İŞL201U-İŞLETMELERDE SOSYAL SORUMLULUK VE ETİK
Ünite 2: İş Ahlakı ve Önemi
Giriş
Türkiye 1980’den sonraki gelişmelerle bir tarım toplumu olmaktan çıkıp, bir sanayi toplumu olmaya evirilmiştir. Bu düzene geçtikten sonra iş ahlakında dikkate değer bir erozyon yaşanmıştır. Batılı tüketim toplumunun kalıplarına ulaşmaya çalışan Türk toplumunda, üretim ve milli gelir düzeyi bu tüketimi karşılamaya yeterli olmayınca kişisel ve kurumsal düzeyde, gayri ahlaki birçok uygulamalar görülmüştür. Diğer taraftan dünya nüfusu giderek artmakta ve bu artışla beraber yeni istihdam ihtiyacı da giderek büyümektedir. Yeni iş imkânları oluşturulamazsa işsiz ve yoksul kesimler zenginlikten pay almak için sosyal ve siyasal şiddete başvuracak, medeniyeti tehdit edecektir. Bu da iş ahlakına uygun bir sistem içinde istihdam yaratma zorunluluğu anlamına gelmektedir.
Örgütsel ve Küresel Düzeyde İş Ahlakı Kültürüne Duyulan İhtiyaç
Günümüzde küreselleşmeden dolayı farklı kültürlerden gelen insanların çok uluslu şirketlerde çalışmasıyla bazı ahlaki sorunlar ortaya çıkmıştır. İş dünyasında insanlar daha fazla demokrasi ve insan hakları talep etmektedir. İnsanlar din, dil, etnik köken vb. konularda ayrımcılık yaşamamalıdır. Ayrıca bilişim devrimi ve küreselleşme ile birlikte kalite kavramı da iş ahlakını içermektedir.
İş ahlakı normatif ve betimleyici olarak ikiye ayrılmaktadır. Normatif iş ahlakı, iş ahlakına uygun olan davranışların neler olduğunu inceler ve iş ahlakı ilkelerinin belirlenmesi üzerinde çalışır. Betimleyici iş ahlakı ise, iş dünyasında var olan ahlaki sorunları ve bu konudaki tutum ve davranışları ortaya çıkarmaya çalışır. Bunu yaparken de davranış bilimlerinin yöntemlerini kullanır. İş ahlakını teorik ahlak felsefesinden ayıran en önemli özellik ise toplumdaki mevcut değer yargılarıyla da ilgilenmesidir.
Ahlak ve Etik Kavramları
Ahlak teriminin iki anlamı vardır. Birincisi insanların toplum içinde uyması gereken kural ve ilkeler; ikincisi ahlak felsefesidir. Ahlak, belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının ve ilkelerinin toplamıdır. Ahlak bilgisi, ahlak felsefesi ya da etik ise insana ilişkin ahlaki sorunları doğru ve yanlış bilgileri ortaya koyan ya da koyması gereken disiplindir. Hukuk din, acı çekme, fedakârlık ve basiret gibi kavramlarla karıştırılan, fakat bunlardan farklı olan ahlakın çıkış noktası insan eylemlerinin toplumsal hayata zarar vermeden düzenlenmesidir.
Ahlak bilgisi normatif, betimleyici ya da çözümleyici olabilir. Normatif ahlak nasıl davranılması gerektiği üzerinde dururken, betimleyici ahlak insanların hâlihazırda nasıl davrandıkları ve bunların nedenleri üzerinde durmaktadır. Kişisel ahlak, toplumsal ahlak, iş ve meslek ahlakı birbirinden farklı kavramlardır.
Ahlak felsefesinde olması gerekenin ne olduğu sorusuna cevap aranmasında dinlerin önemli bir rolü olmuştur. Çünkü bütün dinler amaçları bakımından birer ahlak sistemidirler ve insanın nasıl olması gerektiğini öğretirler. Dinler insanla doğaüstü arasında ve buna bağlı olarak insanla insan arasındaki ilişkilerde düzenleme yapar. Bunun içinde insanın ne yapması gerektiği, ne yapması ve ne umması gerektiğini öğretirler. Ayrıca dinsel buyruklar yerine getirildiğinde daima inananlara bir şey vaat edilir. Bu vaat cennet, kurtuluş veya ilahi varlıkla birleşme gibi ödüller veya tam tersi cezalar olabilir.
