FOT105U-FOTOĞRAF KÜLTÜRÜ
Ünite 8: Fotoğraf Sözlükleri ve Terimleri
Sözlükler ve Fotoğrafçılık
Fotoğrafçılık meslek, sanat ve bilim alanı olarak hayatın içindedir. Fotoğraf, ışık yoluyla yüzey üzerine resmetme tekniği olarak 1800’lü yılların ortasından itibaren yaygınlaşmıştır. Bu yeni resmetme tekniği, toplumsal yaşam içinde yaygınlaşırken yeni terimleri de beraberinde getirmiştir. Bunlar fotoğrafın teknolojisi ve sanatın ortamındaki durumuyla ilgili terimlerdi. Bunları karşılayan tanımlar ve açıklamalar da özel bir durum olarak ortaya çıktı. Bu bağlamda, yüzey üzerinde görüntünün oluşturulması optik ve fizik bilimiyle ilgili terimleri; yüzey üzerindeki görüntünün ışığa duyarlı bir yüzeye kaydedilerek sabitlenmesi de kimya bilimiyle ilgili terimleri kapsar. Öte yandan fotoğrafın bir resmetme tekniği olarak sanatın ortamına girmesi de yeni terimleri ortaya çıkardı. Ayrıca gelişen teknolojiyle birlikte, fotoğraf sayısal teknolojiyle tanıştı ve bu durum fotoğrafın alanına yeni terimler getirdi.
Fotoğrafçılık alanındaki terimlerin kullanımında İngilizce belirleyici bir dil olmuştur. İngilizcenin bu alandaki hâkim dil olması da giderek fotoğrafla ilgili terimlerin doğrudan İngilizce olarak kullanılmalarıyla kendini göstermiştir. Nijat Özön 1963’te yayınladığı sözlükten önce 1958 yılında Ansiklopedik Sinema Sözlüğü yayınlamıştır. Bu sözlükte İngilizce fotoğrafçılık terimlerini karşılayan Türkçe terimlerin bazıları şöyledir:
aperture-açıklık, depth of field-alan derinliği, form- biçim, latent image-gizli görüntü, visual-görel, image- görüntü, field of view-görüş alanı, view point-görüş noktası, lens-objektif, ocal length-odak uzaklığı, shutter- örtücü, telephoto lens-tele objektif, tripod-üç ayak, reflector-yansıtıcı, zoom lens-değişebilir odaklı objektif.
Batı dillerinde fotoğraf alanıyla ilgili sözlükler yaygın olarak İngilizcede yer alır. Bu anlamda üç tür sözlükten söz edilebilir. Birincisi ülkemizde TDK sözlüklerinde olduğu gibi sözcükler madde başı olarak belirtildikten sonra yabancı dil(ler)deki karışıkları verilir. Birbiri ardına gelen kısa cümlelerle asıl ve yan anlamları verilir. Gerektiğinde kısa açıklama yapılır. İkinci türde ise birinci türdeki madde başı yazımından sonra terim anlamının detaylı açıklaması yapılır. Çoğu zaman da bu açıklamalar görsellerle desteklenir. Bunlara Açıklamalı Sözlük adı verilir. Üçüncü olarak Ansiklopedik Fotoğraf Sözlüğü vardır. Bu sözlüklerde her bir terim, tarihsel boyutuyla ve geniş açıklamalarla yazılır. Sözlük niteliğini taşıyan bir çalışmanın bu üç türden birine uyarak yapılması gerekir. Üç türün karışımı olan bir sözlük hazırlamak doğru değildir. Yani bir madde başını klasik sözlük tanımıyla diğerini açıklamalı, bazılarını da ansiklopedik tanım olarak vermek doğru olmaz.
Fotoğraf Terimleri
alaminüt sf. (alâminüt) Fr. â la minute Acele, çabuk: alanimüt fotoğraf
Fransızca à la minute sözcüğünün karşılığı. Latince minūta ve minuta ‘zamanda an, kısa not’ sözcüklerinden gelerek İngilizcede, Fransızca yazılışı ve anlamıyla kullanılır. Alaminüt sözcüğü, Fotoğrafın alanında; alaminüt ‘çekildikten sonra beklemeye gerek kalmadan hemen hazırlanan bir fotoğraf yöntemi’ anlamında kullanılır.
analog -ğu sf. İng. Analogue. Benzer, eş.
İngilizce analogue sözcüğünün karşılığı. Yunanca ana ‘boyunca, göre’, logos ‘oran’ sözcüklerinden türetilen análogos ve Latince analogus sözcüklerinden, Fransızcaya geçen analogue ‘benzer, kıyaslanabilir’ sözcüğü; İngilizcede 1826’da analogue ‘benzersiz bir şey’ anlamında kullanıldı. İngilizce analogue sözcüğü analogy olarak yazılır. Analog sözcüğü, Fransızca ve İngilizce analogue, analog ‘benzer, kıyaslanabilir; sayısal olmayan’ sözcüklerinden alıntıdır. Analog ‘bir aygıt ya da sistemle ilişkili olarak bilgilerin, verilerin fiziksel temsili; kaynağındaki biçimiyle, sürekli ve kesintisiz olarak kaydedilen, saklanabilen ve iletilebilen bilgi, veri’ anlamlarında kullanılır.
bakış is. Bakma işi veya biçimi
İngilizce view sözcüğünün karşılığı. Latince vidēre ‘görmek’ sözcüğünden Fransızcaya geçen veoir ‘görmek’ve veüe ‘ışık, parlaklık, bakmak, görünüm, görme yeteneği, görüş’ sözcükleri İngilizcede view ‘bakış’ ve ‘görme eylemi, bir görüş ve düşünce biçimi’ anlamlarında kullanıldı.
Bakış sözcüğü, bak- “bakmak, gözlemek; bakışın bir şeyin üzerine çevrilmesi” fiilinden dönüştürülmüştür. Bakış ‘optik yoluyla bir konuya yönelme biçimi’ anlamında kullanılır. İngilizce view karşılığı olarak; Fotoğraf ve görüntüyle ilgili olarak İngilizce sight ve view sözcükleri dilimize çevrilirken ifade ettikleri anlam açısından karıştırılır. Bu iki sözcük görme organıyla ilgilidir. İngilizce sight sözcüğü, görme organının işlevi olan ‘görme ve görmeyle ilgili yetenek’ anlamını içerir. Bir başka anlamı da ‘gözün, görme eylemini gerçekleştirirken oluşturduğu alanı’ ifade eder. View sözcüğü, ‘gözün optik aracılığıyla sağladığı görme eylemi’ anlamında kullanılır. Bu nedenle Türkçede sight sözcüğünün karşılığı olarak görüş ve view sözcüğü için bakış karşılığını kullanmak anlamı güçlendirecek ve açıklayıcı olacaktır.
çerçeve is. Far. çār + çūbe
1. Resim, yazı, ayna vb.ni süslemek veya bir yere asılabilecek duruma getirmek için bunlara geçirilen kenarlık. 2. Kapı, pencere ile bunların cam veya tablalarının yerleştirilmiş olduğu kenarlık. 3. mec. Bir konunun, bir düşünce alanının sınırları veya bu sınırlar içindeki alan. 4. Beden eğitiminde asılma ve tırmanmalar için kullanılan araç.
İngilizce frame sözcüğünün karşılığı. İngilizcede frame sözcüğü; ‘kâr, yarar’ ve ‘kompozisyon, plan’ anlamlarında kullanıldı.
Çerçeve sözcüğü, Farsça çār ‘dört’ ve çūbe ‘değnek, çubuk’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşan çārçūbe ‘dört çubuk, dörtgen’ sözcüğünden alıntıdır. Fotoğrafın alanında ‘film üzerindeki her bir film karesini, görüntü alanını yatay- dikey olarak sınırlandıran doğru’ anlamlarında kullanılır.
diyafram is. Fr. Diaphragme
1. Göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran ince ve geniş kas. 2. fiz. Bir ışık demetinde uçtaki ışıkları tutmak ve optik cihazlarda daha net bir görüntü elde etmek için kullanılan çapı ayarlanabilir ışık geçirmez levha.
İngilizce diaphragm sözcüğünün karşılığı. Yunanca dia- ‘doğruca, içinden; ayrı, uzağa’ ve phrássein ‘çift, engel’ sözcüklerden oluşan diáphragma ‘bölme, engel, net, karın bölgesinde göğüs kafesini ayıran kas’ sözcüğünden Latinceye geçen diaphragma sözcüğü, Fransızcaya diaphragme olarak geçti ve İngilizcede diafragma daha sonra diapragm ‘karın bölgesinde göğüs kafesini ayıran kas’ anlamında kullanıldı.
Diyafram sözcüğü, Fransızca diaphragme ‘iki şeyi ayıran zar’ sözcüğünden alıntıdır. Diyafram ‘göğüs ve karın boşluklarını birbirinden ayıran ince ve geniş kas’, fotoğrafın alanında ‘objektifin içinde yer alan ve dairesel, altıgen, sekizgen olarak büyüyüp küçülen delik şeklindeki açıklığı sağlayan donanım’ anlamlarında kullanılır.
film is. Fr. Film
1. Fotoğrafçılıkta, radyografide ve sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit. 2. Camlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak. 3. Bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü. 4. Sinemalarda gösterilen eser.
İngilizce film sözcüğünün karşılığı. Proto Germen filminjan ve Eski Frizye dilinde filmene ‘deri’ sözcüğünden, İngilizceye geçen filmen ‘zar, ince deri, sünnet derisi’ anlamlarında kullanıldı. 1577’de ilk kez film, ‘bir şeyle kaplanmış ince tabaka’ ve 1845’de ‘kâğıt ya da selüloit üzerine kimyasal maddelerin kaplanması’ anlamlarında kullanıldı.
Film sözcüğü, Fransızca filme ya da İngilizce film ‘ince zar; fotoğraf ya da sinema filmi’ sözcüklerinden alıntıdır. Film ‘fotoğraf çekimi gerçekleştirmekte kullanılan; selüloit tabanlı, ışığa duyarlı yüzeyi taşıyan, esnek, bükülebilir, eni ve boyu ölçülere göre belirlenmiş kuşak şeklindeki malzeme’ anlamında kullanılır.
görüntü is.
1. Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. 2. Manzara. 3. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. 4. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. 5. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. 6. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü.
İngilizce image sözcüğünün karşılığı. Latince imāgō ‘kopya, heykel, resim, fikir, görünüm’ ve imitārī ‘kopya’ sözcüklerinden Fransızcaya geçen image ‘görüntü, benzerlik, şekil, çizim, portre; yansıma, heykel’ sözcüğü; İngilizcede ymage ‘heykel, büst; bir kişiye ya da şeye benzeyen yapay temsil’ anlamında kullanıldı.
Kör (köz, göz ile bağlantılı) kökünün değişikliğe uğramış hali olan gör kökünden türeme görüntü sözcüğü; ‘ışık yoluyla yüzey üzerinde ortaya çıkan resim; ışık yoluyla resmetme tekniğinin ürünü’ anlamlarında kullanılır.
kamera is. (ka’mera) Fr. caméra sin. ve TV
1. Görüntülerin filme alınmasını sağlayan alet, alıcı. 2. Kameraman. 3. Bir çekime başlanırken yönetmenin alıcıyı çalıştırmaları için verdiği buyruk.
İngilizce camera sözcüğünün karşılığı. Yunanca kamárā ‘tonozla kaplı şey’ ve Latince camera ‘tonoz, kemer; oda’, sözcüklerden İngilizceye geçen camera sözcüğü; ‘tonozlu bina, kemerli çatı ya da tonozlu oda’, ‘Oxford’da bir bina’ daha sonraları ‘yasama meclisi odası’ anlamlarında kullanıldı.
Kamera sözcüğü, İngilizce camera ‘fotoğraf ya da film makinesi’ sözcüğünden alıntıdır. İngilizce camera karşılığı olarak Kamera sözcüğü, ‘film ya da video çekimi yapılan aygıt’ anlamında kullanılır.
objektif sf. FR. Objectif
1. Nesnel, subjektif karşıtı. 2. Fotoğraf makinesi, mikroskop, dürbün vb. optik aletlerde cisimlerden gelen ışınları alıp ekran üzerine aktaran mercek veya mercek sistemi.
İngilizce lens sözcüğünün karşılığı. Latince lēns ‘mercimek taneciği’ ve lens sözcüklerinden İngilizceye geçen lens sözcüğü; ‘ışık demetini düzenlemek için cam’ ve ‘bir görüntüyü görmek ya da yüzey üzerinde ortaya çıkartmak için ışık demetini toplayan iki ya da daha fazla merceğin kullanıldığı optik sistem’ anlamlarında kullanıldı.
Objektif sözcüğü, Fransızca objektif ‘nesneye ilişkin, nesnel’ sözcüğünden alıntıdır. Objektif ‘nesnel’ ve fotoğraf ve görüntüyle ilgili olarak ‘konudan gelen ışığı alan ve
optik sistemin geri kalanına yönelten optik donanım’ anlamlarında kullanılır.
sayısal is.
1. Sayı ile ilgili, sayıya dayanan, numerik, dijital. 2. Sayıya dayanan konuları kapsayan (sınav).
İngilizce digital sözcüğünün karşılığı. Latince digitus ‘parmak, ayak parmağı’ ve digitālis ‘parmakla ilgili’ sözcüğünden Fransızcaya geçen digitale sözcüğü; İngilizcede digital ‘ondan küçük sayılarla ilgili; yüksek otu bitkisi’ ve ‘parmakla ilgili’ anlamlarında kullanıldı.
Sayısal sözcüğü, Fransızca digitale ve İngilizce digital sözcüklerinden gelerek dijital olarak kullanıldı. İngilizce digital sözcüğü karşılığı olarak; say fiilinden türetilen sayısal sözcüğü yer alır; ‘verilerin sayılarla ayrılan sinyaller şeklinde gösterilmesi’ ve ‘ışık ya da ses dalgalarının sayılarla basamaklanmış veriler olarak temsili’ anlamında kullanılır.
uzam is. fel.
1. Algılanan nesnelerin temel niteliği. 2. Bir nesnenin uzayda kapladığı yer, vüsat.
İngilizce space sözcüğünün karşılığı. Latince spatium’ oda ,alan ,mekân ,uzaklık ,zamanın uzatılması ‘sözcüğünden Fransızcaya geçen escape’ süre ,uzaklık ,aralık ‘sözcüğü ;İngilizcede space’ bir mekân ,bir alan ,kapsam ,genişlik ‘anlamlarında kullanıldı.
Uzam sözcüğü, uza fiilinden +m ekiyle türetilmiştir. Uzam ‘nesnelerin uzayda kapsadığı, kapladığı ya da bir olayın gerçekleştiği yer’ anlamında kullanılır; yer kaplayan nesnelerin kapladığı yerle ilgili durumlarını nitelendirir. Mekân ile eş anlamlı gibi görülür, uzam tasarlanmış, oluşturulmuş bir şeydir.
İngilizce space sözcüğü için Türkçede mekân, uzam ve uzay karşılıklarının; güzel sanatlar, fotoğraf ve görüntünün alanı açısından kullanımları belirlemek gerekir. Çıplak gözle ya da kamera yoluyla görülen canlı ve cansız nesnelerin oluşturduğu şey mekândır. Bunun görüntü alanı içinde ya da sınırlı bir yüzeyde örneğin, tuvalde, çerçevede, sahnede tasarlanarak oluşturulmuş hâli uzamdır. Mekân ve uzamla birlikte var olan her şeyin içinde yer aldığı sonsuz boşluk uzayı ifade eder.
Bir fotoğraf karesinde uzam; şekiller, biçimler, renkler, dokular, çizgiler gibi görsel öğelerin birlikteliği ile ortaya çıkar. Ön, orta ve arka alanı içerir. Bu bağlamda nesneler ve şekiller pozitif boşluk oluştururken bu nesnelerin etrafında ve arasındaki boşluklar ise negatif alandır. Resmedilen yüzeyin en ve boy yoluyla ortaya çıkardığı çerçeve uzamın sınırlarını belirler.
Fotoğraf, ekran ve beyaz perde görüntüsünde ‘z’ ekseni olarak bilinen derinlik, uzamın temel öğesi olarak kabul edilir. Nesnelerin çerçevenin oluşturduğu en ve boy içinde ortaya çıkmasıyla birlikte uzamı oluşur.