İŞG102U-YÖNETİM SİSTEMLERİ VE RİSK YÖNETİMİ
Ünite 2: Çalışma Yaşamında Etik Yönetim Sistemi ve İlkeleri
Giriş
Bir kuruluşun yönetiminde kabul gören ilkeler, karmaşık süreç ve yönetim disiplininin açık ve pratik yapılmasında önemli bir rol oynar ve verimliliğin artmasına yardımcı olur. Bu nedenle ‘Yönetim İlkeleri’ne önem verilmek ve bu ilkelerin önemini, özelliklerini ve amaçlarını tam olarak anlayabilmek kuruluşun sürdürülebilir bir gelişme sağlaması açısından çok kıymetlidir.
Buna bağlı olarak ‘Etik Yönetim Sistemi’nin oluşturulması ve sürdürülebilir bir alt yapıya kavuşturulası gereklidir. İşletmelerin, kuruluşların sürekliliğinin sağlanmasında en önemli yapı taşlarından olan etiğin çok iyi bilinmesi ve kapsamının kavranması gereklidir
Yunanca, kişilik, karakter anlamına gelen ‘ethos’ sözcüğünden ortaya çıkmıştır. Etik (İngilizce; Ethics), insanlar için neyin doğru olduğunu ortaya konmasıdır. Etik (ya da ahlak), kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir.
Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etiğin batı geleneği zaman zaman ‘ahlak felsefesi’ olarak da anılmıştır.
Etik farklı disiplinlerdeki pek çok konuyu ve tartışmayı kapsamaktadır. Antropoloji, ekonomi, politika (siyaset), sosyoloji, hukuk, kriminoloji, psikoloji, biyoloji, ekoloji gibi daha pek çok alanda devam eden etik tartışmalar bu alanlara temel teşkil etmektedir. Etik, evrensel değerleri konu edindiği için insanın bütün pratiklerini içerebilen yargılar ve doğrularla ilgilenir. İyi, kötü, doğru, yanlış, adalet, suç, değer, erdem, vicdan gibi kavramları temel alan etik, farklı alt dallara ayrılmaktadır. Diğer taraftan etik, biyolojide biyo-etik adıyla, ekolojide ise çevresel etik adıyla önemli bir yer teşkil eder. Analitik felsefede ise etik, meta-etik, normatif etik ve uygulamalı etik şeklinde geleneksel olarak üç ana alana ayrılmıştır.
Etik Yönetim Sistemi ve İlkeleri
Etik Yönetim Sistemi
Yönetim, hayatın her aşamasında yürütülen bir disiplindir. disiplindir ve belirli ilkeler dâhilinde yürütülmesi, bu süreci başarılı kılan faktörlerin başında gelir. Artan rekabet koşulları yanı sıra son yıllarda küresel olarak farklı bir dönem inşa edilmektedir. Bu süreçte, daha önce deneyimlenenlerden farklı olarak; temel unsurları değişkenlik, belirsizlik, karmaşıklık ve muğlaklık olan bir döneme girilmektedir.
Etikle ilgili temel kavramların ve temel ilkelerin tanımları aşağıda verilmiştir:
Ahlak (Morality): Bir toplumsal bilinç, davranış ve ideolojik ilişki biçimi; bir toplumsal oluşuma, sınıfa, kesime özgü, tarihsel ve somut olarak belirlenmiş, bunların belli bir topluluğa, sınıfa, devlete ya da tümüyle topluma olan tutumunu kurallandıran törel görüşler,
değerler, normlar, ilkeler, ilişki ve davranış biçimlerinin bütünüdür.
Aksiyoloji: Aksiyoloji, (Yunanca ἀξίᾱ, axiā, “değer”; ve -λογία, -logia, “bilim”) etik ve estetik olmak üzere ikiye ayrılır. Etik, insanların ahlaki değerlerini sorgular, estetik ise neyin güzel olduğuyla ilgilenir.
Çalışma (iş) etiği: Çalışma yaşamında faaliyet gösteren kurum ve kişilerin; çalışanlar, hissedarlar, müşteriler, tedarikçiler, kamu kuruluşları ve tüm toplumla ilişkilerinde ve yaptıkları işlerde öncelik verdikleri değerler ve üstlendikleri sorumluluklardır.
Değerler: Bireyin yaşamı boyunca çevresiyle etkileşimi sonucunda edindiği, eylemlerinde ve insanlarla ilişkilerinde öncelik verdiği, önemli olduğuna inandığı, değer atfettiği ilkelerdir.
Dinî Etik: Dinî etik, gerek uygulamalı etik gerekse (genel) geleneksel dinî etik başlığı altında incelenebilen bir etik perspektifi ve anlayışıdır. Bu tutumda, etiğin temelleri dinîdir. Dinlerdeki ahlâk kavramının çeşitliliği ve dinlerin çeşitliliği nedeniyle, dinî etik kavramı da ayrıntılar açısından farklılık ve çeşitlilik gösterir.
Dürüstlük ve Doğruluk: Etik davranış, başkaları ile ilişkilerde dürüst olmayı ve içtenliği gerektirir. İçten ve dürüst davranmayan yöneticiler, ilişkilerde kendi sonlarını hazırlarlar ve güven ortamı ortadan kalkar.
Etik (Ethics): Geçmiş ve bugüne ilişkin doğru ve yanlış ölçülerinin anlatımıdır. İnsanların töresel ya da ahlaksal ilişkilerini, davranış biçimlerini ve görüşlerini araştıran bir felsefe dalıdır.
Etik İlkeleri (Code of ethics): Bir örgüt içinde etiğin kurumsallaşması için, örgütün genel değerler sistemi ve amaçlarını tanımlayan, verilen kararların bu ilkelere uygunluğu için rehberlik eden mekanizmadır.
Etik Liderlik: Etik liderlik, sorumluluk bilincine dayanan, paylaşma duygusunu içeren, ahlaki bir bağımlılığı gerektiren bir liderlik tipidir.
Erdemler etiği: Erdemler etiği, insanın nasıl birisi olması gerektiğini söylemeye çalışır. Erdemler etiği ilk olarak Eski Yunan’da ortaya çıkmıştır. Plato’nun Symposium’unda insanların sahip olması gereken dört erdem olarak Basiret, Adalet, Cesaret ve İtidal gösterilmiştir. Aristoteles erdemleri ahlâkî ve aklî olarak ikiye ayırmıştır. Dokuz aklî erdemin en üstünde ‘sophia’ yani teorik hikmet ve ‘phronesis’ yani pratik hikmet gelmektedir.
Felsefik Etik: Felsefe etiği bütünlük içinde inceler. Felsefe etik kavramının olup olmadığı, etik kavramının evrensel olup olmadığı iyi ve kötünün ne olduğu, herkesçe kabul edilen evrensel ahlak yasasının olup olmadığı gibi sorulara kendi içinde tutarlı ve çelişkisiz açıklamalar yapar.
Yönetim (Yönetsel) Etiği: Yönetsel etik, etiğin temel problemi olan iyi ve kötü ayrımının ortaya çıkarılması
hedefinden yola çıkarak, yöneticilerin iş görenlere ve işin kendisine karşı tutumlarında iyi ve kötüyü sınıflandırmaya çalışır. Bu bağlamda yönetsel etiğin ana amacının normatif bir metodoloji ile, yönetici tutumlarının “nasıl olması gerektiğini” ve “nasıl olmaması gerektiğini” belirlemek olduğu söylenebilir.
Çalışma Hayatında Davranış ve Haklar
İnsan yaşamının, dünden bugüne ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçasını oluşturan güvenlik içinde olma, güvence altında yaşama isteği, doğal olarak, yaşamının da en önde gelen gereksinmelerinden biri hâline gelmiş bulunmaktadır.
Davranış Yaklaşımları: “Yaşam içerisinde, etik veya etik dışı denilerek insanlar tarafından kodlanmış davranış kalıpları mevcuttur. Örneğin, kırmızı ışıkta geçmek etik dışı bir davranış olarak görülürken, bir ambulansın kırmızı ışıkta geçmesine hoşgörü ile bakılabilmektedir. Etik davranış, değişik durumlarda ahlaki açıdan iyi ve doğru olanı, kötü ve yanlış olana karşı tercih etmek olarak tanımlanmıştır. Etik davranışı etik olarak kabul edilmiş olan davranış kalıbı ile tutarlı yönde davranış göstermek olarak nitelendirebiliriz.
Faydacı Yaklaşım: Fayda sağlayabilme açısından etik davranışı inceleyen bu düşünce, etik davranışın en çok insana en fazla faydayı sağlayan davranış olduğunu ileri sürmektedir.
“Varlık ve insan anlayışı bakımından Rönesans’ın devamı olan 18. yüzyıl, insan ve insan eylemleriyle ilgili sorunları insanın kendinden yola çıkarak ele alma çabalarının yaygınlaştığı bir dönemdir. Aydınlanma Yüzyılı veya Felsefe Yüzyılı da denen 18. yüzyılda, insanın kendini doğru şekilde bilmesi, tanıması, anlaması ve anlamlandırması için yeni arayışlar içine girilmiştir. Böyle bir arayışın etik sorulara da yönelmesi kaçınılmazdır. Felsefî soruşturmalarda ilk bakışta bilgi sorunu önde görünmekle birlikte, filozofları araştırmaya iten asıl neden, insan ve insan eylemlerinden doğan sorunlardır.
Bu yaklaşımın köklerinin Eski Çağ’da, Kyrene Okulunda görülen haz ve hazza bağlı mutluluk düşüncesine ve Sofistlerin erdem anlayışına dayandığı söylenebilir. Faydacılık adıyla bilinen bu yaklaşımın temelleri Jeremy Bentham (1748-1832) tarafından atılmış; daha sonra James Mill (1773-1836) ile John Stuart Mill (1806-1873) tarafından geliştirilmiştir. Faydacılığın yanıtlamak istediği ana soru şudur: İyi ve mutlu bir yaşam için ne şekilde eylemek doğru olur? Eylemlerimizin değerini belirleyen ölçü ne olmalıdır ki iyi ve mutlu yaşama ulaşabilelim?
Faydacılığın yaygınlaşmasını sağlayan J. S. Mill, eylemlerimizin doğruluğunu bize verdikleri mutlulukla ölçmenin uygun olduğunu ileri süren faydacılığı benimsemiş ve iyinin ne olduğunu bilmek için de en yüksek mutluluğu ölçü saymayı bir çıkış yolu olarak görmüştür.
Temel Haklar Yaklaşımı: Bireylerin özel yaşamlarına, fikir ve vicdan özgürlüğüne saygı göstermeyi ve bireylerin kişisel hak ve imtiyazlarını koruma gerekliliğini savunmaktadır. Bireyselcilik yaklaşımına göre, etik davranış, bireyin uzun dönemli çıkarlarını gerçekleştirmesine en uygun olan davranıştır. Adalet yaklaşımı, etik davranış üzerine geliştirilmiş olan dördüncü yaklaşımdır. Adalet yaklaşımına göre, bir kararı alırken, ahlaka uygun hareket edildiğini söyleyebilmemiz için, karar alma sürecinin eşit, adil ve yansız olma ilkelerine göre işletilmesi gereklidir. Adalet yaklaşımı ahlaka uygun hareket etmeyi adil olma ile eş tutmaktadır.
Etik Kavramı ve Kapsamı
Etik kavramının literatürde birçok tanımı olmasına rağmen yaygın olarak yarar, iyi, kötü, doğru ve yanlış gibi kavramları inceleyen, bireysel ve grupsal davranış ilişkilerinde neyin iyi neyin kötü olduğunu belirleyen ahlaki ilkeler, değerler ve standartlar sistemi olarak tanımlanmaktadır.
Kurum ve kuruluşlar, günümüz teknolojisinin sağladığı etkileşimci ortamda, etik kurallara uygun davranmamanın bedelinin çok yüksek olacağının farkındadırlar. İşletmelerin itibar kazanmaları ve olumlu imaj oluşturmaları çevreleri ile kuracakları güvenilir ilişkilere bağlıdır. Bu güvenilir ilişki, işletmelerin itibarlarını arttırmakla birlikte piyasa değerlerine de önemli katkılar sağlayacaktır.
Önemli bir gelişme olarak, son yıllarda dünyada olduğu gibi, ülkemizde de iş ahlakı konusunun bilimsel çalışmalara ve araştırmalara konu edildiği görülmekte, insanların bu konudaki duyarlılıklarının artırılması yönünde önemli çabalar ortaya çıkmaktadır. İş ahlakı duyarlılığının, günümüzün küresel dünyasında ekonomilere ve işletmelere giderek artan oranda değer kazandırdığına şahit olunmaktadır. Bu duruma en önemli etken, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak değişen sosyo-kültürel yapılar sonucu toplumsal duyarlılığın ve kamuoyu (özellikle sivil toplum kuruluşlarının) baskısının artmasıdır.
Etiğin Tarihsel Gelişimi ve Farklı Etik Anlayışları
Felsefi etik anlayışına Antik Çağ Çin felsefesinde ve yine Antik Yunan felsefesinde rastlanır. Bu dönemlerde ortaya çıkan felsefi etik anlayışları, ortaya çıktıkları çağ ve bölgenin kültür ve toplumsal yapısıyla yakından ilişkilidir.
On beşinci yüzyıldan başlayarak bu Tanrı ve din merkezli etik anlayışından kaymalar görülmeye başlar; Örneğin Campanella’nın ütopik eseri ‘Güneş Ülkesi’ dini etikten öte etik ile günlük bireysel ve sosyal davranışlar arasındaki bağlar vurgulanır. Giordano Bruno dogmatik din etiğine karşı çıkan isimlerdendir.
Doğu felsefelerindeki erdem ve ahlak anlayışına benzer unsurlar taşıyan bir etik anlayışı da ünlü filozof Spinoza tarafından ortaya atılmıştır. Bu anlayışta kişi doğal
durumunda tutkularının esiridir, aklının yardımıyla bu esaretten kurtulabilir.
Alman filozof Schopenhauer ise çok daha karamsar bir etik görüşünü benimsemiştir. Var olmanın, yaşamanın acıdan ibaret olduğunu savunur; insan istemlerinin esiridir.
1980’li yıllarda, ekonominin uluslararası olması ve piyasa ekonomisindeki gelişmelerle birlikte insan hakları konusunun gündeme taşındığı görülmektedir. 1980’li yılların sonlarına doğru hız kazanan küreselleşme ve bilgi süreci, bilginin üretilmesine ve kullanılmasına dayalı yeni bir ekonomik düzenin oluşumuna ivme kazandırmıştır. 1990’lı yıllarda ise, Anglo-Amerikan işletmelerin öncülük ettiği ve özellikle örgüt ile dış çevre arasındaki ilişkilerin ön plana çıkarıldığı bir iş etiği dalgası görülmektedir.
2000’li yıllarda iş etiği, tüm örgütler için hayata geçirilmesi gereken bir çalışma alanı hâline gelmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda çevresel değişkenler, sosyal sorumluluk, iş çevresi, iş etiği, iş değerleri gibi ekonomik başarının elde edilmesini kolaylaştırıcı konulara ilişkin açıklamalara ve araştırmalara sık sık yer verildiği görülmektedir
Etik Hiyerarşisi
Söz konusu hiyerarşinin ilk basamağında kamu görevlilerinin kendi öznel geçmişleri tarafından biçimlendirilen ‘bireysel ahlak’ yapıları yer almaktadır. Hiyerarşinin ikinci basamağında ‘mesleki etik’ bulunmaktadır. Mesleki etik, kamu görevlisinin görevini yaparken, mesleğin gerektirdiği normlar çerçevesinde davranmasıdır.
Etik-Ahlak İlişkisi
‘Etik ile ahlâk kavramları arasındaki ayrıma dikkat etmenin önemi ilk bakışta anlaşılmayabilir veya açık olmayabilir.
Etik terimi bir bilgi alanını adlandırmaktadır. Bu alan, felsefenin ilk ve temel alanlarından birisidir. Ahlak terimi ise tarihsel ve toplumsal nitelikli bir olguyu adlandırmaktadır. Ahlakın bizi her yandan kuşatan toplumsal nitelikli bir olgu olma özelliğinin günümüzde daha çok vurgulandığını görmekteyiz. Literatürde bazı araştırmacılar, ahlakın, ‘her yanda yaşamımızın içinde’ olduğunu ve ‘günlük yaşayışımızda davranışlarımızın pek çoğunun ahlakla ilgili eylemler’ olduğunu belirterek ahlakın dış dünyada var olan bir olgu, deney alanına ait bir var olan olduğunu ifade etmektedirler.
Her ne kadar günümüzde de yaygınlaşmış anlama biçimiyle etik sözcüğü, ahlak ve meslek ahlakı ya da meslek etiği olarak ifade edilmekteyse de, etiğin aslında ve özünde bilgisel yanı, yani tıpkı diğer bilgi alanları gibi bir bilgi alanı olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Etik ile ahlâk felsefesini bir ve aynı saymak, yine yukarıda ayrıştırmaya çalıştığımız etik ile ahlâkın iç içe geçmesine yol açabilmektedir. Ahlâk felsefesi yapan bir araştırmacı, ‘ahlâkın’ ne olduğunu sorar ve bazen de, ahlâklı olmayı sağlayıcı bir norm geliştirmeye, oluşturmaya yönelebilir.
Etik söz konusu olduğunda ise araştırmacı, nesne edindiği var olan(lar) hakkında bilgi ortaya koymayı amaçlar. Normlar bulmak, geliştirmek onun işi değildir. Tam bu noktada etik sözcüğünün kökeninde bulunan ve etiğin özniteliğini ifade eden karakter, huy, alışkanlık anlamlarını tekrar göz önüne almakta ve bu sözcüğün toplumu değil, kişiyi temel alan anlamına dikkat etmekte fayda vardır. Etiğe bir bilgi alanı olma yolunu açan da bu noktadır.”
İş Etiği ve Yönetimi
Bir insanın iyi karakterli ve iyi huylu olması ona yönelik güveni artırır. Güven veren insanların başkasına zarar verme ihtimalleri oldukça düşük oldukları için çevredeki insanlar güven duyulan sima ve isimlerle kolay bir şekilde iş birlikleri kurabilir. Etiği: İş ya da işletme etiği, ticaretin, sanayinin ve hizmet sektörlerinin gelişmesi, küçüklü büyüklü kurumsal yapıların oluşması, bu kurumların da para kazanmayı ana hedef olarak koymalarının sonucu ortaya çıkan etik sorunlar, bu alanlara etik açıdan bakan çalışmaları gerekli kılmıştır. “İşletmeler nasıl etik olur?”, “Para kazanma ve etik bir arada olabilir mi?”, “etik davranış kazandırır mı” gibi sorularla yola çıkan “işletme etiği” görüşleri, iş yaşamında etik sorunların azaltılmasını, bunu sağlayacak bilgiler, ilkeler ortaya koymayı amaçlamaktadırlar. “Etik davranmak ile kâra dayanan ekonomi arasında ‘ya biri ya öteki’ türünden bir ilişki olamayacağı açıktır.
Bugün meslek sayısı kadar çok sayıda olan meslek etiklerinin her birinin bir “etik” olduğu, felsefesinin en eski disiplinlerinden biri olan etiğin de, yeni adıyla “felsefi etiğin” de, bu etiklerden birisi olduğu düşünülmektedir. Etik sorunların özünde kişilerin yapıp etmeleriyle, insanın değerine zarar vermekle, insanın yalnızca bir araç olarak kullanılmasının yol açtığı sorunlar olduğu görülürse, bu çeşitli uğraş alanlarında karşılaşılan etik sorunların özde aynı sorunlar oldukları da görülür. Çalışma etiği (work ethics, iş etiği) kavramının, toplumsal modernleşme ve demokratikleşmeyle birlikte ahlak felsefesinin yerini büyük ölçüde hukuka ve hukuk felsefesine bıraktığı dönemlerde ön plana çıktığı gözlenmektedir. 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ise, daha sık kullanılmaya başlandığı, çalışma etiği bilincinin arttığı ve çalışma etiğinin ayrı bir çalışma alanı haline geldiği görülmektedir. Etik, kurallara dayalı insan davranışlarını, ahlak ve normlara uymanın içsel yükümlülüğünü bilimsel olarak inceleyen ve sistematik ahlak değerlerine hizmet eden bir felsefe dalıdır.
İş Etiği ve İş Ahlakı
Ahlak, belli bir dönemde belli insan toplulukları tarafından benimsenmiş olan ve toplum içinde insanların davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan, töresel davranış kurallarının ve ilkelerinin bütünüdür. Ahlak alanı koşullardan bağımsız, ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ olarak adlandırılan davranışları kapsamaktadır. İnsanların toplumdaki diğer bireylere karşı görevleri karmaşık, zor ve rahatsız edici olarak
nitelendirilen ahlak kuralları ile belirlenmektedir. İnsanlar hayatları boyunca standartlarla yaşamakta ve yine standartlar tarafından yönlendirilmektedir. Ahlak değerleri, bireyler ve toplumlar için olduğu kadar işletmelerin başarısı açısından da önemli olmaktadır. Ahlak, organizasyonların üretim sürecinde bütünleştirici bir rol oynamakta, işyerlerinde çalışanların sosyal tutum ve davranışlarını doğrudan etkilemekte ve belirlemektedir. İşletmelerde iş ahlakının oluşumu ise, belli bir insan grubunun tarihsel, felsefi ve dini deneyimleri gibi birçok faktörün yüklediği anlama bağlı olarak gerçekleşmektedir.
Bugün yaşanan iş ahlakı ile ilgili problemlerin çoğu yeni değildir. Bunların kökeni 17. yüzyıla dayanır ve özellikle serbest piyasa mekanizması ile arttığı görülür. Bu eski probleme son dönemlerde daha fazla ağırlık verilmeye başlanmasında özellikle 1980’lerde ortaya çıkan ve kitle iletişim araçlarında yer alan skandalların önemli bir etkisi olduğu da bilinen bir başka gerçektir. Dolayısıyla, iş ahlakının hemen her dönemde, derecesi ve önemi farklılaşmakla birlikte, insanları ve organizasyonları ilgilendiren ve uğraştıran bir konu olduğunu söylemek mümkündür.
Sanayileşme ve kitle üretimiyle birlikte, çocuk ve kadınların çalıştırılmaya başlanması, verimlilik hesaplarının karlılık için çok önemli görülmesi ve iş ortamlarının zarar verici etkilerinin konuşulduğu bu dönemde iş ahlakına ilişkin konuların daha fazla gündeme gelmesinde, eleştirel sosyalistlerin katkısı önemlidir.
Küreselleşmenin insanlık ve dünya açısından olumlu etkileri yanında, yoksulluk ve fakirliğin yaygınlaşması, haksız kazançların küreselleşmesi, güçlülerin zayıflara tahakkümünün yaygınlaşması ve benzeri gibi eleştirilen boyutları da söz konusudur. Literatürde bu konu şu şekilde ele alınmıştır; “Şirketler, özellikle çok uluslu olanlar, küreselleşmeye yöneltilen eleştirilerin odağında yer almaktadır. Çok uluslu şirketlerin vergi oranları, çevresel düzenlemeler ve işçi hakları bakımından kendileri için en iyi şartları sağlayan ülkelere doğrudan yabancı yatırımları yönlendirmek suretiyle gelişmekte olan ülkelerdeki şartların kötüleşmesine yol açtıkları ifade edilmektedir.
Küreselleşme, tüketicilere daha ucuz ürünler sunabilmektedir, ancak gelişmekte olan ülkelerdeki savunmasız tüketiciler çok uluslu şirketlerin sömürme riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Hükümetlerin güçsüz olduğu ülkelerde, şirketleri denetleme ya da kontrol etme amacına sahip küresel düzeyde aktif baskı grupları ortaya çıkmıştır Profesyonel yönetimde etik yaklaşımının ön plana çıkması ve 21. yüzyılın başlarında buna şiddetle ihtiyaç duyulması, kendiliğinden gerçekleşen bir durum değildir.
Yönetim Etiği Kavramı ve Yönetimde Etik İlkeleri
Etik yönetimi, çok boyutlu bir ‘güven ilişkisi’ni garanti etmek için önemli bir araçtır. Çalışanlar iş hayatı içinde etik doğruları, doğal olarak her zaman bilemeyebilirler. Bu bilinmezlik, çelişkili ve ikilemli durumlar için özellikle
geçerlidir. Dolayısı ile yazılı etik kod ve kuralların varlığı kurumlar için önemli ve gereklidir. Etik kodların yazılması, kurumların yapılanmasının başlıca anahtarlarından biridir. Etik kodlar, politikalar ve davranış biçimleri, kurumların faaliyet alanlarına özgü değer ve ilkeler doğrultusunda çalışanlara yol gösterir.
Davranış standartlarının belirlenmesi için gerekli olan etik kodların önemi, hukuki yaptırımların, kurumlarda iş yapma kurallarının, iç ve dış denetimlerin, görev ve sorumluluk tanımlamalarının ötesinde, tüm bu uygulamaları tamamlayıcı bir katma değer yaratmasındadır. Etik kodlara ilişkin örnek tutum ve davranışlar, her kuruma özgü olması gereken davranış ilkelerini gösterir.
Etik, insanlar arasındaki ilişkilerin temelinde yer alan değerleri, ahlaki bakımdan iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olan niteliğini ve temellerini araştırmaktadır. Başka ifade ile kişinin ya da grubun davranışlarına rehberlik eden doğrunun veya yanlışın, iyi veya kötünün standartlarını oluşturan ahlaki ilkelerin kodu olarak da tanımlanmaktadır.
Yönetim etiği, yönetsel eylemlerde uyulması gereken ilkeler veya davranış kurallarıdır. Yönetsel etik kavramı, birçok etik kavramla ilişkilidir. Yönetsel etik, iş etiğinin ya da örgütsel etiğin (business ethics) işlevsel bir alanıdır. İş etiği ise çalışma etiğini (work ethics) ve meslek etiğini (professional ethics) kapsamaktadır. Çalışma etiği, verimliliği, kaliteyi ve etkinliği önemseyerek, kişilerin çalışkan, tutumlu, dakik, disiplinli ve dürüst olmalarını öngörmektedir. Bu anlamda yönetsel etik, çalışma etiği ile iç içedir. Yönetsel etik kavramı, işletmelerde var olan etik dışı davranışları ortadan kaldırmayı, var olan ve var olabilecek etik dışı davranışları engelleyecek bir örgütsel ortamı oluşturmayı amaçlamaktadır.
Yönetsel etik, yönetsel alandaki çalışanlar ve yöneticilerin faaliyetlerindeki tüm ahlaki boyutları incelemektedir. Bu boyutlar kısaca şu şekilde incelenmektedir. Değerler: Bireysel, örgütsel veya sosyal olarak düşünce ve davranışların bağımsızlık, adalet, dürüstlük, bağlılık, tarafsızlık, sorumluluk gibi kavramlar dahilinde gerçekleşmesidir.
Standartlar ve Normlar: Bireylerin/çalışanların faaliyetlerine rehberlik eden, davranışlarına yön veren ve onları kontrol eden prensiplerdir(yasalar, kodlar, kurallar gibi). Davranışlar: Sosyal değerlere uygun, mevcut normlar ve standartlarla sınırlandırılmış farklı kişisel faaliyetlerdir.
“Yönetimde etik ilkeler; adalet, eşitlik, dürüstlük ve doğruluk, tarafsızlık, sorumluluk, insan haklarına saygı, hümanizm, bağlılık, hukukun üstünlüğü, sevgi, hoşgörü, saygı, tutumluluk, demokrasi, açıklık, yasadışı eylemlere direnmek, emeğin hakkını vermek, çalışanlara örnek olmak, nazik olmak, sır saklamak, mütevazı olmak şeklinde sıralanmaktadır.
Bireylerin sahip oldukları etik anlayış, onların algılama biçimlerini etkilemekte, örgütsel karar ve eylemlerini büyük ölçüde yönlendirmektedir. Bu nedenle, bireylerin etik anlayışları ile örgütte yerleşik etik anlayışın birbirini destekler nitelikte olması gerekir. Aksi taktirde amaçlar ve amaçları elde etme konusunda tercih edilen yöntem ve davranışlar arasında önemli farklılık ve çatışmalar görülebilir.
“Örgütsel yaşamda bireysel davranışlar, çok yönlü faktör gruplarının etkisi altındadır. Bu faktörler bireyleri, karar verme süreçlerinde etkiler ve yönlendirir. Bireyler, bilişsel gelişimi ve kontrol odaklarının gücüne göre bu faktörlerin etkisinde kalır, üyesi olduğu örgüt ve kendisi için doğru ya da yanlışı bir tercih yaparlar. Zaman zaman bu karalar çok önemli etkiler yapabilir ve örgütün piyasa başarısını etkileyebilir.
Çalışanlara karşı ahlaki ilkelerin tüm işletme yönetimi ve yöneticileri tarafından benimsenip uygulanması gerekmektedir. İşletmelerin öncelikli olarak çalışanlarının insan olduğunu unutmamaları, onlara insan onuruna yakışır şekilde davranmaları gerekmektedir.
İşletme hissedarlarının, dağıtıldığında kâr payı almak, sermaye artırımında rüçhan hakkını kullanmak, genel kurulda yönetimi belirlemek ve gündemdeki diğer konularda oy hakkı kullanmak, işletme faaliyetlerine ilişkin yıllık almak, sahibi olduğu hisseleri başkalarına satabilmek, firma faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmak hakları bulunmaktadır.
Tedarikçiler ile kurulacak ilişkiler, doğru, dürüst, adaletli ve hoşgörüye dayanmalıdır.
İşletmelerin faaliyette bulundukları bölge ya da ülkede devlet kurumları tarafından belirlenen yasa ve yaptırımlara uyma yükümlülüğü bulunmaktadır. Hükümet kurumları, sektörlerdeki ilişkileri ve uygulamaları düzenlemek, yeni yatırımları desteklemek, ulusal ya da uluslararası ticareti korumak amacıyla bir takım yasa ve yaptırımlar oluşturmaktadır. Bu kapsamda işletmeler söz konusu yasalara uymakla yükümlüdürler.
Çevreyle ilgili sorunları; hava kirliliği, su kirliliği, zararlı atıklar, toprak kaymaları, ormanların tahrip edilmesi, bitki ve canlıların dengelerinin bozulması, bazı yaşam türlerinin ortadan kalkması, betonlaşma, çarpık kentleşme vb. konular olarak sıralayabiliriz. Bu kapsamda işletmelere gerek ürettikleri ürünlerle gerekse faaliyetleri sonucunda oluşan zararların (zararlı atıklar, çevre kirliliği, gürültü kirliliği vb.) azaltılmasında önemli görevler düşmektedir.
Sendikalar, işletmelerden ahlaki ilkeler doğrultusunda, çalışanların daha iyi koşullarda çalışmalarını ve yaşamalarını sağlayacak sistemler, davranışlar oluşturmalarını istemektedirler.
Günümüzde bazı durumlarda devletin kamusal alandaki yaptırımları ve faaliyetleri yetersiz kalabilmektedir. Buna bağlı olarak, toplum içerisinde sivil toplum örgütleri vasıtasıyla yetersiz kalan yasal yaptırımlar dengelenmeye
çalışılmaktadır. İşletmeler sivil toplum örgütleriyle sağlıklı, dürüstlüğe ve iyi niyete dayalı ilişkiler kurmak durumundadırlar. İşletmeler, toplumun sağlık ve refahını artırmak için çaba göstermeli; eğitime, kültürel ve sanatsal faaliyetlere sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla destek vermelidirler.
Medya ile kurulacak ilişkilerde aldatıcı olmayan, inandırıcı tanıtımlarda bulunmak, istedikleri bilgileri net ve doğru olarak aktarmak, yanlış bilgi vermemek, işletme çıkarları için medyayı kullanmamak en önemli sayılabilecek ahlaki ilkeler olarak ele alınabilir (Tokgöz, 2018).