AÖF Soru Bankası
MLY408U · Ünite 8

Yargı Kararlarına Karşı Başvuru Yolları III

Vergi Yargılaması Hukuku dersi, ünite 8 özeti

MLY408U-VERGİ YARGILAMASI HUKUKU

Ünite 8: Yargı Kararlarına Karşı Başvuru Yolları III

Giriş

Bu Ünitede, olağan kanun yolu denetimine tabi olmayan kesin kararlar ile olağan kanun yolu denetimden geçmeden ya da bu denetimden geçerek kesinleşmiş bulunan kararlara karşı başvurulan olağanüstü kanun yolları ele alınmaktadır. Kesin ya da her türlü kesinleşmiş olan nihai kararlara karşı başvurulan olağanüstü kanun yolu, yargılamanın (muhakemenin) yenilenmesidir. Olağan kanun yolu denetiminden geçmeden kesinleşmiş olan kararlara karşı başvurulan olağanüstü kanun yolu ise kanun yararına temyizdir.

Bu Ünitede, kanun yolu denetimi olmamakta birlikte, karar veren mahkemeye başvurularak anlaşılır ve uygulanabilir hâle gelmesi için kararın (hükmün) açıklanması ve kararda yer maddi yanlışlıkların düzeltilmesi konularına da yer verilmektedir. Ayrıca, daha çok yargılama sürecinde bazı hakların ihlal edildiği iddiasının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini sağlayan Bireysel Başvuru da bu ünitede incelenen konular arasında yer almaktadır.

Olağanüstü Kanun Yolları

Mahkeme kararlarının olağan kanun yollarına başvurulmadan veya olağan kanun yollarına başvurulması sonucunda kesinleşmesinden sonra başvurulan kanun yollarına olağanüstü kanun yolları denilmektedir. Başka bir deyişle olağanüstü kanun yolları, mahkemelerin şeklî ve maddî anlamda kesin hüküm hâline gelmiş olan kararlarına karşı başvurulan kanun yollarıdır. Kararların kesin ya da kesinleşmiş olmasının olağanüstü kanun yollarına başvurmak bakımından önemi yoktur. Mahkemenin kendi kararının değiştirilmesini sağlayabilen olağanüstü kanun yolu, yargılamanın yenilenmesidir. Kararın sonuçlarını değiştirmeyen fakat hukuka aykırı kararların-içtihadın yaygınlaşmasını önlemek amacıyla kabul edilen bir başka yol daha vardır; o da kanun yararına temyizdir. Kanun yararına temyiz de kesin ya da kesinleşmiş kararlar hakkında başvurulabilen bir kanun yolu olduğu için olağanüstü kanun yolu olarak nitelendirilmektedir.

Yargılamanın Yenilenmesi

Yargılamanın yenilenmesi, bir mahkemece verilen ve kesinlik arz eden bir kararın belli bazı sebepler dolayısıyla aynı mahkemece kaldırılmasını ve/ya da değiştirilmesini sağlamaya yarayan bir olağanüstü kanun yoludur.

Yargılamanın Yenilenmesi İçin Gerekli Şartlar

Yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurabilmek için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulamaz. Bu şartlar,

• Kararın nihaî ve kesin hüküm niteliğinde olması, • Yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden birisinin bulunması, • Süresi içinde başvuruda bulunulmasıdır. Bu üç şartın gerçekleşmesi hâlinde kesin hüküm niteliği kazanmış olan bir yargı kararının, kararı vermiş

olan mahkeme tarafından yeniden incelenmesi mümkündür.

Kararın nihaî ve kesin hüküm niteliğinde olması- Mahkemece verilmiş nihaî bir karar olmalı ve bu karar da kesin hüküm niteliği kazanmış bulunmalıdır. Karar, taraflarca istinaf ya da temyiz edilmediği için kesinleşmiş veya istinaf ya da temyiz incelemesinden geçerek kesin hüküm hâline gelmiş olabilir. Temyiz talebinin süre aşımı gerekçesiyle reddedilmiş olmasının yargılamanın yenilenmesi talebinin kararı veren mahkemece incelenmesine engel oluşturması mümkün değildir ancak bir karara karşı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilmek için o karar aleyhine başvurulacak olağan kanun yolu kalmamış olması gerekir. Bu itibarla, karara karşı istinaf ya da temyiz yoluna başvurma imkânı varsa yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulamaz. Ayrıca kısmen kesinleşmiş, kısmen bozulmuş olan hükme ait yargılama devam ederken bir bütün olarak hükmün kesinleşen kısmı hakkında yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz. Danıştay’ın temyiz aşamasında işin esasına girmeden verdiği kararlara karşı da yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez. Danıştay’ın temyiz incelemesine tâbi uyuşmazlıklar hakkında verdiği onama veya bozma kararları ise esas karar olmadıklarından yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılmaları mümkün değildir.

Yargı organları tarafından işin esası hakkında verilen nihaî ve kesin kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilmektedir. Bu nitelikte olmadığı için yargılamanın yenilenmesi talebine konu olamayan kararlar şunlardır;

• Danıştay’ın temyiz incelemesi üzerine verdiği onama ya da bozma kararı hakkında yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz çünkü bu kararlar işin esası hakkında verilen kararlar olmayıp sadece istinaf merciinin kararının hukuka ve usûle uygunluğunu denetleyen kararlardır. • Ara kararları, yargılamaya son vermeyen aksine onu yürütmeye, ilerletmeye, derinleştirmeye yönelik kararlardır. Ara kararların ortak niteliği, mahkemenin davadan el çekmeyip aksine davaya devam etmesidir. Ara kararları, davayı esastan sonuçlandıran nihaî kararlar olmadığından yargılamanın yenilenmesine konu oluşturmamaktadır. • İlk inceleme üzerine verilen kararlar; • Yargı harçları ile posta giderlerinin hiç yatırılmaması ya da eksik yatırılması yüzünden davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar; • Görev ve yetki uyuşmazlıklarına ilişkin kararlar, uyuşmazlığı esastan sona erdiren karar niteliğinde olmadığından yargılamanın yenilenmesine konu oluşturmamaktadır. • Davayı sonuçlandıran taraf işlemlerinden feragat, kabul, sulh yolu, kesin hükmün tüm sonuçlarını


doğurmasına rağmen bunlar için de yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez. • Yürütmenin durdurulması kararı, idarî işlemin yürütülmesini dava sonuna kadar erteleyen yani idarî işlemin kanunîlik ve icraîlik niteliğini askıya alan yargı kararıdır. Bu itibarla, uyuşmazlığı sona erdirme niteliği bulunmadığından yürütmenin durdurulması kararı, yargılamanın yenilenmesine konu oluşturmamaktadır. Yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulup bulunulamayacağı konusu tartışmalıdır.

Yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden birisinin bulunması- Yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden birisinin bulunması gerekir. Bunlar İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 53’üncü maddesinde sayma yolu ile belirtilmektedir.

Süresi içinde başvuruda bulunulması- Yargılamanın yenilenmesi yoluna süresi içinde başvurulmuş olmalıdır (İYUK.m.53/3).

Yargılamanın Yenilenmesi Sebepleri ve Süresi

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda sayma yolu ile belirtilmektedir (İYUK.m.53). Buna göre,

• Karardan sonra yeni bir belgenin ele geçmiş olması; • Karara esas alınan belgenin sahteliğinin anlaşılması; • Karara esas alınan bir ilâmın kesinleşen bir mahkeme kararı ile kalkması; • Bilirkişinin kasıtlı olarak gerçeğe aykırı rapor vermesi; • Lehine karar verilen kişinin hile kullanmış olması; • Yetkisiz kimselerin huzurunda davanın görülmesi; • Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermesi; • Çelişik kararların varlığı; • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlâl edilmesidir.

Yargılamanın Yenilenmesi Talebinde Bulunabilecekler

Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunma hakkı, asıl davanın taraflarına aittir. Davanın taraflarından olmayan bir kimse, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunamaz. Davaya katılan, katıldığı tarafla birlikte yargılamanın yenilenmesini talep edebilir. Davanın taraflarından sadece hukukî bir menfaati olan taraf, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilir. Nitekim lehine karar verilmiş olan taraf, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunamaz. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunan taraf, yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde karşı tarafı da belirtmek durumundadır. Yargılamanın yenilenmesine konu olan karar lehine olan taraf, karşı taraf olarak gösterilir.

Kanun Yararına Temyiz

İstinaf ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen kararlara karşı Danıştay Başsavcısının başvurabileceği özel kanun yoluna kanun yararına temyiz denilmektedir.

Başvurma Şartları

Kanun yararına temyiz yoluna başvurulabilmesi için iki şart vardır; bunlardan birincisi, kanun yararına temyiz yoluna başvurulacak kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş olmasıdır. Kararlar, istinaf veya temyiz kabiliyeti olmadığı veya istinaf veya temyiz kabiliyeti bulunduğu hâlde taraflarca istinaf veya temyiz yoluna başvurulmadığı için ya da istinaf veya temyiz yoluna başvurulduğu hâlde istinaf veya temyiz dilekçesinin reddi yüzünden istinaf veya temyiz incelemesinden geçmemiş olabilirler.

Kanun yararına temyiz yoluna başvurma şartlarından ikincisi, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş kararın niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bulunmasıdır. Bu itibarla kesinleşmiş bir vergi mahkemesi, bölge idare mahkemesi kararının kanun yararına temyize konu olabilmesi için hukuka aykırı bir sonuç doğurması gerekmektedir. Usûl açısından yapılan sakatlıklar, sonucu etkiler nitelikte değilse kararın kanun yararına bozulmasını gerektirmez

Süre

Kanun yararına temyiz yoluna başvuru için herhangi bir süre belirlenmemiştir.

Bozma Kararının Sonuçları

Danıştay Başsavcısı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulması sonucunda Danıştay’ca temyiz talebi yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulmaktadır. Kanun yararına bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukukî sonuçlarını kaldırmamaktadır (İYUK.m.51/2). Kanun yararına bozma kararı üzerine kararı veren ilk derece mahkemesi olarak Danıştay dava dairesi ile vergi mahkemesi ya da bölge idare mahkemesi tarafından davaya yeniden bakılmamaktadır ve bu mahkemelerin bozma kararından sonra kendi kararlarında ısrar etmeleri mümkün değildir. Kanun yararına temyiz yolu, benzeri davalarda mahkemelerin aynı hukukî yanlışlığı tekrarlamalarını yani hukuka aykırı içtihat yerleşmesini önlemek ve hukuk uygulamasında birlik sağlamak amacına hizmet etmektedir. Bozma kararı kesinleşen davanın taraflarının hukukî durumlarını etkilememekle beraber, kararın bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmî Gazete’de yayımlanır (İYUK.m.51/3).

Yargı Kararlarına Karşı Diğer Başvuru Yolları

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (özel) itiraz, istinaf, temyiz, kanun yararına temyiz ve yargılamanın yenilenmesi olarak düzenlenen kanun yollarının yanında, kararlara karşı başka başvuru yolları da yer almaktadır. Bunlar, hükmün açıklanması (İYUK.m.29) ve yanlışlıkların düzeltilmesidir (İYUK.m.30). Bu yollarla;


kararın anlaşılmasında, yerine getirilmesinde kolaylık sağlamak ve maddî hataları düzeltmek amaçlanmaktadır. Tarafların, açıklanması veya düzeltilmesi için başvurdukları kararlar üst mahkemelerde değil kararı veren yargı organlarında incelenir. Bu yollarla tarafların lehine veya aleyhine yeni bir hüküm tesis edilemez; mevcut karar değiştirilemez, başkalaştırılamaz veya mevcut kararın kapsamı genişletilemez ya da daraltılamaz.

Hükmün Açıklanması

Hükmün açıklanması, teknik anlamda bir kanun yolu değildir. Kanun yolu, bir yargı kararının adaletin gerçekleşmesi yolunda daha üst bir mahkemede kontrol ettirilebilmesi için uyuşmazlığın taraflarına tanınmış olan usûlî bir imkândır. Hükmün açıklanması yolunda yargı kararının kontrolü veya değiştirilmesi söz konusu olamaz. Kaldı ki açıklama istenilen merci, kararı vermiş olan mahkemedir; kanun yolundaki gibi üst mahkeme değildir. Bir kararın açıklanması için yapılan başvurunun kararın kesinleşmesi konusunda herhangi bir etkisi yoktur. Hâkim, açıklama yolu ile asıl hükmünü değiştiremez veya yeni bir hüküm tesis edemez. Hükmün açıklanmasının ilişkin bulunduğu yargı kararları üzerinde değiştirici, yenileyici veya başkalaştırıcı etkisi bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Bireysel başvuru; kişilerin Anayasa’da güvence altına alınmış olan temel hak ve hürriyetlerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu Protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlâl edildiği iddiası ile Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurudur.

2010 yılında gerçekleştirilen değişiklik ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148’inci maddesine şu hükümler eklenmek suretiyle temel hakların korunması amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı getirilmiştir.

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi ile birlikte vergi ödevlisinin haklarının korunmasında ayrı bir denetim imkânının varlığı konusunda önemli bir adım atıldığının kabul edilmesi mümkün ve gereklidir. Anayasa’nın bu hükmü gereğince bireysel başvuruya ilişkin kurallar, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu) ile düzenlenmiş ve yürürlük tarihi 23.09.2012 olarak belirlenmiştir (30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun, (RG. 03.04.2011 – 27894). Bu tarihten itibaren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru süreci öncesinde, millî-iç hukukta temel hak ve hürriyet ihlâllerine ilişkin iddiaların tartışılması ve bir karara bağlanması mümkün ve gereklidir. Anayasa’da yapılan bu değişikliğin dayanağı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yükünün azaltılması için bireysel başvuru yolunun iç hukukta da tanınması gerekliliğine değinen 2004/6 sayılı Tavsiye Kararı’dır

Millî-iç hukukta da tanınan, temel hak ve özgürlük ihlâllerine dayanan bireysel başvuruya ilişkin hükümler; Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun Dördüncü Bölümünde 45 ilâ 50’inci maddelerde yer almaktadır. Nitekim bu Kanunun 45’inci maddesinde bireysel başvuru hakkının kapsamı ve sınırları, 46’ncı maddesinde kimlerin bu yola başvurabileceği, 47’nci maddesinde bireysel başvuru usûlü, 48’inci maddesinde bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartları ile usulü, 49’uncu maddesinde esas hakkında incelemeye ilişkin kurallar, 50’nci maddesinde bireysel başvuru sonucunda verilecek kararlar ve 51’inci maddesinde hakkın kötüye kullanıldığının tespiti hâlinde başvurucuya disiplin para cezası verilebileceği hususlar düzenlenmektedir.

Başvuruya İlişkin Şartlar

Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 46’ncı maddesinde bireysel başvuruda bulunabilecekler açısından bazı sınırlamalar yer almaktadır. Buna göre,

• Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz (AnyMKK.m.46/2). Bu durumda, Türk vergi hukukuna göre vergi mükellefi olabilen kamu iktisadî kuruluşları ve iktisadî devlet teşekkülleri Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunamazlar. Ayrıca, vergi idaresi-vergi dairesi başkanlıklarının da bireysel başvuru ehliyeti bulunmamaktadır. • Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait hakların ihlâl edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmektedir (AnyMKK.m.46/2). Nitekim, tüzel kişilerin vergi borcu sebebiyle kanunî temsilcilerinin mülkiyet hakkının kısıtlanması hâlinde bireysel başvurunun tüzel kişi adına değil, kanunî temsilci adına yapılması gerekir. • Yabancılar da bireysel başvuruda bulunabilmektedir ancak yabancılar, sadece Türk vatandaşlarına tanınan hakları başvuru konusu yapamazlar (AnyMKK.m.46/3). • Bireysel başvurunun ancak ihlâle yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal sebebiyle güncel ve şahsî bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılması mümkündür (AnyMKK.m.46/1). Bu bağlamda, sadece vergi mükelleflerinin değil, vergi ödevlilerinin hepsinin, kendilerine uygulanan işlemlerden ve yapılan eylem ve ihmallerden doğrudan etkilenmeleri hâlinde bireysel başvuruda bulunabilmeleri kabul edilmektedir.


Başvuru Yollarının Tüketilmesi

İhlâle sebep olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için Kanunda belirtilen idarî ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir (AnyMKK.m.45/2). “İdarî ve yargısal başvuru yolları” ile esas olarak kastedilen olağan kanun yollarıdır. Türk Vergi Hukuku bakımından ise vergi yargısında çözümlenen vergi uyuşmazlıkları ve ceza yargısında çözümlenen vergi suçları için var olan kanun yolları farklıdır ancak Bireysel başvuru hakkını kullanabilmek için mutlak kanun yolu denetiminden geçme şartı bulunmaması gerekir çünkü kanun yolu denetimine tâbi olmayan ve verildiğinde kesin karar niteliği olan mahkeme kararları vardır.

Süre

Bireysel başvurunun ön şart olan başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu şartı getirilmemiş ihlâlin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti sebebiyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder (AnyMKK.m.47/5).

Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları

Kabul Edilebilirlik Kararı-Kabul Edilmezlik Kararı

Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 45 ilâ 47’nci maddelerinde belirtilen şartların yerine getirilmesi gerekir (AnyMKK.m.48/1). Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilmektedir (AnyMKK.m.48/2)

Pilot Karar

Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını tahmin etmeleri hâlinde pilot karar usûlünü uygulayabilmektedir. Bu usûlde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular, idarî merciler tarafından bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görüşülerek karara bağlanır (AnyMİçT.m.75/1).

İhlâl Kararı ve İhlâlin Giderilmesi

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlâl edildiğine ya da edilmediğine karar verilebilir. İhlâl kararı verilmesi hâlinde ihlâlin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir ancak yerindelik denetimi yapılamaz; idarî eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez (AnyMKK.m.50/1). Tespit edilen ihlâl bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa ihlâli

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukukî yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilmekte ya da genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilmektedir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararında açıkladığı ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir (AnyMKK.m.50/2).

Sözü edilen kanun hükmü uyarınca esas incelemesi sonunda, başvurucunun hakkının ihlâl edildiğine ya da edilmediğine karar verilip ihlâl kararı verilmesi hâlinde ihlâlin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi bu bağlamda sadece tazminat ile giderilebilecek ihlâllerde tazminata hükmedebilmekte veya genel mahkemelerde tazminat davası açılması yolunu önerebilmekte; makûl yargılanma süresinin aşılmasından kaynaklanan âdil yargılanma hakkı ihlâlinde yeniden yargılamaya gerek kalmaksızın sadece buna dayalı tazminata hükmedebilmektedir. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın esasına veya delil değerlendirmesine girmeyip sadece insan hak ve hürriyetleri açısından önüne gelen bireysel başvuruyu incelemektedir. Tazminata hükmedilebilmesi ancak ihlâlin yeniden yargılama yoluyla giderilmediği durumlarda gündeme gelebilecek bir yetkidir ancak yerindelik denetimi yapılamaz; idarî işlem ve eylem niteliğinde karar verilemez.

Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun 50’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin kararlarında, mahkeme kararından kaynaklanan ihlâl tespit etmesi hâlinde ihlâlin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından dosyayı ilgili mahkemeye göndermektedir. Buradaki “ilgili mahkeme”, başvuruya konu hak ihlâline sebebiyet verdiği iddia edilen nihaî kararı veren mahkemedir. Bu bağlamda istinaf merci, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve yerine kısmen ya da tamamen yeni bir karar vermiş ise nihaî kararı veren mahkeme olduğundan dosyanın da bu mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir

Düşme Kararı

Anayasa Mahkemesi bünyesinde yer alan Bölümler ya da Komisyonlar tarafından,

• Başvurucunun davadan açıkça feragat etmesi; • Başvurucunun davasını takipsiz bıraktığının anlaşılması; • İhlâlin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması; • Bölümler ya da Komisyonlar tarafından tespit edilen herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun sürdürülmesini haklı kılan bir sebep bulunmaması

yukarıdaki hâllerden birinin varlığına rağmen bireysel başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilmektedir (AnyMİçT.m.80/2).

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç