AÖF Soru Bankası
ASC102U · Ünite 3

Mezopotamya Mutfağı

Gastronomi Tarihi dersi, ünite 3 özeti

AŞÇ102U-GASTRONOMİ TARİHİ

Ünite 3: Mezopotamya Mutfağı

Mezopotamya Bölgesi ve Uygarlıkları

Bireyde öğrenme süreci diğer bir deyişle kültürleme süreci doğum ile başlamaktadır. Kültürleme; doğumdan ölüme kadar, bireyin toplumun istek ve beklentilerine uygun şekilde değişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Kültürleme süreci bir tür toplumsal uyarlanma sürecidir ve toplumsallaşma olarak da bilinmektedir. Buna göre; mutfak geleneği, hem sürekli değişen hem de sürekli karmaşık bir hâl alan, ama aynı zamanda da kültürleri kısmen birbirinden ayırmaya yarayan önemli bir kültürel ağ özelliği taşımaktadır. Kültür ve geleneğin en uzun süre ayakta kalan bölümü de yeme-içme kültürüdür.

Yeme-içme kültürü, sadece bir kalıntının fiziki şekli ile değil bulunduğu dönemin toplumsal yaşamının ve kültürünün bilinmesiyle de daha doğru anlaşılıp yorumlanabilecektir. Bunun için de eski insanların verdikleri kararlar veya tercihleri neden yaptıklarını anlamak için antropolojik bakış açısı gerekmektedir.

Yaşamın sürekliliğini sağlayan en önemli ihtiyaçlardan olan yeme-içme faaliyeti; insanoğlunun varoluşundan beri büyük önem arz eden bir uğraş olarak ortaya çıkmıştır. Bu uğraşı; insanoğlunun gelişimine, yaşadığı yerin iklimine ve coğrafyasına bağlı olarak çeşitlenmiş ve gelişme göstermiştir.

Fırat ve Dicle nehirlerinin hayat verdiği Mezopotamya, Sümer, Akkad, Babil ve Assur gibi uygarlıklardan günümüze ulaşan gelişmiş kültürel birikimini de ifade etmektedir. İnsanoğlunun uygarlaşma süreci içindeki ilk ve en temel adımlar Mezopotamya’da atılmıştır. Yerleşik yaşam, tarım, hayvanların evcilleştirilmesi, çanak çömlek üretimi, obsidiyen alet yapımı, anıtsal tapınakların inşası gibi önemli gelişmeler Kuzey Mezopotamya’da Torosların eteklerinde yaşanmıştır. Bu durum yeme-içme kültürünün oluşmasında da temel teşkil etmiştir.

Sümerliler; bir atasözlerinde “İlkel insanlar yemek yapmasını bilmez” demektedirler. Buradan Sümer’de yemek yemek kadar yapmanın da önemli kabul edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yapılan kazılarda ortaya çıkan Sümerce ve Akadca yazılmış iki dilli tabletlerde hem yiyecek maddeleri hem de bunların nasıl yapıldıklarını anlatan tarifler bulunmaktaydı.

Yaklaşık 12 bin yıl öncesine kadar dünyanın dört bir yanındaki insanların güvenlik ve beslenmek amacıyla sürekli göç hâlinde olduğu bilinmektedir. Yiyecek bulmak amacıyla vahşi hayvanlar avlanıp, yabani bitkiler toplamak amacıyla uzun mesafeler katedilmekteydi.

Bilinen en eski yerleşim yerinin; yaklaşık M.Ö. 8 binli yıllarda Kuzey Mezopotamya’da köy formunda kurulduğu tahmin edilmektedir. Tarımda ilk kez saban kullanıldığına ilişkin kanıtlar iM.Ö. 4 binli yıllara tarihlenmektedir. Saban ile toprağı açmadan bir çeşit çizik atılması sağlanmıştı ve bu durum ilerleyen zamanda daha çok işe yarayacak olan pulluk yapılmasına temel olmuştu.

Mezopotamya bölgesindeki arkeolojik kazılardan mutfakla ilgili elde edilen araç-gereç ve mimari kalıntılar, freskler, hayvan fosilleri, keramikler, tohumlar ve bunların yanında özellikle tabletler ve yazıtlarla birlikte efsane gibi anlatılar, eski dönemlerde bu bölgedeki yeme-içme kültürü hakkında ipuçları vermektedir.

Mezopotamya’da tüketilen gıda ürünlerine ilişkin en eski ve net bilgilerden birisi; Sümer ve Akad kelime listelerini taşıyan ve iki dilli olarak hazırlanan çivi yazılı tabletlerden alınmaktadır. Bu tabletlerde; arpadan yapılmış ekmek önemle belirtilmekteydi. Arpa ve buğdaydan yapılan bir çeşit kek, tahıl ve baklagil çorbaları, soğan, pırasa, sarımsak, bal, peynir, elma, incir, üzüm ve kavun gibi meyvelerle tereyağı ve bitkisel yağlardan da bahsedilmekteydi (www.foodtimeline.org).

Dönemde kullanılan yiyecek ve içecekler hakkında, o dönemdeki mektuplaşmalar da bilgi vermektedir. Söz konusu mektuplardan birisinde; “Uzun zamandan beri ne balık, ne soğan ne de sarımsak gönderdin. Sana ... gönderiyorum. Onunla balık, soğan sarımsak gönder!” denilmekte ve o dönemde tüketilen yemekler hakkında bilgi vermektedir.

Farklı kaynaklarda farklı şekillerde ifade edilmekle birlikte; hammaddelerin üretildiği yerler göz önüne alındığında ortaya çıkarılan tabletlerde de belirtildiği gibi ekmeğin ve biranın ilk üretildiği bölgenin Mezopotamya olduğu söylenebilir.

Mezopotamya Mutfağı ile ilgili eski bir tablet, hâlen Yale Üniversitesi koleksiyonunda bulunan ve M.Ö. 17. yüzyılda Güney Mezopotamya’da bulunan dokuz adet çivi yazılı tariftir. Bilinen en eski gıda tariflerinden olan söz konusu tabletler, ilgili alan yazında Yale Mutfak Tabletleri olarak bilinmektedir.

Medeniyetin beşiği olarak anılan Mezopotamya, hem insanlık tarihinin yerleşik hayata geçiş sürecinde hem de tarım ve hayvancılık alanında gelişmiş medeniyetler oluşturmasına ev sahipliği yapmıştır. Aşağı Mezopotamya kökenli mutfakla ilgili tabletler de (II. Binyıl) dünyada bilinen en eski mutfak belgeleri arasındadır. Tabletlerde yer alan yemek tariflerinde mutfak teknikleri ile ilgili bilgiler de yer almaktadır.

Mezopotamya Uygarlıklarında Yeme-İçme Kültürü

Eski Çağ dünyasının birçok toplumunda olduğu gibi, Mezopotamya toplumlarının inanç sistemi de çok tanrılıydı. Mezopotamya’da tapınılan tanrıların bir kısmı Sümer, diğer kısmı ise Sami (Akkad, Babil, Asur) toplumlarına aitti. Eski Mezopotamya’da toplum düzeni ve yaşam şekli içinde yöneticilerin de mutlak hâkimiyeti mevcuttu. Örneğin; krallar, tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olarak görüldükleri için doğaüstü güçlere sahip insanlar gibi algılanmışlar ve hatta bazen tanrısallaştırılmışlardı.


Uygarlıklar gelişip, yönetimleri karmaşıklaştıkça ve daha da önemlisi şehirleşme ile birlikte artık yapılan ve/veya yapılacak olan her işin kaydının tutulması şart olmuştur. Bu süreçte; yiyecek üretimi yapılan çiftlik benzeri oluşumlar başlamış ve burada üretilen ürünler toplum içinde ortaya çıkmış olan esnaf, sanatçı, rahip, savaşçı, öğretmen ve hükümet yetkilileri gibi kişilerin de doyurulması amacıyla ve vergi ödemek kaydıyla tarihteki yerlerini almıştır. Üretilen ürünlerin bir kısmı da tapınaklarda ibadet ve şükür amacıyla kullanılmış ve duaları desteklemek amacıyla dönemin tanrılarına sunulmuştur.

Kazılarda ortaya çıkarılan bir tablette tanrılar için hazırlanacak olan kusursuz bir takdimin nasıl olması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre takdimde, sadece arpa ile beslenmiş iki yaşında yirmi bir koç, sütle beslenmiş dört koyun, otla beslenmiş yirmi beş koyun, iki boğa, bir süt danası, sekiz kuzu, altmış adet çeşitli kuş, üç piliç, yedi ördek, dört adet de yaban domuzunun bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Öncelikle kuzu eti olmak üzere; etin iyi kısımları tanrılara sunulurdu. Bunun yanında; saray ve mabetlerin büyük mutfaklarında adak ve kurbanlarla da ilgilenen aşçılar ve ekmek yapanlar, tatlı yapanlar, hamur işi yapanlar ve temizlikçiler gibi farklı işlerde çalışan yamaklar mevcuttu. Ayrıca daha o dönemlerde yemekleri güzel göstermek ile görevli dekoratörler de çalışmaktaydı. Bu mutfaklarda aşçıbaşının idaresi altında yamaklar, bir askerî grup gibi çalışmaktaydı. Yiyecek ve içeceklerle yapılan adak ve kurbanlara ilişkin örnek olarak; Lagaş Kralı Gudea’nın, yeni yıl bayramlarında Lagaş mabetlerine ne kadar balık, öküz, koyun, kuzu ve keçi verileceğini tespit etmesi de verilebilir.

Ayinlerde takdim edilen kurbanların türü, adedi ve özelliği, tapınağın sahip olduğu gelir ve ekonomik güce göre rahipler tarafından belirlenmiştir. An Tapınağı’nda tanrılara, sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa, on sekiz altın kapla sunulan farklı içecek, ekmek, meyve ve etten oluşan yemekler takdim edilmiştir. Sabahları ise mermerden yapılmış bir kapla süt sunulmuştur.

Tarım sezonu ve çiftçilik faaliyetleri; yağmurlara göre Ekim sonu veya Kasım başında başlamaktaydı. Eğer yağmur yağmaması ve/veya kıtlık durumu olursa da bu konu ile görevli devlet yetkilileri krala rapor sunarlardı. Hasat ise Nisan sonundan Haziran’a kadar sürerdi. Bunda karın eriyip bitkileri ufak taşkınlar şeklinde sulaması etkili olurdu. Senenin ilk ayında balık ve pırasa yenmesi yasağı yanında yemek ile ilgili rüyalara göre gelecek tahmin edilirdi. Örneğin; “Eğer rüyada vahşi hayvanın eti yenirse o ailede ölüm olacağı, bir hayvanın başı yenirse barış olacağı, köpek eti yenirse isyan ve yenilme olacağı” düşünülür ve inanılırdı.

Tahmin edileceği üzere; tıbbî çözümler için de gıda ve beslenme alışkanlıkları akla gelen ilk çözüm olmaktaydı. Tarihi kaynaklara göre; dönemin hekimleri; ana maddeleri

bitkisel, Mezopotamya Mutfağı 61 hayvansal ve madensel kaynaklar olan ilaçları tedavi amaçlı kullanmaktaydı.

Farklı bir ilaç ise ırmak çamurunun dövülmesiyle hazırlanan tozun su ve balla yoğrulup karışımının içine deniz yağı dökülmesiyle yapılırdı. İçilecek ilaçlarda ise içimi kolaylaştırmak için bira araç olarak kullanılmaktaydı.

Tarih (Yazı) Öncesi Mezopotamya’da Yeme-İçme Kültürü

Kültür tarihçileri uzun süren bu insanlık tarihini; Alt, Orta ve Üst olmak üzere üçe bölmektedirler. İnsanın kültürel gelişimi içinde, yaklaşık 150 bin yıl önce ortaya çıkan ve Homo Erectus adı verilen bu insanlık atası oldukça önemlidir. insanoğlu için önemli kabul edilen bir sürü ilk bu insan türü tarafından gerçekleştirilmiştir. Özellikle bilinçli avcılık, ateşin kontrollü şekilde kullanılabilmesi ve standart taş aletlerin üretimi, yukarıda bahsedilen kültürel gelişimde çok fazla önemli olmuştur. Homo Neanderthal ise; daha gelişmiş teknolojiye sahip aletler kullanması ve ölülerini gömüyor olması ile bilinmektedir. M.Ö. 120 bin- 110 bin yılları arasında ise Homo Sapiens tarih sahnesine çıkmıştır. Neanderthal ile Sapiens’in birlikte 60 bin yıl kadar birlikte yaşadıkları sonra Neanderthaller’in tarih sahnesinden silinmiş oldukları kabul edilmektedir.

Ateşin kullanılmaya başlamasıyla beraber insanlar yediklerini pişirip yemeye; lezzet arttırıcı ve çiğnemeyi kolaylaştırıcı yöntemler geliştirmeye yönelmişlerdir. Bunun için öncelikle yabani bitkileri ehlileştirme yoluna gitmişlerdir. Üretilen bitkileri de saklayarak yeri geldiğinde kullanmışlardır. Bitkilerden fayda sağlayan dönem insanı, avcılığın yanı sıra ekip-biçme ve toplayıcılık faaliyetlerine de yönelmişlerdir. İnsanların avcı ve toplayıcı olduğu Mezolitik Dönem’de Buzul Çağı’nın bitmesi ve yeni iklim koşullarının oluşması da yeni bitki ve hayvan türlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Buzul Çağı’nın iri ve hantal hayvanlarının yerini daha küçük ve çevik hayvanlar almıştır. İnsanlar da buna göre av aletlerini değiştirmişler; boylarını küçültüp, yay ve oku bulmuşlardır. Çakmaktaşı ve doğal cam silah yapımında kullanılmaya başlamış özellikle ok uçlarında bu malzemeler kullanılmıştır. Değişen bitki örtüsü de insanoğluna ilkel ve yabani tahıllar başta olmak üzere yeni besin çeşitleri sunmuştur. İlkel taş oraklar, tırpan bıçakları, havan, dibek ve el değirmeni benzeri araçlar da bu çağda yapılıp kullanılmaya başlamıştır.

İnsanlığın başlangıçta bir omnivor olduğu, hayvansal besinler yanında az da olsa bazı yabani otlar yiyerek yaşamlarını sürdürdükleri bilinmektedir. Ancak zamanla bu diyet türünde bir değişme meydana gelmiştir. İnsanoğlu et ağırlıklı beslenme tarzından bitki ağırlıklı beslenme tarzına geçmesinden sonra yaşamını devam ettirebilmek adına beslenme gereksinimini giderme gayreti içerisinde bitkilerden yararlanma çabası içerisine girmiştir.

İnsanların yerleşik hayata geçmelerinde beslenme ihtiyaçları etkili olmuştur. Çünkü insanoğlu ekmiş olduğu


ürünlerin karşılığını alabilmek için yerleşik hayata geçmek zorunda kalmıştır. Tarih kronolojisinde Neolitik Dönem olarak adlandırılan bu dönem, insanlık tarihinin en önem arz eden dönemlerinden biridir. Bu dönemde etleri amacıyla sürüngenlerden daha büyük hayvanların (kanatlı hayvanların hatta fillerin) avlanmasının Taş Devri döneminde olduğu tahmin edilmektedir.

Bir kültür evresi olarak “Neolitik” adlaması, Taş Devri’nin son aşamalarını temsil eden taş aletlerin işlenişindeki yeni bir teknolojiyi tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır. Terminolojik olarak; “neolitik” sözcüğü “yeni taş” anlamına gelmektedir.

M.Ö. 10 binli yıllarda; insanlar yiyecek toplamada yeni stratejiler geliştirmişler ve önceleri yabani olan buğday, arpa ve yulaf gibi tahılların tanelerini kullanma yoluna gitmişlerdir. M.Ö. 12 binli yıllarda bugünkü Suriye civarında özellikle arpa ve çavdar üretilirken bundan ancak 4 bin yıl sonra tahıl ambarları ve silolar, etrafı duvarlarla çevrili şehirlerde yerlerini almışlardır. Eski Mezopotamya’da buğday diğer tahıllardan daha da önemliydi. Öyle ki, bulunan antik para sikkelerinde buğday demetleri bulunmaktaydı. Buğday ekmek yapımı dışında öğütülmüş olarak yemek ve çorbalarda da kullanılmaktaydı.

İnsanlar mutfaklarındaki tecrübelerini Neolitik Dönem’de kazanmışlardır. Neolitik Dönem’e gelindiğinde insanoğlu avcı-toplayıcılığın yanı sıra tarıma da yönelmiştir. Bu sayede de üretim ortaya çıkmış ve insanlar ektikleri bu ürünleri bekleyebilmek için bugünkü şehir hayatının temellerini oluşturan yerleşik yaşama geçmişlerdir. Bu dönemde insanlar sadece et ağırlıklı beslenmeyi bırakıp değişik bitkileri, hayvansal ürünleri ve baharatları karıştırarak yemek yapmaya başlamışlardır. Çünkü bu döneme ait en eski kaynaklar Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkmıştır. Özellikle bugünkü Güneydoğu Anadolu’da Şanlıurfa ili sınırları içerisinde bulunan Göbeklitepe bunun en önemli örneğini teşkil etmektedir.

M.Ö. 5750-5250 yılları arasında Hassuna ve Samarra kültürlerinin varlığı söz konusu olmuştur. Hassuna kültürünün olduğu yerlerde Samarra kültürüne ait çanak çömlekler de bulunmuştur. Bu dönemde, mutfak ile ilgili anlatılabilecek en önemli konulardan birisi, yapı içlerinde değişik tipte ocak ve fırınların bulunmasıdır. Avlularda ve mekânların içlerinde büyük silo ve saklama çömleklerinin bulunması da dönemin insanlarının beslenme ve mutfak ile ilgili yaptıkları hakkında bilgiler vermektedir. Bu kültürde genel olarak bilinen iki farklı çanak çömlek bulunmaktadır. Bunlardan ilki süslü ve özenli biçimde şekillendirilmiş olanlardır. Diğer tür ise yine yeme-içme kültürü hakkında ipuçları vermektedir. Tarım ve hayvancılık bu dönemde toplumun temel geçim kaynağı özelliğini taşımaktadır. Özellikle; arpa ve buğday çeşitleri temel gıda malzemesi olarak dikkat çekmektedir. Ayrıca baklagiller ekilmekte ve koyun, keçi, sığır ve domuz beslenmektedir. Samarra kültüründe ise; sulama kanallarının açılmış olması ve evcilleştirilmiş tahıllar

dışında iri keten tohumu taneleri kalıntılarının bulunması tarımın daha da gelişmiş olarak devam etmiş olduğunu göstermektedir. Her iki kültürün de Mezopotamya yeme- içme kültürünün yerleşik düzeni ile ilgili temelini oluşturduğu söylenebilir.

Yazılı Tarihin Başlangıcında Sümer Uygarlığı ve Yeme-İçme Kültürü

Kentleşme, uluslararası ticaret, sosyal sınırların toplum içerisinde oluşması, devlet figürünün oluşması ve en önemlisi yazının geliştirilmesi gibi günümüz uygarlığını şekillendiren her türlü gelişme; Güney Mezopotamya orjinlidir. M.Ö. 4 bin yıllarında Orta Doğu’daki toplumları şekillendiren söz konusu olaylar ve gelişmelerde Sümerler’in etkisi yadsınamaz bir gerçektir.

İlk olarak Uruk olarak adlandırılan şehirde yaşayan insanlar Sümerler olarak adlandırılmaktaydı. Daha sonra Uruk’tan daha büyük olan Kiş, Eridu, Nippur ve Ur gibi kentler de tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır.

Sümerlerde temel besin maddeleri; arpa, buğday ve darı idi. Bunların yanında; nohut, mercimek, fasulye, soğan, sarımsak ve pırasa da halk arasında üretilip tüketilmekteydi. Salatalık, tere, hardal ve taze yeşil marul ise; ince hasır sepetler içerisinde saraya götürülmekteydi. Diğer bazı Mezopotamya uygarlıklarında var olan yer mantarları, Sümerlerde pek rağbet görmemiştir.

Sümerler, dönemlerinde köpek, koyun, keçi, domuz, sığır ve tavuğu evcilleştirmişlerdir. Arabaların çekilmesini de öküz ve eşek ile gerçekleştirmişlerdir. Aynı dönemde özellikle keçi, koyun ve domuz eti pişirilmiş hâlde ve soğan ile salatalık eşliğinde servis edilerek sokak tezgâhlarında satılmaktaydı. Sokak satıcıları aynı zamanda kızarmış balık da satmaktaydılar. Dana ve/veya sığır eti daha seyrek nüfusa sahip kırsal alanlarda tüketilmekteydi. Genelde hasta ve/veya yaşlı hayvanlar tüketildiği için de kuvvetle muhtemel bu etler lifli ve sert olmaktaydı.

Yiyeceklerde tatlandırıcı olarak bölgenin en çok tüketilen meyvesi olan hurma meyvesi kullanılıyordu. Bunun yanında farklı yöntem ve şekillerde hazırlanan ve yemeklerde toz hâlinde kullanılmak üzere hazırlanan tatlandırıcılar da bulunmaktaydı. Bunlardan birinde keçinin kafası, kuyruğu ve bacakları ateşte tütsüleniyor sonra da su, yağ, tuz, soğan, sarımsak, pırasa ve hayvanın kanı ile karıştırılarak pişirilip dövülerek toz haline getiriliyordu. Başka bir tatlandırıcı da ise ana malzeme olarak güvercin kullanılmaktaydı. Güvercin ikiye bölünüp süte konuluyor, sonra et, su, yağ, soğan, sarımsak ve pırasa konularak bir önceki tarifte olduğu gibi hazırlanıyordu.

Yiyecek ve içecekler, evlerin kilerlerinde saklanmaktaydı. Bunlar arasında özellikle; tahıl, baklagiller, bal, şarap ve bira kap ve küpler yardımıyla tekrar kullanım için kilere bırakılmaktaydı. Sümerler atalarını kendi evlerinde oluşturmuş oldukları mezar odasına gömerler ve her öğünde yedikleri ve içtikleri malzemelerden birer parça bırakırlardı.


Sümerler döneminde bütün içkiler; Tanrıça Ninkasi’nin koruması altındaydı. Yukarıda bahsedildiği gibi en popüler içecek mitolojide Tanrıça Ninkasi’nin bulduğu söylenen bira idi. Yapılan tahıl üretiminin yarıya yakını bira üretiminde kullanılırken; sekizi buğdaydan sekizi de arpadan yapılan onaltı farklı Sümer birası üretilmekteydi. Biradan sonra en fazla tüketilen içecek hurma hammaddeli şaraptı.

Diğer Uygarlıklarda Yeme-İçme Kültürü

Mezopotamya’daki önemli uygarlıklardan birisi olan Akkadlar; Sümer ülkesine göç ederek gelen ve uzun yıllar boyunca kentlere yerleşerek buradaki yaşam biçimini benimseyen Sami kökenli en eski topluluktur. Bir başka Mezopotamya uygarlığı, M.Ö. 2100 yıllarında Arabistan’dan gelerek Mezopotamya’ya yerleşen ve Sami kökenli bir kavim olan Asurlulardır. Asur Krallığı’nın öne çıkan özelliklerinden birisi de kurmuş olduğu ticaret ağlarıdır. Tuz siparişi verildiğini gösteren metinler bulunmaktadır. Bir başka önemli uygarlık Babiller olmuştur. “Hammurabi Kanunları”, Babil kralı Hammurabi (M.Ö. 1793-1750) tarafından oluşturulmuştur. Tarımsal ürünlerin üretim, taşıma ve satış işlemlerinin belli bir disiplin altına alınması, başta koyun olmak üzere hayvancılığın da kontrol altında gelişiminin sağlanması gibi konularla da ilgilenmiştir. Hammurabi’den sonra ülkede isyanlar çıkmış ve devlet zayıflamıştır. Sümerler döneminin aksine; önceleri elliden fazla balık türü yakalanıp tüketilirken M.Ö. 2300 yıllarına tarihlenen Babillerde tüketilen balık sayısının azaldığı görülmektedir. Babil Uygarlığında aşçılık mesleğine bir çeşit dini anlam da yüklenmiştir. Çünkü aşçıların önemli kabul edilen görevlerinden birisi de tapınaklarda tanrılara sunulacak olan soslu yemeklerle keklerin yapılmasıydı.

Mezopotamya Yeme-İçme Kültürünün Günümüze Etkisi

Mezopotamya; paleolitik dönemlerden itibaren insan oğlunun yaşadığı ve dolayısıyla yeme içme faaliyetlerinin gerçekleştiği yer olması itibarıyla günümüz beslenme alışkanlığında oldukça etkili olmuştur. Günümüzde İtalyanların çiğ dana bonfilenin yağlı kağıt ya da streç film içerisinde kolay sindirim amacıyla iyice döverek hazırladıkları carpacciosu, Japonların ulusal yemeği olan ve bir çeşit çiğ balık olan sashimisi ve ülkemizin güneydoğu bölgesinin temel geleneksel yiyeceklerinden birisi olan çiğ köftesi bu dönemin mirası niteliğindedir.

Yale Üniversitesi’ndeki tabletlerdeki yemek tariflerinden anlaşıldığı kadarıyla, günümüzde kullanılan hazırlama, pişirme ve/veya soslama tekniklerinin büyük bir kısmının Mezopotamya çıkışlı olduğu görülmektedir. Tabletlere göre; yemek malzemelerinde doğranma, sıkma, ezme, su içinde bırakma ve dilim hâline getirme gibi yöntemler, söz konusu dönemde yapılmaktaydı. Süzme ve marine etme yöntemleri de kullanılmaktaydı. Günümüzde sıkça kullanılan bulyon şeklinde tatlandırıcılarda olduğu gibi; toz veya küp halindeki tavuk suyu ve/veya et suyu tatlandırıcıların kullanılıyor olduğu da tarihi kaynaklardan

anlaşılmaktadır. Ayrıca yemek sularını koyulaştırmak için tahıl, süt, bira veya hayvan kanı kullanılıyor olması da bu duruma ilave edilebilir.

Ayrıca yemek pişirmenin tereyağı ve sıvı yağ içerisinde yapılması ve hamur işlerinin ilk defa bu dönemde yapılıyor olması da günümüz tekniklerine Mezopotamya’nın etki ve katkısı şeklinde ifade edilebilir. Özellikle Sümerler’in yaşamış oldukları bölgenin en eski yemeklerinden birisi de yağda kızartılmış pide olmuştu. Günümüzde Anadolu’da yapılıp tüketilen ve bazlama ya da bazlamaç adıyla anılan sade veya katkılı bir ekmek türü mayalanmadan yapılıyordu.

Hayvan bağırsaklarına doldurulan baharatlı et ilk defa Babil Uygarlığı tarafından üretilmişti. Antik Yunan ve Roma’da “salsus” Gıda depolamayı ve taşımayı sağlayan Çanak Çömlekli Dönem (Geç Neolitik Dönem), Buğday ve arpa tanelerinin tokmakla dövülerek ya da öğütme taşlarında kabuklarından ayrılıp ezilerek öğütülmesiyle birlikte bulgur da insanoğlunun yeme-içme diyetine dahil olmuştur. Bakır Taş (Kalkolitik Çağ) ve Tunç Çağları’nda da sıklıkla üretilip tüketilmeye başlanan farklı buğday ürünlerine ekmeklerin de çeşitlenmesi eklenebilir. İnsanoğlunun yeme-içme konusunda büyük gelişimler yaşamasını sağlamıştır. Depolama ve taşıma dışında yemek pişirmede de devrim yaratan söz konusu çanak çömlekler, günümüzde de kullanılmaktadır.

Günümüzde özel olarak üretilen ve haşlanmak suretiyle pişirilip servis edilen salyangozun da Orta Mezopotamya kaynaklı olduğu ve buradan Romalılara ve nihayet günümüz Fransız ve İtalyan mutfaklarına geçmiş olduğu bilinmektedir.

İçeceklerde ise su, süt, bira ve şarabın yemekte tüketiliyor olması günümüze kalan miraslar arasında sayılabilir. Biralar; özel imalathanelerde üretilip pişmiş kilden yapılan küplerde muhafaza edilirdi. Özellikle biranın çeşitli büyüklükte ağzı kapalı küpler ve testilerde saklanması ve bunlardan kamışlar yardımıyla birkaç kişinin aynı anda tüketiyor olması, günümüzde içeceklerin pipetle tüketiliyor olmasının ilk denemelerindendir. Biranın genelde arpadan ve şarabın günümüzde alışılanın aksine üzümden daha çok hurmadan yapıldığı bilinmektedir.

Bir akım olan Slowfood Akımı da Sümerlere tarihlenebilir. Çünkü; Sümerlerde tahıl, baklagiller, şarap ve biranın olması; aslında yöresel yetiştiricilik ile elde edilenlerin belli bir işlemden geçirilerek farklı bir gıdaya dönüştürülmesi anlamına gelir. Bu durum da günümüzdeki yavaş yemek özelliklerinden biridir.

Tarihin ve kültürün başladığı coğrafi alan olan Mezopotamya; dünyanın mevcut kültürel birikiminin başlangıcını oluşturmuştur. Özellikle; yiyecek ve içecek malzemelerinin üretilmesi, işlenmesi, saklanması, tüketilmesi, tüketimlerinin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği gibi konuları içeren yeme-içme kültürü kavramının başlangıcını oluşturması oldukça önemli kabul edilmektedir.

Ünite 3 sorularını uygulamada çözBu ünitenin çıkmış ve deneme soruları, şıkları ve cevap açıklamaları uygulamada.Uygulamada aç