AÖF Soru Bankası
CBS126U · Ünite 1

Haritacılığın Tarihi

Harita Bilgisi dersi, ünite 1 özeti

CBS126U-HARİTA BİLGİSİ

Ünite 1: Haritacılığın Tarihi

Giriş

En eski haritalar kil tabletler, deri, taş ve ahşap üzerine yapılmıştır. Daha sonra kâğıt kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ise haritalar, bilgisayarlarda Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) gibi yazılımlar kullanılarak üretilmektedir.

Bilinen İlk Örnekler ve Antik Dönem

En eski haritalar, ikamet edilen bölgenin karakteristikleri ve o dönemde yaşayan insanların kişisel deneyimleri ile ilişkilidir.

Bilinen İlk Örnekler

İlk örnek 1962 bulunan Çekya’nın Pavlov çevresinde bir mamut dişi üzerine oyulmuş MÖ 25.000’e tarihlenen temsildir. Diş ayrıca oyularak yapılmış karmaşık bir geometrik süsleme ile kaplıdır. Bu süslemelerin de uzayın bilinen en eski grafik tasviri olduğu düşünülmektedir. Diş ayrıca oyularak yapılmış karmaşık bir geometrik süsleme ile kaplıdır. Bu süslemelerin de uzayın bilinen en eski grafik tasviri olduğu düşünülmektedir.

Henüz yazının icat edilmediği dönemde bilginin kayıt altına alınmasında en yaygın kullanılan araçlardan biri mağara resimleriydi. İnsanlar su kaynakları, otlaklar veya tehditler gibi bu hayati bilgileri mağaralara çizdikleri resimlerle temsil etmişlerdir.

• Lascaux mağaralarının duvarlarında bulunan ve MÖ 14.500’e tarihlenen noktaların, üç parlak yıldız olan Vega, Deneb ve Altair’in haritası olduğu düşünülmektedir. • İspanya’da bir mağaradan bulunan MÖ 14.000’e tarihlenen cilalı bir kumtaşı parçası da hayvan gravürleri, tepeler veya konutlar gibi peyzaj özelliklerini tanımaya yardımcı olabilecek basit görsel unsurlardan oluşmakta olup dünyanın ilk haritalarından biri olarak yorumlanmaktadır. • Harita olduğu düşünülen başka bir antik resim, MÖ 7. binyılın sonlarında Anadolu’da, Çatalhöyük’te çizilmiştir. Bu duvar resmi, bu Neolitik köyün yerleşme planını temsil etmektedir.

Haritacılığın tarihinde en dikkat çekici toplumlardan biri Babillerdir. 1930’da Kerkük yakınlarındaki Ga-Sur’da bulunan 7,6 × 6,8 cm boyutlarındaki bir kil tablet, iki tepe arasında bulunan bir vadinin haritasını göstermektedir. Her ne kadar Babil haritalarında doğru ölçme teknikleri kullanılmış olsa da bu haritalar sembolik temsiller olarak kabul edilir. Gerçek dünyanın gerçek bir temsil değildir. Çünkü Babiller çizdikleri haritalarda kendi topraklarını suyla çevrili bir daire olarak ifade etmiş ve iyi bildikleri Persler ve Mısırlılar gibi halkları dışarıda bırakmıştır.

Antik Dönem

Yunanlılar, coğrafi bilgiye erişme ve geliştirme konusunda antik dünyanın halkları arasında öne çıkmıştır. Anaximander’in bilinen dünyanın haritasını çizen ilk

kişilerden biri olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle birçok kişi tarafından ilk haritacı olarak kabul edilir. Anaksimander’den ders alan Miletoslu Anaximenes (MÖ 6. yy), hocasının dünyanın şekliyle ilgili görüşlerini reddederek, yeryüzünü basınçlı hava ile desteklenen dikdörtgen bir form olarak görselleştirmiştir. Anaximander’in haritası günümüze ulaşmamış olsa da Milet’li Hecataeus, elli yıl sonra, Anaximander’in haritasının geliştirilmiş bir versiyonu olduğunu iddia ettiği başka bir harita üretmiştir. Hecataeus’un haritası dünyayı çevreleyen bir okyanus ve dünyanın merkezinde Yunanistan bulunan dairesel bir levhadan oluşmaktadır. Antik çağdaki diğer birçok haritada olduğu gibi onun haritasının da ölçeği yoktur.

Bir nesil sonra Herodot, daha kapsamlı araştırmalardan ve daha geniş seyahatlerden yola çıkarak Hecataeus’un çalışmalarını geliştirmiştir (Şekil 1.4). Herodot, Fenikeliler tarafından Afrika kıtasının kıyı hattının haritasının yapıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, dünyanın o zamanlar bilinen bölgelerinin şekli ve kapsamının tasvirini geliştirmiştir. Hazar’ın “kuzey okyanuslarının” bir parçası olduğu yönündeki hâkim görüşe de karşı çıkarak Hazar’ın bir iç deniz olduğunu belirtmiştir. Coğrafya ve haritacılıktaki ilerlemede antik dünyanın en büyük figürü Claudius Ptolemaeus’tur. Ptolemy veya Batlamyus olarak da bilinmekte olup MS 90-168 yılları arasında yaşamıştır. Bir astronom ve matematikçi olan Batlamyus, anıtsal eseri Coğrafya Rehberi, sekiz cilt hâlinde yazılmıştır. İlk ciltte haritacılık ile ilgili temel ilkeleri tartışmış ve harita projeksiyonu ile küre yapımını ele almıştır. Sonraki altı cilt, yaklaşık 8.000 yerin adlarının ve bunların yaklaşık enlem ve boylamlarının bir listesinden oluşmaktadır. Bu konum bilgilerinin küçük bir bölümü Batlamyus’un gözlemlerine dayanmaktadır. Büyük bir kısmı, yolculardan alınan mesafe ve yön ile ilgili bilgilerden ve eski haritalardan yola çıkılarak belirlenmiştir. Sekizinci cilt, dünya haritaları hazırlama talimatları ile matematiksel coğrafya ve haritacılığın diğer temel ilkeleri üzerine tartışmaları içermektedir.

Batlamyus’un haritasında Dünya’nın boyutunun yeterince yansıtamadığı kabul edilir. Bunun nedeni Batlamyus’un Avrupa ve Asya’yı, dünyanın yarısına yayılmış olarak göstermesidir.

Ortaçağ

Orta Çağ’ın başlarında Avrupa’da haritacılıktaki ilerlemenin oldukça az olduğu görülür. Bu dönemde haritacılık kilisenin egemenliği altındadır. Bu nedenle haritacılık çalışmalarında kiliseye ait dogmaların yansıtıldığı görülmektedir.

Mappa Mundi ve Portolan Çizelgeleri

Orta Çağ’da Avrupalılarca yapılan dünya haritaları Mappa Mundi olarak adlandırılırlar. Bu haritalar, dünyanın disk şeklinde olduğunu kabul eder. Bu disk şeklindeki dünyada tek bir kara kütlesi bulunmakta olup okyanuslarla çevrili olarak temsil edilmiştir. Günümüzdeki kartografik bakış


açısı ile değerlendirildiğinde Mappa Mundi yüzeysel olarak çizilen haritalar olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte, Mappa Mundi hiçbir zaman seyir çizelgeleri olarak kullanılmak üzere tasarlanmamıştır. Mappa Mundi olarak adlandırılan haritalar dörde ayrılır:

• Bölgesel Mappa Mundi: Kolayça çoğaltılabilir ve pratiktir. • Üçlü veya T-O Mappa Mundi: Dünyanın o dönemde bilinen üç kara kütlesini şematik olarak göstermek için tasarlanmıştır. • Dörtlü Mappa Mundi: Üçlü Mappa Mundilere benzemekle birlikte karalar dört alanda temsil edilmiştir. • Karmaşık Mappa Mundi: Ana yönler, uzak topraklar, tarih, mitoloji, flora ve fauna gibi unsurları göstermek için kullanılmıştır.

Portalan çizelgeleri olarak bilinen haritalar Orta Çağ’da geliştirilmiştir. Portalan çizelgeleri çapraz kesişen kerte çizgileri ve son hassas kıyı şeritlerinden oluşur. Portolan çizelgeleri veya haritaları, ilk olarak 13. yüzyılda Akdeniz havzası için yapılmış ve daha sonra dünyanın diğer bölgelerini de kapsayacak şekilde genişletilmiş deniz haritalarıdır. Portolanların ortak özellikleri arasında nem ve tuza karşı dayanıklı olabilmeleri için deriden yapılmaları, üzerlerinde rüzgârgülü ve mutlak bir ölçek göstergesi bulunması, denizde kayalıkların siyah, sığ yerlerin kırmızı, kıyıların yeşil ve mavi hatlarla çizilmesi başta gelir.

Portolan çizelgelerinin en ünlüsü Katalan Atlasıdır. Atlas, Cresques Abraham tarafından 1378’de çizilmiştir. Katalan dilince kozmografi, astronomi ve astrolojiyi kapsayan metinler içermektedir. Metinler ve çizimler, Dünya’nın küresel şeklini ve bilinen dünyanın durumunu vurgulamaktadır. Ayrıca denizler hakkında bilgi vermektedir. En eski Portolan Çizelgeleri, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına odaklanmıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda, Keşifler Çağı’nın başlamasıyla birlikte Portolan haritalarının kapsamı Gine Körfezi’ne kadar genişlemiştir.

Ortaçağ’da Avrupa haritacılığında en dikkate değer gelişmelerden biri Marco Polo’nun 1270’lerde ve 1280’lerde yaptığı seyahatlerdir. Uzak yerler hakkında yeni bilgiler ve dünya haritalarına olan ilginin artması, dünya haritalarının çizimi ve satışını teşvik etmiştir.

İslam Uygarlıkları

İslam uygarlıklarının haritacılığa katkısı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisi El-İdrisi’dir. İdrisi daha önce Arap gezginlerin erişemediği Avrupa’nın çeşitli yerleri ile ilgili bilgi toplamış, dünyanın diğer kesimleriyle ilgili olanları da bir araya getirerek gümüş bir düzlem üzerinde bir harita hazırlamıştır. Coğrafi tasvirlerden oluşan ve haritasına eşlik eden Kitab Nüzhet En-Müştak Fi İhtirak El- Afak isimli kitap yazmıştır. Mukkaddime adlı eseri ile İbn- Haldun dönemin önemli isimlerindendir (Şekil 1.8). Eserinde İbn-Haldun, devletler ile onların yükselişleri ve çöküşleri üzerinde durmuş, bu kapsamda çevre koşullarını ele almıştır. Mukaddime kitabının birinci bölümünde yer

alan, Batlamyus ve el-İdrisi’den yararlandığı dünya haritası haritacılık tarihine önemli katkılarındandır.

Kâşgarlı Mahmud’un XI. yüzyılda Orta Asya’daki Türk kabilelerinin dilleri üzerine yazmış olduğu önemli eser coğrafya ve haritacılık açısından da önemli bilgiler içerir. 1068-1072 yılları arasında yazılmış olan Dîvânü Lugāti’t- Türk adlı eseri, yer isimleri ve Orta Asya’nın coğrafî özellikleri üzerine zengin bilgiler ihtiva eder. Kitaptaki dünya dil haritası İslâmî haritacılıkta eşine az rastlanan bir örnektir. Bu haritada Balasagun’u merkeze yerleştirir, ayrıca kabilelerin yerlerini ve çevre bölgeleri gösterir.