Tarih süreci içerisinde ahlakı üçe ayırmak mümkündür; eski Yunan ahlakı, Kant ahlakı ve Kant sonrası modern ahlak (değerler ahlakı). Eski Yunan ahlakının temeli mutluluk ahlakı olup, daha çok mutluluğa ulaşmanın yolları araştırılır. Temel sorun da mutluluğun ne olduğudur.
İş ahlakı, çalışanlar arasında, çalışanlarla yöneticiler arasında, işletme ve işletmeyle alışverişte bulunanlar ya da işletmeyle çevresel faktörler arasında iş hayatında karşılaşılan tüm ahlaki sorunları inceler. Diğer taraftan, iş ahlakı ya da iş dünyasında karşılaşılan ahlaki sorunlar genel ahlaki sorunlardan ayrı bir yöntemle ele alınmazlar. Eğer sözünden dönmek hayatın diğer alanlarında iyi bir davranış değilse, iş dünyasında da doğru bir davranış olarak kabul edilemez. Günümüzde iş ve meslek ahlakının önemi git gide artmaktadır.
İş Ahlakı Kavramının Ortaya Çıkışı ve Gelişimi
İş ahlakı kavramının ortaya çıkışı ve gelişimi oldukça eskidir. Eski Yunan ve Romalı yazar ve filozofları ticari faaliyetlere hırs, yalan karışmış olduğunu düşündükleri için tüccarlarla ilişki sonunda medeniyetlerine yolsuzluk bulaşacağına inanıyorlardı. Yahudilikte ise ticari faaliyetlere olumlu bakılıyordu. Yahudi kutsal metinlerinde servet biriktirmenin genel ahlaka aykırı olmadığı kabul edilmiştir. Dinler, iş ve çalışma ahlakını etkilemiştir. Yahudi hukukunda faiz yasağına karşı geliştirilen kâr ortaklığına dayalı sözleşmeler yapılıyordu.
Hıristiyanlığın da iş ahlakı üzerinde etkisi büyüktür. Her ne kadar ilk zamanlarda kilise, zenginlik ve ticari faaliyetlere şüpheyle baksa da ticareti insanların birbirinin eksikliklerinin gidermeleri açısından hizmet olarak görmüştür. Hıristiyan tüccarların Hıristiyan olan olmayan tüm insanlara karşı dürüst olmalarını ve aynı iş ahlakı standartlarını uygulamalarını istemiştir. Ancak faiz yasağı kilise ile finans dünyası arasında gerilim yaratmıştır. Yunan ve Roma’dan gelen bu gelenek 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar sürmüştür. Borç verilen miktardan daha fazlasını istemek günah görülmüştür. Bu faiz sorunu Protestan reformcular tarafından giderilmiştir. Böylece Protestanlıkta sermaye koyan kişinin faiz hakkı yasallaşmış ve dinen meşru sayılmıştır. 1845’te İngiltere’de faiz yasağına ilişkin yasalar yürürlükten kaldırılmıştır.
İslam dini kaynakları iş ve ticari faaliyetleri övmüş, teşvik etmiştir. Ticari faaliyetlerde doğruluk ve dürüstlüğe önem verilmiştir. Faiz yasağı hala bir çözüme ulaşmamıştır. Çünkü Kur’an’da yasaklanmış olan Riba’nın ne tür bir faiz olduğu hakkında görüş birliği yoktur. Bundan başka faiz yasağına karşı geliştirilen hile-i-şeriyeler ve başka isimler altında faiz yürütme işlemleri iş ahlakında önemli bir dejenerasyon nedeni olmuştur. Oysa çalışma ve dürüst ticaretin ibadet mertebesinde yüceltildiği bir din olarak İslam, kapitalizmin ruhuna en az Protestanlık kadar uymaktadır. Müslüman toplumların kapitalizmi geliştirememelerinin temelinde, oryantal despotluğa dayanan siyasal rejimlerin mal ve özel mülkiyet haklarını garantiye alamamasından kaynaklanan ekonomik istikrarsızlığın önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir.
İş ahlakı gelişimi beş başlık altında incelenebilir.
1. Ahlakı arayan iş dünyası (1900-1920): Bu dönem, işletmeciliğin bir meslek olarak ortaya çıktığı ve yönetim biliminin de bir disiplin olarak belirmeye başladığı yıllara denk gelmektedir. Sosyalist ve liberal hareket arasında şiddetlenen tartışmalar aynı zamanda işletmelerin ve işletmeciliğin amaçlarının ve topluma katkı veya zararlarının da tartışılmaya başlanmasına neden olmuştur. Bu sayede işletmecilikte ahlaki değerler de sorgulanmaya başlanmıştır. 2. Profesyonellik ve iş ahlakı (1920-1950): Birinci Dünya Savaşı öncesinde iş ahlakı konusunda yapılan tartışmalar genellikle kapitalizmin eleştirisi ve sosyalist alternatif üzerinde durmuştur. Refahın bölüşülmesi ve devletin ekonomiye müdahalesi gibi makro konular tartışmaların odak noktasını oluşturmuştur. 3. İş ahlakı ve büyüyen karmaşıklık (1950-1970): Bu yıllarda kitle üretimi yapan dev firmalar ve uluslararası şirketler artık iş dünyasının vazgeçilmez unsurları haline gelmişlerdir. Bu dönemin başlarında da ahlaki problemler hala kişisel bir mesele olarak ele alınmaya devam etmiştir. Tüketici hakları, reklamlar ve satış geliştirme teknikleri incelenmeye başlanmıştır. Bununla beraber bu dönemin ikinci yarısında örgüt teorisinin bulguları kullanılmaya başlanmış ve bu doğrultuda işletme bir ahlaki birim ya da bütün olarak ele alınmıştır. 4. İş ahlakında düzen getirme girişimleri (1970-1990): 1977 yılına gelindiğinde işletmelerin ahlaki teorileri de oluşmaya başlamıştır. Ahlakın insan davranışlarının ayrılmaz bir parçası olduğu ve bundan ayrı bir iş ya da işletmecilik ahlakından söz edilemeyeceği görüşü halen bazı düşünürler tarafından savunulmaktaydı. Öte yandan firmaların topluma karşı sorumlulukları olduğu ve bu sosyal sorumluluğun incelenmesi gerektiği, iş ahlakı savunucularının temel argümanı olmuştur. 5. Küresel iş ahlakı (1990- ): Artan iş hacmi ve dünya nüfusunun çevreyi ciddi boyutlarda tehdit etmeye başlaması iş ahlakının kapsamına firmaların neden
olduğu çevresel sorunları da eklemiştir. Küreselleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan çok uluslu ve küresel firmalarda, kültürel farklılıkların üstesinden gelme, ayrımcılık gibi konular iş ahlakı araştırmalarının popüler konuları arasına girmiştir.
Genel Ahlak Teorileri Bağlamında İş Ahlakının Temelleri
Kant’ın Ödev Ahlakı (Deontoloji), Sonuçsallık (Teleoloji), Erdem Ahlakı ve Adalet Ahlakı olmak üzere dört başlık altında incelenmektedir.
Kant’ın Ödev Ahlakı: İş ahlakı işletmenin çıkarları için gerekli midir ya da işletmenin çıkarı için iş ahlakına uymak gerçekten ahlakı bir davranış mıdır? Bu soruların cevabı için ahlak teorilerinden Deontoloji ve Teleoloji yaklaşımlarından yararlanılır. Ahlak felsefesini geliştiren Immanuel Kant’a göre, ahlaki davranış her koşulda ve durumda uyulması gereken bir davranıştır. Kant, Deontoloji olarak bilinen haklar teorisini savunmuştur. Haklar teorisine göre belli bazı şeyler sonuçları ne olursa olsun insanlık için ahlaki olarak bağlayıcıdır. Bu teoriye göre, öldürmek, tecavüz etmek, işkence yapmak, soykırım yapmak kötü eylemlerdir. Ahlakın temelinin iyiliği isteme ve ahlak yasası oluşturur. Bu yüzden ahlak yasası koşulsuz bir buyruktur. Ahlak yasası tıpkı doğa yasası gibi istisnasız herkes için buyuran evrensel, tüm insanlar için geçerli olan genel geçer bir yasadır. Kant’a göre işletmenin çıkarlarına uygun olduğu için iş ahlakına uyulması ahlaklı bir davranış değildir. İş ahlakı alanında uygulanabilecek bazı evrensel ilkeler şunlardır:
• Mevcut ve potansiyel müşterileri, çalışanları, ilişkili olunan diğer firma ve kurumları ve toplumu aldatmamak. • Kişileri fiziksel, ruhsal ya da cinsel olarak taciz etmemek. • Doğruluk dürüstlük ve adalet ilkelerine uymak. • Çevreye zarar vermemek. • Tüketicilerin ve çalışanların ve paydaşların haklarına saygılı olmak. • Yolsuzluk, rüşvet, torpil ve kayırmacılık gibi uygulamalardan kaçınmak. • Sanayi ve ticari faaliyetlerde verimlilik ilkesini ahlaki sınırları aşmadan gerçekleştirmek.
İş ahlakına uymak işletmeleri başarılı kılar diye bir genelleme yapmak mümkün olmasa da ahlak ve adalet ilkelerine uymayan bir işletme, insan kaynakları açısından zayıflayacak, piyasada itibarını kaybedecek ve bunların sonucunda da uzun dönemde amaçları zarar görecektir.
Sonuçsallık (Teleoloji): Deontolojik yaklaşımın karşısında yer alan teoridir. Bu teoriye göre, bir eylem kendi başına iyi ve kötü değildir. Eylemi iyi ya da kötü yapan eylemin sonuçlarıdır. Sonuçsalcı teorinin en iyi bilinen örneği faydacılıktır. Buna göre bir eylemin, durumun iyi ya da kötülüğü eylemden etkilenenlere sağladığı faydaya göre ölçülmektedir. Faydacılık söz konusu olduğunda sadece
maddi faydaları değil, manevi faydaları da düşünülmelidir. Manevi faydalarda bir eylemin ahlakiliği tartışılırken göz önüne alınmalıdır. Sonuçsallığa göre doğru eylem en çok iyiliği üretecek eylemdir. Sonuçsalcı ahlak teorilerine göre bir eylem veya oluşun iyiliğini kötülüğünü o eylemin sonuçları belirler. Öne çıkan sonuçsalcı teorilerden bir diğeri de egoizmdir. Ahlak filozofları egoizmi kişisel ve kişisel olmayan egoizm olmak üzere ikiye ayırmışlardır. Kişisel egoistler kendi uzun dönemli çıkarlarını önde tutarken diğerlerinin ne yapması gerektiği hakkında sessiz kalırlar. Kişisel olmayan egoistler ise herkesin kendi uzun dönemli çıkarlarını kollaması gerektiğini ileri sürerler. Faydacılığın da iki türünden söz etmek mümkündür. Bunlar, “eylem faydacılık” ve “kural faydacılık”tır. Eylem faydacılığa göre, belli bir durumda belli bir eylemin bu eylemden etkilenenlere ne gibi sonuçlar getireceği hesap edilmelidir. Kural faydacılığa göre faydacı standartlar, bireysel eylemlere değil fakat bir bütün olarak ahlak kurallarına uygulanmalıdır.
Erdem Ahlakı: İnsanlar erdemli kabul edilen davranışları sergilemeleridir. Bu davranışların sonucunda kişinin kendisine ya da topluma fayda ya da zarar gelmesi önemli değildir. Bu anlayışta ahlakla ilgili tüm kavramlar erdeme indirgenebilir. Bir eylemin ahlaki açıdan uygun olup olmadığını varılan sonuçlara bakarak değerlendiren faydacılık ve sonuçsallığın tersine erdem ahlakının temel ölçütü, eylemde bulunan kişinin ahlakı iyiyi içselleştirip içselleştirmediği, ahlaki bakımdan iyi karaktere ulaşıp ulaşmadığıdır.
Adalet Ahlakı: Bu kavram hem genel kural ve ilkeler hem de özel kurallar için kullanılır. Genel ve özel kurallar olmadan, doğruluğu ya da adaleti bozan unsurları açıklamak mümkün değildir. Adalet görüşünün dengeleyici, cezalandırıcı, usule ilişkin ve dağıtıcı olmak üzere değişik türleri vardır. Yaklaşımın temel ilkesi eşit olanlara eşit, eşit olmayanlara eşit olmadan davranılmasıdır. Örneğin, iki kişi aynı işte aynı özelliklerle birbirlerinden farkı olmadan çalışıyorlarsa, eşit ücret alacaklardır. Ancak birisi diğerinin iki katı çalışıyorsa iki katı ücret alacaktır.
Batı dünyasının iş ahlakı görüşlerinin haricinde İslam ve Doğu dinlerinde de birçok yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan tasavvuftaki ahlak anlayışı Batı felsefesindeki ahlak anlayışlarıyla daha kolay karşılaştırılabilmektedir.
Tasavvuftaki insan benliğinin ele alınış şekli ile eski Hindu geleneğinin insan ruhu anlayışı arasında büyük bir benzerlik bulunur. Tasavvufta benlik “nefs” terimi ile ifade edilir. Nefis, ruhun dışa vurumudur ve yedi kattan oluşur. Bu katlar, nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mülheme, nefs-i mutmaine, nefs-i radiye, nefs-i mardiyye ve nefs-i kâmiledir. Hinduizm’de de insan benliğinin yedi katı vardır. Bu katlar fiziki beden, enerjetik beden, astral beden (can), arzuların aklı (Kama), saf akıl, sezgi, saf iradedir.
Türk iş ahlakı için en önemli tarihi referans Ahilik kurumudur. Ahilikte insan merkeze oturtulmuş, her şey onun mutluluğu için geliştirilmiştir. Başkalarının sırtından geçinme duygusu ve amacıyla mücadele eden, kendi el emeği ile geçinmeyi, kendi kendine yeter olma hedefini güden bir kuruluştur. Yolsuzlukla, dolandırıcılıkla haksız gelir elde etme Ahiliğe uzaktır. Haris ve istismarcı ticarete karşıdırlar. Weberyan yaklaşım ile ahilik arasında paralellik kurulabilir.
İşletmelerde İş Ahlakına İlişkin Problem ve İkilemli Konular
Ayrımcılık, eleman alınırken etnik azınlıklara ayrımcılık yapılmasıdır.
İfşaat (whistle blowing) ve örgüte sadakat, bir işletmede iş ahlakına uygun olmayan uygulamalar meydana geliyorsa, çalışanların bu durumu önce firma yönetimine, önlem alınmıyorsa kamuoyuna ya da yasal yollara bildirmesidir.
Küçülme ve işten çıkarmalar, artan rekabet koşulları ve teknolojik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu gelişmeler şirketleri, esnek ve daha küçük yapılar olmaya zorlamaktadır. İnsanları işlerinden çıkarmak önemli bir ahlaki sorun olsa da işletmelerin doğrudan istihdam yaratmak gibi bir amaçları yoktur.
İş yerinde cinsel taciz ve kadınlara yönelik sorunlar, işletmelerde iş ahlakına ilişkin bir diğer önemli konudur. İş yerinde cinsel taciz, karşı cins tarafından yapılan her türlü istenmeyen, rahatsız edici ve devamlılık arz eden cinsel tutum ve davranışlardır.
Yıldırma, iş yerinde yöneticilerin astlarına ya da çalışanların birbirine karşı uyguladıkları işten ayrılmaya zorlayan bezdirici davranışlardır.
Tüketiciler ve iş ahlakı konusu iş ahlakını ilgilendiren birçok sorunu içermektedir. Gelecekte tüketici odaklılık, işi pazarda yapabilmeye devam etmenin ön şartıdır.
Rekabete dayalı sorunlara, firmaların aşırı kar ile düşük kaliteli ürünleri satmaları ya da tek alıcı olduklarında satın aldıkları ara maddelerin fiyatını tek başlarına ve aşırı düşük belirlemeleri örnek verilebilir. Tam rekabet mümkün olmasa da devletin denetim yoluyla piyasalarda rekabet sağlaması iş ahlakı bakımından önemlidir.
Hisse sahiplerine ilişkin sorunlar, işletmelerin sosyal sorumluluğunun önemli bir parçası olan paydaşlarına (ortaklarına) ilişkin sorunlardır. Paydaşlar özel ya da tüzel kişiler olabilir. İşletme yönetimi paydaşların çıkarlarını korumak durumundadır.
Doğal çevreye ilişkin sorunlar, iş ahlakı açısından tartışılmaz derecede önemlidir. Dünya endüstriyel üretim tüketim ilişkilerinin sonucunda tehlikeli bir biçimde kirlenmekte ve ısınmaktadır. İşletmenin çevreye karşı sorumluluğunu iki ana başlık altında inceleyebiliriz. Birincisi çevre kirlenmesini önlemek ya da en aza
indirmektir. İkincisi ise kıt olan doğal kaynakların gelecek bir meslek sahibiyle müşterisi arasındaki ilişki, şefkat, kuşaklarca da kullanılacağı bilinciyle hareket etmektir. ilgi, güven, sorumluluk gibi erdemler tarafından belirlenmelidir. Meslek Ahlakı
Meslek ahlakı, belli bir mesleğin mensuplarının uyması gereken ahlaki kurallardır. Bu kurallar toplumsal kültür ve değerlerden bağımsızdır. Meslek ahlakı iş ve çalışma ahlakının önemli bir kısmını oluşturur.
Klasik olarak meslek denilince akla hukuk, tıp, ilahiyat ve akademisyenlik gelmektedir, fakat günümüzde başka iş grupları da meslek kapsamında değerlendirilmektedir. Bir işin meslek sayılabilmesi için bazı koşullar bulunmaktadır:
• Mesleklerin entelektüel bir boyutu ve ihtisaslaşmayı sağlayan akademik eğitim gerekliliği vardır. • Meslekler mensupları için özgeci yani fedakârca davranış beklerler. • Organize bir meslek örgütü vardır. • Meslekler toplumla çok özel bir ilişki içerisindedirler ve toplum bu mesleklere bazı güç ve ayrıcalıklar tanımaktadır. Bu tür ayrıcalıkların ardında yatan neden, genellikle tekel özelliği taşıyan bu mesleklerin topluma karşı görevlerini etkili bir şekilde yerine getirebilmeleri ve mesleklerinin gereklerini yapabilmeleri için bu tür ihtiyaçlara ihtiyaç olduğudur.
Geleneksel meslek ahlakının temelinde yatan meslek sahiplerinin kendilerine ihtiyaç duyanlara hizmet ederek kamu yararına çalışmalarıdır. Yani mesleğin icrasından kaynaklanan maaş, statü, güç, gelir vb. kişisel faydalar, meslek sahibi ikinci planda gelmelidir. Günümüzde meslek ahlakının köşe taşları olan doğruluk, dürüstlük ve sosyal sorumluluk azalmaktadır.
Meslek, insan kişiliğinin bir parçasıdır. Meslek sahibi kişinin, toplumsal ilişkilerinde, kendine ve topluma karşı önemli ödevleri bulunmaktadır. Bu ödevin içeriği olarak kişiye yönelen yükümlülükler mesleğin gerekleridir. Hem bireysel ahlakın hem de sosyal ahlakın gerekleri olan bu yükümlülükler şunlardır:
• Bir ahlak sorunu olarak meslek yeteneği: Kişi bir mesleğe girmekle bu mesleğin gereklerini yerine getirme yükümlülüğünü üzerine almaktadır. • Bir ahlak sorunu olarak meslek onuru: Meslek onuru, kişisel onurdan başka ve onun da ötesinde bir kitle onuru olarak kişinin mensubu olduğu mesleğe karşı kendisinin ve toplumun saygınlık duygusudur.
Meslekleri ayırt eden bir diğer nokta da mesleki faaliyetlerin başarıyla ölçülmesinin zorluğu ve bazen de anlamsızlığıdır. Bazı mesleki faaliyetler önceden belirlenen bir çıktı miktarıyla ölçülemezler. Mesleklerin değerlendirilmesinde çıktılardan çok meslek sahiplerinin insanlara nasıl davrandığı önem taşır. Bu konuda ahlak literatüründe “erdem” teorisi adıyla bilinen teoriye göre,