AÖF Soru Bankası
İLH1002 · Ünite 1

İbadet

İslam İbadet Esasları dersi, ünite 1 özeti

İslâm bir denge dini olduğu için din ile dünya arasında da İbadet Kavramı gerekli dengeyi kurmayı emretmiştir. Bu ilkeye göre ne

Arapça bir kelime olan “ibadet” sözlükte “boyun eğme, dünya dine ne de din dünyaya feda edilir. alçak gönüllü olma, itâat, kulluk, tapma, tapınma” gibi anlamlara gelir. Dinî bir terim olarak ise, her şeyin İbadetlerdeki ilkelerden biri de kolaylık sağlamak ve yaratıcısı olan Allah’a içten gelerek ve gönüllü olarak insanları zora sokmamaktır. Din, insanları dara sokmak, yönelmek, boyun eğmek ve itâat etmektir. eziyet etmek ve hayatlarını çekilmez hale getirmek için değil, rahmet olmak içindir. Geniş anlamda ibadet, mükellef yani yükümlü olan herkesin Allah'a karşı duyduğu saygı ve sevginin sonucu İbadetlerde devamlılık esastır. Müminin ibadet olarak O'nun rızasına uygun ve iradeye dayalı bütün yükümlülüğü ölünceye kadar devam eder (el-Hicr 15/98- davranışlarını içine alır. İbadetin zikir, fikir ve şükür 99).

olmak üzere üç boyutu vardır. İbadetin zikir boyutu, Allah İslâm’ın ibadet kapsamında gördüğü hususlardan biri de inancını zihinde canlı tutmak, O’nu anmak ve varlığını duadır. Hz. Peygamber (sav)in hadislerinde, ibadetin benliğinde duyabilmektir. Fikir boyutu, Allah’ın sıfatları özünün dua olduğu bildirilmiştir (Tirmizî, “Deavât”, 1). ve evrende yarattığı eşsiz eserleri hakkında düşünmektir. Şükür ise, bütün bu nimetlerine karşı minnettarlığını İbadet farklı açılardan kısımlara ayrılmıştır:

bildirmektir. 1. Bedenle ve malla yapılmasına göre

Dar ve özel anlamda ibadet ise, Allah ve Resulü Bu bakımdan ibadetler bedenî, malî ve hem bedenî hem de tarafından yapılması istenen, niyete bağlı olarak yaratana malî olmak üzere üç kısma ayrılır. karşı saygı ve boyun eğmeyi ifade eden ve yapana sevap kazandıran belirli davranış biçimleridir. İslâm’ın temel a. Bedenî ibadet: Namaz kılmak ve oruç tutmak bedenî şartlarını oluşturan namaz, oruç, zekât, hac bu tür ibadetlerin başlıca örnekleridir. ibadetlerin belli başlılarıdır. b. Malî ibadet: Zengin sayılan Müslüman mükelleflerin zorunlu olarak vermesi gereken zekât ve her Tâat, emri benimseyip yerine getirmek demektir, kurbet Müslümanın kendi imkânına göre gönüllü olarak ise, insanı manevî olarak Yüce Allah’a yaklaştıran her bir verdiği sadaka şeklindeki yardımlar bu kısımda yer alır. güzel iş anlamındadır. c. Malî ve bedenî ibadet: Yerine getirilmesi için aynı

İbadet, insanı Allah’a ulaştıran, O’na yaklaştıran ve anda hem mal hem de sağlıklı bir beden gerektiren O’nunla buluşturan eylemin adıdır. Geniş anlamıyla ibadet ibadetlerdir. Bunun başlıca örneği hacdır.

olan zikir, fikir ve şükür kulluğun özetidir. Bunları 2. Herkesin sorumlu ve yükümlü olup olmamasına göre özetleyen dua, bütün yönleriyle duayı özetleyen de namaz ibadetidir. Bu açıdan ibadetler aynî ve kifâî kısımlarına ayrılır:

Kur’ân-ı Kerim’de adı geçen ve ana çatısı oluşturulan a. Aynî ibadet: Mükelleflerin her biri tarafından bizzat ibadetlerin ayrıntılı biçimlemesini sünnetten yerine getirilmesi gereken ibadetlerdir. öğrenmekteyiz. b. Kifâî ibadet: Mükelleflerin her biri tarafından bizzat ve ayrı ayrı değil de, hepsinden yapılması istenen Bir davranışın ibadet olabilmesi için, inanılarak, ibadetlerdir. Kifâî ibadeti yapabilecek durumda samimiyetle, iyi niyetle ve dünyaya ait bir menfaat sadece bir kişi varsa onun hakkında artık bu kifâî beklemeden yapılması gerekir. Buna taabbüd anlayışı olmayıp aynî ibadete dönüşür. Ölen bir Müslümanın denilir. Taabbüd, ibadeti öncelikle sırf ibadet olduğu için cenaze namazını kılmak kifai ibadete örnektir. ve Allah’ın emrine olan bağlılığı ve saygıyı ifade etmek için yapmak demektir. 3. Vakte bağlı olup olmamasına göre

Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan ibadetlerin İbadetler vakte bağlı olup olmamasına göre vakte bağlı ve bireysel ve toplumsal bir takım faydaları da vardır. vakitten bağımsız olmak üzere iki kısma ayrılırlar:

Bunlara ibadetlerin sırları ve hikmetleri denilir. Mesela a. Vakte bağlı ibadet: Yerine getirilmesi için dinin belli namaz kişiyi Allah’a yaklaştırır, ruhu ve iradeyi bir vakit tayin ettiği ibadetlerdir. Vakte bağlı olmaları güçlendirir, insanı sabra ve şükre alıştırır. Özellikle dolayısıyla bunlara “mukayyed ibadet” adı verilir. cemaatle kılınan namaz topluluk bilincini geliştirir, sosyal b. Vakitten bağımsız ibadet: Yerine getirilmesi için dayanışmaya katkı sağlar. dinin belli bir vakit tayin etmediği ibadetlerdir. Vakte

İbadetler dinin değişime açık olmayan sahasını bağlı olmamaları dolayısıyla bunlara “mutlak ibadet” oluştururlar. Bu sebeple ibadet, Kur’ân’ın emrettiği, Hz. adı verilir.

Peygamber (sav)’in de uygulamalarıyla şekil ve sınırlarını 4. Miktarının belli olup olmamasına göre çizdiği biçimde yapılmalıdır. Bu bakımdan ibadetler iki kısma ayrılır: İbadetlerin ifası sırasında maddi ve ruhi hayat arasındaki dengeyi gözetmek ve aşırılıktan kaçınmak esastır. Zira a. Miktarı belli ibadet: Dinin yerine getirilecek miktar ve sayıyı belirlediği ibadetlerdir. Beş vakit namazın


vakit ve rekâtları ile hangi maldan ne kadar zekât söylemek haramdır” gibi ifadeler birer teklîfî hüküm verileceği bu kısma girer. bildirmektedir. Meydana gelen fiilde mükellefin gücü ve b. Miktarı belirsiz ibadet: Dinin yerine getirilecek katkısı önemli değilse bu gibi hükümlere de “vad’î” miktar ve sayıyı belir-lemediği ibadetlerdir. Allah hüküm denilir. “Abdestsiz namaz kılınmaz”, “Ramazan yolunda mal, mülk ve para harcama (infâk), ayı girmeden ramazan orucu tutulmaz” gibi hükümler yoksulların ihtiyaçlarını karşılama, misafire ikramda vad’î hükmün örneklerindendir. bulunma gibi ibadetler böyledir. Mükellefin Fiilleri 5. Yapılması istenen fiilin belirli olup olmaması (mükellefe Hanefi fıkıh bilginlerine göre mükellefin fiilleri şunlardır: seçim hakkı verilip verilmemesi) bakımından Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram ve mekruh. Bu bakımdan ibadetin belirli olan ve belirli olmayan Diğer mezheb bilginlerine göre ise bu sayı; vacip, ibadet olmak üzere iki kısmı vardır: mendub, haram, mekruh ve mubah olmak üzere beştir. Burada Hanefilerin taksimi esas alınıp diğerleri ile aradaki a. Belirli olan ibadet: Din, mükelleften yapmasını farka işaret edilecektir. istediği ibadeti belirlemiş, ona seçim yapma hakkı ve farklı seçenekler oluşturma imkânı tanımamışsa buna Farz, Allah veya Resulü tarafından kesin delille emredilen belirli veya muayyen ibadet denir. Beş vakit namaz, ve ifade ettiği anlamda tereddüt bulunmayan eylemlerdir. bayram ve cuma namazı, Ramazan orucu böyledir. tereddüt bulunmayan eylemlerdir. Farzlar, başka anlama b. Seçimlik ibadet: Dinin, tek bir belirleme yapmadan, gelme ihtimali bulunmayan ayet, mütevatir veya meşhur mükellefi bir kaç seçenekten birini yapmakta serbest hadis, ya da icmâ gibi kesin delillere dayanır. bıraktığı ibadetlerdir. Mükellefin verilen seçenekler Farzlar; farz-ı ayn ve farz-ı kifâye olmak üzere ikiye arasından yerine getireceği ibadeti seçme hakkı ayrılır: bulunması sebebiyle bu ibadetlere “muhayyer ibadet” de denir. Farz-ı ayn: Mükellef olan her Müslümanın kendisinin yerine getirmesi gerekli olan farzlardır. Bir kısım İbadet Yükümlülüğü mükellefin yapmasıyla diğerlerinden yü-kümlülük Evrendeki bütün varlıklar yaratıcı olan Yüce Allah’a kalkmaz. Beş vakit namaz ve ramazan orucu böyledir. ibadetle yükümlüdürler. İnsan güçlü bir varlık olsa da, her Farz-ı kifâye: Mükellef Müslümanlara ayrı ayrı değil, şeye gücü yetmemektedir. Belli noktalarda yetersizliği topluca emredilen şeylerdir. Bir kısım Müslümanlar bunu bulunduğu için her zaman yaratıcısına, O’ndan yardım yerine getirince diğerleri sorumluluktan kurtulur. Kur’ân-ı almaya ve iletişim kurmaya muhtaçtır. İnsanın, sahip Kerim’i ezberlemek, şahitlik yapmak, insanların ihtiya-cı olduğu üstün özellikleriyle yetersizlikleri arasında dengeyi olan sanatları ve ilimleri öğrenmek ve cenaze namazı sağlayacak en temel eylem ibadettir. Bu sebeple Kur’ân kılmak gibi. insanın yaratılış gayesinin Allah’a ibadet olduğunu açıkça ifade etmektedir (ez-Zâriyât 51/56). Vacip, Allah veya Resulü tarafından yapılması kesin olarak istenilen ancak dayanağı farz kadar kesin olmayan İbadetle yükümlü ve sorumlu olan kimselere “mükellef” fiillerdir. Fıtır sadakası vermek, kurban bayramında yani yükümlü denir. Yükümlü olabilmek için akıl ve kurban kesmek, vitir ve bayram namazları, namazda beden bakımından belli bir olgunluğa erişmek gerekir. Fâtiha sûresini okumak gibi. Buna âkil ve bâliğ olma şartı denilir. Mükellef olabilmek için akıllı ve ergin olmak gerekir. Bunun yanında mükellef Sünnet, Hz. Peygamber (sav)’den nakledilen söz, fiil ve olma ile ilgili başka bir kavram da ehliyettir. Ehliyet, onaylardır. Fıkıhta ve ibadet alanında sünnet ise, Hz. kişinin dinî ve hukukî bakımdan sorumluluk taşımaya Peygamber (sav)’in farz ve vacip kapsamı dışında kalan elverişli olmasıdır. yani kesin ve bağlayıcı olmayan ancak tavsiye ve örnek olma niteliği taşıyan söz ve fiillerinin genel adıdır. Diğer bir şart, akıl ve temyiz sahibi olmaktır. Temyiz, iyiyi kötüden, yararlıyı zararlıdan ayırt etme özelliğidir. Sünnet; müekked ve gayri müekked sünnet olmak üzere Bunlar yanında teklif edilen dinî yükümlülüğü yerine iki kısma ayrılır. Bu ayırım Hz. Peygamber (sav)’in dine getirecek güç ve imkâna sahip olmak da gereklidir. dâhil olan davranışlarının diğer Müslümanları bağlayıcılık Kendi iradesiyle hareket edebilecek yaş ve olgunluğa da derecesine göre yapılmıştır. Hz. Peygamber (sav)’den ulaşmalıdır. sâdır olan davranışların dine dâhil olup olmaması bakımından ise sünnet, sünnet-i hüdâ ve sünnet-i zevâid Mükellefin davranışlarına “mükellefin fiilleri” (ef’âl-i kısımlarına ayrılmaktadır. mükellefîn), bu davranışlara dinin verdiği nitelik veya değer yargısına ise “hüküm” denilir. 1. Müekked Sünnet: Pekiştirilmiş ve güçlü sünnet

Yapılması veya yapılmaması istenen fiil mükellefin gücü demektir. Bunlar, Hz.Peygamber (sav)’in devamlı dâhilinde ise, yani onu yapma veya yapmama imkânına olarak yaptığı ve sırf mecburi olmadığını göstermek sahipse bu gibi fiillere verilen hükümler “teklîfî hüküm” için ara sıra terk ettiği fiillerdir.

adını alır. Mesela, “namaz kılmak farzdır”, “yalan


2. Gayr-ı müekked sünnet: Hz. Peygamber (sav)’in Sahih; Kendisi için belirlenmiş olan temel unsur (rükün) çok defa edâ edip, bazen terkettiği sünnetlerdir. İkindi ve şartları tam olarak taşıyan ibadet ve işlemlerdir. ve yatsı namazlarının ilk sünnetleri gibi. Gayr-ı Bâtıl; Kendisi için belirlenmiş olan temel unsur ve şartları müekked sünnetlere, “müstehab” veya “mendub” adı hiç taşımayan ibadet ve işlemlere denilir. da verilir. • Sünnet-i hüdâ: Sünnetin müekked ve gayr-i Fâsit; Kendisi için belirlenmiş olan şartları eksik olarak müekked çeşidine “Sünnet-i hüdâ” da denilir. taşıyan işlemlere denilir. “Sünnet-i hüdâ” ile daha çok, dinî vecibeleri Müfsit; Bir ibadeti bozan veya sakatlayan fiil veya tamamlayıcı özellik taşıyan fiiller kastedilir. Cemaatle eksikliğe denir. namaz kılmak, ezan ve kâmet okumak bu kabildendir. • Sünnet-i zevâid: Hz. Peygamber (sav)’in insan Edâ; Mükellefin bir yükümlülüğü, belirlenen vakit içinde olması itibariyle yaptığı, dini tebliğ maksadı gerekli şartlara riayet ederek eksiksiz yerine getirmesine taşımayan, normal insanî davranışlarıdır. Bunlara âdet “edâ” denilir. sünnetide denir. Mesela, Hz. Peygamber (sav)’in İade; Mükellef, bir yükümlülüğü belirlenen vakit içinde beyaz elbise giymesi, saç ve sakalını kınalaması, fakat eksik bir şekilde edâ edip, sonra yine vakit içerisinde yeme, içme gibi hususlardaki alışkanlıkları zevâid tam olarak tekrar yerine getirirse buna “iâde” adı verilir. sünnettir. Kazâ; Bir yükümlülüğü vakti çıktıktan sonra tam olarak Müstehab; güzel görülen, sevimli ve tercih edilen amel yerine getirmeye “kazâ” denilir. demektir. Hz. Peygamber (sav)’in bazan işleyip, bazan Azîmet; Sözlükte azîmet, bir şeye kesin olarak yönelmek terk ettiği, İslâm âlimlerinin dinî bakımdan uygun ve güzel ve niyetlenmek anlamına gelir. Fıkıh terimi olarak azîmet; bulup işlediği işlere “müstehab” denir. Yüce Allah’ın, mükelleflerin hepsi için bütün durumlarda Mubah; Allah veya Resulü’nün, mükellefi yapıp yani meşakkat, zaruret ve ihtiyaç gibi geçici bir sebebe yapmamakta serbest bıraktığı fiile “mubah” denir. bağlı olmaksızın bağlayıcı olmak üzere ilkten koyduğu hükümlerdir. Haram; Allah veya Resulü tarafından yapılmaması ve vaz geçilmesi kesin olarak istenilen fiile “haram” denir. Ruhsat; sözlükte kolaylık anlamına gelir. Haramın neden olduğu kötülük ve fenalık, ya fiilin bizzat Rükün; Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ve kendisindedir veya fiilin beraberindeki diğer onun yapısının bir parçasını teşkil eden unsur demektir. hususlardadır. İşte bu sebeple haram, doğrudan veya do- laylı yoldan olmak üzere ikiye ayrılır: Şart; Bir şeyin varlığı kendi varlığına bağlı olan ancak onun yapısından bir parça olmayan iş veya vasıftır. a. Doğrudan haram: Allah ve Resulü’nün geçici ve bir sebebe dayalı olmak-sızın baştan itibaren ve temelden Sebep; Varlığı hükmün varlığına, yokluğu da hükmün yani kendi yapılarındaki kötülük veya zarardan dolayı yokluğuna alamet olan durumdur. haram kıldığı fiildir. Zina, hırsızlık vb. Mâni; Varlığı sebebe hüküm bağlanmaması veya sebebin b. Dolaylı haram: Esasen meşru olduğu halde, haram gerçekleşmemesi sonucunu doğuran durumdur. kılınmasını gerektiren bir durum sebebiyle haram kılınan fiildir. Buna “haram li-ğayrihî” denir. Bayramda oruç tutmak vb.

Mekruh, Allah ve Resulü’nün, kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarz ve üslupla yapılmamasını istediği fiile mekruh denir. Hem haram hem de mekruh, yasaklanan ya da hoş karşılanmayan veya çirkin olan fiilleri ifade eder. Mekruh Hanefîlere göre, tahrîmen ve tenzîhen mekruh olmak üzere ikiye ayrılır:

a. Tahrîmen mekruh: Allah ve Resulü’nün, yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda istediği, ancak haber-i vahid gibi kesin olmayan zannî delile dayanan fiildir. Harama yakın mekruh demektir.

b. Tenzîhen mekruh: Allah ve Resulü’nün kesin ve bağlayıcı olmayan bir üslupla yasakladığı fiildir. Helala yakın mekruh demektir.

İbadetle İlgili Bazı Terim ve Kavramlar

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç