İŞL201U-İŞLETMELERDE SOSYAL SORUMLULUK VE ETİK
Ünite 1: Sorumluluk Kavramları ve İşletmelerin Sosyal Sorumlulukları
Sorumluluk Kavramı
Sorumluluk; “kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi; mesuliyet”, şeklinde tanımlanmaktadır. Her birey davranışları ve bunların sonuçlarından sorumludur. Gerçekleşmemiş davranışlardan birey sorumlu değildir, ancak yetkili konumda olan birey gerçekleşebilecek davranış ve sonuçlardan sorumludur. Bu bağlamda sorumluluk iki ana başlık altında değerlendirilebilir. Bunlar geriye doğru sorumluluk ve ileri doğru sorumluluktur. Geriye doğru sorumlulukta zamir her zaman tekil iken ileriye doğru sorumlulukta çoğul da olabilmektedir. Herkesin eyleminden sorumlu olması bağlamında geriye doğru sorumluluklar genel olup, ileriye doğru sorumluluklar tikeldir. Eğer birisi tikel bir mevki ya da makam üstlenmişse aynı zamanda bu makam ve mevkiinin sorumluluklarını da yüklenmiş olur ve çoğul haldeki bu sorumluluklar yükümlülükler olarak adlandırılır.
Bir bireyin sorumluluk üstlenebilmesi ya da sorumlu tutulmasının üç önemli koşulu; akıllı olması ve aklını kullanma yetisine sahip olması, özgür iradesini kullanabilmesi ile yetki sahibi, yani ehliyetli olmasıdır.
Akıl, normal olarak her insanda bulunan ve vücuttaki yeri, işleyişi keşfedilemeyen, düşünce, anlama ve tedbir alma hassası; idrak, anlama, kavrayış ve zekâ olarak tanımlanmaktadır. Bireyin akıllı olması değil, akli melekelerini, başka bir deyişle akıl yetisini kullanma ehliyetine sahip olmasıyla sorumluluk başlar.
İrade; herhangi bir konuda karar vermek, bir eylem yahut etkinliği gerçekleştirmek için gerekli olan bilinçli muhakeme gücü ve kararlılığı, alternatifler arasında bilerek ve isteyerek seçim yapabilme yetisi olarak tanımlanırken, irade özgürlüğü ise kişisel etkinliklerde insan iradesinin serbest, baskılardan ve denetimden uzak olması, insanın kendi adına her türlü korku ve endişeden uzak biçimde karar verebilmesi, tercih yapabilmesi olarak ifade edilmektedir.
Sorumluluk açısından yetki sahibi olmak demek, mutlaka yazılı yetkiye sahip olmak anlamına gelmez, söz konusu durumla ilgili ehliyetli olmak, yani yetenekli olmak yeterlidir.
Kişinin karakteristik özellikleri onun sorumluluk üstlenip üstlenmemesine etkide bulunduğu gibi, sorumluluğunu yerine getirme düzeyini de etkiler. Diğer taraftan sorumlulukla ilgili yargılamada sahip olunan bilginin düzeyi, niteliği ve detayı da oldukça önemlidir.
Sorumsuzca davranma ya da insanın sorumsuz hareket etmesi konusunda şu dört temel husus önemlidir:
• Karakter • Bilgiye dayalı nedenler • Beklentiye dayalı nedenler • Yargılamaya dayalı nedenler
Karakter, insanın benliğinde yerleşmiş bir durum olup, fiillerin düşünmeksizin kolaylıkla ve kişinin farklı zihinsel durumlarda da olsa gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanabilir. Karakter zamanla bireyin beliğinde yerleşiklik kazanır ve onun davranışlarına yön verir. Rahat ve geniş hareket etmeyi karakter edinmiş bir kişi, hızlı hareket edilmesi gereken durumlar da bazen yapılması gerekenleri yapmayıp sorumluluktan kaçabilir, bazen de yavaşlığın getirdiği sorumsuzluk örnekleri sergileyerek bireysel, kurumsal ya da toplumsal zararlara yol açabilir.
Bir kişinin herhangi bir konuya ilişkin sahip olduğu bilginin miktarı ve niteliği de onun sorumluluk alması ya da almamasına yol açabileceği gibi, sorumsuzca davranmasına da yol açabilir. Örneğin bir doktorun uzmanlık alanında olmayan bir konuda sorumluluk alması veya uzmanlık alanında gelişen bilgilere yeterince hâkim olmadan bir müdahalede bulunması ya da tedavi önermesi bilgiye dayalı sorumsuzluktur.
