• Nazmül-cevahir: Haz Ali’nin 207 sözünün kıtalar 16. Yüzyıl Şair Tezkireleri halinde tercümesidir. 16. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden • Risale-i Tarif-i Evsaf-ı İstanbul: İstanbul tezkire türü, geniş zaman dilimi içinde farklı biçimsel hakkında yazılmıştır. Önce Kanuni Sultan görünümlerle karşımıza çıkar. Bu eserler Herat ekolü Süleyman’a, sonra da mukaddimesi değiştirilerek tezkirelerini kendilerine örnek almakla birlikte, başta tertip III. Murat’a sunulmuştur. tarzı olmak üzere birçok değişikliğe de uğramışlardır. • Suhhatü’l-uşşak: Yüz hadisin kıtalar halinde Herat tezkireleri tasniflerini tabaka üzerine kurarken bizde Türkçe tercümesidir. bu yöntemi Latifî çok pratik bir şekle dönüştürmüş ve şairleri alfabetik olarak sıralamaya başlamıştır. Latifî’den Tezkiretü’ş-şuara ve Tabsıratü’n-nuzema: Anadolu’da, sonra bu çağdaş usul, küçük istisnaları dışında Türk Sehî Bey’in Heşt-Behişt adlı eserinden sekiz yıl sonra tezkireciliğinin vazgeçilmez tertip tarzı olmuştur. Latifî yazılmış ikinci tezkire, Latifî Tezkiresi veya Tezkiretü’ş- sadece tertip tarzıyla değil, biyografiye kazandırdığı ivme şuara ve Tabsıratü’n-nuzema olarak bilinen eserdir. Latifi ile artık klasik biyografinin sınırlarını çizmiş, Âşık Çelebi Tezkiresi, bir mukaddime, üç fasıl ve bir hatimeden ve antoloji tipi tezkireler hariç kendinden sonraki meydana gelmiştir. Latifî, 1546 yılında tezkiresini biyografi yazarları büyük ölçüde onu izlemişlerdir. Başka tamamladıktan sonra devrin sultanı, Kanunî Sultan bir ekol olan Âşık Çelebi, tertip tarzının kullanışsızlığı ve Süleyman’a sunmuştur. Tezkiredeki toplam şair sayısı ortaya koyduğu geniş biyografi yapısı, çok özel 334’tür.
yeteneklere ihtiyaç gösterdiğinden kendisinden sonra pek Latifî, tezkiresini yazarken Camî’nin Baharistan ’ı, Ali Şir takipçi bulamamıştır. Sehî ve Ahdî dışındaki 16. yüzyıl Nevayî’nin Mecalisü’n-nefais’i ve Sehî Bey’in Heşt- tezkirecileri, şairlerin kendilerine has bir sınıf olduklarına, Behişt’ini model alsa da, tezkiresini yazarken onların meslek ve diğer sosyal ölçülerine bakılmaksızın bir bütün kronolojik tasnifini değil, alfabetik sırayı tercih etmiştir. olarak ele alınmaları gerektiğine inandılar. Bu ise Türkçe ’de ilk defa denenmiştir. Eserin mukaddime
Türkçe şair biyografisi yazma geleneği 16. yüzyılda Doğu bölümünde besmele, hamdele ve salvele ile başladıktan Türkçesi’nde başlamış olmakla birlikte bu yazı dilinde sonra şiirin özelliklerini anlatmıştır.
gelişimini sürdürememiş, Nevayî’den sonra ancak Sadıkî Tezkirenin yazılış sebebi şu şekilde anlatılır: O güne kadar ile ikinci bir örnek verebilmiştir. Türün bu coğrafya yerine on iki adet kitap ve risale kaleme aldığı hâlde Latifî’nin Osmanlı Devleti içinde hayatını devam ettirebilmiş aklında böyle bir eser yazma düşüncesi yoktur. Bu fikri olmasının sebebi, uzun ve istikrarlı bir devletin varlığı ile dostu Zaifî vermiştir. Bir gün elinde Camî’nin Baharistan mümkün olabilmiş, Orta Asya’da tersine bir yapı söz ve Ali Şir Nevayî’nin Mecalisü’n-nefais adlı eseriyle konusu olduğu için, başka kültür ve sanat faaliyetleri gibi, yanına geldiğini ve kendisinin de Anadolu şairleri için 16. yüzyıldan sonra yeni örnek üretilememiştir. böyle bir eser meydana getirmesini istediğini belirtir. Her
Latifî- Tezkiretü’ş-Şuara ve Tabsıratü’n-Nuzema ne kadar yazar, yapamam diye ısrar etse de sonunda kabul etmek zorunda kalır. 1491 Kastamonu doğumlu olan Latifî’nin asıl adı Abdüllatif’tir. Gördüğü eğitimin süresi ve seviyesi Latifî eserin Mukaddime bölümünde, tezkiresine aldığı hakkında bilgi yoktur; ancak şiir ve inşa alanında iyi bir şairleri hangi ölçülere göre seçtiğini, bunları seçerken altyapı ile kendini yetiştirdiği görülmektedir. Katiplik karşılaştığı güçlükleri de anlatarak bir anlamda divan yaparken Bahriyye kasidesini İskender Çelebi’ye şiirinin poetikasına ışık tutacak görüşleri ortaya koyar. sunmasıyla tanındı ve Belgrad imaret katipliğine atandı. Ardından eserini nasıl ve hangi ölçülere göre tasnif ettiğini Uzun yıllar Rumeli’de kalıp imaret katipliği yapan Latifî, belirtir. Latifî, alfabe sırasına göre II. Murat devrinden 1543’te İstanbul’a olgun bir inşa ustası ve şair olarak 1546 senesine gelinceye kadar Osmanlı ülkesindeki döndü. O dönemde Sehî Bey’in Heşt-Behişt adlı eserinin şairleri tezkiresine almıştır. Eserin bundan sonraki tamamlanıp büyük ilgi görmesi, Latifî’de tezkire yazma kısımları üç fasıl hâlinde şairlere ayrılmıştır. isteği uyandırdı. Âşık Çelebi’nin de yardımıyla 1546’da Latifî Tezkiresi, zamanında çok okunmuş bir kaynaktır. tamamladığı tezkiresini devrin padişahı Kanuni Sultan Yazar, eserini bitirdikten sonra ortaya çıkan eleştirilere Süleyman’a sundu. Karşılığında Ebu Eyyub-i Ensari göre tezkireyi tekrar ele almış ve böylece farklı nüshalarda Vakfı’na katip tayin edildi. On yıl sonra azledilerek farklı şair sayıları ortaya çıkmıştır. Tezkire üzerinde Rodos’a sürgün edildi. Ömrünün son yıllarında tekrar yapılan edisyon kritikli doktora çalışması sonucunda İstanbul’a döndü, ancak Yemen’e giderken 1582’de öldü. toplam 334 şair biyografisine ulaşılmıştır. Edisyon kritik, Latifî, yaşadığı dönemde ilgi uyandırmış pek çok eserin farklı nüshaları bulunan yazma veya matbu eserlerin sahibi olduğu halde sıkıntılı bir hayat yaşadı. Eserlerinde aralarındaki ayrılıkları tespit ederek aslına en uygun metne farklı vesilelerle kıymetinin bilinmediğinden yakınmıştır. ulaşma demektir. Öne çıkan eserleri şunlardır: Latifî Tezkiresi, Heşt-Behişt’ten birçok yönden üstün bir • Füsul-i Erbaa: Dört mevsimin özelliklerini eserdir. Latifî bu eserinde hem alfabetik usulü ilk kez sanatlı bir dille anlattığı nazım nesir karışımı bir kullanmış, hem de her harf için ayrıca üç harfe kadar bir eserdir. sıralama yapmıştır. Şairler hakkında isabetli eleştiri ve
değerlendirmeler içermesinin yanı sıra verdiği doğru ayrılmıştır. Bu uygulama başka biyografilerde pek bilgiler bakımından da oldukça önemlidir. Latifî, objektif görülmez. olmaya çalışmış, beğenmediği şairleri de açıkça eleştirmiştir. Tezkirenin dili sade, cümleleri kısa ve Ahdî- Gülşen-i Şuara
seçilidir. Üslubu akıcı, ahenkli ve yer yer alaycıdır. Edebiyatımızda Ahdî-i Bağdadî olarak tanınan Ahdî, Bağdat’ta doğmuştur. Eğitimini tamamladıktan sonra 1552 Örnek metin incelemesi: yılında Osmanlı ülkesine gitmek üzere yola çıktı. Bu süre
Şairler tezkiresi türü, Latifî’nin tezkiresi ile standart bir zarfında birçok yeri dolaştı; pek çok şairle tanışma fırsatı kimlik kazanmıştır. Tezkirelerde biyografisi yazılan şairler yakaladı. Kanunî Sultan Süleyman devrinde İstanbul’a asıl isimleriyle değil mahlaslarıyla bu kaynaklarda yer ulaştı. Eserinde İstanbul’un güzelliğinden, bilim adamı ve almıştır. Ahmet Paşa gibi az sayıda şair bir mahlas şairlerin çokluğundan bahseden Ahdî, uzun süre burada ve kullanmadan şiirinde kendi adını kullanmıştır. bir süre de Edirne’de kalarak devletin ileri gelen kişileriyle, büyük âlim, bilgin ve şairlerle tanıştı; Tezkireciler, ele aldıkları kişinin şairlik konumu yanında toplantılara katılarak hem bilgisini arttırdı hem de onlar onun sosyal statüsünü de göz önünde bulundurarak hakkında bilgi topladı. Ayrıca Ahdî, Kanunî Sultan üsluplarını oluşturmuştur. Şairlerin hayatlarını anlatırken Süleyman’ın şehzadesi Sultan Selim’le de tanışma fırsatını daha süslü ve ağdalı bir dil kullanmışlardır. Bu örnekte de elde etti ve onun yardımlarını görüp toplantılarına katıldı. Ahmet Paşa’nın önemini vurgulayacak pek çok övücü On bir yıl kadar süren bu uzun gezinin sonunda tekrar sıfat kullanılmıştır. Bağdat’a döndü ve gezisi sırasında topladığı bilgilerle
Eğer biyografisi yazılan kişi hayatta değilse, mahlastan tezkiresini yazdı. Ahdî, ömrünün geri kalan kısmını sonra ona rahmet dileyen bir dua cümlesi eklemişlerdir. Bağdat’ta geçirdi ve 1593 yılında orada öldü̈ .
Bu dua cümlesi de genellikle şairin adı ve konumu ile Bir divançe oluşturacak kadar şiiri bulunan Ahdî’nin önde ilgili kelimelerden seçilmiş veya en azından mahlasla ses gelen eserleri Divançe ve Gülşen-i Şuara, diğer adıyla veya ahenk bakımından uyumlu olmasına dikkat Ahdî Tezkeresi’dir. edilmiştir. Gülşen-i Şuara, Şehzade Sultan Selim adına yazılmıştır. Klasik Doğu biyografisi geleneğinde, mahlasın ardından Anadolu sahasında Sehî ve Latifî tezkirelerinden sonra şairin doğum yeri belirtilir. Bu örnekte de Ahmet Paşa’nın yazılmış üçüncü tezkiredir. Tezkire, daha önceki Bursalı olduğu belirtilmiş ve soyu sopu ile ilgili bilgiler devirlerde yaşamış eski şairleri kadrosu dışında tutup verilmiştir. yalnız kendisinin çağdaşı olan şairleri alması bakımından
Tezkirelerde şairlerin şiir kabiliyetini vurgulamak için farklılık arz eder. Ahdî eserini sadece kendi yaşadığı çağ cevher (çoğulu cevahir, Farsça gevher, güher) kelimesini ile hatta ilk tertibinde Kanunî Sultan Süleyman devri ile sıkça kullanılmıştır. Rum kelimesi de tezkirelerde, 16. sınırlandırmıştır. Gülşen-i Şuara’nın en önemli tarafı, yüzyıldan itibaren Rumeli’yi de kapsayan ‘Osmanlı büyük çoğunluğu Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu ülkesi’ anlamında kullanılmıştır. bölgesindeki şairleri ihtiva etmesi ve bunlar hakkında ilk ve tek kaynak durumunda olmasıdır. Eser, Bağdat ve Tezkirelerde daha sonra şairin eğitim durumu, hocaları ve çevresinde yetişen şairler hakkında verdiği bilgiler görevleri belirtilir. Ahmet Paşa örneğinde eğitime bakımından çok önemlidir ve bu hâliyle edebiyatımızda değinilmemiş, ancak önemli görevleri yazılmıştır. Eğer yaklaşık 147 şair için tek kaynak durumundadır. şairlerin babaları önemli kişilerse, onlar da mutlaka belirtilmiştir. Ahmet Paşa’nın babası da önemli bir bilgin Ahdî, Gülşen-i Şuara’nın ilk tertibini yaptıktan sonra ve bürokrat olduğu için tezkirede bahsedilmiştir. ölümüne kadar geçen otuz yıl boyunca eserinde bazı değişiklikler yapmıştır. Bu bakımdan Gülşen-i Şuara’nın Aile ile ilgili bilgilerden sonra, şairlerin şairlik yönü ve yazılış tarihini Ahdî’nin ölümüne kadar uzatmak gerekir. eserlerine dair bilgiler verilir. Latifî, bu konuda en dikkate Eser, son şekliyle bir mukaddime, dört ravza ve bir değer değerlendirmeleri yapan tezkirecimizdir. Ahmet hatimeden meydana gelmiştir. Paşa’nın şairliğini uzun uzun değerlendirmiş ve kendi çağının bu konudaki tartışmalı bakış açısını bize Ahdî, eserinin mukaddime kısmında Kanunî Sultan yansıtmıştır. Süleyman ve şehzade Sultan Selim’i övdükten sonra Sebeb-i Nazm-ı Kitâb başlığı altında yolculuğunu, Her biyografide rastlanmamakla birlikte zaman zaman İstanbul’da bilim adamları ve şairlerle tanışıp görüşmesini, tezkireciler ele aldıkları kişinin hayatıyla ilgili çeşitli sonra da Bağdat’a geri dönüşünü anlatır. Ayrıca şairler anekdotlara yer verirler. Ahmet Paşa’nın biyografisi bu hakkında topladığı bilgiler kaybolmasın diye tezkiresini anlamda da zengin malzeme içermekte ve kendi çağına yazdığını belirtir. özgü̈ bir aşk anlayışı ile ilgili uzun bir hikâyeye yer vermektedir. Bu hikâyeye bağlı olarak da meşhur Kerem Eserin birinci ravzasında başta devrin padişahı olmak Kasidesi’nin yazılış sebebi izah edilmektedir. üzere Şehzade Sultan Selim ve diğer şehzadeleri (17 şair), ikinci ravzada devrin ileri gelen devlet adamlarını (14 Ahmet Paşa biyografisinde, hayatının ardından birkaç şair), üçüncü ravzada ulema ve müderrisleri (25 şair), beytine yer vermek yerine, son bölümü onun şiirine
dördüncü ravzada ise alfabetik olarak dönemin şairlerini anlatır (325 şair). Esere sonradan ilavelerin yapılmasından dolayı alfabetik sistemde bazı düzensizlikler vardır.
Hatime kısmında ise Ahdî, kusurlarının bağışlanması için temennilerde bulunur ve eserini övdüğü̈ bir şiire yer verir.
Eserin mukaddime kısmında olduğu gibi devlet büyüklerinden ve tanınmış şairlerden söz edilirken ağır bir dil ve sanatlı üslup kullanılmıştır. Diğer bölümlerde ise dil, bilgi ve düşüncenin aktarıldığı araç konumundadır. Tezkiredeki bazı şairler Sehî ve Latifî tezkirelerinden alınmıştır.