YBS191U-BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ
Ünite 1: Bilişim Teknolojilerinin Gelişimi
Bilişim Teknolojisinin Doğuşu
Bilişim teknolojilerinin gelişimi yakın tarihlerde hızlanmış olmasına rağmen bu konudaki kavramsal ve maddi gelişmeler rakamlar ve yazının keşfedildiği dönemden itibaren başlamış ve mekanikte, elektrikte ve elektronikte gerçekleşen gelişmelerle paralel olarak sürdürülmüştür.
Mekanik Hesaplama Teknolojileri
İnsanların kullandığı ilk sayma araçlarının kemikler ve taşlara çiziktirdikleri çentikler olduğu düşünülmektedir. Yerleşik hayata geçildiğinde Mezopotamya’da kil tabletler üzerinde çivi yazısıyla not edilmeye başlanmıştır. Zamanla dört işlem için Çin’de abaküs adı verilen pratik bir araç icat edilmiştir. Zamanla kil yerine papirüs ve parşömen kullanılmaya başlanmış, ardında da kâğıt kullanımına geçilmiştir. Matematiksel işlemleri yapmak için çok çeşitli sayı sistemleri geliştirilmiştir. Romen rakamları ilk çağdan Orta Çağ’ın sonuna dek kullanıldı. Hindistan’da keşfedilen sıfır rakamı ve birden dokuza kadar olan Arap rakamlarının ortaya çıkışı ile aritmetik herkes için kolaylaşmıştır. IX. yüzyılda aynı zamanda cebiri geliştiren El-Harizmi’nin adından uyarlanan “algoritma” adı verilmiştir ve bir problemin algoritmasını hazırlamak gelecekte bilgisayarları programlamak için gerekli bir aşama hâline gelmiştir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Almanya’da Leibniz bilişimin geleceğinde çok önemli bir yer edinecek olan ikili sayısı sistemini geliştirdi. XIX. yüzyılın ilk yıllarında Fransız ipek imalatçısı Jacquard dokuma tezgâhlarını denetleyen ve delgi kartları esasına göre çalışan bir mekanizma icat etti. İngiliz matematikçi Babbage 1822’de karmaşık matematiksel işlevlerin sonuçlarının elde edilmesini sağlayacak “Fark makinesi” adlı makine üzerinde çalıştı. İngiliz Matematikçi George Boole, 1837’de Leibniz’in “0” ve “1” rakamlarından oluşan ikili matematiğinden yararlanarak Boole Cebrini geliştirdi. Günümüzde Boole cebiri adıyla anılan mantık cebiri, sayısal bilgisayar devreleri tasarımının matematiksel temelini oluşturmaktadır.
Elektromekanik İş Makineleri
1835 yılında ABD’de Joseph Henry elektromekanik röleyi icat etti. Bu basit anahtar ve onun karmaşık türevleri gelecekte telgraf, telefon, telsiz ve temel bilgisayar devrelerinin tasarımında hayati rol oynayacaktı. XIX. yüzyılın sonlarına doğru İsveçli Ohdner, mekanik bir dört işlem makinesi geliştirdi. Aynı dönemde Amerika Birleşik Devletlerinde Baldwin de benzer amaçlı bir hesap makinesi yaptı. Bu makineler büyük ticari başarı kazandırlar ve “hesap makineleri endüstrisi” doğmuş oldu.. 1890 sayımı için nüfus idaresi uygun bir teknoloji geliştirilmesine yönelik bir yarışma açtı ve Hollerith’in geliştirdiği delikli kart sistemi kabul edildi. Hollerith’in firması bir dizi birleşme sonrasında 1924 yılında IBM adını aldı. Hollerith’in makinesi ile mekanik hesap makineleri döneminden elektromekanik hesap makineleri dönemine geçilmiş oldu. Elektromekanik teknoloji XX. yüzyılın ilk yarısı boyunca geliştirilmeye devam edildi.
Aynı dönem içinde daktilolar, yazıcılar ve delgi kartlı cihazlar giderek yaygınlaştı. Kart deliciler, kart okuyucular, kart sıralayıcılar, kart yazıcılar, kart kopyalayıcılar, kart raporlayıcılar vb. elektromekanik cihazlarla bir bilişim endüstrisi oluştu
İletişim Teknolojilerinin Gelişimi
Bilişim teknolojilerine paralel olarak tarih boyunca iletişim teknolojilerinde de gelişmeler yaşanmıştır. İletişimde yaşanan ilk büyük atılım, yazının icadıdır. Güvercinle haberleşme, uzak noktalar arasında bayrakla ya da ses yardımıyla iletişim kurma, mektuplaşma gibi araçlar Orta Çağ’a kadar temel iletişim araçlarıydı. Ardından ikinci dev adım matbaanın icadıyla geldi. Kitapların yanı sıra kısa sürede ticari bültenler ve ardından gazeteler ortaya çıktı. Fransız mucit Daguerr, 1839’da “daguerreotype” adını verdiği ilk fotoğraf makinasını duyurmuştur. İlk ticari elektrikli telgraf sistemi demiryolu mesajlarını iletimi amacıyla 1837 yılında İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır. 1844 yılında Samuel Mors tarafından Mors alfabesinin geliştirilmiştir. 1876’da Alexander Graham Bell, insan sesinin açıkça anlaşılır bir şekilde çoğaltılmasını sağlayan bir cihaz için Amerika Birleşik Devletleri patenti alan ilk kişi oldu. Böylece telefon halkın kullanımına girdi. 1897’de elektronun tanımlanmasının ardından 1906’da Lee De Forest tarafından mekanik olmayan bir cihazla zayıf radyo sinyallerinin ve ses sinyallerinin elektriksel amplifikasyonunu mümkün kılan vakum tüpünün (radyo lambasının) icadı elektronik alanını ve elektron çağını başlatmıştır. 1930’lu yıllar boyunca çok sayıda araştırmacının çabalarıyla gelişen elektronik televizyon teknolojisi, belirli bir yayın kalitesine eriştikten sonra 1939’dan itibaren ticari televizyon yayıncılığı başlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde aynı yıl iki önemli kavramsal gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi İngiliz matematikçi Alan Turing’in 1936 yılında “Turing Makinesi” kavramı geliştirmesidir. Diğer büyük kavramsal atılım ise MIT’de Vannevar Bush’un öğrencisi olan Claude Shannon’ın 1936’da 21 yaşında yazmış olduğu yüksek lisans tezinde Boole cebirinin elektronik devreleriyle gerçekleştirilebileceğini göstermesi oldu. Boole cebiriyle çözülebilen tüm mantık problemlerinin mekanik olarak da çözülebileceğini gösterdi. Bu mimari daha sonra bilgisayarların işlem biriminde yer alan aritmetik/ mantık birimin tasarımında kullanıldı. Aritmetik mantık birimi günümüzde de tüm mikroişlemcilerde kullanılmaktadır. Turing ve Shannon bu çalışmalarıyla programlanabilir bilgisayarların yapılabilmesinin mümkün olduğunu göstererek hesaplama bilimi ve bilgisayar biliminde devrim yaşanmasını sağlamışlardır.
II. Dünya Savaşı döneminde Almanya’da Zuse bilgisayarları, ABD’de Mark 1 bilgisayarı ve İngiltere’de Colossus elektromekanik bilgisayarları inşa edilmiştir. Bu dönemde tasarlanan ENIAC radyo lambaları kullanan ilk elektronik bilgisayardı. Bu dönemde programlarında verilerle birlikte bellekte tutulmasını sağlayan “bellekte
saklı program” mimarisi (Neumann mimarisi) geliştirildi. Manchester Mark 1, EDSAC, EDVAC ve SSEC ilk Neumann mimarisine sahip bilgisayarlar olmuştur. Bu dönemde daha sonra bilgisayarlar için çok önemli olacak transistör keşfedilmiştir.
Bilişim Teknolojisinin Yükselişi
1950’ye kadar olan dönemde kendisine yüklenen bir programı çalıştırabilen elektronik bir bilgisayarın ortaya çıkmasına ve çalışma prensiplerinin iyice anlaşılmasına odaklanılmıştır. 1950’den sonraki dönemlerde ise bu bilgisayarların daha fazla küçülmesi, hızlanması, daha fazla veri depolaması, birbirlerine bağlanması, kolay programlanabilmesi ve kullanıcı dostu hâline gelmesi için çalışılmıştır.
1950’ler, bilgisayarların ticarileşmeye başladığı dönemdir. ABD’de ENIAC’tan sonra benzer ilkelerle tasarlanan ve satılmak amacıyla üretilen ilk bilgisayar UNIVAC I oldu. Mauchly ve Eckert tarafından hem sayısal hem de metinsel bilgileri işleyecek şekilde tasarlanan ve öncülü olan ENIAC’tan 6 ile 20 kat daha hızlı olan UNIVAC I, 1951’de tamamlandı ve ABD Sayım Bürosuna satıldı. IBM firması, UNIVAC I’in başarısını gördükten sonra bilgisayar dünyasına girmeye karar verdi. Bu amaçla ürettiği ilk bilgisayar vakum tüplü ve manyetik teypli IBM 701 modeliydi ve UNIVAC’tan mühendislik hesaplamalarında 7 kat, muhasebe işlemlerinde ise 2 kat daha hızlıydı. 1951 yılında Alan Turing “Turing testi” fikrini ortaya attı. 1956 yılında Dartmouth Kolejinde ilk kez bir Yapay Zekâ toplantısı gerçekleşti. Bu dönem aynı zamanda yazılımda da büyük gelişmelerin yaşandığı bir dönemdi. John Backus ve ekibi tarafından IBM’de 1954’de tasarımına başlanan FORTRAN programlama dili 1957’de tamamlandı.
1960’larda Manchester Üniversitesinde “Transistor Computer” isimli deneysel cihaz ilk transistörlü bilgisayar olarak tasarlandı. ABD’deki ilk transistörlü bilgisayar ise Bell Laboratuvarlarında 1954 yılında geliştirilen TRADIC isimli cihazdı. Büyük ölçekli bütünüyle transistörlü bilgisayarlar ise IBM tarafından 1958’den itibaren üretilmeye başlayan IBM 7000 serisi bilgisayarlar ile 1959’dan itibaren üretilen IBM 1400 serisi bilgisayarlardır. Transistörlü bilgisayarlarda vakum tüplerinin yerini ayrı ayrı kullanılan transistörler ve baskılı devreler almıştır. Böylece daha küçük, daha güçlü ve daha güvenilir bilgisayarlar tasarlanabildi. 1961 yılından itibaren askeri bilgisayarlarda tümleşik devrelerin kullanılmaya başlandığı görülmektedir. 60’ların ortasından itibaren ticari bilgisayarlarda kullanımı yaygınlaşmıştır. Böylece işlem birimine ait temel bileşenlerin tümleşik devreler hâlinde ayrıca üretilerek daha sonra montajlanması ve zaman içinde daha yenileriyle değiştirilebilmesi kolaylaşmıştır. 1965 de ilk süper bilgisayar olan CDC6600 üretildi. IBM 1967’de floppy diski icat etti. 1967 yılında Pascal dilinin geliştirilmesine başlandı ve 1971’de yayınlandı. Douglas Engelbart 1968’de fare, ekran pencereleri, hipermetin ve tam ekran
kelime işlem olanaklarını içeren çalışan bir interaktif bilgi işlem demosu gerçekleştirdi. Aynı yıl Robert Noyce ve arkadaşları tarafından tümleşik devreler geliştirmek amacıyla Intel firması kuruldu. İlk programlanabilir hesap makinası olan Hewlett-Packard 9100A, bu yıl piyasaya sürüldü. Bir ARPA projesi olarak 1969’da paket anahtarlamalı ağ geliştirildi ve bilgisayarlar arasında güvenilir bir ağ oluşturulabildi. İlk ARPANET bağlantısı, Stanford ve UCLA arasında kuruldu. Bu bağlantı gelecekteki internetin ilk iki düğümünü oluşturacaktı.
1970’lerde yüksek ölçekli tümleştirme yapılabilmeye başlandı. Böylece bir tümleşik devrenin içine bir merkezi işlem biriminin çoğu işlevini sığdırmak mümkün hâle geldi. İlk mikroişlemci Intel tarafından 1971’de üretilen 4 bitlik Intel 4004 çipiydi. Bir mikroişlemciyi bir bilgisayar yapmak amacıyla kullanmayı ilk kez MITS firmasının kurucusu olan Ed Roberts akıl etti ve 1975 yılında Intel 8080 işlemci kullanan bir mikrobilgisayar setini MITS Altair 8800 adıyla pazarlamaya başladı. Paul Allen ve Bill Gates bu cihaz için MITS firmasına bir Basic yorumlayıcısı geliştirmeyi önerdiler. MITS bunu kabul etti ve ortaya cihazla birlikte pazarlanan “Altair Basic 4K” çıktı. Bu olay o dönemki ismiyle Micro-Soft firmasının kurulmasını sağladı. İzleyen yıl Steve Wozniak ve Steve Jobs tarafından bağımsız bir mimariye sahip Apple I bilgisayarı tasarlandı piyasaya sürüldü. 1977 yılında Commodore Pet ve Tandy TRS-80 mikrobilgisayarları piyasaya sürüldü. Böylece mikrobilgisayarlar dönemi başlamış oldu. Yetmişli yıllar, bilgisayar teknolojisinin iş dünyasında giderek yaygınlaştığı dönem olmuştur. Diğer bir özellik ise bilgisayarların hobi amacıyla da olsa bireyler tarafından da erişilebilir hâle gelmesidir. Bu dönemde öne çıkan gelişmelerden birkaçı şudur: Ray Tomlinson 1971’de ARPANET ağından kullanılmak üzere ilk e-posta uygulamasını geliştirdi. 1972’de Bell Laboratuvarlarında C programlama dili geliştirildi. Aynı yıl HP firması, elde taşınabilir hesap makinesini çıkardı ve mühendislerin kullandığı sürgülü cetvelleri tarihe gömdü. 1973’de gelecekte internette kullanılacak olan TCP/IP ağ protokolleri geliştirildi. 1976’da lazer yazıcı geliştirildi ve aynı yıl 90’lara kadar yaygın olarak kullanılacak olan 5 inç floppy diskler üretilmeye başlandı. 1978’de “Space Invaders” oyununun ortaya çıkmasıyla bilgisayar oyunları çılgınlığı başlamış oldu. 1979’da müzik kaydetmek amacıyla kompakt disk (CD) icat edildi. 1979 yılında Visicalc hesap tablosu programıyla, Wordstar sözcük işlemci programları, mikrobilgisayarlarda kullanılmak üzere satılmaya başlandı.
1970’lerde “mikrobilgisayar devrimi”, 1980’lerde ise “kişisel bilgisayar devrimi” olarak adlandırılmıştır ve “enformasyon devrimi”, “enformasyon toplumu”, “enformasyon çağı” ve “dijital devrim” gibi kavramların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. 1980’lerde başlayan dijital yakınsama (İng. digital convergence) sürecinde, metin, ses ve görüntü bilgisayarlar tarafından dijital ortamda işlenmeye başlamıştır. Buna paralel olarak telekomünikasyon sistemlerinin de dijitalleşmesi ile
birlikte dijital verilerin ve enformasyonun iletimi olanaklı hâle gelmiş; bilgi teknolojileri ile iletişim teknolojileri iç içe geçmiştir. 1981’de ünlü fizikçi Richard Feynman, kuantum bilgisayarı kavramını ortaya attı. Feynman 1959’da nanoteknoloji alanını da başlatmıştı. 1983’de Richard Stallman, Usenet’te tescilli Unix’lere alternatif ücretsiz bir yazılım oluşturmak için GNU Projesini duyurdu. Usenet, 1970’lerde bilgisayar ağları üzerinde geliştirilmiş olan e-posta temelli bir haber grubu sistemiydi. Gelecekte rakiplerini piyasadan kaldıracak olan Microsoft Word sözcük işlemcisi ve Lotus firmasının Lotus 123 yazılımı 1983’de yayınlandı. 1985’de Microsoft firması Windows 1.0 işletim sistemini çıkardı. Windows ancak 1993 yılından sonra MS DOS işletim sisteminin yerine geçmeyi başardı. Aynı yıl Sony firması veri kaydetmek amacıyla CD-ROM’u icat etti. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, farklı bilgisayar ve sistem türlerindeki belgeleri ve bilgileri sorunsuz bir şekilde erişilebilir kılmak için İsviçre Cern’de görevli olan Tim Berners-Lee 1989 yılında World Wide Web’i icat etti.
Bilgisayar kullanımı 1990’larda artmaya devam etti. Öyle ki 90’ların sonunda dünyada yarım milyar kişisel bilgisayar bulunuyordu. 1990’ların en önemli gelişmelerinden biri internetin 1993’de kamusal ve ticari kullanıma açılması oldu. 1990’da ilk web sunucusunu geliştirdi, bu sunucu yazılım izleyen yıl kurum dışına yayıldı. 1991’de Linus Torwalds tarafından açık kaynak kodu işletim sistemi olan Linux projesi başlatıldı. 1995’de Sun firması internet ortamı için yazılım geliştirme dili olan Java’yı yayınladı. 1990’ların ortasında Microsoft ve Netscape arasında internet tarayıcıları savaşı yaşandı. Daha sonra bu savaşı Google Chrome tarayıcısı kazanacaktı. 1997’de IBM Deep Blue bilgisayarı dünya satranç şampiyonu olan Garry Kasparov’u yendi. İlk başarılı dizüstü bilgisayarlar Toshiba ve Compaq firmaları tarafından 1980’lerin ortasında piyasaya sürülmüş olmasına rağmen yaygınlaşmaları 90’larda gerçekleşti. 1990’lardaki donanımdaki küçültme işlemi elde taşınabilir bilgisayarların ortaya çıkmasına olanak sağladı.
İnternetin küresel boyutta yaygınlaşması ve toplumun her kesimi için günlük yaşamın bir parçası hâline gelmesi 2000’lerde gerçekleşti. 2001’de Microsoft firmasının Xbox oyun konsolunu pazara sürmesi bu alandaki rekabeti kızıştırdı. Xbox’la birlikte Sony Playstation 2 ve Nintendo GameCube ve Wii oyun konsolları bu döneme damgalarını vurdular. 2004 yılında popülerleşen Web 2.0 teknolojileri ile kullanıcıların da içerikleri yükleme ve düzenlemeleri kolaylaştı. 2007’de Apple firmasının pazara sürdüğü iPhone ile akıllı telefon sektöründe bir devrim yaşanmıştır. 2000’lerde ortalama bir kullanıcının bilgisayarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Mikroişlemciler gigahertz düzeylerine erişmiş, çok çekirdekli hâle gelmişlerdir. Tüplü ekranlar yerlerini LCD ekranlara bırakmışlardır. Disket sürücüleri yerine okunur- yazılabilir CD-ROM/DVD-ROM sürücüleri gelmiştir. Merkezi bellekler gigabayt, harddiskler terabayt kapasitesine erişmiştir. Flash bellek kullanımı yayılmaya
başlamış ve disketleri ortadan kaldırmıştır. PDF, MP3, MP4 ve Jpeg gibi medya formatları yaygınlaşmıştır. Windows 2000, Windows XP, Windows Vista ve Windows 7, MacOSX ve sürümleri gibi işletim sistemleri giderek daha fazla kullanıcı dostu hâline gelmişlerdir. iPhone’la birlikte duyurulan iOS işletim sistemi parmakla kullanılabildiğinden telefon kullanımında devrim yaratmıştır.
2010’lar mobil teknolojilerde büyük atılımın yaşandığı yıllar olmuştur. 2010 yılında Apple firması iPAD tabletini pazara sürdü. 2010’larda giderek güçlenen telefonlar çoğu insanın sahip olduğu tek bilgi işlem cihaz hâline gelmiştir. 2010’lardaki önemli bir gelişme ise kablosuz uzaktan iletişimde 3G’den 4G’ye geçilmesidir. 2010’lu yıllarda ADSL’den fiber optik bağlantılara geçişte yaşanmıştır. Dijital platformlar ve akıllı televizyonlar doğrudan internete bağlanabilir hâle gelmişler ve böylece yüksek görüntü kalitesindeki dijital içeriğe erişim sağlanmıştır. Akıllı sistemler giderek daha fazla yayılmış ve akıllı saatler, akıllı bileklikler ve akıllı gözlükler gibi giyilebilir teknolojiler diğer akıllı sistemlerle bağlantılı olarak günlük kullanıma girmiştir. 2010’larda yaşanan diğer gelişme ise büyük veri olgusunun ortaya çıkması ve bu verilerin büyük veri merkezlerindeki sunucu çiftliklerinde işlenmesiyle yapay zekâ algoritmalarından elde edilen başarılı sonuçlardır. Ses, görüntü, konum, hareket ve çevre algılayıcılarındaki gelişmeler, işlem gücü ve iletişim hızındaki artışla birleşerek artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamalarının çekici hâle gelmesine yol açmıştır. Bu teknolojiler aynı zamanda robotikte atılım yaratmış ve çevreyi algılayan ve değerlendirebilen otonom araçların geliştirilmesinde yol alınmıştır. Bunların arasında otonom robotlar ve dronlar, sürücüsüz otomobiller ve insansız hava araçları (iha) bulunmaktadır.
Bilgi Toplumunun Doğuşu ve Gelecek
1970’lerde mikrobilgisayarların ortaya çıkışı ve ardından 80’lerde yaşanan kişisel bilgisayar devrimi, daha önceleri uzmanların gözetiminde ve kullanımında olan bilgisayarın ilk kez toplumla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Ofislerde beyaz yakalı çalışanlar birer bilgisayar kullanıcısı olmuşlar ve birbirinden çok farklı işlerde çalışan bireylerin gerçekte “bilgi çalışması” adı verilen faaliyetleri gerçekleştiren birer “bilgi çalışanları” oldukları fark edilmiştir. Hizmet sektöründe enformasyonla ilgili işlerin payının artmasıyla ortaya çıkan sosyoekonomik yapı bu dönemde “bilgi toplumu (information society)” kavramıyla ifade edilmeye başlanmıştır. Bilgi toplumunu kendisinden önce gelen endüstri toplumundan farklı kılan olgular şunlardır: Fiziksel ürünlerin üretimine yönelik faaliyetler ikinci planda kalmaya başlar. Bu ürünlerin tasarımına yönelik bilgi çalışması öne çıkar. Endüstride çalışanların oranı azalırken eğitim, sağlık, tasarım, planlama, denetleme, hukuk, geliştirme, veri-enformasyon ve bilginin oluşturulması ve yayını gibi hizmet sektöründe çalışanların oranı artar. Rutin işlerin değeri azalır, yaratıcı faaliyetleri kapsayan işlerin değeri yükselir. Toplumun genelinin eğitim düzeyi yükselir, uzmanlaşma artar. Dijital
ekonominin payı artar ve fikri haklar önem kazanır. 2000’lerin sonuna kadar bilgi toplumundaki sosyolojik problemlerin önde geleni, toplumdaki bireylerin hepsinin bilgi toplumuna aynı oranda geçmemiş olmasından kaynaklanan sorunlardı. Yeni nesiller bilgisayarlara daha kolay uyum sağlamakta, internete ve bilgiye daha kolay erişmekte ve kendilerinden önce gelen nesillerle aralarında bir dijital bölünmüşlük meydana gelmekteydi. Bilgisayar sahibi olmayanlar ve kullanma becerisine sahip olmayanlar “dijital göçmenler” olarak bilgisayarlarla birlikte büyüyen nesiller ise “dijital vatandaşlar” olarak adlandırılmışlardır. Bilişim teknolojilerinin toplumu biçimlendirici etkisinin gelecekte de giderek artarak devam edeceği varsayılmaktadır. Yapay zekâ ve robotik biliminde yaşanacak gelişmelerle büyük çaplı otomasyonun yaygınlaşacağı ve çevremizdeki cihazların daha fazla akıllı cihaz haline geleceği öngörülmektedir. İleri otomasyon ile imalat ve hizmet sektöründe robotların kullanımı artacak, karmaşık görevleri yerine getirmek için giderek daha az insan gücüne ve zekâsına ihtiyaç duyulacaktır. Çok sayıda yazar; yapay zekâ, robotlar ve gelişen otomasyonun yakın gelecekte kitleleri işsiz bırakacağını öngörmektedir. Geçmişte de her teknolojik devrimle birlikte eski işler ortadan kalkarak bir dönem yoğun bir işsizlik yaşanmış olmasına rağmen zamanla yeni teknolojilerin ihtiyaç duyurduğu yeni işler ortaya çıkmış ve toplumda işsizlik azalmıştır. Bu sefer durumun farklı olduğu söylenmektedir. Çünkü robotlar ve otomasyon rutin işleri üstlenerek insanları devre dışı bırakırken, yapay zekâda yaşanan büyük gelişmeler tıp ve hukuk gibi uzmanlık ya da insana özgü yaratıcılık gerektiren mesleklerin de tehdit altında olduğunu göstermektedir.