocukla da tamamen giderilebilir (Kağıtçıbaşı, 2012).
Sonuç olarak, kırsal, düşük refah ve düşük sosyoekonomik düzeydeki toplumlarda, yetişkin evlada maddi bağımlılık ve buna bağlı olarak yüksek doğum oranına; çocuğun ekonomik/faydacıl değerini ve yaşlılık güvencesi değerini ön planda tutan sosyalleşme değerlerine ve erkek evlat tercihine çokça rastlanmaktadır. Bu arada, erkek çocuk tercihi çocuğun ekonomik değeriyle yakından ilgilidir. Özellikle ataerkil toplumlarda erkek evlatlar daha güvenilir bir yaşlılık güvencesi ve ekonomik yarar kaynağıdır. Erkek çocuk tercihi doğurganlıkla da bağlantılıdır; yüksek doğurganlık en azından birkaç erkek evladın hayatta kalmasının garantisi olabilir. Bu çerçevede, sosyalleşme değerleri aile/grup sadakatini, ana babaya maddi katkıyı desteklemektedir. Bu değerler nesiller arası bağımlılık sistemi içinde ailenin devamlılığı açısından işlevseldir. Bunlarla bağlantılı olarak, bu tip ekonomik faydayı ön planda tutan aile etkileşimi, kendisini çocuk yetiştirme biçimlerinde de gösterir. Çocuk yetiştirmede özerklikten çok denetim içeren itaat ve bağımlılık yaklaşımı burada önemlidir
Sonuç olarak, kentleşme dinamikleriyle birlikte, sosyoekonomik statüsü yüksek, daha eğitimli, seküler ve tolerans seviyesi yüksek insanlarda daha fazla olmak üzere, eşler arasında ve çocuklara yönelik eşitlikçi değerlerin öne çıktığını ve özellikle çocuğun özerkliğine, bireysel yaşantısına ve başarısına verilen önemin artmasına bağlı olarak maddi fayda beklentisinin azaldığını (Sunar ve Fişek, 2005) ancak ailede çocukla duygusal bağımlılığın sürmesi ve manevi düzlemde karşılıklılığın sadece anne-babaya değil, birinci dereceden aile üyeleri ve akrabalara karşı da gösterilmesi beklentisi sürmektedir
Aile Yapısı ve Çocuğun Benliği
Benlik kavramı, üzerinde uzun yıllardır çalışılan bir konu olmakla beraber, son yıllarda sosyal psikoloji, sosyoloji ve kültürlerarası psikolojide yeniden ilgi konusu olmuştur. Benliğin ne olduğu ve önemi Batı düşünce tarzında yeşerip geliştiği için, bireyci toplumların benlik özellikleri ortaya konmuştur.
Günümüzde sosyal psikoloji ve kültürlerarası psikoloji literatüründe esas olarak iki tür benlikten söz edilmektedir: Birçok batı kültüründe yaygın olan başkalarından ayrışmış bir bireyci benlik olarak ayrık benlik, İkincisi ise, batı dışındaki toplulukçu kültürlerde görülen başkalarıyla ilişkili, sosyal bağlamdan koparılamayan, ilişkili bir benlik (Kağıtçıbaşı ve Cemalciler, 2014: 326).
Ebeveynlik tarzları, ebeveynlerin karmaşık davranış ve tutumlarının sonuçlarının çocukların sosyal gelişimiyle nasıl ilişkili olduğunu anlamada yararlı olmuştur. Dört ebeveynlik tarzı, duyarlılık (sıcaklık), talep (ebeveyn kontrolü) ve özerklik tanınması boyutları üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmalar göstermiştir ki hem ilişkililik hem de özerklik temel insan ihtiyacıdır. Bu tür benlik, özellikle toplulukçu kültüre sahip toplumların gelişmiş kentsel bölgelerinde, kuşaklararası, özellikle yetişkin evlada maddi bağımlılıkların azaldığı, buna karşılık duygusal bağlılıkların kaybolmadığı aile modelinde gelişmektedir (Kağıtçıbaşı ve Cemalciler, 2014: 327-328). Kağıtçıbaşı’nın (2014) ortaya koyduğu “özerk-ilişkili benlik” içinde hem bireyci (özerk), hem de toplulukçu (ilişkisel) özellikler taşımaktadır.