AÖF Soru Bankası
GİT104U · Ünite 1

Görsel İletişimin Doğuşu ve İlk Çağlar

Görsel İletişim ve Tasarım Tarihi dersi, ünite 1 özeti

GİT104U-GÖRSEL İLETİŞİM VE TASARIM TARİHİ

Ünite 1: Görsel İletişimin Doğuşu ve İlk Çağlar

Giriş

Milattan sonra ikinci bin yılda doğmuş bir kişinin etrafında doğal olanlar haricinde pek çok farklı iletişim yöntemleri vardır. Ses, postür, mimik gibi doğal iletişim şekillerinin ötesinde; duvar afişleri, sokak ve reklam tabelaları, televizyon, radyo, kitaplar, gazeteler, hareketli görsellerin yanında bir de ucu bucağı olmayan bir sayısal enformasyon dünyasının içerisine doğmaktadır. Gelecekteki tasarım problemlerine çözümler üretilebilmesi için görsel iletişim tarihinin incelenmesi uygulayıcılara değişik bakış açıları kazandıracaktır.

Teknoloji, İletişim, Görsel İletişim ve Tasarım

Teknoloji, iletişim, görsel iletişim ve tasarım insan hayatında her gün defalarca etkileşime girdiği, hakkında çok fazla tartışmaların yapıldığı ve insanlık tarihinin her aşamasında farklı görevler ve anlamlar alabilen terimlerdir. Türk Dil Kurumu, teknoloji kelimesini şu şekilde açıklamıştır: “Bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri, bunların kullanım biçimlerini kapsayan uygulama bilgisi, uygulayım bilimi” ve “İnsanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü” (Türk Dil Kurumu, n.d.). Kısaca insanlığın atalarının kullandığı taş aletlerden, Hubble uzay teleskopuna kadar bütün aletler birer teknolojidir ve teknoloji insanlığın çevresi ile olan ilişkilerini düzenlediği kadar aynı zamanda insanlığın deneyimlerini ve varoluşunu da şekillendirmektedir.

İletişim kavramı, doğadaki tüm canlı varlıklarda görülmektedir. “İletişim, aynı türün üyeleri arasında mesajların karşılıklı olarak değiş tokuşudur. Ve elbette ki bazı farklı türler arasında da iletişim işaretler vasıtası ile gerçekleşebilir” (Danesi, 2013, p.168). Dolayısıyla iletişim iki farklı eksende ele alınabilir. Bunlardan birincisi insanda doğal olarak bulunan uzuvların kullanılarak mesajın aktarıldığı doğal/duyusal iletişimdir. İkinci olarak ise teknolojiyi kullanarak iletişim kurabilmektedir. İletişim teknolojik aracılar ile kurulduğu zaman bunu tanımlamak için iki farklı terim kullanılır. Bu terimlerin birincisi medyumdur. İletişim dilinde medyum, bir mesajın aktarılmasında kullanılan alet anlamına gelmektedir. İletişim bu şekilde bir medyumla yapıldığında “aracılı iletişim” adını almaktadır. Doğal yollarla yapılan iletişimden farklı olarak aktarılmak istenen mesaj sinyaller, tasvirler, aletler vs. aracılığıyla yapılmaktadır ve zaman mekan sınırlamaları bu sayede aşılmaktadır (Danesi, 2013).

Görsel iletişim de ortamlar kullanılarak yapılan bir iletişim türüdür. Görsel iletişim tasarımı genel olarak, insanların iletişim ihtiyacını karşılamak için teknolojiden faydalanarak doğal iletişimin zaman mekân engelini aştıkları, fikir ve duygularını görsel olarak birbirlerine veya topluma ifade ettikleri bir tasarım dalıdır. Diğer tasarım dallarından farklı olarak insanların birbirleri ile iletişimine odaklanmıştır.