Günümüzde Afganistan sınırları içerisinde yer alan Belh şehrinde ortaya çıkan Belh Coğrafya Okulu haritacılık tarihindeki dikkate değer unsurlardandır. Belh Coğrafya Okulu’nun yazarları, dünya tasvirinden çok, İslâm ülkelerinin coğrafyasını geniş ve ayrıntılı bir şekilde ele almışlardır. Belh Coğrafya Okulu’nun kurucusu doğa filozofu ve coğrafyacı Ebû Zeyd Ahmed b. Sehl el- Belhî’dir. Suverü’lekalîm adıyla bilinen coğrafya kitabını yazmış, ömrünün son dönemlerinde de İslâm ülkelerinin çeşitli yerlerinin bölgesel haritalarını çizmiştir ancak günümüze ulaşamamıştır. Bu okulun ilk temsilcisi Ebû İshak İbrâhim b. Muhammed el-Fârisî el-İstahrî’dir 10. yüzyılın ortalarında tamamladığı ve “el-İstahrî’nin Dünya Haritası” adını verdiği haritası bulunmaktadır.

Coğrafi Keşifler ve Yenidünya

Bu dönemde klasik eserlere olan ilgiye ek olarak Amerika kıtasını keşfedilmesi ve daha sonra bu toprakları kontrol etme ve bölme çabaları, bilimsel haritalama yöntemlerine olan ilgiyi yeniden canlandırmıştır. 15 ve 16. yüzyıllarda, İber güçleri (Kastilya Krallığı ve Portekiz Krallığı), Avrupa’nın denizaşırı keşiflerinin öncüsüydü. Yeni keşifler ile birlikte Amerika, Afrika ve Asya kıyılarının haritalarının çıkarılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı Devleti’nin genişleyen sınırları ve artan fetih hareketleri, yeni yerlerin öğrenilmesinde ve özellikle deniz seferlerinde rehber olarak kullanılacak eserlere ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu anlamda Piri Reis ve Seydi Ali Reis önemli isimlerdir. Hem Portekiz ve İtalyan portolanlarından hem de zamanın coğrafî eserlerinden faydalanarak hem de Türk deniz ocağının geleneksel bilgilerini göz önünde bulundurarak ve kendi 1521’de Kitâb-ı Bahriyye isimli eserini yazmıştır.

Denizcilere bir rehber olmak üzere yazılan ve Kanuni’ye takdim edilen eserde sahil şehirleri haritalarla gösterilmiş, körfezler belirtilmiş, gemilerin yanaşabileceği limanlar, sığ yerler, kaleler ve buralarda oturan insanlar hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca Kristof Colomb’un haritasından da faydalanarak çizdiği iki dünya haritası ile Amerika’nın keşfinden Osmanlılar’ı haberdar etmiştir. Gelibolu’da 1528 yılında çizerek Kanuni’ye takdim ettiği ikinci haritanın da tamamı bugüne gelememiş, sadece Atlas Okyanusu’nun kuzeyi ile Grönland sahillerini ve Kuzey ve Orta


Amerika’nın o sıralarda bilinen kısımlarını kapsayan bir parçası ele geçmiştir.

Seydi Ali Reis, meslektaşlarına kılavuz almadan bu zorlu yolu kat edebilmeleri için bir eser yazmak istemiştir. 1554’te yazılı kaynakların yanında kendi gözlemlerinden de faydalanarak Kitâbü’l-Muhît fî ilmi’l-eflâk ve’l-ebhur adlı kitabını yazmıştır. Bir deniz rehberi özelliği taşıyan bu önemli eserinde Amerika’ya da bir bölüm ayrılmıştır.

Katip Çelebi, coğrafya ve haritacılık alanındaki önemli eseri olan Cihannümâ’nın yazımına 1648 yılında başlamış ve iki kısım halinde kaleme aldığı eserin birinci kısmında denizlerle nehirleri ve adaları, ikinci kısımda ise karalardaki şehirleri ve 13. yüzyıldan sonra keşfedilen iklimleri konu edinmiştir. İlerleyen yıllarda İbrahim Müteferrika’nın bu eseri harita ve metin ilâveleriyle ile de daha geniş okuyucu kitlesine ulaşarak sonraki coğrafya çalışmalarına öncülük etmiştir.

Rönesans

Bu dönemde matbaa endüstrisinde yaşanan gelişmeler Batlamyus’un kısmen korunmuş olan eserinin kolaylıkla çoğaltılmasını sağlamıştır. Bu nedenle Batlamyus’un haritalarından faydalananların sayısı artmıştır. Eser 1405 yılında Latince’ye çevrilmiştir.

Navigasyon, gemi tasarımı ve inşası, gözlem ve astronomi aletleri ve pusulanın genel kullanımı gibi diğer teknolojilerdeki ilerlemeler, sürekli olarak mevcut harita bilgilerini iyileştirmenin yanı sıra daha fazla keşif ve keşfi teşvik etme eğilimindeydi. Columbus, da Gama, Vespucci, Cabot, Magellan ve diğerlerinin büyük keşifleri dünya ile ilgili bilgi birikiminin artmasına neden olmuştur. Bu bilgiler, dünya haritalarını da yavaş yavaş değiştirmiştir.

Coğrafi Keşifler

Keşif Çağı olarak da adlandırılan Coğrafi Keşifler, 15. yüzyılın başlarında başlamıştır. pılmıştır. Portekizli kaşifler 1419’da Madeira Adaları’nı, 1427’de ise Azor Adaları’nı keşfetmiştir. İlerleyen yıllarda Afrika kıyıları boyunca daha da güneye doğru ilerleyerek 1440’larda günümüz Senegal kıyılarına ve 1490’da Ümit Burnu’na ulaşmışlardır. 1498’de Vasco da Gama bu yolu izleyerek Hindistan’a ulaşmıştır.

Keşif çağının en önde gelen haritacılarından biri kuşkusuz, Gerardus Mercator olarak bilinen Gerhard Kremer’di. 1554’te bir Avrupa haritası çizmiş olup kendi adını taşıyan bir projeksiyon geliştirmiştir. Mercator projeksiyonu, denizcilerin asırlık bir sorununu çözerek, kerterizleri düz çizgiler olarak çizmelerini sağlamıştır. Mercator, Cosmographia isimli eserinde, bilinen tüm ülkelerin topografyasını ve tarihini açıklamıştır. Atlas sözcüğü de ilk kez Cosmographia’nın son cildinin başlığında kullanılmıştır.

Abraham Ortelius’da dönemin önemli isimlerindendir. Ortelius 1570’de dünyanın ilk modern atlası olarak kabul edilen Theatrum Orbis Terrarum’u yapmıştır (Thrower, 2008). İlk olarak Mayıs 1570’de yayımlanan Theatrum

Orbis, Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “bir kitap oluşturmak üzere birleştirilmiş tek tip harita sayfaları ve sürekli metin koleksiyonu” olarak tanımlanan ilk atlas olarak kabul edilir.

Orta çağ sonrası haritaların en önemli yönü, yaşanan keşifler ile yeni yerlerle ilgili yeni bilgilerin elde edilmesi böylelikle haritaların sürekli olan güncellenmesiydi. Bu haritaların doğruluklarının artmasını sağlamıştır.

18. Yüzyıldan Günümüze

18. yüzyılda gelişen haritacılık reformu ile haritacılık giderek bilimsel hale gelmiştir. Haritalardaki canavarlar, aslanlar ve kıvrımlı çizgiler ortadan kaybolmuş ve yerini daha gerçekçi içerikler almıştır.

Fransız Devriminin Haritacılığa Yansımaları

Fransız devriminin eşitlik anlayışı haritacılıkta kullanılan birimlere de yansımıştır. Günün onlu birimlere bölünmesi, Ekvatordan Kutba kadar olan meridyen uzunluğunun on milyonda biri metre olarak tanımlanması Fransa’da1840 yılında bağlayıcı bir yasa ile uygulamaya geçirilmiştir.

19. Yüzyılda Sanayileşme ve Haritacılık

Sanayileşmenin karayolları, demir yolları ve kanal yapımları konusundaki itici rolü nedeniyle arazi ölçümlerine ihtiyacı artırmıştır. Alman haritacılar bu dönemde büyük izler bırakmıştır. Bessel baz ölçme aleti, mükemmel nirengi ağları ve jeodezi kitapları bu dönemin önemli gelişmeleri olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra fotogrametride devrim niteliğinde gelişmeler oldu. Doğrultma değerlendirme araçları yapılmıştır. Bu dönemde çağdaş ölçme aletleri geliştirildi.

Fotogrametrinin Başlangıcı

Fotogrametri, görüntü algılama sistemleri yardımıyla yeryüzüne ait güvenilir bilgilerin elde edilmesi, işlenmesi, kayıt edilmesi, ölçülmesi, analiz edilmesi ve sunulmasını sağlayan teknolojidir.

1837 yılında Fransız fizikçi Louis J.M. Daguerre tarafından fotoğrafın bulunmasının ardından Fransa’da uçurtmaya bağlanan fotoğraf makinesi ile havadan fotoğraf çekilmesi perspektif görüntüden gerçek boyutların hesaplanabilmesine doğru gelişimi sağlamıştır. 1849 yılında Fransız Laussedat ilk fotogrametrik alet ve teknikleri geliştirmiş, yersel fotogrametride kullanmıştır. 1855 yılında Nadar olarak anılan Fransız fotoğrafçı Paris’te balon ile havalanarak 80 m yükseklikten fotoğraf çekmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde Wright kardeşler tarafından 17 Aralık 1903 tarihinde uçağın icadının yapılması ise genel olarak bilinen anlamlarına ilaveten fotogrametrinin bir harita üretim yöntemi olmasının temellerini artmıştır. Geometri, perspektiflerden üç boyutlu cisimlerin yeniden yapımında kullanılmış ve böylece fotoğraf görüntülerinden yola çıkarak harita çizimine dolayısıyla fotogrametrinin gelişimine katkı sağlamıştır.


Siyasi Coğrafya ve Haritacılık

Tüm haritalar bir amaç için tasarlanmıştır. Amaç navigasyona yardımcı olmak, bir haberi görselleştirmek veya verileri görüntülemek olabilir. Jeopolitik haritalar, kartografik propagandanın en açık örnekleridir ve tarih boyunca çeşitli nedenlerle destek toplamak için kullanılmıştır. 1886 yılında çizilen İmparatorluk Federasyonu haritası bunun en bilinen örneklerindendir. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve komünizm tehdidini insanlara göstermek için haritalar üretilmiştir. Propaganda haritalarında yinelenen bir özellik, belirli bölgeleri büyük ve tehditkâr, diğer bölgeleri ise küçük ve tehdit altında olarak gösterme yeteneğidir.

18. yüzyılda Avrupa’da ulusal devletlerin ortaya çıkması ile birlikte özellikle topoğrafik planlama çalışmalarının giderek artmaya başladığı görülür. Bu kapsamda Avrupa’daki birçok ülke, topraklarının topoğrafya haritalarını yapmaya başlamıştır. 1940’lardan itibaren haritaların bilimsel tarafsızlığına ve yetkisine vurgu yapan haritacılar, propoganda haritalarını eleştirmişlerdir. 1980’ler ve 1990’larda ise bu tür eleştiriler çoğalmıştır.

Uluslararası Dünya Haritası Projesi

Alman coğrafyacı Albrecht Penck, 1891 yılında Bern’de düzenlenen Beşinci Uluslararası Coğrafya Kongresi’nde 1:1 milyon ölçeğinde bir uluslararası dünya haritası önermiştir. Öneride:

• bu haritada ortak geleneksel işaretler kümesinin kullanılması ve böylece farklı devletler tarafından hazırlanan haritalara dayalı mevcut haritacılık arşivinin karmaşıklığının çözülmesi, • bilim insanları ve öğrencilerin dünya kapsamında karşılaştırmalar yapmasına izin vereceği için bilimsel ve eğitimsel katkısının muazzam olacağı • haritacılığın bölgeselliğini azaltacak insanlık için ortam bir harita olacağı

vurgusu yapılmıştır.

Sanattan Bilime Haritacılığın Evrimi

Haritacılık tarihçileri arasında yaygın kanı on sekizinci yüzyıl haritaları hem kullandıkları haritacılık yöntemleri hem de sade tarzları ile sanattan bilime doğru evrimleştiği yönündedir. Modern haritacılık uygulamalarının söz konusu olduğu on dokuzuncu yüzyılın sonunda haritacılar projeksiyon, ölçek, topoğrafik temsil ve isimlendirme gibi konularda yöntemsel hassasiyete odaklanmıştır.

Yirminci yüzyılda modern sanatın güzellik ve estetik gibi burjuva ve ticari kaygılardan kopması gerektiği savı modern öncesi haritaların sanatsal değerlendirmesini ğiştirmiştir.

Mekânsal Bilgi Teknolojileri ve Haritacılık

Günümüzdeki haritacılık yöntemlerinin gelişimini başlıca optik, mekanik, mikro elektronik ve iletişim teknolojilerinde (Köktürk 2004) ortaya çıkan 6 büyük adıma bağlayabiliriz:

• Fotoğrafçılık ve hava fotoğraflarına ilişkin gelişmeler • Öncelikli amacı navigasyon olan GPS projesi ile yeni bir jeodezik ölçme yönteminin kullanılması • Tematik haritaların otomasyonu • Veri modelleri ve veritabanı yazılımlarının çeşitlenmesi • Bilgisayar teknolojilerinin hızlı gelişmesidir. • Uydu teknolojileri ve hava fotoğrafları.

Mekânsal Zekâ ve Haritacılık

Yapay zekâ, bulut bilişim, büyük veri, nesnelerin interneti, metaverse, blok zinciri, sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik, karma gerçeklik, robotik sistemler, otonom sistemler vb. gibi teknolojik gelişmeler mekânsal bilgiden mekânsal zekâya geçişi doğurmuştur.

Modern Türk Haritacılığı

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra başlatılan yenileşme ve modernleşme hareketleri Türk haritacılığına da yansımıştır.

• Harita Dairesi tarafından hazırlanan Harita Müdüriyet-i Umumiyesi isimli yasa 2 Mayıs 1925 tarihinde yürürlüğe girmiştir. • 1928 yılında Harita Genel Müdürlüğünde kullanılmayan aletlerle günümüzde bilinen adıyla Harita Genel Komutanlığı Müzesi’nin temelleri atılmıştır. • 1940 yılından sonra ulusal jeodezik ağların kurulmasına önem verilmiştir. • 1970’lı yıllardaki bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler ve 1980’li yıllardaki GPS teknolojisinin kullanımının yaygınlaşması Türkiye’deki haritacılığa da yansımıştır. • 1987 yılında ilk uydu lazer ölçümleri yapılmaya başlanmıştır. • 2002 yılında topoğrafik harita altlığı oluşturmaya geçilmiştir.

Kadınlar ve Haritacılık

1980 yılında bireysel harita yapıcılarının profiline yönelik çalışmalarla birlikte kadınların harita üretimine katkıları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Kadın haritacılara ilişkin araştırmalar ve yayınlar artsa da kadınların bu alana katkılarının tam olarak belirlenebilmesi için geleneksel olmayan haritaların da incelemesi gerekmektedir.

On sekizinci yüzyılın sonları, On dokuzuncu yüzyılın başlarında kız öğrenciler coğrafyayı öğrenmenin yollarından biri olarak işlemeli haritalar üretmiştir.

Ünite 1 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç