AÖF Soru Bankası
SAG304U · Ünite 1

Tıbbi Ürün ve Cihazlarda Risk Yönetimi

Genel Tıbbi Ürün ve Tıbbi Cihaz Bilgisi dersi, ünite 1 özeti

SAĞ304U-GENEL TIBBİ ÜRÜN VE TIBBİ CİHAZ BİLGİSİ

Ünite 1: Tıbbi Ürün ve Cihazlarda Risk Yönetimi

Tıbbi Ürünlerle İlişkili Riskler ve Önlemleri

Tıbbi ürünlerin klinikte kullanımlarının onay alabilmesi için etkin, güvenilir ve kaliteli olmaları gerekmektedir. Bu nedenle tıbbi ürün geliştirme sürecinin farmasötik gelişim, preklinik (farmako-toksikolojik) ve klinik çalışma basamaklarında, ürünün kalite, güvenlik ve etkinlik testleri gerçekleştirilmektedir. Daha sonra ruhsatlandırılan ürün tıbbi ürün pazar onayı alarak klinikte kullanıma geçebilmektedir. Hasta güvenliğinin korunması amacıyla, kullanımda olan tıbbi ürünlerle ilgili risklere yönelik T.C. Sağlık Bakanlığınca tedbirler alınmaktadır.

Tıbbi Ürünlere Ait Riskler

Bir tıbbi üründen istenilen etkilerin görülebilmesi için, üretildiği zamandaki özelliklerini kullanımda olduğu sürece koruması gerekmektedir. Tıbbi ürünlerin tasarımında, geliştirilmesinde ve kullanımda olduğu süreçlerde göz önünde bulundurulması gereken en önemli konulardan biri etkin maddenin ve ürünün stabilitesidir. Stabilite (kararlılık) tıbbi ürünün en önemli kalite göstergelerindendir. Bir ilacın stabil olması, üretim, dağıtım, depolama, hastane ve eczanede saklama ve kullanım süresince üretildiği tarihteki özelliklerinin önceden belirlenmiş ve onaylanmış sınırlar içinde olmasıdır. Tıbbi ürünler için beş tür stabilite söz konusudur ve ürünün raf ömrü boyunca tümünün de korunması gerekmektedir. Bunlar; kimyasal, fiziksel, mikrobiyolojik, terapötik ve toksikolojik stabilitedir. Tıbbi ürünlerin son kullanma tarihine ve hasta kullanımına ulaştığı ana kadar etkin ve güvenilir olması gerekmektedir. Bu nedenle stabilite bir ilaç molekülünden beklenilen farmakolojik etkinin elde edilmesi için bir ön şarttır.

Yüksek sıcaklık, ışık (UV/VIS) ve rutubet gibi dış ortam şartları ile karşılaşma ihtimali bir tıbbi ürünün stabilitesini belirlemektedir. Bu nedenle tıbbi ürünlerin stabilite testleri resmî kılavuzlarda belirlenmiş ortam şartlarında gerçekleştirilmektedir. Stabilite incelemeleri açısından Uluslararası iklim kuşakları kitabın 1. ünitesinde Tablo 1.1’de verilmiştir. Yine kitapta ünite içinde Tablo 1.2 de bu iklim kuşakları için stabilite çalışmalarında uygulanması istenilen ICH (Uluslararası Uyum Konseyi) kılavuzlarındaki saklama koşulları verilmiştir. Sıcaklık ve nem bir etkin madde veya tıbbi ürünün stabilitesini değerlendirmek için gereklidir. ICH kurallarına göre gerçekleştirilen stabilite testlerinin sonuçları resmî otorite tarafından uygun bulunduğunda, ürüne genellikle 2 yıl olmak üzere raf ömrü onaylanabilmektedir. Stabilite testleri ile saklama koşulu ve süresi belirlenmiş ürünlerin dağıtım süreçlerinde de uygun koşullarda dolaşmasına dikkat edilmelidir. Özellikle buzdolabında ve derin dondurucuda saklanacak olan ürünlerin dolaşımında İyi Dağıtım Uygulamaları gereğince, uygun fiziki koşulların sağlanması gerekmektedir. Soğuk zincire tabi ürünlerin nakli sırasında bu ürünlerin belirtilen sıcaklık dereceleri arasında saklanmalarını sağlamak için gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır. Tıbbi ürünün dozaj şekline göre farklılık göstermekle birlikte, önemli stabilite

problemlerinin başında; etkin maddenin bozunarak miktarında anlamlı kayıp olması, bozunma ürünlerinin belirlenen limitlerin dışına çıkması, fiziksel özelliklerde değişiklik (renk değişikliği, faz ayrışması, yeniden süspande edilememe, kekleşme vb.), pH değerlerinin belirlenen sınırların dışına çıkması, çözünme hızının değişmesi gelmektedir.

Bazı durumlarda bir tıbbi ürüne karşı zararlı ve amaçlanmayan advers reaksiyonlar görülebilmektedir. Advers reaksiyonlar üç farklı durumdan kaynaklanmaktadır. Bunlar; ilacın ruhsat şartları içerisinde kullanılması; ruhsat şartları dışında kullanım(doz aşımı, endikasyon dışı kullanım, kötüye kullanım, suistimal ve ilaç kullanım hataları); mesleki maruziyettir. Özellikle tıbbi olarak önemli durumlara sebebiyet veren reaksiyonlar ciddi advers reaksiyonlar olarak değerlendirilmektedir. Advers ilaç reaksiyonları Tip A, B, C, D, E, F, G olarak sınıflandırılır. İlaçların güvenliliğinin garantisi ruhsat sahiplerinin sorumluluğundadır. Bu kapsamda, ilaçlarının güvenliğini sürekli olarak izlemekten, ilacın yarar/risk dengesini etkileyebilecek herhangi bir değişiklik konusunda T.C. Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunu (TİTCK) bilgilendirmekten sorumludurlar.

Sahte ilaçlar tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere global bir sorundur. Etkisizlik, eksik tedavi, beklenmeyen yan etki, zehirlenme ve ölüm gibi durumlara neden olan bu ürünlerin kullanımı halk sağlığı açısından son derece tehlikelidir. Sahte ilaçlar; dış ambalaj orijinal, içerik sahte ya da dış ambalaj sahte, iç ambalaj orijinal şekilde ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde piyasada bulunan ruhsatlı/izinli ilaçların üzerinde mutlaka Türkçe etiket bilgisi bulunmaktadır ve ülkemizde ilaçlar sadece eczanelerden satılmaktadır.

Toprak ve içme sularının ilaçlar ile kirlenmesi, çevre sorunları için endişe yaratmaktadır. Bu nedenle atık oluşumunun ve atıktan çevreye toksik ilaç maddelerinin sızıntı riskinin azaltılması önemlidir. Atık ve bertaraf sorunu etkin madde üretimi ile başlayıp tıbbi ürünün son bertarafı ile bitmektedir. Atık ilaçların ortaya çıkmasında iki ana yol bulunmaktadır. Bunlardan ilki insanların kendi kişisel bakımları ve evcil hayvanları için kullandıkları ilaçlardan oluşmaktadır. İkincisi de hastane ve diğer sağlık kurumlarında ve araştırma faaliyeti yapan kuruluşlarda oluşmaktadır. Ülkemizde tehlikeli atıkların kontrolü T.C. Çevre ve Orman Bakanlığının görevleri içerisindedir.

Tıbbi Ürün Risklerine Karşı Önlemler

Yukarıdaki özetlenen nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan, halk sağlığı ve çevre açısından arzu edilmeyen her türlü risklere karşı T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan denetim faaliyetleri bulunmaktadır. Bu faaliyetler içerisinde ilaç piyasa kontrolü, ilaç takip sistemi, farmakovijilans ve geri çekme gibi faaliyetler yer almakta olup, hepsi toplamda tıbbi ürün denetimine katkı sağlamaktadır. TİTCK Türkiye ilaç sektörü için denetleyici ve düzenleyici otoritedir. İlaçların piyasaya


arzı veya dağıtımı aşamasında veya ürünler piyasada iken, ilgili teknik düzenlemeye uygun ve güvenli olup olmadığının denetimini yapmaktadır. TİTCK tıbbi ürün piyasa kontrolünü İl Sağlık Müdürlükleri aracılığıyla yürütmektedir. Müdürlüklere doğrudan veya T.C Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden yapılan şikâyetler üzerine, piyasadaki ilgili ürünün aynı serisinden uygun miktarlarda numuneler tutanakla alınmakta ve Sağlık Bakanlığına bağlı Analiz ve Kontrol Laboratuvarlarında analiz edilerek ruhsatına esas özelliklere uygunluğu ve güvenliği değerlendirilmektedir.

T.C. Sağlık Bakanlığının 2010 yılının Ocak ayında kurmuş olduğu İlaç Takip Sistemi (İTS)ile piyasadaki yerli, ithal veya ihraç edilecek tüm ilaçlar kutu bazında bir takip numarası ile kayıt altına alınmakta ve daha ilk andan itibaren ilaçlar hastaya ulaşıncaya kadar, ilaca dair her türlü üretim, satış, sarfiyat, iade gibi işlemleri takip edilmektedir. İTS insan sağlığını ciddi oranda tehdit eden ilaç sahteciliğini önleyerek orijinal ve güvenilir ilaç tedarik edilmesini, ilaçların güvenlik amacıyla takip edilmesini sağlamaktadır. İlaçların izlenmesi ayrıca akılcı ilaç kullanımı açısından da önemli veriler sağlamaktadır. Ülkemizde “Barkod Numarası” olarak bilinen Küresel Ticari Ürün Numarası (GTIN) ise 13 rakamdan oluşan numaradır. Firma öneki ve ürün numarasından oluşur. Ülkemizdeki tıbbi ürün ambalajları üzerinde hem GTIN numarasını gösteren bir barkod hem de birim ambalaja özgü bir QR kod (karekod) bulunmaktadır. Çizgi ve rakamlardan oluşan barkod numarası ürüne ait numara olup, o ürünün tüm serilerinde aynıdır. Karekod ise ürünün tüm serilerinde değişmekle birlikte, serilerdeki her bir ambalaj için de ayrı tekil bir kod üretmektedir.

İlaçların güvenli bir şekilde kullanımlarının sağlanması amacıyla advers reaksiyonların ve yarar/risk dengelerinin sistematik bir şekilde izlenmesi, bu hususta bilgi toplanması, kayıt altına alınması, değerlendirilmesi, arşivlenmesi, taraflar arasında irtibat kurulması ve ilaçların yol açabileceği zararın en az düzeye indirilebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu nedenle ülkemizde farmakovijilans çalışmaları sistematik olarak yürütülmektedir. Farmakovijilans çalışmalarında şüpheli advers reaksiyonlarla ilgili veri toplanması, spontan bildirimler ve organize veri toplama programlarından gelen bilgilerle sağlanmaktadır. Bu bilgiler TİTCK bünyesinde kurulmuş olan Türkiye Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM)’nde toplanmaktadır. Kurum gerektiğinde ilaçtan kaynaklı riskleri azaltabilmek amacıyla sözleşmeli Farmakovijilans hizmet kuruluşları ile de müşterek çalışmalar yürütmektedir.

TİTCK kararı ile, tüketicinin sağlığı ve emniyeti açısından, hatalı olduğundan şüphe edilen, hatalı bulunan ya da kullanılmasında sakınca görülen tıbbi ürünler, ürünü üreten/ürettiren ve/veya piyasaya veren firma tarafından geri çekilmekte ve belirli dağıtım zincirlerinden toplanmaktadır. TİTCK piyasadan geri çekme ve

toplamada uyulacak kural, yetki ve sorumluluklar ile kontrol esaslarını belirlemek amacıyla Geri Çekme Yönetmeliği yayımlamıştır.

Tıbbi Cihazlarla İlişkili Riskler ve Önlemleri

Tıbbi cihaz sektörü şırıngadan, tomografi cihazına, biyoenformatik ya da mühendislik ürünü hücrelerden oluşan cihazlara kadar çok çeşitli ürün gruplarını ve teknolojileri içeren bir sektördür. Ürün grupları içerisinde tıbbi sarf şeklinde kullanılan cihazlar (gaz bezi, cerrahi iplik, kateterler, kan torbaları vb.), tanısal görüntüleme cihazları, oftalmolojik cihazlar, EKG, EEG, EMG gibi diğer elektronik cihazlar, hastane mobilyaları (dişçi koltukları, ameliyat masaları vb.), ortopedik cihazlar ve protezler, yardımcı portatif cihazlar, terapötik cihazlar vb. yer almaktadır. Tıbbi cihazlar invaziv olup ve olmama, vücuda temas bölge ve sürelerine, hazırlandıkları materyal bileşimlerine göre değişik derecelerde risk taşımaktadır. Tıbbi cihazlar konusunda yapılan değerlendirmelerde ön plana çıkan başlıklardan birisi bu cihazların neden olduğu advers etkilerin yüksekliğidir.

Tıbbi Cihazlara Ait Riskler

Tıbbi cihazların büyük bir bölümü cilt, mukozal membranlar, vücut dokuları, kan ve kemik ile temas etmektedir. Bu nedenle tıbbi cihazlar ile ilgili güvenlik problemlerinin ilk grubunu cihazlar ile vücut bölümlerinin biyolojik ve kimyasal etkileşimleri oluşturmaktadır. İkinci grup güvenlik problemlerinde ise mekaniksel ve yapısal arızalar yer almaktadır. Cihazlardaki biyouyumluluk problemlerinin hemen hemen tümü (pirojenite ve sterilizasyondan kaynaklananlar hariç) cihazda kullanılan materyallerden kaynaklanmaktadır. Bir cihaz hasta ile temas hâlinde olduğu süre boyunca hasta üzerinde advers etkiye neden olan zararlı bileşenler salmamalıdır. Biyouyumluluk değerlendirmesi bir cihazın genel güvenlik değerlendirmesinin bir parçasıdır. Biyouyumluluk testlerinde esas alınan başlıca standart ISO 10993 standardıdır. Bu standart ülkemizde de Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından TS EN ISO 10993 Tıbbi Cihazların Biyolojik Değerlendirmesi başlığıyla yayınlanmıştır.

Kan ile uyumluluk, cihazların güvenliği ile ilgili standartların en komplekslerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Özellikle uzun süreli kardiyovasküler implant cihazlar (stent gibi) için bağımsız olarak yapılır. ISO 10993 4. Bölüm (Kan ile etkileşim deneylerinin seçimi) bu değerlendirmeleri içermektedir.

Lokal doku toleransı veya irritasyon çalışmaları tıbbi cihazların doku temaslarının yakın bölgesindeki kısa süreli ve genellikle bölgesel tehlikeleri değerlendirmektedir. Topikal lokal (doku) tolerans etkileri neredeyse tamamen irritasyon ile sınırlıdır.

Tıbbi Cihaz Klinik Araştırmaları Yönetmeliği’ne göre gönüllü insanlar üzerinde klinik çalışma yapılabilmesi için, araştırmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda deney hayvanı üzerinde yapılmış


olması şarttır. Klinik çalışmalar önceden Sınıf III cihazlar (Yüksek risk grubuna dahil cihazlar-kalp stentleri gibi) dışındaki cihazlar için nadiren kullanılırken, şu an daha sık ihtiyaç duyulmaya ve kullanılmaya başlanmıştır. Cihaz (veya cihaz materyali) güvenliğini sağlamak için bazı özel klinik çalışmalar yapılmıştır. Bunların çoğu kontakt lensler, vasküler greft materyalleri ve tamponlar için cihaz türüne özel olarak gerçekleştirilmiştir.

Tıbbi cihazın mekanik tehlikeleri, hareketli parçalara, yüzeylere, köşelere ve kenarlara, dengesizliğe, titreşimlere, basınca ve parçaların amaçlanan amacı için genel yetersiz mekanik mukavemete bağlanabilir. Tıbbi ekipmanın türüne bağlı olarak (elde tutulan, taşınabilir, mobil, sabit), farklı mekanik mukavemet testleri uygulanabilir. Mekanik dayanım testlerinin örnekleri arasında itme testi, düşme testi, darbe testi ve kaba kullanım testi yer alır.

Tıbbi Cihaz Risklerine Karşı Önlemler

TİTCK Türkiye’deki sağlık sektörü için denetleyici ve düzenleyici otoritedir. TİTCK tarafından ilaçlardaki İTS’ye benzer bir sistem, tıbbi cihazlar için ürün takip sistemi (ÜTS) olarak geliştirilerek kullanıma sunulmuştur. ÜTS proje kazanımları arasında: güvenli ürüne erişim, etkin denetim, sağlık politikalarının belirlenmesi, kayıt dışı ekonomi ile mücadele yer almaktadır. Bakanlık tıbbi cihazların ÜTS kaydına ilişkin bir kılavuz yayınlayarak kayıt süreçlerinin uygulanmasına ilişkin usül ve esasları belirlemiştir. Tıbbi cihaz kayıt işlemleri; tanımlayıcı bilgiler, ithal/imal bilgileri, sınıflandırma bilgileri, ürün belgeleri, ürün görselleri, özellikler, ölçü bilgisi, saklama koşulu bilgisini içermektedir.

TİTCK tarafından yürütülen bir diğer faaliyette piyasa gözetim ve denetimidir (PGD). PGD yöntemi ile piyasada bulunan cihazlar tıbbi cihaz yönetmeliklerine, uluslararası ve ulusal standartlara uygunluk ve ürün güvenliği açılarından denetime tabi tutulurlar. PGD faaliyetleri neticesinde uygunsuz bulunan tıbbi cihazlar hakkında TİTCK yaptırım kararları alabilir. Bu yaptırımlar tıbbi cihazın piyasadan toplatılması, imhası, bazı düzeltmeler yapılması, para cezası vb. olabilir.

Tıbbi cihaz sektörü ürün çeşitliliği ve sayısının yüksek olması, hastalar için kritik ürün grupları içermesi nedeniyle yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle sektörde riskli durumlara ilişkin PGD faaliyetlerinde bulunmak amacıyla vijilans (uyarı sistemi) sistemleri oluşturulmaktadır. Piyasaya arz edilen tıbbi cihazlar için hem üreticilerin hem de yetkili otoritelerin farklı sorumlulukları vardır. Üreticiler piyasada bulunan tıbbi cihazları için “piyasaya arz sonrası klinik takip” sistemi kurmak ve işletmek zorundadırlar. Olumsuz olaya konu olan cihaz ile ilgili olarak derhâl inceleme başlatılmalı ve TİTCK durum hakkında bilgilendirilmelidir.

Ülkemiz Sağlıkta Kalite Standartlarına göre tıbbi atıklar üç gruba ayrılmıştır. Bunlar; enfeksiyöz tıbbi atık, patolojik atık, kesici-delici atıktır. Bulaşıcı hastalık

izolasyonu kapsamında, tıbbi atık oluşturan sağlık tesislerinin, bu atıkları çevre ve halk sağlığında minimum potansiyel tehlike oluşturacak şekilde bertaraf etmeleri için ahlaki ve yasal yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için hastanelerde şu uygulamalar gerçekleştirilmelidir; atık yönetimine yönelik düzenleme yapılmalı, atıklar kaynağında ayrıştırılmalı, atıkların toplanması ve taşınmasına yönelik kurallar belirlenmeli, atıklar ilgili kuruluşa teslim edilinceye kadar geçici depolama alanlarında depolanmalı, atık yönetimi konusunda sağlık çalışanlarına eğitim verilmelidir.

Bir Risk Örneği: Hastane Enfeksiyonu

Enfeksiyon kontrolü için hastanelerde dezenfeksiyon ve sterilizasyon işlemlerine azami dikkat edilmektedir. Bu işlemlerde kullanılan dezenfektanlar ve sterilizatörler tıbbi cihaz sınıfında yer almaktadır. Hastane enfeksiyonları, tedavinin hastanede başlatıldığı andan itibaren sağlık hizmetleri kalitesinde kritik bir faktör olarak kabul edilmektedir. Hastane enfeksiyonlarından kaynaklı mortalitelerin en bilinen nedenlerinden birisi sepsistir. Hastane enfeksiyonlarına neden olan faktörler; mikroorganizmalar, hastalar ve hastane personeli, ortam ve tedavidir. Hastane enfeksiyon etkeni olan mikroorganizmalar; Escherichia coli, Enterokoklar, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Streptococcus pyogenes, Bacteroides fragilis, Koagülaz negatif stafilokoklar, Enterobacter, K. pneumoniae, Kandidalardır. Ülkemizde hastane enfeksiyonlarının kontrolü ve önlenmesi için, yönetmelik ve kalite standartları ile yaptırımlar belirlenmiştir. Yönetmelik gereği, hastanelerde enfeksiyon kontrol komitesi kurulmakta ve görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanmaktadır.

Dekontaminasyon, dezenfeksiyon ve sterilizasyon herhangi bir enfeksiyon kontrol programının temel bileşenleridir. Dekontaminasyon; dezenfeksiyon veya sterilizasyon öncesinde, fiziksel ve/veya kimyasal yöntemlerle bir yüzey veya malzemeden organik madde ve patojenleri uzaklaştırarak, güvenli hâle getirme işlemidir. Dezenfeksiyon; cansız maddeler veya yüzeyler üzerinde bulunan mikroorganizmaların (bakteri sporları hariç) yok edilmesi veya üremelerinin durdurulması işlemidir. Sterilizasyon; sporlar dahil olmak üzere hiçbir canlı mikroorganizmanın ortamda bulunmadığını tanımlar. Sterilizasyon işlemi, sıcaklık uygulayarak, kimyasal madde yardımıyla, ürünü süzerek, ışın (UV veya radyasyon) vererek yapılabilir. Tıbbi cihazların dezenfeksiyonunda kullanılan bazı bileşikler; gluteraldehit, hidrojen peroksit, perasetik asit, perasetik asit ve hidrojen peroksit karışımı, klor ve klor bileşikleridir. Dezenfeksiyon ve sterilizasyon işlemleri uygun şekilde yapıldığında, invaziv ve invaziv olmayan tıbbi cihazların kullanım güvenliğini sağlayabilir. Bunun için mevcut dezenfeksiyon ve sterilizasyon yönergelerine mutlaka uyulması gerekmektedir. T.C. Sağlık Bakanlığınca Haziran 2020’de hastaneler için yayımlanan Sağlıkta Kalite Standartlarının 6. sürümüne göre; temizlik,


dezenfeksiyon ve sterilizasyon hizmetleri kapsamında belirli uygulamalar yer almaktadır. Hastanelerin hemen hemen bütün bölümlerinde kullanılan malzemeler Merkezî Sterilizasyon Ünitesi (MSÜ)’inde steril edildiğinden hastanedeki enfeksiyon dağılımı bakımından oldukça hassas bir bölümü oluşturmaktadır. Hastane için steril malzemelerin en büyük kullanım alanları ameliyathanelerdir. MSÜ temizleme, dekontaminasyon, kurutma, bakım ve onarım, paketleme, sterilizasyon, depolama ve dağıtım işlemlerinin yapıldığı steril malzeme üreten bir alandır. MSÜ alanları kirli, temiz, steril ve destek alanlar olmak üzere şekillendirilmelidir.

Her tıbbi cihaz için uygun sterilizasyon/dezenfeksiyon yönteminin belirlenmesi amacıyla hasta bakım araç gereçlerinin sınıflandırılması gerekmektedir. Kullanımı en yaygın sınıflandırma Spaulding tarafından önerilmiştir. Bu sınıflandırmada enfeksiyon oluşturma riskine göre cihazlar üç kategoride, kritik, yarı kritik ve kritik olmayan tıbbi cihazlar olarak sınıflandırılmıştır.

Etkin sterilizasyon işleminin yapıldığının kanıtı olarak fiziksel, kimyasal ve biyolojik testlerin kullanılması ve dokümante edilmesi gerekmektedir. Sterilizasyon sisteminin ve işlemlerinin önceden belirlenmiş şartları sürekli sağladığının kanıtlanmasına validasyon adı verilir. Sterilizasyon uygulamalarında kullanılan cihazların validasyon çalışmaları farklı aşamalarda yer almaktadır. Bunlar; kurulum değerlendirilmesi, işletim değerlendirilmesi, performans değerlendirilmesidir.

Basınçlı Buhar Sterilizasyonu, Otoklav ile gerçekleştirilir. Otoklav kabaca içinde sterilize edilecek malzemenin konulduğu raflar, üzerinde termometre ve manometre bulunan, basınca dayanıklı kazandır. Vakumlu otoklavlarda 121 ºC’de 15 dakikada, 134 ºC’de 3-3.5 dakikada doygun su buharı ile sterilizasyon yapılabilmektedir. Otoklavların en az 6-7 atmosfer basınca dayanıklı olmaları gerekir. Ayrıca otoklav üzerinde basıncı kontrol altında tutabilmek için emniyet valfı ve otoklavın içindeki buharın boşaltılması için bir vana bulunmalıdır. Normal bir otoklav sterilizasyonu dört aşamada yapılır: otoklav içindeki havanın boşaltılma fazı, otoklav için sıcaklık ve basıncın gerekli dereceye çıkarılması fazı, sterilizasyon fazı (Dwell Faz), soğutma fazı. Birçok çalışma, sterilizasyon süreci sırasında bütün koşullar kontrol altında tutulmadığı ve sterilizatör (otoklav) valide edilmediğinde sterilizasyonun gerçekleşmediğini göstermiştir. Bu riski ortadan kaldırmak için belirli aralıklarla otoklavın valide edilmesi gerekmektedir. Validasyon için yararlanılan yöntemler aynı zamanda otoklavın rutin kontrolünde de kullanılmaktadır. Basınçlı buhar sterilizasyonu yönteminin kontrolünde biyolojik indikatör (Bacillus stearothermophilus) otoklavın farklı noktalarına yerleştirilmektedir. Sterilizasyon sonucu biyolojik indikatördeki değişim daha önceden belirtilen yöntemlerle kontrol edilip sterilizasyonun etkinliği tayin edilir.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç