AÖF Soru Bankası
KMT106U · Ünite 8

Koruma ve Sürdürülebilir Turizm

Restorasyon ve Koruma İlkeleri dersi, ünite 8 özeti

KMT106U-RESTORASYON VE KORUMA İLKELERI

Ünite 8: Koruma ve Sürdürülebilir Turizm

Giriş

İktisat literatüründe “Kıtlık Kanunu” olarak ifade edilen yaklaşım, üretim için gerekli olan ve sonsuz ihtiyaçları karşılamak amacıyla kullanılan kaynakların sınırlı olmasını dikkate almaktadır. Özünde sınırsız ihtiyaçlara karşılık sınırlı kaynaklar denklemi iktisat bilimi ile tanımlanmış olsa da diğer tüm disiplinler tarafından da hem teoride hem de uygulamada karşılık bulan ve gerçek olan bir yaklaşımdır. Su, hava, kültürel miras, doğal çekicilikler, madenler, enerji gibi bazılarından tüketimi hızlı bir şekilde gerçekleşirken, geri dönüşüm, yenilenebilir enerji, tarımsal faaliyetler gibi bazıları için de tekrarlama ya da yinelenme sağlamaktadır. Turizmin gelişimine paralel olarak daha fazla girişimci bu alanda yatırım yapacağından, doğal ve kültürel çevre ve değerler zaman içinde aşırı derecede kullanılacak ve değiştirilecektir. Birileri bu kaynakları daha fazla tüketirse diğerlerine kalmayacak ve sürekliliği sağlanamayacaktır.

Sürdürülebilirlik ve Sürdürülebilir Kalkınma

Genel olarak bakıldığında sürdürülebilirlik belli bir düzeyde tutulabilen bir durumdur. Sürdürülebilirlik kavramı başlarda ormancılık, tarım ve balıkçılık gibi alanlardaki hasat seviyelerinin, ekosistemin yenilenme kapasitesi dâhilinde tutulduğu bir düzeyi tanımlamak için kullanıldı. Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde sürdürülebilirlik, gıda, balık ve diğer mal ve hizmetleri sağlayan ekosistemin sürdürülebilirliği anlamına gelir. Ancak bu tasarruf etmekle aynı değildir. Sürdürülebilirlik, insanın yaşamını devam ettirme hedeflerine rağmen ekosistemin korunmasını içermektedir. Aslında “sürdürülebilirlik” terimi ilk olarak birkaç yüz yıl önce Alman ormancı Hans Karl von Karlowitz tarafından 1712’de Sylvicultura Economica adlı eserinde tanıtıldı. Karlowitz çalışmasında sürdürülebilirlik kavramını , ormanların uzun vadede nasıl yönetilmesi gerektiğini tanımlamak için kullanmış olsa da kavram 1980’lere kadar yaygın bir şekilde kullanılmadı. Sylvicultura Economica adlı kitabında, planlı yeniden ağaçlandırma projeleriyle yeniden yetiştirilebilecek kadar odunun kesildiği sürdürülebilir ormancılığa yönelik bir yaklaşım önerdi. Sürdürülebilir kalkınma , daha doğrusu sürdürülebilir kalkınma kavramı, 1980’li yıllardan bu yana dünya çapında çeşitli disiplinler arasında akademik ve siyasi çevrelerde bu konuyla ilgili pek çok tartışmanın odak konusu olmaya devam etmektedir. Ayrıca, 1990’lara kadar literatürde üzerinde fikir birliğine varılmış tek bir tanım olmadığı için geniş veya dar, güçlü veya zayıf, önemini belirtmek için büyük harf ile başlayan veya sıradan bir konumlandırmayla küçük harf ile başlayan olmak üzere sürdürülebilirliğin farklı yönleriyle yorumlayan tanımlar bulunmaktaydı. Bu durum, kavramın anlaşılmasını zorlaştırmakta, ortak kararlar alınarak eyleme geçilmesini engellemekte ve kafa karışıklığına neden olmaktaydı. Ancak 1992 yılı sürdürülebilir kalkınma kavramının istikrar kazandığı yıl olarak tarihte yerini alacaktı. Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma çağını başlatan 1992 yılında Rio de Janeiro’da gerçekleştirilen Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı’na 178 hükümetin temsilcileri, çok sayıda devlet başkanı ve 1.000’in üzerinde sivil toplum kuruluşundan sivil toplum ve kampanya gruplarının temsilcileri katıldı. Birçoğu, sürdürülebilirliğin küresel siyasi gündemin en üst sıralarına çıkacağı ve dünya genelinde kalkınmanın kalıcı bir özelliği hâline geleceği Rio Konferansı’nın doğru zaman olduğuna inanıyordu. Son yıllarda sürdürülebilirlik sosyal, çevresel ve ekonomik boyutları birleştiren bir çatı kavram olarak ele alınmaktadır. Dolayısıyla sürdürülebilirliğin sosyal, ekonomik ve çevresel olmak üzere üç temel boyutu bulunmaktadır. Bu boyutlar, sürdürülebilirliğin sağlanması bakımından ekonomik adaletin, çevresel adaletin ve sosyal adaletin sağlanması bakımından önemlidir. Sorumlu kalkınmanın doğal, beşeri ve ekonomik sermayenin veya daha basit bir ifadeyle yeryüzünün, insanların ve ekonominin dikkate alınmasını gerektirdiğini göstermektedir.

Sürdürülebilir Turizm

Turizm, küreselleşmenin ve ekonomik büyümenin sosyal ve çevresel sonuçlarına odaklanmak durumunda kalmıştır. Son otuz yılda küresel boyutta ekonomik ve politik değişimler, turizmin artmasına neden olmuş, bu da turizm sektöründe önemli bir büyümeye yol açmıştır. Bu değişiklikler turizmi çok fazla etkileyerek evrimsel bir şekilde gelişmesine olanak sağladı. Turizm hareketleri, çevresel değişikliklere, özellikle de sürdürülebilir kalkınma fikrine bağlı olarak önemli ölçüde değişebilir. Bu, üst düzey toplantılar, politikalar, mevzuat, sektör uygulamaları ve turist davranışındaki değişiklikler yoluyla başarılabilir. Turizm, doğası gereği kullandığı kaynaklar itibarıyla hem yerel hem de küresel ölçekte sürdürülebilir olmak zorundadır. Mart 1990’da Kanada’da düzenlenen Globe ‘90 konferansında turizmin sürdürülebilir kalkınmasına yönelik bir strateji sunuldu. Sürdürülebilir turizm gelişimi için üç temel ilke önerildi: Turizmi, sürdürülebilir ekonomik kalkınma için tanınmış bir seçenek hâline getirmek; tanıma, analiz ve izleme için uygun bir turizm bilgi tabanına sahip olmak ve son olarak turizmi sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle uyumlu bir şekilde geliştirmek. Bu yaklaşım, kitle turizmi ve alternatif turizm ikilemini aşarak turizmi sürdürülebilir kalkınma felsefesi üzerinde uzlaştırmaktadır. Ancak aynı zamanda turizmi sürdürülebilir kalkınmanın belirsizlikleri ve çelişkileriyle karşı karşıya bırakmaktadır. Sürdürülebilir turizmin çok sayıda akademisyen tarafından geliştirilmiş farklı tanımları bulunmaktadır. Turizm bağlamında sürdürülebilir turizmin uygun tanımı ‘bir bölgede belirsiz bir süre boyunca varlığını sürdürebilecek formda’ olan turizmdir. Sürdürülebilir turizm, gelecek için fırsatları korurken ve geliştirirken mevcut turistlerin ve ev sahibi bölgelerin ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanmaktadır (WTO, 1993). Yerel topluluklara ve onların geleneklerine saygı göstererek, doğal kaynakların yenilenmesi ve üretkenliğine yönelik doğal kapasiteler dahilinde faaliyet gösterir. Sürdürülebilir turizm çevreye zarar vermeden yerel ekonomileri ayakta tutmalı ve mevcut sosyal yapıya müdahale etmemelidir. Diğer taraftan barınma kapasitesi, yerel nüfus ve çevre dikkate alınarak hızlı bir şekilde gelişmeli ve özellikle doymuş alanlarda çevreye saygılı olmalıdır. Coccossis (1996) ise sürdürülebilir turizm gelişimine dört yaklaşım önermektedir: endüstriyel, ekolojik, uzun vadeli uygulanabilirlik ve stratejik. Sürdürülebilir turizm arayışı, turizm ile çevre arasındaki bağlantıya duyulan ilgi ve “Ortak Geleceğimiz” ideolojisi tarafından yönlendirildi. Turizmin sürdürülebilir kalkınmasına ilişkin tartışma üç temele odaklanmaktadır: ekonomik, sosyokültürel ve çevresel sürdürülebilirlik (Şekil 8.3). Eleştirmenler, siyasi sürdürülebilirliği dördüncü boyut olarak entegre etmeye çalıştı ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Üç bileşen kavramı, sürdürülebilir kalkınma konusundaki çoğu araştırmaya ilham vermiş ve gerçek turizm sektöründeki çok sayıda stratejiyi ve politikayı etkilemiştir. Sürdürülebilir kalkınmanın temelleri sürdürülebilir turizmin gerekliliklerine dayanmaktadır ve turizm davranışında hem sorumluluğu hem de sürdürülebilirliği ortaya koyan yapının çatısı sorumlu turizm olarak adlandırılmalıdır. UNWTO, turizmi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunan önemli bir uluslararası endüstri olarak kabul etmektedir. 2017 yılında BM Genel Kurulu, beş ana konuya odaklanarak 2017 yılını Kalkınma için Sürdürülebilir Turizm Uluslararası Yılı ilan etmiştir: Kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyüme, Sosyal içerme, istihdam ve yoksulluğun azaltılması, Kaynak verimliliği, çevrenin korunması ve iklim değişikliği, Kültürel değerler, çeşitlilik ve miras, Karşılıklı anlayış, barış ve güvenlik.

Sürdürülebilir Turizm Stratejisi UNESCO Örneği: İpek Yolu Miras Yolu

Ünlü ticaret yolu olan İpek Yolu, Çin, Orta ve Batı Asya, Hint yarımadası ve Roma gibi eski imparatorlukları birbirine bağlayan ilk köprüydü. Ayrıca ağ içindeki birçok tarihî ve kültürel mekâna olan bağlantıları da yansıtıyordu. Tarihsel süreç içinde turizmin gelişmesi yoluyla, UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) tarafından belirlenen bu miras koridorları, günümüzde de kültürler arası alışverişe ve yerel toplulukların ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Uluslararası UNESCO, İpek Yolu Dünya Mirası Projesi kapsamında ilgili birçok paydaş ile birlikte, İpek Yolu alanları ve rotaları hakkında geniş çaplı bir çalışma yürüttü. Bu iş birliği 15 üye ülkeyi kapsamaktadır. İpek Yolu markası altında paylaşılan mirasın tanıtılması amacıyla, İpek Yolu koridorları üzerindeki destinasyonların uluslararası düzeyde ortak turizm girişimleri oluşturmak amacıyla bir araya gelmeleri için önemli fırsatlar bulunmaktadır. Sürdürülebilir destinasyon yönetimi yaklaşımıyla bölgeye zarar vermeden yeni yatırım fırsatları yaratmak, ziyaretçi dağılımını iyileştirmek, konaklama süresini ve kârlılığı artırmak mümkün görünmektedir. İpek Yolu koridorlarına yönelik turizmin geliştirilmesine yönelik işbirlikçi bir yaklaşım benimsenerek aşağıdakilerin yapılması planlanmıştır: Bölge genelinde destinasyon yönetimine sürdürülebilir yaklaşımlar uygulamak Ziyaretin bölge geneline yayılmasını sağlamak Kalış süresi ve verim arttırmak Yeni yatırım fırsatları ortaya çıkarmak Uluslararası ilişkiler güçlendirmek Kamu özel sektör ortaklıklarına yönelik yeni fırsatlar hayata geçirmek.

Turizmde Koruma ve Taşıma Kapasiteleri

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, dünya genelinde çok az kişinin tatil yerlerini ziyaret etme zamanı, parası veya fırsatı vardı. Savaşın ulaşım ve altyapı üzerindeki etkileri, insanların geniş çapta seyahat etmesine izin verecek hiçbir yolun olmadığı anlamına geliyordu. Savaş sonrası ilk yıllarda turist seyahatlerinin çoğu, mevcut tatil köyleri ve düşük ve orta gelirli kitlesel iç turizm için tasarlanmış tesislerle sınırlıydı. 1950’ler, özellikle Kuzey Amerika’da, modern haliyle turizmde gerçek bir patlamaya tanık oldu. Ancak çoğu yerde aşırı turizm hâlâ bir sorun değildi. Artan rekreasyonel kullanım ve buna bağlı olarak özellikle doğal alanlar üzerindeki etkilerle ilgili endişeler, turizmdeki hızlı büyümenin potansiyel sonuçlarına odaklanılmasını sağlamıştır. Turizmde taşıma kapasitesinin tahmin edilmesi, her bir turistik destinasyondaki kabul edilebilir ve kabul edilemez kullanım sınırlarının, çeşitli çevresel unsurların ve sübjektif kriterlerin tanımlanması nedeniyle karmaşıktır. Tablo 8.3’te turizm destinasyonlarının taşıma kapasitelerini etkileyecek faktörler paylaşılmaktadır. Taşıma kapasiteleri destinasyona özeldir ve tahmin edilmesi zordur. Bu da uygulanmasını ve belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte ilgili literatürde çevresel, kültürel-sosyal, psikolojik ve ekonomik olmak üzere çeşitli taşıma kapasitesi türleri bulunmaktadır. Kültürel ve sosyal taşıma kapasitesi: Turizmin yerel toplulukları ve onların yaşam tarzlarını ne ölçüde etkilediğidir. Toplumsal taşıma kapasitesi, yerel halkın tolerans düzeyini gösterir. Yerel halkın kabul etmeyeceği etkileri yapmayan, maksimum kullanım seviyesi şeklinde yorumlanabilir. Sosyal yapıyı bozmayacak, yerel halkın hoşgörü ile karşılayabileceği sınırdır. Herhangi bir bölgedeki turistik gelişmeler orada yaşayan toplumun sosyal ve kültürel yapısında da değişimlere yol açacaktır. Yerel halkın, o bölgedeki turistik gelişmeler nedeniyle ortaya çıkan toplumsal ve kültürel olumsuzluklara gösterdiği hoşgörünün üst sınırını ifade eden sosyal kültürel taşıma kapasitesi, belirli bir bölgede yaşayan halkın kabul edemeyeceği toplumsal ve kültürel değişimlere yol açmadan ağırlayabileceği turist sayısını belirlemeye çalışır. Psikolojik taşıma kapasitesi: Korunan alanlardaki temel niteliklerin turizmden ne ölçüde etkilendiğidir. Psikolojik taşıma kapasitesi turistlerin ziyaret ettikleri bölge ile ilgili memnuniyet derecesini gösterir. Turistlerin, bölgenin kalabalıklaştığını, doğal çevrenin bozulduğunu, yerel halkın kendilerine yönelik tutumunun olumsuzlaştığını algılayarak rahatsızlık duydukları noktada, psikolojik taşıma kapasitesinin aşıldığı varsayılır. Ekonomik taşıma kapasitesi: Bu kapasite turizmin olumlu ve olumsuz ekonomik etkileri arasında optimal bir dengeyi ifade eder. Başka bir ifadeyle, turistik bir bölgenin veya ülkenin ekonomisinde turizmin payı çok yüksekse, bu durum diğer sektörlerin ihmal edildiği anlamına gelir (Resim 8.6). Dolayısıyla, o bölge veya ülkenin büyüme stratejisinin sağlıklı olmadığını gösterir (Roney, 2011). Bölgenin turizme ekonomik olarak bağımlılık derecesinin üst sınırını tanımlamaktadır. Geliştirilmek istenilen yerel etkinliklerden kısılmadan turizmin turistik işlevleri karşılama yeteneği olarak da ifade edilen ekonomik taşıma kapasitesi, ülkesel, bölgesel ve yerel turizm etkinliklerinin turistik işlevleri yerine getirebilme yeteneği olarak da açıklanabilir.

Taşıma Kapasitesinin Ölçülmesine Yönelik Sorunlar

Turizmde taşıma kapasitelerinin ölçülmesine ilişkin karşılaşılan sorunlar aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır: Taşıma kapasitelerin ölçülmesi sürecinde karşılaşılan ilk sorun, aslında kavramın herkes için farklı anlamlar içermesinden kaynaklanmaktadır. Genel kabul görmüş bir tanımının olmaması ve ölçülerin destinasyonların tolerans düzeylerine odaklanılarak belirlenmesi bu sorunun kaynağını oluşturmaktadır. Bir diğer konu ise taşıma ölçüm standartlarının değişkenlik göstermesidir. Dolayısıyla taşıma kapasitelerinin belirlenmesi sürecindeki en büyük zorluklar arasında ölçüm standartlarının çeşitliliği ve dolayısıyla tüm destinasyonlar için geçerli olan tek bir ölçüm değerinin bulunması yer almaktadır. Çeşitli çevre ve turizm kapasite önlemlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik göstergelerinin oluşturulmasında yer alan kurum ve kuruluşların eşgüdüm sürecinde zorluk yaşanabilmektedir. Kapasitenin ne statik ne de sabit bir kavram olması, tam tersine dinamik ve değişkenlik gösteren bir yapıda olması bir diğer sorun olmaktadır. Çünkü taşıma kapasitesi, destinasyondaki turizmin değişim hızına bağlı bir kavramdır. Kavram neredeyse ölçülemez bir yapıdadır. Ölçüm sürecinde karşılaşın bu durum özellikle insanların tolerans düzeyinin belirlenmesi gibi niteliksel ölçümlerin zorluğundan kaynaklanmaktadır. Turizmin etkisinin kestirilmesi ve tahmin edilmesi güçtür. Ayrıca herhangi bir değerlendirme ya da ölçüm öncesinde, sırasında ve sonrasında tespitler, etkileri veya süreçleri değişkenlik gösterebilmektedir. Turizmin etkilerini ve süreçlerini değerlendirme şekli yönetimden yönetime değişkenlik gösterebilmektedir. Uzmanlar taşıma kapasitesi ölçümlerine yönelik farklı öneriler sunabilmekte ve dolayısıyla alınacak kararlar üzerinde anlaşmaya varılmayabilmektedir.

Turizmde Koruma Kapsamında Unesco Dünya Mirası

Kültürel miras, geçmişle gelecek arasında köprü kuran, kimlik sorununu çözebilen, tarih ve aidiyet bilinci yaratan, kuşaklar arası iletişimi sağlayan değerlerdir. Bu değerlerin yok olması ya da azalması, toplumdaki iletişimi ve dayanışmayı zayıflatmakta, giderek kimlik bunalımıyla da bir yere ait olamama duygusunu ortaya çıkarmaktadır. Kültürel mirasın korunması, ulusların kimlik sorunları tartışmalarının temelini oluştururken, söz konusu değerlerin insanlığın ortak mirası olduğu, başka bir ifade ile ulus ötesi niteliğe sahip olduğu ve bu çerçevede korunmaları gerektiği de unutulmamalıdır. 2023 yılı dikkate alındığında Dünya genelinde UNESCO Dünya Miras Listesi’nde 1199 kültürel ve doğal varlık bulunmakta olup bunların 933 tanesi kültürel, 227 tanesi doğal, 39 tanesi ise karma (kültürel/doğal) varlıktır. Bu rakamlar düzenli olarak gerçekleştirilen Dünya Miras Komitesi toplantılarına bağlı olarak artış göstermektedir. Türkiye’nin bu listede 19’u kültürel, 2’si karma olmak üzere 21 miras alanı bulunmaktadır. Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 21 adet varlığımızın alınması sağlanmıştır. 2001 yılında UNESCO jeoparklarla çalışmaya başlamış olup, 2004 yılında Küresel Jeopark Ağı (Global Geopark Network, GGN) Paris’te bir araya gelmiştir. 2015 yılında UNESCO 38. Genel Konferansı’nda jeoparkların statüsü değişerek, UNESCO tarafından uluslararası tescilinin mümkün olduğu bir UNESCO Programı olmasına karar verilmiştir. Uluslararası Yerbilimleri ve Jeoparklar Programı (IGGP) Tüzüğü kabul edilerek, UNESCO Küresel Jeoparkı kavramı oluşmuştur. UNESCO Küresel Jeopark Ağında 2023 yılı itibariyle 48 ülkeden 195 Jeopark bulunmaktadır. UNESCO Jeopark konsepti, küresel jeolojik mirasın tanımlanmasını ve temsil edilmesini amaçlamaktadır. Kilit noktalar arasında sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma ve kültürel miras yer almaktadır. Sürdürülebilir turizm ve ekoturizm, mirasın kullanımı ve korunmasını dengeleyen jeoparklar temasının ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’den UNESCO Jeoparkı listesinde sadece Manisa’da bulunan Kula-Salihli UNESCO Küresel Jeoparkı yer almaktadır. Turizmin korunan alanlar üzerindeki etkileri; yönetim hedeflerinin turizm etkileriyle bağdaştırılması, sürdürülebilir turizm için uyarlanabilir yönetim, kapasite geliştirme, turizm gelir yönetimi ve korunan alanlarda turizmin geleceği gibi konuları kapsamaktadır. Korunan alan turizminin etkilerine ilişkin uygulama örnekleri şu şekildedir: Koruma, ekonomik faydalar ve sosyal etkileri dengeleyen ulusal turizm politikalarını teşvik etmek Toplum işletmeleri ve özel sektörle ortaklıklar da dâhil olmak üzere toplum temelli turizm hizmetlerini desteklemek İş geliştirme ve yönetim eğitimini toplum temelli turizm hizmeti sunumuna dâhil etmek Toplumun ihtiyaçlarını karşılamak ve toplumsal hedeflere ulaşmak için korunan alanlardaki rekreasyon faaliyetlerini yeniden tasarlamak.

Ünite 8 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç