Kültürlerin, toplumsal varlığının devamı için merkezi bir Giriş rol oynadığı düşünülür. Toplumların din, sanat, hukuk,
İnsanı diğer türlerden ayırt edici en temel özelliği, kültür aile ve akrabalık gibi kurumları toplumsal olayların üreticisi, kültür öznesi olmasıdır. Kültür, insanın kendi var devamı için zorunlu olan gereksinimlerdir. Toplumun oluş serüvenini anlama ve anlamlandırma çabasının bir gelenek ve görenekleri, inançları dolayısıyla kültürü sonucu olarak, doğayı dönüştürerek ürettiği her şey olarak toplumun yapısını sürdürmeye yönelik bir işlevi vardır. tanımlanabilir. Sosyolojik Yaklaşım Geçmişte kültür üretimi görece yerel aidiyet alanlarında sınırlı tutulabilmekteyken, günümüzün kültürel etkileşim Kültürü toplumun bir bileşeni olarak kabul eder. Bu ve alış-veriş ortamı içinde kültür, sürekli dönüşen, yaklaşıma göre kültür, toplumun maddi ve maddi olmayan birbirinden farklı unsurların bileşimine dayanan ve dünya tüm birikimlerini kapsar. Sosyolojik yaklaşımda farklı ölçeğinde, çok hızlı bir şekilde oluşan karmaşık bir süreç kuramsal bakış açılarına göre kültür; bütünleştirici öğeler halini almaktadır. ile çatışmacı öğelerin kaynağı olarak ele alınır. Toplumun ortak bilinç ile ortak değerler çerçevesinde varlığını ortaya Kültürün Önemi koyan kültür, toplum düzeninin işleyişini ve düzenin Kültür insanı diğer canlılardan ayıran tek özelliktir. sürekliliğini sağlaması açısından bütünleştirici bir role İnsanların kültür üretme becerisi uygarlaşma sürecinin de sahiptir. Diğer taraftan, örneğin Marksist kurama göre başlangıcını oluşturmuştur. Tarihsel süreç içerisinde, kültür, yönetici sınıfın amaçları ve ideolojisine hizmet insanı diğer canlılardan ayıran özelliğin zeka olduğu eden bir konumda toplumun çıkarları ve yönetici sınıfın düşünülse de yapılan bilimsel çalışmalarla bu tezin hegemonyası arasında bir çatışma halindedir.
geçerliliği ortadan kalkmış ve en temel unsurun zeka Antonio Gramsci tarafından açıklanan hegemonya olmadığı kabul edilmiştir. Buna karşın, kültür toplumda kavramı/kuramı, kapitalist düzen içinde yönetici sınıfın bütünleşmeyi sağlayan en önemli unsur olarak kabul kendi fikirlerini, iktidarını doğal ve meşru göstermek ve edilmektedir. Kültürün oluşumunda insanın kendi ideolojilerini kitlelere empoze ederken güce varlığının farkında olmasının önemli bir yeri olduğu başvurmaksızın izlediği yolu ifade etmek için düşünülür. Aydınlanma çağının da temel düşünsel öğesi kullanılmaktadır. olarak kabul edilen bu durum insanı merkeze almaktadır. Kültürün İdeoloji, Gelenek ve Bilgi İle İlişkisi İnsan kendi varoluşunu açıklama istediği duyduğundan kendince inanç sistemleri geliştirmiştir. Bu inanç sistemi Kültür ve İdeoloji
içinde bulunan anlayışlar önce değerlere daha sonra Kültür ve ideoloji kavramları ideal olan ile gerçek olan gelenek ve göreneklere dönüşerek kültürün ortak kurucu arasındaki ilişkiyi sorgulaması bakımından birbirleriyle unsurları arasında yerlerini alırlar. Bir diğer bileşen ise ilişki içerisindedirler. simgelerdir. Kültür sonucu oluşan unsurlar soyut temsillere dönüşerek evrensel ve dolaylı gönderim haline Ulus devletlerin kurulması ile birlikte kültür kavramına gelerek simgeleri oluştururlar. bütünleştirici bir araç gözüyle bakılmaya başlanmış ve ulusal kültür kavramı ortaya çıkmıştır. Bu sayede, Sosyal Bilimlerde Kültür kültürün ulus üzerindeki birleştiren, bütünleştiren ve Kültür Kavramının Kökeni düzenin devamını sağlayan işlevi, Devletin İdeolojik Aygıtları (DİA) ile tasarlanmaya başlanmıştır. Louis Kültür kavramı 18. Yüzyıla kadar toprağı ıslah etme, ürün Althusser tarafından ortaya atılan Devletin İdeolojik yetiştirme anlamında kullanılmış; 18. Yüzyıl sonrasında Aygıtları kavramı iki tür sistemle kültürün ideolojik olarak yaşanan aydınlanma çağı ile birlikte toplumsal bir anlam devlet tarafından yönlendirildiğini söylemektedir. İlki, kazanarak “insan zihninin etkin olarak geliştirilmesi” hükümet, ordu, polis, vb. gibi Devletin Baskı Aygıtlarıdır. anlamını kazanmıştır. İkincisi ise, basın, medya, eğitim, sendika, vb. gibi
Antropolojik yaklaşım Devletin İdeolojik Aygıtlarıdır. Bu sayede devletler kültürü yeniden üreterek kendi ideolojilerine uygun bir Antropologlar, kültürü insanoğlunun dünyayı model oluştururlar. kavramsallaştırma ve simgeler aracılığıyla anlatabilme yeteneği ile ilişkilendirmektedirler. Kültür ve Gelenek
Evrimci ve Tarihselci Yaklaşımlar Gelenek kavramı, her ne kadar günlük dilde geçmişe ait pratik ve değerleri anlatmak için kullanılsa da aslında Bu yaklaşıma göre; kültür dönemsel veya toplumsal sadece geçmişle değil bugün ve gelecekle de ilgili dinamik gruplara göre incelenmelidir. Her bir toplumsal grubun bir kavramdır. Geleneği anlamak için gelenek, adet ve örf birbirinden farklı tarihi ve kültürü bulunduğundan, arasındaki ilişkileri saptamak gerekmektedir. Adet, toplumsal grupların kültürünün veya dönemin kültürünün geleneğe göre daha az değer yüklü olmakla birlikte daha ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. az önemli olan bir toplumsal pratiktir. Bu nedenle, toplum
İşlevselci ve Yapısalcı Yaklaşımlar tarafından güçlü bir benimsenme ve aktarım sürecine
sahip değildir. Örf ise, toplumun ahlak ve terbiye Göstergebilim, toplumsal gerçekliğin göstergelerle kurallarını belirleyen bir unsurdur. İhmal edilebilirler ve okunabileceğini savunmaktadır ve ilk olarak dilbilimde dolayısıyla değişime açıktırlar. ortaya çıkmıştır. Ferdinand de Saussure (1857-1913) göstergenin, gösteren ve gösterilen olarak iki boyutu Gelenek kavramı antropolojide kültürle aynı anlamda olduğunu söylemiştir. Örneğin, tarım aleti olan tırpan bize kullanılmaktadır. Gelenek kavramının tanımlanmasında bir şato önünde karanlık bir fonda üzerinden kan bazı güçlüklerde karşımıza çıkmaktadır. Gelenek damlarken gösterilirse bu bize bir korku filminin modernleşmenin karşıtı olarak bilinmekte ve bu bilgiden göstergesi olduğunu çağrıştırır. Bu yüzden göstergenin dolayı geçmişe ait, kalıntı olarak görülmektedir. gerçek olarak anlamlandırılması onun içinde bulunduğu Kültür ve Bilgi İlişkisi gerçeklik bağlamıyla yakından ilintilidir.
Kültür ve bilgi ilişkisini incelerken öncelikle bilginin Çağdaş göstergebiliminin kurucusu olan Roland Barthes niteliği ve tanımı üzerine yoğunlaşmak, farklı kuramsal (1915-1980) göstergenin anlamlandırılmasının iki düzeyde bakış açılarına göre bilginin ne olduğunu incelemek gerçekleştiğini ortaya koymuştur. İlki her metnin herkesçe gerekmektedir. Bilgi üzerine en eski felsefi tartışmayı üzerinde uzlaşabileceği bir düz anlam içermesidir. İkincisi yapan sofistlere göre bilgi, insanın aklı ve gündelik ise, her özneye göre değişen yan anlamlara sahip pratikleri sayesinde oluşan bir olgudur. Ancak, bu anlayış, olmasıdır. Barthes, toplumsal iletişim içinde yan Platon’un bilgiyi doğada var olan insan aklının keşfettiği anlamların toplumsal kodlara sahip olan mit ya da mitoslar veya hatırladığı bir olgu olarak tanımlamasıyla yerini aracılığıyla oluştuğunu saptamıştır. İnsan ya da doğa özsel, mutlak ve evrensel bilgi kuramına terk etmiştir. olaylarını açıklamak için anlatılan efsanevi ve olağanüstü kurgulara sahip anlatılar olarak adlandırabileceğimiz Günümüzdeki düşünsel anlayışın temelini oluşturan mitlere gönderme yapan göstergeler, toplumsal aydınlanma felsefesi de bilgiyi bu tür bir bilgi anlayışı gerçekliğin kurulmasını ve anlam üretmesini sağlar. çerçevesinde tanımlamaktadır. Sosyoloji biliminin doğuşu Barthes’e göre günümüzde ilkel mitoslar yerini popüler ile birlikte bilginin toplumsallığına ağırlık veren çeşitli kültür, medya söylemi, reklamlar, gündelik yaşam yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Özellikle Alman Tarihçi nesneleri üzerinden üretilen çağdaş mitoslara bırakmıştır. Okulu, insanın tarihinden ve kültüründen ayrı değerlendirilemeyeceğini savunurken bilginin üretiminde Sanat ve Toplum sadece doğa bilimlerinin değil aynı zamanda tin Sanat eserleri üretildikleri çağın ve içinde bulundukları bilimlerinin de öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Alman toplumun özelliklerini yansıtırlar. Sanat eseri içinde Tarihçi Okulu insan ve topluma dair olguların bulunduğu toplumun her bir bireyi için farklı anlamlara açıklanmasının soyut kavramlarla yapılamayacağını, gelebildiği gibi toplumun tümünde benzer anlama tarihsel ve kültürel bağlamda değerlendirerek bütünlük gelebilecek bir durumu da içinde barındırabilir. Böyle bir içinde anlaşılacağını savunan, Almanya’da 19.yy içinde kolektif anlamda dahi, her birey o sanat eserinde kendi gelişen felsefe ve tarih yaklaşımını açıklamak için deneyimi, kültür birikimi ve tarihsel bağlamıyla paralel kullanılan bir terimdir. olarak özel anlamlar çıkartabilir. Özetle sanat eserleri Günümüzde nesnel ve evrensel bilgi türünün en değerli çoğul anlamlara sahiptir denilebilir. bilme biçimi olduğu kabul edilse de çağdaş felsefe ve Pierre Bourdieu’ya göre (1930-2002) sanat eserlerinin sosyal bilimlerdeki çağdaş yaklaşımlar bilginin tek, anlamlanması kültür sermayesi ile ilişkilidir. Edinim ve evrensel ve mutlak olmadığını göstermektedir. Bu beceriler toplamı olarak adlandırılan kültür sermayesi, yaklaşımlar bilginin farklı türleri olduğunu, farklı tarihsel sürekli yapılanan alanlardan oluşan toplum üzerindeki coğrafi ve kültürel koşullarda oluşan bilgi türlerinin hükmetme stratejilerini belirleyerek yön verir. Bu nedenle değerlilik sıralamasına tabi tutulamayacağını farklı bireyin alanlar içinde belirlenen hükmetme stratejileri kültürlerin kıyaslanamayacağını savunurlar. Bilgi bireyin daima kültür üzerinden gerçekleşmektedir. Dolayısıyla kendi dünyasındaki yaşama biçiminden toplumsal yaşama kültür bir bireyin, diğer bireyler üzerinde tahakküm yapacağı katkıya kadar uzanan geniş bir yelpazede kurmasına imkan vermektedir. Bütün bu olgular kültürün kurucu unsurları arasındadır. çerçevesinde sanat Bourdieu’nun belirttiği üzere Simgelerin Kaynağı Olarak Kültür hükmetme stratejileri içerisinde merkezi bir rol oynamakta Kültürün var olmasını sağlayan en önemli yapıtaşlarından ve iktidar olgusuyla yakın bir ilişki halinde görülmektedir.
birisi iletişimdir. İnsanoğlunun iletişimini sağlayan şeyler Küreselleşme ve Kültür insanın doğayı dönüştürerek ürettiği nesneler ve simgeler Ekonomik temelli bir olgu olan küreselleşme; kültürel, aracılığıyla olmaktadır. Bu göstergelerin dolaşımıyla toplumsal ve siyasi yönleri de olan bir kavramdır. ortaya çıkan iletişim bir kod alış-verişi olarak Küreselleşme kavramı, sanayi kapitalizminden sanayi adlandırılabilir. Göstergeler kendilerinden başka bir şeye sonrası kapitalizme geçiş döneminde, fordist üretim gönderme yapan eylem, nesne, kavram ve yapılar olarak biçiminin 1973 petrol krizi ile yerini daha akışkan neo- tanımlanabilir. liberal ekonomik politikalara bırakması ile ortaya çıkan durumu anlatmak için kullanılmaya başlanmıştır.
20. Yüzyılın ilk yarısında Frankfurt Okulu düşünürlerinden Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno tarafından ortaya atılan kültür endüstrisi kavramı kültür ürünlerinin endüstrileşmesi ve metalaşması ile birlikte küresel anlamda ortak bir kültür yaratan bütünleşik bir sistemdir. Bu ortak kültür kendisine pazar arayan sermayenin ortak bir beğeni yaratarak pazarı genişletme arzusunu içerir.
Mcdonaldslaştırma
George Ritzer’in Mcdonaldslaştırma adını verdiği olgu, dünyanın hemen her yerinde var olan restoran zincirinin, yeme-içme beğenileri dışında da tüm kültürel pratikleri de standartlaştırması anlamına gelir.
Ulaşım ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelere paralel olarak geçmişle kıyaslandığında farklı toplumlarda yaşayan farklı kültürlere ait bireylerin etkileşimi giderek artmakta, insanlar birbirleriyle daha kolay iletişim kurabilmektedir. Özellikle internet kullanımının yaygınlaşması, bireylerin yeni insanlarla tanışmasına ve dünyayı kendisi gibi algılayan bireylerin var olduğunu anlamasına olanak sağlamıştır. Bunun sonucu olarak, küreselleşmenin, bireyin kendisine yeni toplumsallaşma alanları kurmasına imkan veren bir olgu olduğu söylenebilir.