Her zaman olmasa da bireysel beklentiler kişinin sorumluluktan kaçınması, sorumluluk almaması ya da sorumsuzca davranmasını beraberinde getirebilir. Örneğin, terfi almayı bekleyen bir kişi, yanlış yapmama adına sorumluluktan kaçınabilir.
Her akıllı birey hem kendisine hem de başkalarına ilişkin tutum ve davranışları değerlendirir ve yargılar. Bu yargılarla insan, kişi, olgu ve olayları yargılar. Değer yargılarında bireysel farklılıklar yanında kültürel farklılıklar da etkilidir. Tüm bu farklılaştırıcı unsurlarla birlikte, ayrıca kişinin amaçları, durumsal faktörler ve yargılama konusuna karşı duyarlılıkları onun yargılamasını etkiler. Kişi, olay ya da olguları yargılayan insan tüm bu sayılan faktörler nedeniyle sorumluluk almayabilir, sorumluluğu eksik ve hatalı üstlenebilir, sorumsuzca davranabilir ya da sorumlulukları başkalarından bekleyebilir.
Sorumluluk, ahlak felsefesinin önemli bir köşe taşı olup, her pozisyon için vardır ve pratikte her rol için geçerlidir. Ahlaki sorumluluklar olarak da ifade edilebilecek bu tür sorumlulukların her şeyden önce ahlaki açıdan kişinin vicdanına yönelik boyutu söz konusudur. Vicdan insanın sorumluluklarını test etmesinde en önemli kontrol mekanizmasıdır.
Sorumluluğun öznesi insan aynı zamanda örgüt, topluluk ya da toplumun bir üyesidir. Bu üyeliğin biçimsel olup olmaması, aidiyet gerektirip gerektirmemesi, bireyin rolünün ve etkisinin az veya çok, önemli ya da önemsiz olup olmaması, bireysel ve sosyal sorumluluklara ilişkin konunun özünü değiştirmez, sadece içeriğini farklılaştırır.
Sorumluluk, bireysel ve sosyal açılardan ele alınması gereken bir kavramdır. Kişi, her şeyden önce, birey olarak kendisine karşı sorumludur. İnsan sorumsuzca davranışlar sergilediği ya da sorumluluk üstlenmediğinde vicdanını rahatlatma adına zaman zaman meşrulaştırma çabası içinde olabilir. İç sorumluluk, kişinin vicdanına karşı
sorumluluğudur. Dış sorumluluk ise sınırları kanun ve hukuk normlarıyla çizilmiş sorumluluklar yanında sosyal normlarla da ilişkili olabilir. Bireyin sadece vicdanı ya da sadece sosyal normlar tek başına sorumluluk üstlenmesi için yeterli olmayabilir.
Bireyin iç ve dış sorumluluğunun onun ahlaki ve hukuki sorumlulukları şeklinde de ifade edilmesi uygun olacaktır. Bu şekildeki bir ayrım önemlidir çünkü herhangi bir duruma ilişkin birey hukuki açıdan sorumlu tutulmayacağı halde ahlaki açıdan sorumlu tutulabilir. Bireysel sorumlulukta başlıca iki kavram karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi beklenen davranış, diğeri ise bir şeyi yapmak veya yapmamak yolundaki tercih’tir. Toplumun insandan hangi davranışları bekleyeceğini esas itibariyle şahsın özellikleri ve şahsın içinde bulunduğu durum belirler. Her insandan her durumda aynı şey beklenemez ve aynı derecede sorumlu tutulamaz. Tercih ise ancak iki tür davranışın da kişi tarafından ne demek olduğunun bilinmesi ve bunlardan biri üzerinde karar vermesi halinde söz konusudur.
Bireyin en temel sorumluluğu beden ve ruh sağlığını koruma sorumluluğudur. Bu sorumluluğun yerine getirilememesi, diğer pek çok sorumluluğun yerine getirilememesi anlamına gelecektir.
Bireysel sorumluluğun kişinin yakın çevresini kapsamaya başladığı nokta bir diğer açıdan, bireyin sosyal sorumluluğunun başlangıcı olarak da kabul edilebilir. Çoğu durumda bireyle sınırlı gibi gözüken sorumlulukların aslında sosyal boyutları vardır. Sosyal sorumluluklarla iç içe olan bireysel sorumlulukların toplumsal maliyeti de oldukça yüksek olabilmektedir. Sosyal sorumluluk düşüncesi, kişinin yapacağı hareketlerin bütün sosyal sistemi etkileyebileceğini dikkate almasını gerektirir. Bu yüzden kişi bu sistem içinde yaptığı hareketlerin sonuçlarından topluma karşı sorumlu olur
Görev sorumluluğu, herhangi bir görevi yerine getiren kişinin bireysel sorumluluğunun yanında hem görev icabı rol sorumluluğunun hem de sorumluluk alanındaki diğer bireysel sorumlulukların üstlenilmesini gerektirir. Farklı konum ve rolleri bireye görev sorumluluğu yükler. Bu yüzden her bireyin aynı anda farklı sorumluluklarla karşı karşıya olması doğaldır.
Yöneticinin bir yandan bireysel ahlaki sorumlulukları varken, öte yandan yöneticilik görevi ve performansı bakımından yüklenmiş olduğu yönetsel sorumluluklar vardır. Bu açıdan yöneticinin bireysel sorumluluklarının bir de sosyal yönü vardır. Yöneticilerin sorumluluk alanlarını, özel yaşam, ekonomik ilişkiler, liderlik bilinci ve toplum üyesi olarak sosyallik şeklinde dört başlık altında toplamakta mümkündür.
İşletmelerin Sorumlulukları
Pazardaki tüketici ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak örgütlenen işletmelerin asıl sorumlulukları, pazarın
ihtiyaçlarını istek ve beklentilere uygun olarak, kârlı ve verimli bir şekilde karşılamaktır.
Günümüzde işletmeciliğin ve iş dünyasının dinamik olma özelliğinin yanı sıra girişimcilerin amaç-araç dengesini sağlayamamaları, işletmelerin sorumluluklarının daha fazla konuşulmasına yol açmaktadır.
İşletmelerin faaliyet alanları ekonomik gibi gözükmekle birlikte, oldukça geniş alanı etkileyebilme ve etkilenebilmeleri de söz konusudur. İşletme açısından varlığını sürdürme, oldukça geniş sorumluluklarını yerine getirmesi bakımından birincil önemdedir.
Teknolojik gelişmeler ve toplumsal ilerlemeler, olumlu etkileri yanında hem bireyin hem de işletmelerin sorumluluklarını artırmaktadır.
İşletmelerin sorumlulukları farklı şekillerde sınıflandırılabilir. Bir sınıflandırma önerisi olarak şunlar sıralanabilir:
• İşletme içine ve dışına yönelik sorumluluklar • Birincil ve ikincil sorumluluklar • Paydaşlara (çıkar gruplarına) yönelik sorumluluklar • Ekonomik, yasal, ahlaki ve gönüllü sorumluluklar
İşletmelerin sorumlulukları, paydaş ya da çıkar grubu olarak isimlendirilen çok sayıda grup açısından da sınıflandırılabilir. Buna göre işletmelerin sorumlulukları; müşteriler, pay sahipleri, çalışanlar, toplum, tedarikçiler, aracı kurumlar, medya, sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik sorumluluklardır. Bu sorumlulukların pek çoğu birbiri ile çatışabilen sorumluluklardır. İşletmelerin sorumluluklarının paydaş ya da başka bir ifadeyle etkileşenler yaklaşımı içinde değerlendirilmesi işletme içi ya da dışında bireylerin sorumlulukları, etkileşimleri ve dolayısıyla olay ve olguları bütün olarak görebilme ve anlayabilmeleri bakımından da önemli görülmektedir.
Ekonomik, yasal, ahlaki ve gönüllü sorumluluklar açısından sınıflandırmada, toplumların sosyal sorunlar bakımından öncelikleri, toplumsal, kültürel ve ahlaki değerlerinin farklılaşması, politik tercihler ve uluslararası ilişkiler vb. kriterler belirleyici olabilmektedir (s:16, Şekil 1.1).
Yasal düzenlemelerin insan ve kurum davranışları ile bunların sonuçlarından sonra gerçekleşmesi nedeniyle, yasal boşlukların olma ihtimali her zaman söz konusudur.
İşletmelerin Sosyal Sorumlulukları
Sosyal sorumluluk; bir işletmenin kendini toplum için yükümlü hissetmesi şeklinde tanımlanabilir. Sosyal açıdan sorumlu olmak, toplum üzerindeki olumlu etkileri maksimum, olumsuz etkileri ise minimum yapmaktır. Bu tanım, ekonomik, yasal, ahlaki ve gönüllü sorumlulukları kapsar.
İşletmelerin sosyal sorumluluklarıyla ilgili yaklaşımların genel olarak iki başlık altında toplandığı görülmektedir. Bu yaklaşımlar, “klasik yaklaşım” ve “modern yaklaşım” şeklinde gruplandırıldığı gibi, “Friedman Yaklaşımı” ve “İş Döngüsü Yaklaşımı” şeklinde de gruplandırılabilmektedir.
Klasik görüşün savunucularının ilk sıralarında yer alan Friedman’a göre; işletmenin tek bir sosyal sosyal sorumluluğu vardır, o da kârı maksimize etmektir. İşletme yöneticisinin sosyal sorumluluğu da çalışanların değil pay sahiplerinin çıkarlarına göre hareket etmekle sınırlıdır. Yöneticiler bu şekilde hareket ederek pazar değerini yükseltecek, rekabeti geliştirecek ve bu yolla toplumsal refahı artırmaya katkıda bulunmuş olacaktır. Böylece serbest pazarda pazar değerinin geliştirilmesiyle işletme çalışanlarına karşı olan sosyal sorumluluklarını da aslında yerine getirmiş olmaktadır. Klasik yaklaşımın yetersiz kalmasında günümüz sosyal sorumluluk anlayışının felsefi temellerindeki değişim de göz ardı edilmemelidir. Çünkü işletmelerin sosyal sorumluluğu günümüzde artık temel ekonomik ve yasal sorumluluklarını aşmayı gerektirmekte, toplumu daha iyi duruma getirecek yükümlülüklerini üstlenebilecek ahlaki bir sorumluluk da yüklemektedir.
Modern yaklaşıma göre müşteriler, işletme için birinci derecede öneme sahiptir ve işletme gelirinin sağlayıcıları olarak görülürler. Friedman’ın görüşünün tersine iş döngüsünde, pay sahipleri de önemli bir çıkar grubu olmakla birlikte, yöneticiler asli unsurlar olarak görülür.
İşletmelerin sosyal sorumluluklarıyla ilgili yaklaşımların gelişimi surecinde bugünkü anlamıyla işletmelerin sosyal sorumluluklarının leh ve aleyhinde bazı görüşler öne sürülmüştür.
İşletmelerin sosyal sorumluluklarının lehindeki görüşler genel olarak şu şekilde sıralanabilir:
• Kamu beklentilerinin değişmesi • Daha iyi bir işletme çevresi • Kamu imajı • Devlet düzenlemelerinden kaçınma • Sosyo-kültürel normlar • Sorumluluğun yetki ile dengelenmesi • İşletmenin kaynaklara sahip olması • Sosyal sorumlu işletmelerin kamuoyundaki itibarlarının da daha yüksek olması beklenir.
Yukarıda sıralanan lehteki görüşlere karşılık, işletmelerin sosyal sorumluluklarıyla ilgili aleyhte olan görüşler de mevcuttur. Sosyal sorumluluğun aleyhindeki görüşleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
• Kârın maksimizasyonu asıldır. • Sosyal sorumluluk işletme için maliyet etkenidir. • Sosyal sorumluluk faaliyetlerinin bedelini toplum ödemelidir. • İşletmeler sosyal yeteneklere sahip değildir.
• İşletmenin esas amacını aksatır. • Sosyal sorunlardan işletmeler sorumlu değildir.
Bu görüşler savunulurken de işletmelerin ekonomik amaçlı organizasyonlar olduğu, bu asli sorumluluklar yerine getirilmediğinde topluma ilave maliyetler yükleneceği ve sosyal sorunların sorumluluğunun toplum tarafından üstlenilmesinin gerekliliği ön plana çıkarılmaktadır. Kısmen haklı olan tarafları olmakla birlikte, aleyhteki görüşlerin en temel sorunu, işletmelerin sorumluluklarının oldukça dar bir bakış acısıyla sınırlandırıldığı ve buradan cesaret alacak bazı girişimci ve/veya yöneticiler için sorumluluklardan kaçınma yolunu açabileceği şeklinde ifade edilebilir.