İKY201U-BELGE YÖNETİMİ VE OFİS UYGULAMALARI
Ünite 2: Vergi ile İlgili Temel Kavramlar ve Kullanılan Bazı Belgeler
Vergi ve Vergi ile İlgili Bazı Temel Kavramlar
Geniş anlamda vergi “Devletin ve devletin yetkilendirdiği kamu kuruluşlarının mali ve mali olmayan görevleri gerçekleştirmek üzere gerçek veya tüzel kişilerden hukuken, zorla karşılıksız olarak ve egemenlik gücüne dayanarak aldığı para şeklindeki iktisadi değerler” olarak tanımlanmaktadır.
Vergi zaman içinde gelişmiş, kurumsallaşmış ve sağlam bir düşünce sistemine kavuşmuş bir kavramdır. Bu kavrama ilişkin bir başka tanımda ise vergi “kişilerden kamu giderlerini karşılamak veya devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahalesini sağlamak üzere, cebri, nihai ve karşılıksız olarak istenen bir parasal yükümlülük” olarak ifade edilmiştir.
Verginin temel özellikleri şu şekilde özetleyebiliriz:
• Vergi, devlet veya devletin yetkilendirdiği kamu kuruluşları tarafından toplanır. • Vergi, mali, sosyal, ekonomik ve diğer amaçlar doğrultusunda alınmaktadır. Verginin mali amacı, kamu giderlerinin finansmanı için gerekli olan gelirlerin temin edilmesidir. Verginin kamu harcamalarının karşılığı olması, ne için alındığını, başka bir deyişle, amacını belirtir. Verginin sosyal amacı ile gelir ve servet dağılımındaki eşitsizliklerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Verginin ekonomik amacı ile ekonomik büyüme ve kalkınma amaçlamaktadır. Verginin mali, ekonomik, sosyal amacının dışında sağlığa zararlı bir malın tüketimini kısmak, yerli üreticiyi rekabete karşı korumak vb. amaçları da bulunmaktadır. • Vergi, gerçek ve tüzel kişilerden alınmaktadır. • Vergi kanuni bir zorunluluktur. Verginin yasal dayanağı Anayasa’nın 73.maddesidir. Anayasa madde 73/1’e göre “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” Anayasa’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmü ile de kanunsuz vergi olmayacağı bırakılarak belirtilmiştir. • Vergi parasal bir yükümlülüktür. Mali anlamda vergi, daha çok para ve mal ile ödenen maddi değerlerin ifadesi olmasına rağmen, günümüzde artık verginin mal ve hizmet şeklinde (ayni olarak) ödenmesi bazı istisnalar dışında para ile ödenmesi söz konusudur. • Vergi ihtiyari bir kamu geliri değil cebri bir kamu geliridir. Vergi zora dayanan bir ödemedir. Bu zorunluk kanundan doğmaktadır. Bu bakımdan vergi, devletin vergileme yetkisine dayanılarak kanunla alınır. Kanun vergileme koşullarını belirtmiştir. • Kanunlarda matrahı, oranı ve yükümlüsü saptanan vergileri zamanında ödemeyen borçlular hakkında devlet gerekirse zor kullanabilecektir.
• Vergi karşılıksızdır, bir hizmetin bedeli değildir. Vergi geçici bir kamu geliri de değil, aksine nihai bir kamu geliridir. Vergilerin karşılıksız olması, vergide kişinin şahsına yönelik özel ve doğrudan bir karşılık vaadi ve taahhüdü olmamasıdır. Vergi genel olarak kamu hizmetlerinin karşılığı olarak alınır. Fakat kişinin ödediği vergilerle kamu hizmetlerinden özel, doğrudan ve birebir faydalanmayı içeren karşılıktan söz edilemez. Çünkü bireyden vergi olarak alınan tutar ile kamu hizmetleri arasında bir ilişki bulunmamaktadır.
Vergi ile İlgili Bazı Temel Kavramlar
Bir verginin tahsil edilmesi bir anda gerçekleşen anlık bir olay olmayıp, tahsilat öncesini ve sonrasını da kapsayan bir sürecin işlediği, çeşitli aşamalardan oluşan ve pek çok unsurun bir araya geldiği bir ilişkiler bütünüdür. Genel olarak “vergilendirme süreci” denilen bu süreç, bir vergi yasasının kabul edilmesiyle başlar ve ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştıran denetim ve inceleme aşamalarını da kapsamına alır. İşte, bütün bu süreç boyunca yapılan işlemlere, uygulanan yöntemlere “vergileme tekniği” denilmektedir.
Verginin Konusu
Verginin üzerine konulduğu şey, olay, fiil, işlem ya da durum verginin konusunu oluşturur. Bir vergide açıkça belirtilmesi gereken ilk unsur verginin konusudur. Buradaki “şey” sözcüğü maddi anlamdaki malların yanı sıra hizmetleri de içerir. Ancak, verginin konusu yalnızca mal ya da hizmetlerle de sınırlanamaz. Bunlara ek olarak bir işlem, bir fiil, bir gelir, bir sermaye vb. verginin konusunu oluşturabilir. Yasa koyucu gerek görürse o güne kadar vergi ile hiç ilişkilendirilmemiş bir iktisadi unsur üzerinden vergi alınmasını öngörebilir.
Her vergi yasasının ilk maddeleri verginin konusunu düzenler. Vergiler genellikle isimlerini konularından alır. Gelir Vergisinin konusu gerçek kişilerin elde ettiği gelirdir. Emlak Vergisinin konusu, Türkiye sınırları içinde bulunan bina, arsa ve arazidir. Motorlu Taşıtlar Vergisinin konusu, motorlu kara, hava ve deniz taşıtlarıdır.
Nelerin vergi konusunu oluşturduğunu önceden kesin olarak belirtme ve sınırlama imkânı bulunmamaktadır. Çünkü kanunun vergi yükümlülüğünün doğmasını hangi iktisadi unsura bağlayacağını önceden bilmek imkânsızdır. Kanun koyucu gerek görürse, o ana kadar vergi ile hiç bir ilişkisi olmayan bir iktisadi unsur üzerinden vergi alınmasını öngörebilir. Bu durumda o iktisadi unsur verginin konusu olur.
Vergiyi Doğuran Olay
Verginin konusu ile mükellefinin belirlenmiş olması bir vergi borcunun doğumu için yeterli değildir. Soyut olarak yasada belirtilen vergi konusu ile mükellef arasında bir bağlantı kurulması gerekir. İşte, verginin konusu ile mükellefi arasında kurulan bağlantıya vergiyi doğuran olay denir.
Devlet ile mükellef arasındaki somut vergi ilişkisi vergiyi doğuran olayın meydan gelmesi ile ortaya çıkar. Verginin idare tarafından hesaplanıp, mükellefe bildirilmesi doğmuş olan vergi borcunun sonradan tespit edilmesinden başka bir şey değildir. Vergiyi doğuran olayın suç sayılması ya da kanunlarla yasaklanmış olması vergilendirmeyi etkilemez.
Türk vergi mevzuatından vergiyi doğuran olaya ilişkin şu örnekleri verebiliriz: Bilindiği gibi gelir vergisinin konusu gelir, mükellefi ise gerçek kişilerdir. Vergiyi doğuran olay ise gelirin elde edilmesidir. Yani, bir gerçek kişi ancak bir gelir elde ettiği zaman gelir vergisi borçlusu olur. Veraset ve İntikal Vergisinde vergiyi doğuran olay, miras yoluyla ya da ivazsız (karşılıksız) olarak mal intikalidir. Katma Değer Vergisinde vergiyi doğuran olay mal teslimi, hizmet ifası ya da ithalattır.
Vergi Mükellefi (Yükümlüsü) ve Sorumlusu
Vergi yasalarına göre üzerine düşen parasal (maddi) ve/veya biçimsel ödevleri yerine getirmek zorunda olan kişiye vergi mükellefi denir. Vergi Usul Kanununa göre kendisine vergi borcu terettübeden (ödev olarak üzerine düşen) gerçek veya tüzel kişidir. Vergi mükellefinin belli miktarda vergiyi kamu alacaklısına ödemek zorunda olmasına maddi mükellefiyet denir. Ancak, vergi mükelleflerinin maddi ödevlerinin yanı sıra defter tutmak, belge düzenlemek, beyanname vermek, bildirimlerde bulunmak gibi çeşitli biçimsel ödevleri de vardır.
Gerçek ve tüzel kişiler vergi mükellefi olabileceği gibi, tüzel kişiliği olmayan kurumlar da vergi mükellefi olabilirler.
Vergi sorumlusu, kural olarak, mükellef ile devlet arasındaki alacak-borç ilişkisinde üçüncü kişi durumundadır. Yasa koyucu çeşitli nedenlerle bir mükellefe ait vergi borcunun vergi dairesine yatırılması ödevini, asıl mükellefle bir şekilde ilişkisinin olması dolayısıyla üçüncü bir kişiye yükleyebilir. İşte, vergiyi doğuran olay kendi kişiliğinde gerçekleşmediği halde, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı sorumlu olan kişiye vergi sorumlusu denir.
Verginin Matrahı
Matrah, vergi borcunun hesaplanması için dayanılan temeli ifade eder. Daha açık bir deyişle, matrah vergi borcunu hesaplamak amacıyla, vergi konusunun indirgendiği teknik- fiziksel ya da ekonomik-parasal büyüklük, vergi borcunun hesaplanmasına esas teşkil eden miktardır.
Vergi matrahının belirlenmesinde esas alınan büyüklük (miktar) teknik bir miktar ya da fiziki bir ölçü olduğu takdirde spesifik vergilerden söz edilir. Bu tür vergiler ağırlık, sayı, hacim, yüzölçümü, uzunluk, alkol derecesi gibi teknik miktarlar üzerinden hesaplanıp alınır.
Vergi matrahı, ekonomik-parasal bir değer olarak ifade edilmişse ad valorem (değer esasına dayalı) vergiler söz konusudur. Bu tür vergilerin uygulama alanı gittikçe genişlemektedir. Ülkemizde uygulanan Gelir Vergisi,
Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi gibi temel vergiler değer esasına dayalı vergilerdir.
Verginin konusu ve matrah iki farklı kavramdır. Bunların karıştırılmaması gerekir. Örneğin, Gelir Vergisinin konusu elde edilen gelirdir; matrahı ise gelirin safi tutarıdır. Gelir vergisi matrahına, yani safi (net) gelire ulaşılabilmesi için elde edilen gayri safi (brüt) gelirden bir takım indirimlerin yapılması gerekir. Emlak Vergisinin konusu bina, arsa ve arazi gibi taşınmaz varlıkların kendileridir. Matrahı ise bina, arsa ya da arazinin değeridir
Vergi Tarifesi
Vergi tarifesi vergi tutarını hesaplayabilmek için matraha uygulanması gereken ölçütlere denir. Vergi tarifesinde, vergi oranları veya vergi miktarları yer almaktadır. Vergi borcunun hesaplanabilmesi için öncelikle matrahın bilinmesi gerekmektedir. Vergi tarifesi ile vergi matrahı üzerinden ne kadar vergi alınacağı hesaplanır. Vergi tarifeleri genelde kendi içinde üçe ayrılır.
• Sabit (düz) oranlı tarife: Vergi matrahının her seviyesinde aynı oranda vergi alınmasıdır. Bu tarifede ödeme gücü ile vergi arasında bir ilişki bulunmamakta, ödeme gücündeki değişmeler vergi miktarına etki etmeyerek vergi miktarının ödeme gücüne oranı azalmaktadır. Kurumlar vergisi sabit oranlı tarifedir. • Artan oranlı tarife: Vergi matrahının artmasıyla birlikte vergi oranının da arttığı tarifedir. Gelir arttıkça gelirin marjinal faydasının düştüğü varsayımından hareket edenler artan her gelir dilimi için daha yüksek vergi oranı uygulanmasını önermişler ve böylece artan oranlı vergi tarifeleri oluşmuştur. Gelir vergisinde artan oranlı tarife uygulanmaktadır. • Azalan oranlı tarife: Vergi matrahının yükselmesine karşılık vergi oranının düştüğü tarifedir. Azalan oranlı tarife, artan oranlı tarifenin tam tersidir.
İstisna ve Muafiyet
İstisna ve muafiyet kavramları, kural olarak vergiye tabi olan vergi konularının ve mükelleflerinin çeşitli nedenlerle kısmen ya da tamamen, geçici ya da sürekli olarak vergi dışı bırakılmalarını ifade eder. Diğer bir deyişle, burada objektif (verginin konusu) ve sübjektif (mükellef) vergi mükellefiyetinin sınırlandırılması söz konusudur. Objektif vergi mükellefiyetinin sınırlandırılmasına istisna, sübjektif vergi mükellefiyetinin sınırlandırılmasına ise muafiyet denir. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, vergi yasalarında ilke olarak vergilendirilmesi öngörülen bir konunun vergi dışında tutulmasına istisna denir. Buna karşılık, yine kural gereği mükellef olması gereken kişi ya da grupların vergi yükümlülüğü dışında kalmalarına muafiyet denir. Sonuçları bakımından istisna ve muafiyet arasında bir fark yoktur. Her ikisi de vergi borcunun doğmasını engelleyen ayrıcalıklardır.
İstisna ve muafiyetler tam ya da kısmi, geçici ya da sürekli, koşullu ya da koşulsuz olabilirler. Örneğin, Gelir Vergisi
Kanununda yer alan telif kazançları istisnası fikir ve sanat eserlerinden elde edilen gelirlerin tamamını, sürekli olarak vergi dışı bırakan bir istisnadır. Buna karşılık, konutların kiraya verilmesinden elde edilen kira gelirlerinin yalnızca bir kısmı vergi dışı bırakılmıştır. Geçici istisnaya örnek olarak da yeni yapılan bina veya apartman dairelerinin beş yıl süre ile vergi değerinin % 25’nin Emlak Vergisinden istisna edilmesini gösterebiliriz.
Muafiyetlere örnek olarak Gelir Vergisi Kanununda düzenlenen esnaf muaflığı ile diplomat muaflığını gösterebiliriz. Çok küçük çapta ticari faaliyette bulunan ve esas itibariyle geliri ancak geçimini sağlayacak düzeyde olan bazı ticaret ve sanat erbabı gelir vergisinden muaf kılınmıştır. Diplomat muaflığı ile de yabancı ülkelerin Türkiye’de bulunan elçi, maslahatgüzar ve konsolosları ile memurlarının, karşılıklı olmak koşuluyla gelir vergisinden muaf kılınmaları öngörülmüştür.
Vergi istisna ve muafiyetlerinin temelinde siyasi, iktisadi, sosyal, kültürel ve teknik nedenler yatmaktadır. Öte yandan, parlamento içinde ve dışında faaliyet gösteren baskı grupları da istisna ve muafiyetlerin belirlenmesinde ve biçimlenmesinde etkili olabilmektedirler.
Türk Vergi Sisteminde Yer Alan Vergiler
Bir ülkede birden çok vergi uygulanıyorsa çok vergili sistem vardır. Çok vergili sistemlerin incelenmesi söz konusu olduğunda bazı sınıflandırmalara gitmek, sistemde yer alan vergileri belli gruplar itibariyle toplamak bilimsel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Dolaylı ve Dolaysız Vergiler
Dolaysız ve dolaylı vergi ayrımı da çok kullanılan ve yaygın olan vergi sınıflandırmasıdır. Diğer bütün ayrımlar özel karakterli iken dolaysız ve dolaylı vergi ayrımı genel karakterli bir ayrımdır. Dolaysız ve dolaylı vergilerin temel ayrım şekli, verginin toplanması ve hesaplanmasına ilişkin idari düzenlemelere dayandırılmaktadır. Vergi yükünü taşıyan kişilerden toplanan gelir vergisi gibi vergiler dolaysız vergilerdir. Diğer yandan vergi yükünü taşımayan kişilerden toplanan katma değer vergisi gibi vergiler ise dolaylı vergidir. Servet vergilerinin sınıflandırılmasında durum biraz daha farklılaşır. Servet vergileri doğrudan varlık üzerinden alındıkları için dolaysız vergi kabul edilir.
Dolaysız ve dolaylı vergilerin bir diğer ayrım şekli, bugün de geçerliliğini koruyan dolaysız vergilerin yükünün tamamen mükellef tarafından katlanıldığı, dolaylı vergilerin ise tamamen yansıtıldığı düşüncesine dayandırılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında dolaysız vergiler kolayca yansıtılamayan vergiler olarak tanımlanırlar. Bu vergiler kişilerden ya da kurumlardan toplanır ve mükellefin şahsi özelliklerine göre (medeni durum, cinsiyet, engelli olmak ve servet gibi) ayarlanmasına izin verilir. Bu mükelleflerin vergi yükünü üstlenmeleri ve vergiyi idareye ödemeleri beklenir. Bunun bir istisnası ücretlilerin vergisidir. Ücretlilerin vergisi, işveren tarafından çalışanın ücretinden kesilmekte ve onun
adına vergi sorumlusu sıfatıyla ödenmektedir. Dolaylı vergiler ise genellikle yansıtılırlar ve vergiyi kişinin şahsi özelliklerine göre ayarlamak da güçtür. Örneğin, katma değer vergisi satıcıdan tahsil edilir, ancak vergi fiyat artışları yolu ile tüketicilere yansıtılır. Böylece tüketiciler dolaylı olarak vergi yüküne katlanmış olurlar.
Dolaysız ve dolaylı vergilerin son bir ayrım şekli ise vergi yükünün kişiler arasındaki dağılımından hareketle yapılmaktadır. Bu görüşe göre dolaylı vergiler daha çok düşük gelir grupları, dolaysız vergiler ise daha çok yüksek gelir grupları tarafından ödenen vergilerdir. Bu düşünce teorik olmasa da pratik bir geçerliliğe sahiptir. Şöyle ki modern toplumlarda dolaysız vergiler genellikle gelirlerine göre, zenginlerden düşük gelirlilere kıyasla daha yüksek oranda toplanmaktadır. Dolaylı vergilerde ise tam tersi söz konusudur. Zira zorunlu tüketim harcamalarının düşük gelirlilerin bütçesi içerisindeki payı çok daha yüksektir.
Ekonomik Kaynaklarına Göre Vergiler
Vergiler yükümlülerin gelir, servet ve harcama gibi ekonomik kaynaklarından alınır. Bu bakımdan vergiye konu olan ekonomik kaynakların çeşidine göre vergiler şunlardır: Gelir vergileri, harcama vergileri ve servet/servet transferi üzerinden alınan vergilerdir.
Gelir Üzerinden Alınan Vergiler
Gerçek kişilerin gelirleri üzerinden alınan gelir vergisi ile kurumların kazancı üzerinden alınan kurumlar vergisi sınıflandırmada gelir üzerinden alınan vergiler içinde yer alan vergilerdir. Her iki verginin konuları iktisaden aynıdır.
Gelir vergisi dolaysız bir vergi türüdür ve bireylerin ödeme güçlerini dikkate alan ve adil olduğu savunulan bir vergi türüdür. Çünkü ülkelerin gelir tanımları bazı hallerde adaletsiz uygulamaları ortaya çıkarabilmektedir.
Gelirler üzerinden alınan ikinci vergi türü Kurumlar vergisidir. Gelir vergisi gerçek kişilerin gelirleri üzerinden alınırken kurumlar vergisi tüzel kişiliğe sahip bazı kurum ve kuruluşların kazançları üzerinden alınmaktadır. Tüm tüzel kişilikler kurumlar vergisine tabi değildir.
Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler
Harcamalar üzerinden alınan vergiler, nispeten basit yapıya sahip oldukları için, birçok ülke tarafından kolaylıkla uygulanabilmiştir. Çağdaş vergi sistemlerinde, harcamalar üzerinden alınan vergilerin önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Harcama vergilerinin önemindeki bu artış verginin yükümlü psikolojisi üzerindeki etkisinin azlığından ve mali açıdan verimliliğinin yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
Harcamalar üzerinden alınan vergiler, gelir vergilendirildikten sonra kalan kullanılabilir gelirin tüketim amacıyla kullanılması sırasında alınmaktadır. Söz konusu vergiler genellikle üreticiler tarafından ödenmekte ve ödenen vergi daha sonra yansıma mekanizmasına bağlı
olarak malın ve hizmetin fiyatına eklenerek, değişim anında tüketicilere aktarılmaktadır. Tüketici ise malın veya hizmetin fiyatı ile kaynaşmış vergiyi ödemek ve üzerinde taşımak zorunda kalmaktadır.
Servet ve Servet Transferi Üzerinden Alınan Vergiler
Servet vergilerine ilişkin en temel ayırım genel ve özel servet vergileri şeklindedir. Genel servet vergisinin konusu gerçek ve tüzel kişilerin sahip bulundukları servetin tümü, matrahı ise söz konusu servetin gerçek ve net tutarıdır. Özel servet vergileri ise servetin tamamı yerine servet unsurlarının sadece bir kısmını vergileme konusu yapan servet vergileridir. Bu tür vergiler genel servet vergisi uygulamayan ülkelerde, genellikle bina ve arazileri kapsamına alan bina ve arazi vergileri şeklinde uygulanmaktadır. Verginin konusu gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları bina ve araziler, matrahı ise bina ve arazilerin gayrisafi değeridir. Özel servet vergileri kişisel olmayan objektif nitelikli vergilerdir. Bu nedenle bireyin durumu ve aile yapısı verginin belirlenmesinde söz konusu değildir. Bu vergiler bazen servet unsurlarının değeri üzerinden hesaplanmayıp iradı üzerinden hesaplanır.
Vergi Mevzuatı ile İlgili Bazı Belgeler ve Beyanname
Defter ve Belge Kavramı
Belge kavramı ile ilgili tanımlamalara baktığımız zaman, örneğin Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe sözlüğünde, “Bir gerçeğe tanıklık eden yazı, fotoğraf, resim, film vb. vesika, doküman” şeklinde tanımlanmakta bir başka tanımda “çeşitli hukuksal durumları saptayan, delil olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim gibi vesika” denmekte bir başka kaynakta da, “bir olguyu, bir gerçeği bildirmek için düzenlenmiş ve onaylanmış yazı, vesika / bir kimsenin niteliğini ya da kendisine verilen bir hakkı bildiren kağıt” şeklinde ifade edilmektedir.
Belge düzenine ilişkin sistem, vergilendirme ile ilgili işlemlerin kanuni belgelere bağlanmasını ve belgelerin kanundaki şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmesini öngörmektedir. Belge düzeni, vergi konusunun ve matrahın delile bağlanması, beyanın doğruluğunun ortaya konulması, vergi idaresinin denetim yetkisini uygulayabilmesi gibi fonksiyonları yerine getirmektedir. Beyan esasının geçerli olduğu vergi sistemlerinde vergi ile ilgili işlem ve ilişkilere ilişkin kayıtların belgelenmesi zorunludur. Bu nedenle mükelleflerin her türlü işlemlerinin belgeye bağlanması gereklidir.
Ülkemizde belge düzenine ilişkin temel kurallar 1961 yılından beri uygulanan Vergi Usul Kanununda yer almaktadır. Vergi Usul Kanununun madde 227’den 242’ye kadar olan hükümleri hangi eylem, işlem ve olguların ne gibi belgelere bağlanması gerektiğini ve bu belgeler ile ilgili bilgilerin neler olduğunu açıklamıştır. Anılan Kanunun 353. maddesinde belge düzenine uyulmaması nedeniyle kesilecek para cezaları düzenlenmiştir. Aynı
Kanunun 359. maddesinde ise belge düzenine yönelik daha ağır eylemlere uygulanacak cezalar düzenlenmiştir.
Vergi Usul Kanununda Yer Alan Defter ve Belgeler
Vergi Usul Kanununa göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan ilişki ve işlemlere ait olan kayıtların belgelendirilmesi zorunludur. Mükellefler, üçüncü şahıslarla olan ilişki ve işlemlerin yanı sıra, kendi iç işlemlerini de belgelendirmek zorundadırlar. Defter tutmak zorunda olmayan mükellefler vergi matrahlarının tespiti ile ilgili giderlerini belgelen- dirmek zorundadırlar. Belgelerin anlaşmalı matbaalarca basılmış olması veya noterlere tasdik ettirilmiş olması gerekmektedir.
Vergi Usul Kanununda belli şekil ve şartlara bağlanmış olan belgeler şunlardır;
• Fatura • Fatura yerine geçen belgeler • Bankalar, sigorta şirketleri ve acentelerin faaliyetleri sırasında düzenleyecekleri belgeler • Döviz alım-satım belgesi • Elektronik ortamda düzenlenecek yolcu biletleri • Ödeme kaydedici cihaz fişleri
Fatura ve Sevk İrsaliyesi
Fatura: Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Fatura düzenlemek zorunda olanlar; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:
• Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara; • Serbest meslek erbabına; • Kazançları basit usulde tespit edilen tüccarlara; • Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere; • Vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.
Elektronik Fatura (e-Fatura): Türkiye’de 397 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu tebliğine ile hayata geçirilen ve 5 Mart 2010 tarihinden itibaren uygulamada olan e-Fatura, veri format ve standardı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından belirlenen, Vergi Usul Kanunu gereği bir faturada yer alması gereken bilgilerin yer aldığı, satıcı ve alıcı arasındaki iletiminin merkezi bir platform (üzerinden gerçekleştirildiği elektronik bir belgedir. e-Fatura yeni bir belge türü olmayıp, kâğıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yönetilen e- Fatura uygulamasında amaç tek format ve standarda göre satıcı ve alıcı arasında güvenli, zaman ve maliyet tasarrufu sağlayan bir sistem oluşturmaktır. Bunun için yurt dışı uygulamalar incelenerek başarıya ulaşmış e-fatura işleyişleri dikkate alınmış ve Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından açık kaynak bir standart olan XML tabanlı ticari hayatın tüm süreçlerini içerecek şekilde etiketlemelere sahip olan uluslararası bir standart olan UBL-TR benimsenmiştir.
397 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu ile tüzel kişiler sistemden faydalanabilirken 416 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu tebliği ile gerçek kişilere de e-Fatura uygulamasına dahil olma hakkı tanınmıştır.
Teknik açıdan e-Fatura Uygulaması, sistem üzerinde önceden tanımlanmış olan kullanıcıların belirlenen standartlara uygun elektronik belgeleri, gönderen taraftan alıcı tarafa iletimini sağlayan mesajlaşma alt yapısını ifade etmektedir.
Söz konusu mesajlaşma altyapısı aşağıda yer alan hedefler üzerinde geliştirilmiştir:
• Altyapıyı kullanacak tüm tarafların merkezi biçimde tanımlanması suretiyle kolay erişimin sağlanması, • Mesaj yapılarının standartlara bağlanması suretiyle tüm kullanıcıların veri tanıma ve işleme hususunda ortak bir noktada buluşturulması, • Yazılımın tek bir mesaj çeşidi yerine birbirinden farklı mesajları kolaylıkla taşıyabilmesi, • Esnek bir tasarım ile mesajların taraflar arasında dağılımında mümkün olabildiğince fazla alternatif kanalın kullanılabilmesinin sağlanması.
İrsaliyeli Fatura: İsteyen mükellefler fatura ve sevk irsaliyesini ayrı belgeler olarak değil, “İrsaliyeli Fatura” adı altında tek belge olarak da düzenleyebilirler. Mükellefler, böylece malın tesliminden itibaren belirli bir süre içerisinde fatura düzenlenmesi imkânından vazgeçerek, bu yükümlülüklerini der hal yerine getirmiş olacaklardır.
Sevk İrsaliyesi: Bir malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve taşıtta bulundurulması şarttır.
Malın, mükellefin birden çok iş yeri ile şubeleri arasında taşındığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir.
Fatura Yerine Geçen Vesikalar
Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler ile defter tutmak zorunda olan çiftçiler, fatura vermek zorunda olmadıkları satışlarını ve yaptıkları işlerin bedellerini fatura yerine geçen vesikalarla belgelendirmek zorundadırlar. Fatura yerine geçen vesikaların noter tasdikli veya anlaşmalı matbaalara bastırılmış olması gerekmektedir.
Gider Pusulası: Birinci sınıf tüccarlar, İkinci sınıf tüccarlar, Kazancı basit usulde tespit edilenler, Defter tutmak zorunda olan serbest meslek erbabı ve Çiftçilerin Vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim ederek işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası, vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir.
Müstahsil Makbuzu: Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak zorunda olan çiftçiler tarafından, gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden satın aldıkları malların bedelini ödediklerinde düzenlenir.
Perakende Satış Fişleri: Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler, fatura vermek zorunda olmadıkları satışları ve yaptıkları işlerin bedellerini, perakende satış fişleri, yazar kasa fişleri veya giriş ve yolcu taşıma biletlerinden biriyle belgelendirilebilirler. Ayrıca, nihai tüketiciler de mal alışlarında veya hizmet yaptıklarında perakende satış vesikası almak zorundadırlar.
Giriş ve Yolcu Taşıma Biletleri: Şehirlerarasında yapılan yolcu taşımalarında düzenlenmesi gereken bir belgedir.
Ödeme Kaydedici Cihaz Fişleri: Satışı yapılan malları aynen veya işlendikten sonra satışını yapanlar dışındaki kimselere satan veya aynı kimselere hizmet veren, yani perakende satış yapan birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, ödeme kaydedici cihaz kullanmak zorundadırlar
Yeni işe başlayan ve sonradan mecburiyet kapsamına giren mükelleflerin ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyetleri, işe başlama ve mecburiyet kapsamına girme tarihinden itibaren 30 gündür. Bu süre, kalkınmada birinci ve ikinci derecede öncelikli yörelerdeki faaliyetleri ile ilgili olarak 60 gün olarak belirlenmiştir. İsteğe bağlı olarak ödeme kaydedici cihaz alan mükelleflerin bu cihazları kullanma mecburiyetleri cihazları aldıkları tarihten itibaren 30 gün içinde başlamaktadır. Cihazı belirlenen süre içinde alınmaması halinde tespitin yapıldığı yılda uygulanan özel usulsüzlük cezası kesilir.
Bankalar, Sigorta Şirketleri ve Acentelerinin Faaliyetleri Sırasında Düzenleyecekleri Belgeler
Banka Dekontu: Bankalar, döviz alım-satım işlemleri ile menkul kıymetler borsasında aracı kurum sıfatıyla müşterileri adına yaptıkları menkul kıymet alım satımları hariç olmak üzere, yaptıkları bütün hizmetler veya satışlar dolayısıyla lehlerine tahakkuk edecek tutarları dekontlarla belgeleyeceklerdir. Anlaşmalı matbaalara bastırılması veya notere tasdik ettirilme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Sigorta Poliçesi ve Sigorta Komisyon Gider Belgesi: Sigorta şirketleri tarafından müşterilerine yapılan hizmetler karşılığında sigorta poliçesi düzenlenmesi zorunludur. Anlaşmalı matbaalara bastırılması veya notere tasdik ettirilme zorunluluğu bulunmamaktadır. Sigorta acente ve prodüktörleri ile sigorta ve reasürans brokerleri tarafından sigorta şirketlerine sağlanan hizmetler nedeniyle ödenen komisyon bedelleri için sigorta şirketleri tarafından sigorta komisyon gider belgesi düzenlenmesi zorunludur.
Döviz Alım-Satım Belgesi: Yetkili müesseseler döviz alış ve satışlarında döviz alım ve döviz satım belgesi düzenlemek zorundadırlar. 385 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile isteyen mükellefler tarafından döviz ve kıymetli maden alımında “Döviz ve Kıymetli Maden Alım Belgesi”,
satımında da “Döviz ve Kıymetli Maden Satım Belgesi” adı altında tek belge olarak düzenlenmesi imkânı getirilmektedir. Mükellefler, faaliyetleriyle ilgili olarak 1/9/2008 tarihinden itibaren “Döviz ve Kıymetli Maden Alım/Satım Belgesi” düzenlemelerinin yanı sıra, bundan böyle döviz alım/satım belgesi ve kıymetli maden alım/satım belgesini ayrı ayrı da düzenleyebileceklerdir.
Elektronik Ortamda Düzenlenecek Yolcu Biletleri: Hava yolu taşımacılığı yapanların, gerek yurt dışı gerekse de yurt içi uçuşlarına ilişkin IATA kuralları çerçevesinde satış işlemlerine ait kayıtlarının dayanağı olarak tanzim edilen yolcu taşıma biletlerini 415 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan düzenlemeler doğrultusunda düzenlemeleri gerekir.
Serbest Meslek Makbuzu: Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilâtı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir. Serbest meslek erbabı 8.000 TL tutarını aşan mesleki faaliyetlerini ilişkin her türlü tahsilatlarının banka, katılım bankaları ve PTT aracılığıyla yapıldığını belgelemek zorundadır.
Diğer Belgeler
Taşıma İrsaliyesi: Ücret karşılığında eşya nakleden bütün gerçek ve tüzel kişiler naklettikleri eşya için Taşıma İrsaliyesi kullanmak zorundadırlar.
Günlük Müşteri Listesi: Otel, motel ve pansiyon gibi konaklama yerleri Günlük Müşteri Listesi düzenler ve işletmelerde bulundururlar.
Yolcu Listesi: Şehirlerarasında yapılan yolcu taşımalarında yolcu taşıma bileti kesmeye mecbur olan mükellefler (T.C. Devlet Demiryolları hariç) taşıtların her seferi için yolcu listesi düzenlerler ve bu listenin bir nüshasını sefer sonuna kadar taşıtta ve diğer nüshasını işyerinde bulundururlar.
Reçete: Özel muayenehane, özel poliklinik, özel hastane sahibi veya buralarda çalışan hekimler (diş hekimleri dahil) reçete düzenlemek zorundadırlar.
Uygunluk Belgesi: Uluslararası taşımacılık yapan kişilerin, mutad depo kapsamında yurda getirdikleri ihtiyaç fazlası petrol ürünleri, iki örnek olarak düzenlenecek bu belgeyle belgelendirilecektir.
Ücret Bordrosu: İşverenler her ay ödedikleri ücretler için ücret bordrosu tutmaya mecburdurlar. Ancak Gelir Vergisi Kanunu’na göre vergiden muaf olan ücretlerle diğer ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına yapılan ücret ödemeleri için bordro düzenlenmez.
Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar (hizmet karşılığının mal olarak verilmesi) ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. Gerçek kişilerin bir takvim yılı içinde elde etmiş oldukları ücret gelirleri gelir vergisine tabidir.
Gelir vergisi açısından bir ödemenin ücret ya da başka bir gelir unsuru olarak vergilendirilip vergilendirilmeyeceği aşağıda sayılan üç unsura göre tespit edilmektedir. Bu üç unsur birlikte varsa elde edilen gelir ücret olarak vergilendirilecek, aksi takdirde ücretten söz etmek mümkün olmamaktadır.
Ücret gelirini meydana getiren 3 temel unsur şöyledir:
Bir işverene tabi olma: Herhangi bir ödemenin ücret olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan ilk unsur çalışanın işverene tabi olmasıdır. İşveren, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir. Çalışanın işverene bağlılığı, fiili olabileceği gibi kanun, yönetmelik veya sözleşmelerle de saptanmış olabilmektedir.
Belli bir iş yerine bağlı olma: İş yeri ticari, sınai, zirai ve mesleki bir faaliyetin yürütülmesi için tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerlerdir. Bu yerlere bağlılık, hukuki anlamda bir bağlılıktır. Hizmetin mutlaka fiilen iş yerinde yapılması zorunlu değildir.
Hizmetin karşılığı olarak bir ödemenin yapılması: Ödeme bir hizmet karşılığı değilse ücret sayılmasına imkân yoktur. Hizmet karşılığı olarak yapılan ödeme, nakit, ayın (hizmet karşılığının mal olarak verilmesi) veya para ile temsil edilebilen menfaatler (konut, araç sağlanması gibi) şeklinde olabilir.
Usulüne Uygun Düzenlenmemiş Belgelere İlişkin Uygulanacak Yaptırımlar
Defter kayıtlarının ve bunlarla ilgili vesikaların, doğru bir vergi incelemesi yapılmasına imkân vermeyecek derecede noksan, usulsüz veya karışık olması, aynı zamanda vergi matrahının re’sen takdirini de gerektirmesi nedeniyle, birinci derece iki kat usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir.
Verilmesi ve alınması icap eden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde; bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine, her bir belge için tespitin yapıldığı yılda uygulanan özel usulsüzlük cezası kesilmektedir. (örneğin 01.01.2017 tarihinden geçerli olmak üzere 210 TL’den aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının %10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir.)
Perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin; düzenlenmediğinin, kullanılmadığının, bulundurulmadığının, düzenlenen belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verildiğinin veya gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin tespiti halinde, her bir belge için tespitin yapıldığı yılda uygulanan özel usulsüzlük cezası kesilmektedir.
Beyanname
Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre tam ve dar mükellef olmak üzere iki tür mükellefiyet vardır.
Gelir Vergisi Kanunu açısından tam mükellefler bir takvim yılında Türkiye içinden ve dışından elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden gelir vergisine tabi tutulan kişilerdir. Bu kişilerin yabancı ülkelerde elde ettikleri gelirlerden dolayı o ülkelerde gelir vergisi veya benzeri vergi ödemiş olmaları durumlarını değiştirmez. Fakat çifte vergilemeyi önlemek için yabancı ülkelerde ödenen gelir vergisi veya benzeri vergiler Türkiye’de hesaplanan gelir vergisinden düşülmesi esası kabul edilmiştir. Gelir Vergisi Kanununa göre tam mükellefler şunlardır:
• Türkiye’de yerleşmiş olanlar • Resmi daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup adı geçen daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlar
Dar mükellef Türkiye’de yerleşmiş olmamakla beraber Türkiye’den gelir elde eden gerçek kişiler dar mükellef olarak kabul edilmişlerdir. Bu kişiler sadece Türkiye’den elde ettikleri kazanç ve iratları üzerinden gelir vergisine tabi olurlar.
Kurumlar Vergisi Kanununun 1. maddesinde yazılı olan kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, tam mükellef olarak kabul edilmektedirler. Kanuni merkez, vergiye tabi kurumların ana tüzüğü veya sözleşmelerinde veya teşkilat kanunlarında gösterilen merkezdir. İş merkezi ise iş bakımından işlemlerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği yerdir.
Gelir ve Kurumlar vergisinde beyan esası geçerlidir. Beyan esasında ise vergi, mükellefin veya vergi sorumlusunun beyanına göre hesaplanmaktadır. Ancak beyan vergi uygulamalarına bağlı olarak farklı beyannameler ile gerçekleştirilir. Bu beyannameler yıllık, muhtasar, münferit ve özel beyannamelerdir.
Yıllık Beyanname: Gerçek kişinin çeşitli gelir unsurlarından bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve bu şekilde hesaplanan gelirin bir beyanname ile vergi dairesine bildirilmesine yaramaktadır. Gelir vergisinde bütün kazanç ve iratlar beyannamede toplanmakta, bazı durumlarda bazı gelirler beyan dışında tutulabilmektedir. Bu gelirler için beyanname verilmesi söz konusu değildir. Mükellefin başka gelirler nedeniyle beyanname vermesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmezler.
Tam mükellefler yıllık beyannamelerini ikametgahlarının bulunduğu yerdeki vergi dairesine verirler. Dar mükellefiyette ise Türkiye’de iş yeri, muhatabı, temsilcisi varsa onun oturduğu yerin, yoksa iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesidir. Beyanname, mükellef veya onun adına
hareket eden biri tarafından posta ile veya elektronik ortamda da verilebilir.
Muhtasar Beyanname: Verginin, vergi sorumluları tarafından kesintiye tabi tutularak vergi dairesine ödenmesine vergi tevkifatı denir. Vergi sorumluları tarafından yapılan bu kesintilerin vergi dairesine bildirilmesine yarayan beyannameye ise muhtasar beyanname denir. Muhtasar beyannamenin verilmesi açısından her ay ve üç ayda bir beyanname verecekler olmak üzere iki grup bulunmaktadır.
Münferit Beyanname: Dar mükellefiyete tabi kişilerin gelirleri sadece Türkiye’de kesinti yoluyla vergilendirilmiş ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, kurumlardan elde edilen kar payları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşuyorsa yıllık beyanname vermeyeceklerdir. Dar mükellefiyete tabi kişiler, yıllık beyanname vermek zorunda olmadıkları bu kazanç ve iratları için münferit beyanname vermek zorundadırlar.
Özel Beyanname: Dar mükellefiyete tabi kurumlar vergisi mükelleflerinden yıllık kurumlar vergisi beyannamesi vermek zorunda olmayanlar tarafından verilen beyanname türüdür.
e-Beyanname
İnternet ortamında gönderilebilecek beyanname ve bildirimler şunlardır:
• Yıllık Gelir Vergisi • Kurumlar Vergisi • Geçici Vergi • Katma Değer Vergisi • Özel Tüketim Vergisi • Muhtasar • Noter Harçları Vergisi (NOTER) • Banka Muameleleri Vergisi • Sigorta Muameleleri Vergisi • Damga Vergisi • Özel İletişim Vergisi • Şans Oyunları Vergisi • Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Kesintisi (KKDF) • BA Formu (FORMBA), • BS Formu (FORMBS),
Mükelleflerin elektronik ortamda göndermek zorunda oldukları beyannamelerini kanuni süreleri içerisinde göndermemeleri halinde adlarına 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilir. Buna göre;
Kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası, beyannamenin kanuni süresinin sonundan başlayarak elektronik ortamda 30 gün içinde verilmesi halinde 1/10 oranında,
Bu sürenin dolmasını takip eden 30 gün içinde verilmesi halinde ise 1/5 oranında uygulanır.