Tarih Öncesi Çağ

İnsan Öncesi

Bugüne kadar bulunan en eski taş aletler Afrika’da, Homo Habilis tarafından 2,7 milyon yıl önce yapılmıştır. İnsan öncesi dönemde yaptıkları ile fark yaratan ikinci bir tür Homo Erectus’dur. Homo Erectuslar’dan sonra Homo Heidelbergensis gelmektedir. Genel olarak insan öncesi döneme bakıldığında, insanımsıların kendi fiziksel yeterliliklerini arttırmak amacı ile alet kullandıklarını görmekteyiz. Oldukça kaba yontular ile başlayan buluntular zaman içerisinde simetrik ve incelikli bir hale dönüşmeye başlamıştır. Boyanın ham maddesinin üretimine dair kanıtlar olsa da semboller veya renkler ile iletişim kurulduğuna dair kuvvetli bir kanıt henüz bulunmamıştır. Eldeki veriler ışığında, Neandertaller de dâhil olmak üzere insanın tarih sahnesine çıkışına kadar tasarımın ve teknolojinin oldukça yavaş gelişimi görülmeye başlansa da görsel iletişimin doğduğuna dair henüz bir iz bulunmamaktadır.

İnsan ve İlk Buluntular

İnsanın maddi kültürüne yönelik ilk sıçramasının kanıtları Güney Afrika’da Western Cape ilindeki Blombos Mağarasında gün yüzüne çıkarılmıştır. Blombos mağarasının önemi, ilk defa insanlar tarafından çizilmiş geometrik şekillerin bulunması, iyi durumda boya üretim aletlerinin içinde boyalarla birlikte bulunması, boya karışımının birden fazla aşamalı bir süreç gerektirdiğinin kimyasal analizler ile kanıtlanması ve de kişisel süs eşyası olarak kullanılan deniz salyangozlarının kazı alanında bir arada bulunmasıdır.

Kaya Resimleri ve Heykelcikleri

Günümüzden yaklaşık 45.000 yıl önce ise insanlık çok hızlı bir kültürel evrim daha geçirmeye başlamıştır. Bu dönemde aletlerde çeşitlilik artmış, ok ve yay gibi daha karmaşık teknolojiler icat edilmiş ve kaya resimleri ile heykelcikler görülmeye başlamıştır (Barnard, 2012). Kaya resimleri çok farklı amaç ve tekniklerle yapılmışlardır. Her ne amaçla veya hangi teknikle yapılmış olursa olsunlar, kesin olan tek bir şey vardır: “Kaya resimleri, insanlığın imaj ile doğrudan iletişimini gösteren elimizdeki en eski belgelerdir” (Uçar, 2019, s.21).

Kaya resimleri petroglifleri de içeren daha genel, üst tanımlamadır. Petroglifler yalnızca kazınarak yapılan negatif veya pozitif resimleri ifade etmektedir. Kaya resimleri ile ilgili en eski örnek, Endonezya’nın Sulawesi adasında bir mağaranın üst kısmında bulunmuştur. Almanya’da Hohlenstein-Stadel kazı alanında, 30.000- 26.000 yıl öncesine tarihlenen bir grup tüylü mamut kemiği parçası bulunmuştur. Bu parçalar birleştirildiğinde hepsinin aslında yaklaşık 30 santim uzunluğunda, aslan kafasına sahip bir insan figürü oluşturulduğu ortaya çıkmıştır. Bu figür insanın kendine has bir yeteneği ile doğada var olmayan bir canlıyı tasavvur edebilmesinin ve betimleyebilmesinin kanıtıdır (Stokstad & Cothren, 2016). Fransa’da benzer özellikler gösteren bir resim de Lascaux


mağarasının içerisinde saklıdır. Avrupa’da ve Türkiye’de bilimsel olarak araştırılmamış veya araştırması sürmekte olan mağaralarda da çok sayıda kaya resimleri bulunmaktadır. Kaya resimlerinin yerleşik hayata geçişe kadar tek görsel iletişim yöntemi olduğu görülmektedir. O dönemde yaşamış olan insanlar karmaşık boya üretim teknikleri, ilkel fırçalar ve hayvan yağı yakan taş kandiller gibi teknolojileri kullanarak ilk görsel iletişim örneklerini yapmışlardır. Ayrıca farklı kavramları bir araya getirerek yaratıcılık ve de kompozisyonlar kurarak hikaye anlatımının ilk adımları da kaya resimleri ile atılmıştır.

Yerleşik Hayata Geçiş

Neolitik devrim ile yerleşik hayat, çiftçilik ve besicilik başlamıştır. (Kleiner, 2017). Tüm bu değişimlerin şafağında, bugün Şanlıurfa ili sınırlarının içerisinde bulunan Göbeklitepe’de, bir grup yapı inşa edilmiştir. Tarihte insanlar tarafından yapılmış ilk kült merkezi olduğu düşünülen bu yerin, oldukça zengin bir görselliğe sahip olması insanların fikirlerini ve inanışlarını semboller yolu ile aktarmayı, kalıcı hâle getirmeyi istediğini göstermektedir. İlk kalıcı yerleşimler ise Mezopotamya’da görülmeye başlamıştır. Bu yerleşimlerden Jericho, Ayn Ghazal ve Çatalhöyük, kazılarda ortaya çıkan heykel ve resimleri ile ilk yerleşim yerleri olmanın da ötesine geçen haklı bir üne kavuşmuşlardır. Üzerlerinde görsel ipuçları taşıyan en önemli buluntulardan biri de pişmiş toprak kaplardır. Yiyecek ve su saklamak için kullanılan bu kaplar ilk defa uzak doğuda kayıt altına alınmıştır. İlk örnekler Çin’in Huan bölgesinde MÖ 18,000 yılı civarına tarihlendirilmiştir. İkinci ve oldukça ilginç örnekler grubu Jomon adı verilen kültüre aittir ve Japonya’da MÖ 12,000 yıllarından itibaren çanak ve çömlek üretimine başlamıştır. Görünen odur ki insanlık geliştikçe, insanın çevresinde yarattığı görsel dünyası da giderek zenginleşmekte ve hayatın her alanını kaplamaktadır.

İlk Medeniyetler ve Yazının İcadı

Bir yerleşimin medeniyet terimi ile anılabilmesi için birbirlerine yalnızca akrabalık bağı ile bağlı olmayan geniş bir insan topluluğuna ihtiyaç vardır. Bu topluluğun planlanmış bir iş gücüne katılımı, şehir veya devlete vergi vermeleri ve toplumda bir hiyerarşi mekanizmasının bulunması gerekmektedir. Bu tanımlara uyan ilk şehir Mezopotamya’da, Sümerlerin yaşadığı coğrafyada MÖ 4000 tarihinden önce kurulan Ubaid şehri olmuştur.

Yazının Bulunuşu

Sümerler ve Çivi Yazısı

Yazının kökenine bakıldığı zaman, yazıdan önce tarım ve besicilik ürünlerinin hesaplarının tutulmasında kullanıldığı düşünülen, kilden yapılmış üç boyutlu geometrik şekiller görülmektedir. MÖ 4000 yıllarının sonlarında ortaya çıkan erken dönem kil tabletlere bakıldığında ise, tabletin çizgilerle alanlara bölündüğü, malların sayılarının ve malları betimleyen resimyazıların (Piktogram) beraber kullanıldığı görülmektedir (Meggs & Purvis, 2016). Resimyazılar anlatılmak isteneni basit şekilde

benzeştirerek iletir (Uçar, 2019). Zaman içerisinde yazımın kuralları evrimleşmiştir. MÖ 2400 civarlarında resimleri çizmek yerine, üçgen uçlu kamışlarla resimlerin benzer formları bastırılarak uygulanmaya başlamıştır. Kullanılan resimyazı sonunda çivi yazısına dönüşmüştür. Zaman içerisinde bu resimle bağlantısı olan formlar da tamamen soyut bir hâle gelerek çivi yazısının son halini almasını sağlamıştır (Gnanadesikan, 2009). Daha sonra kavramyazı (ideogram), anlamharf (logogram) ve hece yazısı (syllogram) da çivi yazısına eklemlenmiştir. Kavramyazılar, resimyazılardan farklıdır. Resimyazılar genellikle tek bir imge ile tek bir nesneyi gösterirken, kavramyazılar birden çok imgeyi bir araya getirerek bir fikri görselleştirmektedir. Anlamharfler ise tek bir işaretle, bir sözcüğü belirtir. Hece yazıları ise, kavramyazı ve anlamharflerin kendi işaret ettikleri nesne veya kavramları değil, o nesne veya harfin ilk hecesini kullanarak bir sesi işaret eder. MÖ 4000’lerin sonlarında başlayan çivi yazısı geleneği, milattan sonra ilk yüzyıla kadar devam etmiştir.

Mısır ve Hiyeroglifler

MÖ 3000 yılından önce başlayan hiyerogliflerde hem resimyazı hem de kavramyazı kullanılmaktadır. Hiyeroglif antik Yunanca dilinde kutsal oymalar manasına gelmektedir. Antik Mısır halkı dilinde ise “Tanrı’nın Sözleri” olarak adlandırılmaktadır. MÖ 3000 ile hiyeroglifler heceyazı özellikleri göstermeye de başlamışlardır. Tapınaklara, mezarlara, taşlara, ahşaba kazınarak, duvarlara ve papirüslerin üzerine çizilerek kullanılmıştır. Daha sonra yeni bir stil gelişmiştir. “Hieratic” (rahip sınıfına ait) adlı bu yeni yazı stili, hiyerogliflerin çok daha basitleştirilmiş halidir. MÖ 500 dolaylarında Mısır yazısı bir evrim daha geçirerek çok daha basitleştirilmiştir. Bu yeni sistemin adı “demotic”tir. Antik Mısır, bu üç sistemi de 4. yüzyılda Roma alfabesine geçilene kadar bir arada kullanmıştır (Craig & Barton, 1987)

Çin

Resimyazı ile başlayan Çin alfabesi, kavramyazı ve anlamyazının etkisi ile olgunlaşmıştır ancak hiçbir zaman heceyazının fonetik özelliklerine kavuşmamıştır. Pek çok sanatçı tarafından değişik şekillerde ifade edilen karakterlerin yazım stilleri milattan önce ikinci yüzyılda imparator Shihuangdi tarafından birleştirilmiştir. Bu sayede 44.000 karakterden oluşan Çin yazısı, farklı lehçeler konuşulan Çin’de herkes için aynı anlamları ifade etmeye başlamıştır (Meggs & Purvis, 2016). Sıkı bir disiplin ve akıcı bir üslup gerektiren Çin kaligrafisi dünya üzerindeki bütün diğer kaligrafilerden çok daha kuvvetli bir dışavurum aracı olmuştur (Becer, 2019).

Fenikeliler ve İlk Alfabeler

Fenikeliler, ticaret kayıtlarını tutabilmek için daha etkili bir yazı sistemine gerek duymuşlardır ve ilk sesçil (fonetik) yazı sistemini oluşturmuşlardır. Bu sistemi 22 önemli ses için uygulamışlardır. Sesçil Alfabe (Fonetik Alfabe), kullanılan harflerin bir sesi işaret ettiği alfabe türüdür. Modern alfabelerin gelişimi, Fenikelilerin sesçil alfabesi ile


ilişkilendirilmektedir. Fenikelilerin geliştirdiği bu sistem, bugün Latin alfabesi olarak tanımlanan yazı sisteminin temelini oluşturmuştur (Robinson, 2019).

Orta Amerika ve Yazı

Yazının başka kültürlerden etkilenmeden ortaya çıktığı son yer Amerika kıtasıdır ve yazıya ilişkin ilk denemelerin görüldüğü yer Olmek kültürüdür. Olmek yazısı tam bir yazı sistemi değildir. Olmek etkisinin düşüşe geçtiği MÖ 400 ve MS 200 yılları arasında Olmek yazı prototiplerinden üç farklı yeni sistem daha denenmiştir: Isthmian, Oaxacan ve Maya. Üç sistem de tanrı-kral figürünün kurumsallaşması için propaganda vazifesi göstermiştir. Bu sistemlerden yalnızca Maya yazı sistemi tam anlamıyla olgunlaşmış ve dillerinde ifade etmek istedikleri her şeyi kayıt altına alacak kadar gelişmiştir. Yazı sistemlerinin hiyerogliflere benzer şekilde anlamharf ve heceyazıların birleştirilerek oluşturulduğu bilinmektedir. Ayrı ayrı bulunabilecekleri gibi bu birleştirilerek de kullanılmaktadır. Maya hiyeroglifleri dünyada başka hiçbir yazıya benzemeyen, son derece özgün ve bir o kadar da karmaşık bir sistemdir (Gnanadesikan, 2009).

İlk kitaplar

MÖ 2500 yılı civarlarında antik Mısırlılar papirüs bitkisini yazı yüzeyi olarak kullanmaya başlamıştır. Özellikle MÖ 1580 yılından itibaren uzun metinlerin de papirüs üzerine aktarıldığı görülmektedir. Bu yapıtların, insanlık tarihinin ilk resimli el yazmaları olduğu kabul edilmektedir (Becer, 2019). Çin’de ise kağıdın icadından önce yazıların bambu, tahta bloklar ve ipek kumaş üzerine yazıldığı bilinmektedir. Bu malzemeler doğal olduğu için çoğu iki binli yıllara ulaşamamıştır.

Parşömen buzağı, koyun, keçi gibi hayvanların dersinin bir dizi işlemden geçirilerek yazı için uygun bir yüzey hâline getirilmesi ile üretilmektedir. Parşömen isminin kökeni, İzmir’in bir ilçesinde bulunan Bergama (Pergamon) adından gelmektedir. Antik Roma ve Yunanistan’da birkaç sayfa parşömen bir araya getirildikten sonra katlanarak ve dikilerek günümüzdeki kitap formuna en yakın yazılı eserler üretilmiştir. Bu kitap türüne kodeks (codex) denmektedir (Meggs & Purvis, 2016). Zaman içerisinde el yazması kitaplara da kodeks denilmiştir. Burada önemli olan nokta kodekslerin modern kitaplara benzeyen ilk form olmasıdır. İlk kitaplara bir diğer öncü örnek Orta Amerika uygarlıklarından biri olan Maya ülkesinde görülmektedir. Kitaplar jaguar derisi ile kaplanmış iki tahta parçasının arasında zincirleme sayfalardan oluşmaktadır. Bir akordeon gibi açılabilmektedirler.

Kağıdın İcadı

Çin’de kâğıt ile ilgili ilk kayıtlar MS 105 yılında, Cai Lun tarafından imparatora yollanan raporlarda bulunmaktadır. Cai Lun’un icat eden kişi mi olduğu, önceden var olan bir tekniği geliştirip veya himayesindeki insanlar tarafından bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ağaç kabuğu, kendir otu, giysi paçavraları ve balık ağı kullanılarak üretilen ve resmî olarak tanınan bu ilk kâğıdın üreticisi,

imparator tarafından ödüllendirilmiştir. Kağıt yapım teknikleri 8. yüzyılda, Semerkant’da Araplar tarafından öğrenilmiş ve Ortadoğu ile Kuzey Afrika’ya yayılmıştır. İspanyollar ve İtalyanlar kâğıt yapımını 12 ve 13. yüzyıllar arasında Araplardan öğrenmişlerdir (Carter, 2019). Kâğıt, 10. yüzyıla kadar çok kullanılmayacaktır ve etkisini matbaanın icadı ile göstermeye başlayacaktır.

Antik Dönem Şehirlerindeki Görsel İletişim Materyalleri

Görsel iletişim materyalleri yalnızca kil tabletler, kodeksler, anıt yazıları ile sınırlı kalmamaktadır çünkü insanların iletişim ihtiyacı bunların da ötesinde, gündelik yaşamın içerisinde her an yaşanmaktadır. Antik Roma’da şehir yaşamı içerisinde iletişim ögelerini tasarlayan tabelacılar, kaligraflar, ressamlar ve mozaikçiler gibi pek çok sanatçı ve zanaatkar izlerini bırakmıştır. Dükkanların üzerlerinde çoğu taşa oyulmuş veya pişmiş toprak kullanarak yapılmış simgeler görülmektedir. Bu simgeler dükkanların ne sattıklarına dair ipuçları içermektedir. Bunların haricinde poster sanatının ilk ipuçları da sokaklardadır. Roma sokaklarında enformasyonun dolaşmasında görsel iletişimin etkisinin ne denli fazla olduğu görülmektedir.

Orta Çağ ve Görsel İletişim

Çin’de Matbaanın Bulunuşu

Çin’de tahta baskı ile üretilmiş bir grup tılsımlı dua yazısının MS 770 yılına tarihlendirmesi yapılmıştır. Bu, tarihi bilinen ilk basılı materyaldir (Meggs & Purvis, 2016). Tahta baskı tekniği, matbaanın icadından önce sadece tılsımlar için değil, aynı zamanda ilk kitabın baskısı için de kullanılmıştır. 11 Mayıs 868 yılında basılmış olan bu ilk kitabın adı Elmas Sutra’dır. Çin, matbaayı ilk bulan ülkedir. Çin, baskı teknolojileri ile estetik gücü yüksek eserler üretmeye devam ederken, bir taraftan da geleneksel kaligrafisini ve el yazması geleneğini devam ettirmiştir.

El Yazmaları

El yazmaları, orta çağ görsel iletişiminin en çok öne çıkan eserleridir. Matematikten tıbba, otobiyografilerden devlet arşivlerine kadar her konu bazen yıllarca süren bir çaba sonucunda sayfalara ince ince işlenmiştir. Ustalık eseri yazıların yanı sıra özel tasarlanmış başlangıç harfleri, minyatürler ve soyut desenler ile sayfalar bezenmiştir. El yazmaları sayesinde neredeyse iki bin yıllık bir dönem, görsel iletişim tarihi açısından incelenebilmektedir.

Uzak Doğu

Uzakdoğu kendine has kültürüyle zengin bir el yazması geleneği sunmaktadır. Tahta baskı ve matbaayı bulmalarına rağmen geleneksel sanatlarından da kopmamışlardır. MÖ 2. yüzyılda farklı yazı stillerin karmaşışını önlemek için tek tipleştirmeye gidilmiştir. Bir sonraki dönemde Li-Shu adıyla anılan stil egemen olmuştur. Çin yazısının evriminde son adım Chen-Shu (KaiShu olarak da bilinir) stilidir. Yaklaşık iki bin yıldır kullanılan bu yazı stilinde harfler için bütün çizgi, nokta ve ayrıntılar, aynı zamanda da boşluk ve sayfa düzeni kaligraf tarafından kontrol edilmektedir.


Dolayısıyla her harf ve sayfa için sonsuz tasarım olasılığı vardır (Meggs & Purvis, 2016). Kaligraf Huang Tingjian 11. yüzyıl Çin kaligrafisinin önde gelen ustalarından birisidir. Kore, Japonya ve diğer güney doğu Asya ülkelerinin el yazması stillerinin de Çin kaynaklı olduğu düşünülmektedir. El yazmalarının konularına bakıldığında dini metinler haricinde geleneksel tıptan astronomiye, günlük evraklardan otobiyografilere kadar her konunun işlendiği görülmektedir.

İslam Coğrafyasında El Yazmaları

Orta çağ İslam coğrafyasında matbaanın diğer bölgelere göre geç kabul edilmesi, el yazması geleneğinin Avrupa’dan daha uzun yaşamasına sebep olmuştur. İlk yazılan kitaplar Kuran-ı Kerim’in çoğaltılması amaçlıdır. Bu kitapları yazan hattatlar, Tanrı’nın sözlerini yazdıkları için diğer sanat erbaplarından üstte tutulmuştur. Yaptıkları iş de İslam coğrafyasında ve de Türk devletlerinde “yüksek sanat” sayılmıştır. İlk dönemlerde Kuran-ı Kerim el yazmaları parşömen üzerine yazılmaktadır. Kufi yazı stili kullanılmaktadır. MS 8. yüzyılın sonlarında Çinliler ile etkileşimleri sonucunda kâğıt yapımının Araplar tarafından öğrenilmesi neticesinde kâğıt ile el yazmaları hazırlanmaya başlamıştır. Genel olarak bakıldığında İslam coğrafyasında yüzlerce yazı stili ve pek çok farklı okul geleneği bulunmaktadır. MS 10. yüzyılın başlarında İbn Mukle geometri kurallarına dayalı ve oranlı bir yazı stili önermiştir. Bu kurallara da uygun olarak Sülüs, Nesih, Reyhani gibi altı farklı temel hat stilinin özelliklerini belirlemiştir. Kufi stilindeki sert ve köşeli hatları yumuşatılmıştır. Nesiller boyu kullanılan bu sistem, MS 11. yüzyılda İbnü’l-Bevvab tarafından tekrar ele alınarak, kuralları genişletilmiş ve estetik olarak geliştirilmiştir. 13. yüzyılda Yâkūt el-Müsta‘sımî, önceki büyük hattatların prensiplerine bağlı kalarak yüksek nitelikli eserler yazmıştır. Alana en büyük katkısı ucu kesik kalemi kullanarak daha güçlü ve çeşitli kalınlıklar içeren yazılarla eserler üretmesi olmuştur (Margolin, 2017). 14. yüzyıla gelindiğinde pek çok yerde hattat yetiştiren okullar açılmıştır. El yazmalarının sayısında artış görülmektedir. Dini içerikli kitaplar haricinde mühendislik, matematik, tıp ve otobiyografiler gibi geniş bir yelpazede kitaplar yazılmaktadır. Bunun haricinde minyatür ve ebru gibi sanatların da el yazması kitaplara eklenmesi ile görsel zenginlik artmıştır. El yazması kitaplar matbaanın kullanılmaya başlandığı 18-19. yüzyıla kadar iletişimin başrolünde olmuştur

Avrupa’da El Yazmaları

Roma İmparatorluğu’nun tanıttığı yazı biçemleri ve resimleme teknikleri, aynı zamanda da kitap formu, Orta Çağ el yazmalarının kökenini oluşturmaktadır. Roma döneminde parşömenden üretilen el yazmalarının mirası ile şekillenmeye başlayan Avrupa el yazmaları geleneği, matbaanın Avrupa’da icadına kadar bilginin saklanması ve aktarılması için başrolü üstlenmişlerdir. Hristiyanlığın yayılması ile manastırlar bilginin üretildiği, saklandığı ve başkalarına öğretildiği merkezler konumuna gelmiştir. El

yazmaları dini konular hakkında olabileceği gibi, bilim, sanat, müzik, bürokrasi, şiir gibi pek çok konuyu da içerebilmektedirler. Orta çağın yazı stilleri, illüstrasyonları, sayfa tasarımları ve süsleme sanatları el yazmalarının içeriğini okuyucuya ulaştıran elemanlar olduğu gibi aynı zamanda dönemin sanat ve tasarım düşünceleri hakkında bilgi vermektedir. El yazması geleneğinin başında, klasik stil olarak anılan, Roma İmparatorluğunun sonlarında üretilmiş kitapların tasarımları yer almaktadır. Bilinen en eski kitap Vatican Virgil adıyla anılan kitaptır. Roma’nın ünlü şairlerinden olan Publius Vergilius’un eserlerini içermektedir.

Kelt kabilelerinin Hristiyanlığa geçmesi ile keltlerin sanat gelenekleri de el yazmalarında görülmeye başlamıştır. Soyut, geometrik desenlerle saf renklerin birlikte kullanıldığı süslemeler, oldukça büyük kullanılan ilk harfler, küçük yuvarlatılmış harflerin kullanılması ve kelimelerin arasında uygun boşluk bırakılması Durmachensis (MS 680), Lindisfarne Dua Kitabı ve döneminin en önemli eseri kabul edilen Kells Kitabı’nın (MS 800) ayırt edici özelliklerini oluşturmuştur (Meggs & Purvis, 2016). El yazmalarında kullanılan illüstrasyon ve süslemeler yalnızca dekoratif amaçlı değildir. Okuyucuyu görsel olarak eğitmek ve ruhsal uyarımlar sağlamak için kullanılır. Carolingian adı verilen stil hem küçük hem büyük harfleri içerdiği için önemlidir. Bir süre bu stil kullanılsa da daha sonra Avrupa’daki diğer geleneksel ve ulusal stillerin etkisiyle çeşitlenerek ortak bir stil yaratma etkisini kaybetmiştir (Craig & Barton, 1987). MS 1000 – 1200 yılları arasında Romanesk Dönemi ortaya çıkmıştır. Bu dönemde el yazmalarının da sayısında artış görülmektedir. Carolingian stilinde değişimler görülmüştür. Bu dönemde pek çok sanatçı manastırlardan ayrılarak üniversitelerin yakınlarına taşınmış, esnaf birlikleri oluşturup ticaret hayatına atılmışlardır. Dini eserlerin haricinde, ders kitapları ve resmi dokümanlar da hazırlamaya başlamışlardır. Gotik Dönemine geçiş ile el yazmalarındaki yazılar daha dar ve köşeli hale gelmiştir. Harflerin üst ve alt çıkıntıları iyice kısalmıştır. Genellikle sayfa iki kolon olarak bölünmüştür. Bu yoğun yazı stiline “Textura” denmektedir.

Avrupa el yazmaları iki bin yılı aşkın geleneğin ürünüdür. Matbaanın icadına kadar tüm Avrupa’nın, Ortadoğu’nun ve Afrika’nın bazı bölgelerinin yazılı ve görsel kültürünün hem sahibi hem de koruyucusu olmuşlardır. Bu görevlerini hâlen daha yerlerine getirmekte ve geçmiş ile gelecek arasında bağ kurmaktadırlar. Kendi dönemlerini şekillendirdikleri kadar, sonrasındaki dönemleri de şekillendirerek kaligrafi ve tipografi geleneğinin ayrılmaz bir parçası olmuşlardır.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç