AÖF Soru Bankası
İLH2004 · Ünite 6

Şiîlik II

İslam Mezhepleri Tarihi dersi, ünite 6 özeti

Musâ b. Cafer, Ali b. Musâ, Muhammed b. Ali, Ali b. GİRİŞ Muhammed, Hasan b. Ali ve son olarak da, zulüm ve

İslam düşüncesinin teşekkülünde önemli bir yer işgal eden zorbalıkla dolan yeryüzünü adalet ve doğruluğa Şiîliğin en önemli kolunu oluşturan İmâmiyye, İran kavuşturacak olan el-Kâim el-Muntazar olduğunu nüfusunun üçte ikisinden fazlasını oluşturmaktadır ve bu söylediği ifade edilmektedir. On iki imam, sırasıyla şu ülkenin resmi mezhebi durumundadır. Günümüz şahsiyetlerdir: Müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu teşkil eden Şîa’nın en büyük kolunun İmâmiyye olduğu düşünüldüğünde, söz 1- Ali b. Ebî Tâlib

konusu fırkanın tarihte üstlenmiş olduğu rolün yanı sıra, Hz. Ali, Ehl-i Sünnet’e göre Hulefâ-i Râşidîn’in günümüzdeki önemi daha iyi anlaşılır. Günümüzde Şîa dördüncüsü, Şiîlere göre ise ilk imamdır. Hz. teriminin ilk çağrışımının İmâmiyye olması da bu Peygamber’in amcazadesi ve kızı Fatıma’nın eşi olan Ali, yüzdendir. hicretten yaklaşık 22 yıl önce, miladî 600 yılında, Ebû Tâlib’in oğlu olarak Mekke’de doğdu. Babasının aile İMÂMİYYE ŞİASI’NIN TEŞEKKÜLÜ VE fertleri kalabalık olduğu için beş yaşından itibaren hicrete TARİHÇESİ kadar Hz. Peygamber’in yanında kalmıştı. Vahiy

İmâmiyye Şîası’nın Teşekkülü geldiğinde, henüz dokuz yahut on yaşında bir çocuk iken ilk inananlar arasına girmiştir. Bu mezhebe, Hz. Peygamber’in vefatından sonra halîfe- imam olarak on iki imamı kabul ettiklerinden dolayı 2- Hasan b. Ali İsnâaşeriyye (on ikiciler/on iki imamcılar); imamlara Hz. Ali ve Fatıma’nın ilk çocukları olan Hz. Hasan, inanmayı imanın şartlarından saydıkları için İmâmiyye; hicretin 3. yılında (625) Medine’de doğmuştur. Hayatında hem itikat hem de ibâdet ve muâmelatta İmam Cafer yüzden fazla evlilik yaptığı söylenmektedir ve bu yüzden Sâdık’ın görüşlerine dayandıklarından dolayı Caferiyye; ona mitlak (çok boşayan) denmektedir. Babası Hz. Ali’nin on ikinci imamın gelişini beklemeleri sebebiyle Ashâbu’l- vefatı üzerine, bir rivayete göre aynı gün, bir rivayete göre intizâr (bekleyiciler) ve on ikinci imam için çokça de iki gün sonra, 37 yaşında iken Kufe’de gerçekleşen kullanılan kâim (hayatta olan, var olan) ünvanına nisbetle biatla hilâfet makamına geçmiştir. Kâimiyye de denmiştir. Muhalifleri ise mezhebi, Râfıza ya da Râfiziyye diye anmışlardır. 3- Hüseyin b. Ali Sonuç olarak, “imamın nassla tayini” ilkesinin Resulullah’ın gözbebeği iki torunundan ikincisi olan Hz. benimsendiği ilk dönemdeki Şiîler arasında Hişam b. Hüseyin, 5 Şaban 4/30 Aralık 628 tarihinde Medine’de Hakem gibi İmâmî görüntüsü veren şahıslar olmasına dünyaya geldi. Lakabı eş-Şehîd’tir. Hasan’ın ölümüne rağmen, “on iki imam” şeklinde bir biçimlenme kadar ağabeyine tabi olarak, onun Muaviye ile yaptığı başlangıçta söz konusu değildi. Zira 260/874’de on birinci şartlara bağlı kalan Hüseyin, Muaviye’nin ölümünden imam Askerî’nin ölmesi ve on ikinci imamın kaybolması sonra oğlu Yezid’e biat etmedi. Bununla birlikte, Kufe iddiasına kadar, böyle bir oluşum gerçekleşmemiştir. Şiîleri başta olmak üzere çok sayıda kabile lideri, İmâmiyye-İsnâaşeriyye mezhebinin geliştiği siyasî ve fikrî Hüseyin’e yazdıkları mektuplarda, Emevîler’i devirmek hareketliliğin vuku bulması, hicri 290’lı yıllara kadar için teşebbüse geçtiği taktirde kendisini kesin olarak gecikmiştir. 4/10. asrın ikinci yarısında ise İmâmiyye- destekleyeceklerini vaat ettiler. Arkadaşları tarafından İsnâaşeriyye akidesinin ılımlı Şiîlerce büyük ölçüde kabul yapılan uyarılara rağmen bu çağrıya cevap veren Hüseyin, edilmeye başlandığı ve bu arada rakip zümrelerin çoğunun 61/680 Muharrem ayının aşûra (onuncu) gününde da taraftarsız kalarak ortadan kalktıkları anlaşılmaktadır. yanındaki az sayıdaki aile efradıyla birlikte Kerbela’da İmâmî fikirlerin hicri 3/9. asrın sonlarına doğru ilanıyla hunharca şehid edilmiştir. birlikte, erken dönem Şîa tarihi, dönemin müelliflerince yeniden ele alındı ve son gelinen aşamada genel kabul 4- Ali b. Hüseyin Zeyne’l-Âbidîn

görmüş inançlara uyumlu hale getirilmeye çalışıldı. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilen büyük oğlu Ali’den (Ali Ekber) ayırmak için Ali Asgar diye de anılan İmâmiyye Şîası’nın Tarihçesi Ali b. Hüseyin’in lakabı, “ibadet edenlerin süsü”

On İki İmam: On iki imamın her birinin isimleriyle anlamında Zeynelâbidîn’dir. Babası Hüseyin, annesi de anıldığı ilk rivayetin, Ali b. İbrahim el-Kummî’nin (ö. son İran hükümdarı Yezdcürd’ün kızı olan Şehribânû’dur. 307/919) Tefsîr’inde olduğu anlaşılmaktadır. Ali b. 5- Muhammed el-Bâkır b. Ali Zeyne’l-Âbidîn İbrahim, on iki rakamıyla ilgili bazı rivayetlere yer verdiği kitabının bir yerinde, Hızır’ın Hz. Ali ve oğlu Hasan’la 3 Safer 57/16 Aralık 676’da Medine’de dünyaya gelen ve karşılaştığında, onlara, on iki imamın her birinin ismini İmâmiyye tarafından beşinci imam olarak kabul edilen açıkladığı meşhur rivayeti gündeme getirmiştir. Rivayete Muhammed b. Ali, babası gibi siyasetten tamamen uzak göre Hızır’ın, Ali’ye dönerek ona, Hz. Muhammed’in kalmış ve kendisini ilme vakfetmiştir. Babasının ölümü vasîsi ve ümmetin halifesi olduğunu, daha sonra onun üzerine, sükûnet politikası izleyerek, Emevîler’e karşı yerine geçecek haleflerinin sırasıyla Hasan, Hüseyin, Ali isyan etmek istikametindeki arzu ve düşüncelere karşı b. Hüseyin, Muhammed b. Ali, Cafer b. Muhammed, çıktığı gibi, dolaylı olarak da destek vermemiştir.


6- Cafer es-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır Gaybet Dönemi: İmamiye’ye göre, on birinci imam On iki imam arasında, literatürde kendisinden en çok Hasan el-Askerî, on ikinci imamı, yani oğlu Muhammed’i, bahsedilen kişi olan Cafer Sâdık, 80/699 veya 83/702 doğduğu zaman ve kendi vefatına kadarki zaman zarfında yılında Medine’de doğmuştur. Emevîler’in son, yakınlarından birçok kişiye göstermiş ve onun, Abbasîler’in ilk dönemlerini idrak eden Sâdık, fikren kendisinden sonra Allah’ın hucceti ve ümmetin imamı uzlaşamadığı amcası Zeyd b. Ali’nin isyan edip olacağını bildirmiştir. Ancak Askerî 260/874 yılında vefat öldürülmesinden sonra, hem siyasetten uzak kalması, hem edince, oğlu Muhammed de gizliliğe (gaybet) çekilmiştir. de ilk iki halife hakkındaki görüşleri dolayısıyla, Bu tarihten itibaren başlayıp Muhammed’in döneceği Abbâsîler’in kuşkularından büyük ölçüde kurtulabilmiştir. kıyamete yakın bir vakte kadar devam edecek döneme Gaybet Dönemi denir Bu dönem, Gaybet-i Suğrâ (Küçük 7- Mûsâ el-Kâzım b. Cafer es-Sâdık Gaybet) ve Gaybet-i Kübrâ (Büyük Gaybet) adıyla iki

İmâmiyye’ye göre yedinci imam olan Musâ b. Cafer, 7 devreye ayrılır. Safer 128/8 Kasım 745 tarihinde, Mekke ile Medine arasındaki Ebvâ’da doğmuştur. Babasının vefatından Gaybet-i Suğrâ dönemi: sefîr (çoğ. süferâ), nâib (çoğ. sonra aslında Abbasîler’e karşı barışçı bir politika izleyen, nüvvâb), yahut vekîl (çoğ. vükelâ) diye adlandırılan daha çok ibadet ve takvaya yönelen Musâ Kâzım’ın görevliler, imamla toplum arasında irtibat kurmuşlar, takipçilerinin çoğalması, Halife Mehdî’yi kuşkulandırmış; ortaya çıkan problemleri imama arzederek onun emir bu sebeple onu Medine’den Bağdat’a getirterek bir süre yahut yasaklarını topluma ulaştırmışlar, imama gelen hapsetmiş, isyan etmeyeceğine dair yemin aldıktan sonra humus ve diğer gelirleri imam adına toplayıp muhafaza da gönlünü alarak Medine’ye geri göndermiştir. etmişlerdir. Altmış sekiz yıl süren bu dönemde (260- 328/874-940), sefirlik iddiasıyla ortaya çıkan başka 8- Ali er-Rızâ b. Mûsâ el-Kâzım kimseler de olmakla birlikte, İmâmiyye’nin kabul ettiği

İmâmiyye’nin sekizinci imamı olan Ali Rızâ, 148/765 dört sefirin İmam’dan getirdiği yazılı emir ve tavsiyeler veya 153/770 yılında Medine’de doğdu. Hayatının büyük (tevkî’ler), Şîa için bir hareket noktası olmuş, sefirler de kısmını siyasetten uzak geçirmesine rağmen, 201/817 imamın yegane temsilcileri olarak telakki edilmişlerdir. yılında Halife Memun tarafından Abbâsî tahtına veliaht tayin edildi ve Horasan’a getirildi. Gaybet-i Kübrâ Dönemi: İmâmiyye Şîası’na göre,

9- Muhammed Cevâd et-Takî b. Ali er-Rızâ 328/940 yılından itibaren Gaybet-i Kübrâ (Büyük Gizlilik) başlamıştır. Dördüncü sefir Semârrî’nin vefatıylı birlikte İmâmiyye’nin dokuzuncu imamı olan Muhammed Cevâd, başlayan bu dönem liderlik sandalyesinde büyük bir 195/810 tarihinde Medine’de doğmuştur. Ali Rızâ’nın boşluk yarattı. Bunun üzerine İmâmî alim ve fakihleri, vefatına çok üzülen Memun, onun soyuna karşı iyi niyet meydana gelen boşluğu doldurabilmek için büyük çaba ve hüsn-ü alaka göstermeye devam etmiş; sekiz yaşında sarfederek önceki döneme (imamlar dönemi) nispetle yetim kalan Muhammed’i kızlarından Zeynep ile 215/830 faaliyet sahalarını daha da genişlettiler. yılında evlendirmiştir.

10- Ali el-Hâdî en-Nakî b. Muhammed et-Takî Ahbârîlik: Diğer taraftan bu doktrin, onların Ehl-i Sünnet İmâmiyye’nin onuncu imamı olarak kabul edilen Ali en- ve Mutezile’den istifade etmelerini engellememiştir. Nakî 214/829 yılında Medine’de doğdu. Abbasî halifeleri Ahbârî ekol ise bu konuda daha katı bir tutum takınmıştır. Mu‘tasım ve Vâsık devirlerinde Medine’de oturan ve Daha geniş olarak düşünülecek olursa, söz konusu grubun ömrünü zühd ve takva hayatı içinde ilim öğreterek geçiren ahbârîlik olarak isimlendirilmesi, daha sonra usûlî ekolün Ali en-Nakî, Halife Mütevekkil devrinde, muhalifleri şerî esaslar olarak kabul ettikleri Kitap, Sünnet, icmâ ve tarafından halifeye şikâyet edildiği için Bağdat’a çağırılıp, akıl delillerinden sadece Kitap ve Sünnet’i, hatta sadece daha sonra Samarra’ya gönderilir. imamların ahbârını nihaî delil olarak kabul etmeleri sebebiyledir. Kısacası bunlar, ahbâr ve rivayetlere karşı 11- Hasan el-Askerî b. Ali en-Nakî bakışlarından dolayı bu ismi almışlardır. İmâmiyye’nin on birinci imamı olan Hasan el-Askerî, Usûlîlik: Yukarıda zikredilen dört şerî delili kabul eden 232/846 yılında Medine’de dünyaya geldi. İki, üç usûlîlik ise, ahbârın bütün şerî hükümlerin kaynağı yaşlarında, babasının ikamate mecbur edildiği Samarra’ya olamayacağı ve her asır ve zamanda toplumun bütün gelen Askerî, orada yetişmiştir. ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği kanaatindedir. İşte bundan dolayı usûlîler, ahbârîlerin haram addetmelerine 12- Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî karşın, ictihadın zorunlu bir fiil olduğunu savunurlar.

İmâmiyye Şîası’na göre halen gaybet halinde bulunan, fakat gelecekte mehdî olarak ortaya çıkıp dünyada adil bir Pehlevîler dönemi (1925-1979) düzen kuracağına inanılan on ikinci imam Muhammed el- Mehdî, on birinci imam Askerî’nin, bir cariyeden Rıza Pehlevî’nin 1925 yılında Kaçar hanedanlığına son doğduğuna inanılan oğludur. verip kendisinin şahlığını ilan etmesiyle başladı. Rıza Şah ve daha sonra oğlu Muhammed Rıza Şah, İran’ı


çağdaşlaştırmak ve ulemânın Safevîler döneminden bu Adâlet yana büyüyen tesir ve gücünü kırmak için birçok radikal İmâmiyye’ye göre dinin dördüncü aslı ve dolayısıyla inanç reform ve tedbire başvurdu. Özellikle hukuk ve eğitim esaslarından olan adâlet, Allah’ın âdil; kulun da iradesinde alanlarındaki düzenlemeler, İslam hukukunun göz ardı ve fiillerinde hür ve muhtar oluşudur. edilmesi sebebiyle, ulemânın nüfuzunun ciddi şekilde sarsılmasına sebep oldu. Ulemâyı en fazla rahatsız eden Meâd

uygulamalardan birisi, Muhammed Şah’ın 1963 yılında İmâmiyye’nin usûl-i dînden sayıp benimsediği beş yapılan referandumla uygulamaya koyduğu meşhur Ak prensipten sonuncusu, ölümden sonra ahiret hayatının hak Devrim’dir. Kadın haklarının iyileştirilmesi ve okuyup olduğu esasıdır. Kelime anlamıyla meâd, tekrar dönülüp yazma seferberliği gibi bir dizi radikal reformun yanı sıra, gelinen veya önceden bulunulan yer demektir. Terim bu devrimle şahın hedeflediği en önemli nokta, ellerindeki olarak da, Allah’ın kullarını ölümlerinden sonra tekrar toprak ve vakıfları kontrol altına almak suretiyle Şiî diriltip dünyada yaptıklarının hesabını sorması anlamına ulemânın maddî güç ve ekonomik bağımsızlığını gelir. kırmaktır. Şiî ulemâyı rahatsız eden en önemli husus, Rec‘at (dönüş):Allah’ın, ölenlerin bir bölümünü öldükleri toprak reformu olmuştur. surette dünyaya getireceğine, böylece bir insan kesiminin yükseltileceğine, bir insan kesiminin de alçaltılacağına, İMÂMİYYE ŞİASI’NIN GÖRÜŞLERİ hak sahibi insanların haklı olduklarının, zâlimlerin ise

İmâmiyye’ye göre din, Ehl-i Sünnet’te olduğu gibi, iki ana haksız bulunduklarının meydana çıkacağına inanmaktır. bölümde ele alınır: Usûl-i Dîn ve Furû-i Dîn. Bilindiği gibi usûl ya da usûl-i dîn inanç ve itikatla ilgili konuları; Takiyye : İmâmiyye’nin diğer mezheplerle ihtilaf yaşadığı furû ya da fürû-i dîn ise tatbikat ve uygulamalar bölümü konulardan birisidir. Gerçi takiyye çoğu mezhebin kabul olup daha çok ibadetler ve insanlar arasındaki muameleleri ettiği bir görüştür; çünkü “korunmak, sakınmak” demek ihtiva etmektedir. İmâmiyye’de usûl-i dîn genel olarak, olan takiyye, elinde kuvvet ve iktidar bulunan kâfir ve sırasıyla tevhîd, nübüvvet, imâmet, adl ve mead olmak zâlimlerin canlar ve mallar üzerindeki tehditlerinden üzere beş ana başlık altında ele alınır. sakınmak için tecviz edilmiştir. Buna göre insan, can ve

malını kurtarmak için, hakikatte sahip olduğu görüş ve inancını saklayabilir veya aksini izhar edebilir. Şîa, siyasî İmâmiyye Şîası’nın İtikadî Görüşleri baskılardan korunmak ve masûm kabul ettiği imamların Tevhîd kendi iddialarına uymayan söz ve fiillerine inandırıcı açıklamalar getirebilmek için bu ilkeye başvurmuştur. Tevhîd, bütün İslam fırkalarının üzerinde hassasiyetle Onlara göre imam, takiyye halinde kendisinin imam durduğu bir konu olup, Allah’ın birliği, başka bir ilah olmadığını söyleyebilir. Hatta imam, takiyye yoluyla olmadığı, yaratıcının sadece O olduğu, O’ndan başka her küfür, küfre rıza gösterme ve fısk alametlerini ızhar şeyin yaratılmış bulunduğu, hiçbir şeye muhtaç olmadığı, edebilir. Bu durumda da kendisine itaat farzdır. fakat her şeyin O’na muhtaç olduğu, doğurmamış ve doğurulmamış olduğu, hiçbir şeyin kendisine eşit ve denk İmâmiyye Şîası’nın Diğer Görüşleri ve Ca’ferî olmadığına inanmaktır. İmâmiyye’ye göre tevhid kendi Fıkhına Göre Bazı İbâdet ve Muameleler içinde dört esasa dayanır. İmâmiyye’nin, Ehl-i Sünnet gibi, şerî hükümlerin kaynağı Nübüvvet kabul ettiği dört asıl, Kitab, Sünnet, İcmâ ve Akıl’dır.

Nübüvvet yahut peygamberlik, Allah’ın seçtiği kullarını, Kitab, daha önce de belirtildiği gibi Kur’ân-ı Kerim’dir. Cebrail vasıtası veya doğrudan vahiy yoluyla ilahî bir Sünnet, diğer İslamî gruplarda, Hz. Peygamber’in söz, fiil vazife ile mükellef kılmasıdır. İlahî tebliği alan ve takrirleri olarak değerlendirilirken, İmâmiyye sünnet peygamberlerin görevi, bunu halka ulaştırarak onları kavramını daha geniş şekilde ele alarak, on dört masûmun, doğru yola iletmektir. Peygamberler kulların en hayırlıları, yani Hz. Peygamber, Hz. Fatıma ve on iki imamın kavil, en güvenilirleri olup günahtan korunmuş kimselerdir. fiil ve takrirleri olarak ele almaktadır. İcmâ’ya gelince İmâmet usûlîler, masûmun sözünü keşfeden bir delil olması İmâmiyye Şîası’nda imân, usûl-i dînden olan imâmete sebebiyle onu, şerî kaynakların üçüncüsü kabul ederlerken inanmakla tamamlanabilir. İmâmîler, nübüvvetin nasıl ahbârîler, icmânın delil olarak kabulünün mümkün Allah’tan bir lütuf olduğuna inanıyorlarsa, her asırda olmadığını ileri sürerler. Akıl, usûlîlere göre Kitab, Sünnet Peygamber’in vazifeleriyle vazifelenmiş, insanların ve icmâda bulunmayan şey hakkında hüküm verir.

hidayet ve irşadlarını üstlenmiş bir imamın yine Allah’ın lütfuyla olan mevcudiyetine aynı şekilde inanmaktadırlar. Abdest,Ezan ve Namaz:Caferilikte abdest alınırken ayaklar yıkanmaz su ile meshedilir. Buna mukabil mestler üzerine mesh caiz değildir. Ezanda, Muhammedün Resûlullâh’dan sonra Aliyyün Veliyyullâh ilavesi ve hayye ‘ale’l-felâh’dan sonra hayye ‘alâ hayri’l-‘amel


ilavesi yapılır. Seferîliğe bakılmaksızın beş vakit namaz üç vakit içinde cem edilerek kılınır. Sabah namazı kendi vaktinde, öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı da birleştirilmek suretiyle eda edilir Namazda kıyâmdayken Mâlikîyye’de olduğu gibi elleri 145 bağlamak gerekmez. Secdedeyken, secdenin toprak cinsinden bir madde üzerine yapılması gerekir. Bu iş için genellikle mühür denilen, Kerbela toprağından mamül taşlar kullanılır. Cemaatle terâvih kılmak meşru değildir. Humus: Ramazan ayında oruç, hac mevsiminde haccetmek ve zenginler için zekat konularında diğer mezheplerle bariz bir ihtilaf bulunmamaktadır. Humus vergisi ise zekattan ayrı bir mali ibadettir ve zekat almaları haram olan Ehl-i Beyt mensuplarına tevdi edilir. Ticari kazançlar, harp ganimetleri, define ve arazi gelirlerinden beşte bir oranında verilir. Nikah: Normal nikah akdi (akd-i dâimî) yanında Caferiyye mezhebi, geçici nikah akdine (akd-i inkita) izin vermektedir. Mut’a nikahı ya da sıyka nikahı denen bu nikah türü, Ehl-i Sünnet’e ve diğer Şiî mezheplere göre caiz değildir. Hz. Peygamber’in belli bir süre bu nikâhı uygulattığı ancak daha sonra yasakladığı bilinmektedir. Yasaklayıcı rivayetler Caferilerce muteber sayılmamıştır.

Ünite 6 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç