WTK207U-WEB TABANLI KODLAMA
Ünite 8: Web Teknolojisinin Geleceği
Giriş
1960’lı yıllar, günümüz dünyasını başta ekonomik, sosyolojik ve felsefi temelli olmak üzere pek çok alanda etkisi altına alan ve biçimlendiren küresel bir dönüşümün başlangıcına sahne olmuştur. Bu dönüşümün baş aktörü, hiç kuşkusuz bugün tüm dünyada her yaştan, her sosyal statüden, her sosyoekonomik düzeyden, her eğitim seviyesinden, kısaca farklı arka planlara ve karakteristik özelliklere sahip milyarlarca bireyden oluşan bir kullanıcı kitlesine sahip “İnternet’tir”. İnternet’in gelişim süreci çerçevesinde bugün gelinen noktaya bakıldığında söz konusu servislerin belki en önde geleninin World Wide Web ya da daha bilinen kısa adı ile “Web” teknolojisi olduğunu söylemek yanlış bir ifade olmayacaktır.
Web Teknolojisinin Başlangıcı ve Gelişimi
Web teknolojisi, İngiliz Profesör Tim Berners-Lee’nin 1989 yılında CERN (Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire-Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi) laboratuvarlarında HTML (Hyper Text Markup Language) adı verilen ve bugün hâlen Web tasarımında kullanılmaya devam eden işaretleme dilini geliştirmesi ile ortaya çıkmıştır. Berners-Lee, hemen ardından Web sayfalarının İnternet aracılığı ile görüntülenmesini sağlayan Web tarayıcısını da geliştirmiş ve günümüzde faaliyetlerine hâlen devam eden W3C (World Wide Web Consortium-Dünya Çapında Ağ Birliği) isimli organizasyonu kurmuştur. Web teknolojisinin, ilk ortaya çıktığı ve İnternet kullanıcıları ile ilk tanıştığı zamanlarındaki yalnızca yazı ve resimlerden meydana gelen statik ve etkileşimsiz yapısından; bugün Web 2.0 adı verilen, kullanıcıların da aynı zamanda içerik sağlayıcı olduğu, yazı ve resimlerin çok ötesinde çoklu ortam öğeleri içerebilen, veri tabanı bağlantılı dinamik ve etkileşimli bir yapıya dönüştüğü görülmektedir.
Günümüzde Web teknolojisinin geldiği noktayı biraz daha somutlaştırabilmek açısından tüm dünyadaki mobil cihaz ve sabit telefon üzerinden geniş bant İnternet abone sayılarına göz atmak yararlı olabilir. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından ortaya konan 2005-2015 yılları arasındaki veriler incelendiğinde mobil telefon aboneliğinin büyük bir ivme ile artmakta olduğu; buna karşın sabit hat aboneliklerinde ise düşük miktarda da olsa bir azalma olduğu görülmektedir. Geniş bant İnternet abone sayıları incelendiğinde ise mobil cihazlar üzerinden gerçekleştirilen iletişimin yalnızca bireyler arası sesli ve görüntülü görüşme amaçlı olmadığı; aynı zamanda zaman ve yerden bağımsız bir biçimde, iletişim gereksinimine ek olarak farklı uygulamalara erişimin amaçlandığı da açıkça görülmektedir. Burada temel belirleyici faktör, aynı zamanda geniş bant internetin kullanımına neden olan, özellikle Web 2.0 teknolojilerinin temel oluşturduğu sosyal ağlar, web tabanlı çok kullanıcılı çevrimiçi oyunlar ve benzeri diğer etkileşimli teknolojilerdir.
Semantik Web
Geleceğin Web teknolojisi olarak ifade edilen semantik Web, “web içeriklerinin sadece doğal dillerde değil, aynı
zamanda ilgili yazılımlar tarafından anlaşılabilir, yorumlanabilir ve kullanılabilir bir biçimde ifade edilebileceği, böylece söz konusu yazılımların veriyi kolayca bulmasını, paylaşmasını ve bilgiyi birleştirmesini sağlamayı amaçlayan, bir İnternet eklentisi” olarak tanımlanmaktadır. Semantik Web’in daha önceki sürümleri olan statik Web ve Web 2.0 teknolojilerine ek olarak bir insanın hatırlama, kaydetme, yorumlama, öğrenme gibi düşünme biçimini ve/veya zihinsel süreçlerini belirli bir düzeyde de olsa taklit edebilecek bir yapıda olduğu söylenebilir.
Semantik Web, anahtar kelimelerden daha ziyade anlamsal içerik tarafından Web kaynaklarının erişimine olanak tanımaktadır. Bu kavram, “İnternet üzerindeki tüm bilgilerin ve bunların birbirleriyle ilişkilerinin yalnızca insanlar tarafından değil, makinelerce de anlaşılabildiği; özellikle gereksinime odaklı bilgiye erişimin kolaylaştığı; amaca yönelik bağlamlarda bu veri ilişkilerinin rahatlıkla kullanılabildiği bir ağ” biçiminde tanımlamaktadır.
Web teknolojisinin statik içeriğe sahip ilk sürümünün ardından etkileşimli Web 2.0 sürümü ortaya çıkmıştır. Web 3.0 sürümü olan Semantik Web ise en genel biçimi ile bir tür yapay zeka ile desteklenen, akıllı, ve etkileşimli bir Web sürümü olarak düşünülebilir. Temel bileşenlerini XML, Web servisleri ve ontoloji olarak ortaya koyduğu semantik Web işleyişinin, yalnızca Web sayfalarında yer alan bilgilerin kullanıldığı bir insan-bilgisayar ilişkisi olmadığı, verinin yer aldığı veri tabanı, servisler, programlar, vb. uygulamalara ait verilerin de işlenebildiği karmaşık bir ortam olarak tanımlanmaktadır.
XML
Geleceğin Web teknolojisi olarak, Semantik Web için en önemli bileşenlerden birisi XML (Extensible Markup Language - Genişletilebilir İşaretleme Dili) adı verilen bir işaretleme dilidir. XML, insanlar ve bilgi işlem sistemleri tarafından kolayca okunabilecek dokümanlar oluşturmaya yarayan bir işaretleme dili ve aynı zamanda W3C tarafından tanımlanmış bir standarttır. Bu özelliği ile XML, veri saklamanın yanında farklı sistemler arasında veri alışverişi yapmaya yarayan bir ara format görevi de görmektedir. XML sayesinde birbirinden çok farklı verilerin bir araya getirilerek bir etiket sistemi sayesinde orijinal formatları bozulmadan, tek bir havuzda tutulduğu; böylece verilerin hızlı, kolay ve ortamdan bağımsız bir biçimde erişilebilir hâle geldiği söylenmektedir. XML, yalnızca HTML benzeri bir işaretleme dili değildir. XML aynı zamanda bilgi yapısını tanımlayan ve standardize eden bir meta dildir. XML işaretleme dili İnternet ortamında, önemlileri aşağıda maddelenmiş olan çeşitli amaçlarla kullanılabilmektedir:
• İnternet arama motorları • Aygıt ve uygulamadan bağımsız veri erişimi • Elektronik veri değişimi ve elektronik ticaret • Basın ve yayın • Şirket uygulamaları standardizasyonu • Yazılım geliştirme
Ontolojik Web
Ontolojiler, “bir alana ait kavramlar kümesini ve kavramlar arasındaki ilişkilerin biçimsel olarak tanımlanması” şeklinde ifade edilmektedir. Semantik web uygulamalarında farklı ağ kullanıcıları tarafından sağlanan çeşitli bağlamlardaki içeriğin, akıllı web olarak da adlandırılan söz konusu ortam tarafından anlaşılabilirliğini sağlayıp, kullanıcının isteği doğrultusunda cevap oluşturabilmek için anlamları ortak hâle getirebilecek bir dil yapısına gereksinim duyulmaktadır. Bu noktada ontolojiler, varlıklar için ortak tanımlamalar olarak karşımıza çıkmakta ve semantik Web ortamında farklı terimleri açıklamak için ontolojilere gereksinim duyulmaktadır. Böylece ontolojiler, semantik web ortamında farklı tür ve özellikteki verilerin sistem tarafından anlaşılmasını ve anlamlandırılmasını sağlayarak kullanıcıların isteklerine cevap oluşturmayı amaçlamaktadır.
Ontolojiler, kısaca OWL (Web Ontoloji Dili-Web Ontology Language) ve RDF (Kaynak Tanımlama Çerçevesi-Resource Description Framework) adı verilen ontoloji geliştirme dilleri yardımı ile oluşturulmaktadır. OWL ile bir ontoloji oluşturulması öncesinde kavram haritalarına benzer biçimde ontoloji içerisindeki nesneler/terimler tanımlanır. Bu terimlerin belirli veya sonlu sayıda olması gerekir. Ayrıca seçilen alanı oluşturan ve ontolojiyi meydana getirecek olan terimlerin birbiriyle olan hiyerarşileri ve ilişkileri ortaya konur.
Bulut Bilişim
Bulut bilişim alanyazında, “web servisleri aracılığıyla internet üzerinde veri depolayabilen ve aynı zamanda ortak bilgi paylaşımına izin veren oluşum” şeklinde tanımlanmaktadır. Bulut bilişim teknolojisi temel olarak bilgisayar, akıllı telefon, vb. birimlerden oluşan fiziksel bir yapı olmayıp, özünde bilgi ve iletişim teknolojilerinin bir nevi sanal kullanımına dayalı bir hizmet yapısı olarak anlaşılmalıdır. Gündelik yaşamda Google Drive, Dropbox gibi çok çeşitli uygulamalar, her düzeyde İnternet kullanıcısı tarafından veri kaydetme ve taşıma amaçlı aktif olarak kullanılan bulut bilişim uygulamaları arasında yer almaktadır.
Bulut bilişim teknolojisi, IaaS, PaaS ve SaaS adı verilen üç temel hizmet modeline dayalı olarak çalışmaktadır. Servis olarak yazılım modelinde, kullanıcılar kendi bilgisayarlarına herhangi kurulum yapmaksızın, internet aracılığı ile bulut ortamında yer alan yazılımları kullanabilmektedir. Eğer kullanıcıların bulut ortamında hazır bir yazılım kullanmak yerine kendi yazılımlarını geliştirmek gibi bir niyetleri var ise, bu kez kullanılacak model, Servis olarak platform modeli olacaktır. Google Drive örneğinde açıklamaya çalıştığımız gibi servis olarak altyapı modeli kapsamında ise kullanıcılara veri depolama hizmeti gibi bulut hizmetleri sunulabilmektedir.
Bulut bilişim uygulamaları kullanıcılarına çeşitli avantajlar sağlamaktadır. Özellikle büyük ölçekli
organizasyonlar için maliyet en önemli avantaj ve dezavantaj olarak öne çıkmaktadır. Fiziksel donanım ve bu donanımın yer alacağı ortam, bakım, güncelleme, barındırma vb. farklı modeller kapsamında ele alınabilecek hizmetlerin bulut bilişim hizmeti biçiminde sağlanması maliyeti düşüren ve optimize eden bir boyuttur. Diğer bazı avantajlar esneklik ve hizmet kalitesi olarak ortaya konmaktadır. Bulut bilişim hizmetlerine, fiziksel bir takım donanım ve hizmetlerin sınırlayıcı faktörlerinden kaçınarak özellikle İnternet ve intranet erişimleri sayesinde zaman ve yerden bağımsız biçimde erişim olanaklıdır. Bulut bilişim teknolojilerine ilişkin tüm bu avantajların yanı sıra bir takım sınırlılıkların söz konusu olduğu da ifade edilmektedir. Bulut bilişim teknolojisinin en fazla üzerinde durulabilecek sınırlılıkları arasında güvenlik ve gizlilik yer almaktadır. Buna ek olarak sistem performansının düşük olması ve bazı yasal engeller de sınırlılıklar arasında gösterilmektedir.
Mobil Uygulamalar
Mobil teknolojiler ve kablosuz internet erişimi alanlarındaki gelişmeler dünya üzerinde çok büyük bir hedef kitlenin sabit bilgisayarlar ve kablolu ağ erişiminden mobil ortama geçişine neden olmuştur. Mobil teknolojilerin kullanımına yönelik gerçekleştirilen çeşitli araştırmalar, bu yüksek ivmeli gelişimin son kullanıcıya yansımalarını ve mobil teknolojilerin gelişimini veriye dayalı bir biçimde ortaya koymaktadır. Yapılan kapsamlı araştırmaların sonuçlarına göre:
• Kullanıcıların %76’sı akıllı telefonları olmaksızın evlerinden çıkmamaktadırlar. • Araştırmanın gerçekleştirildiği tarih itibariyle son altı ayda İnternet erişimini akıllı telefonları üzerinden sağlayan kullanıcılar toplam örneklemin %43’ünü oluşturmaktadır. • Kullanıcıların %42’si akıllı telefon kullanmayı bırakmak yerine televizyon izlemeyi bırakmayı tercih etmektedir. • Akıllı telefon kullanımının %91’i eğlence, %84’ü iletişim ve %68’i bilgi edinme amaçlı gerçekleşmektedir. • Kullanıcıların %88’i akıllı telefonlar ile video izlemektedirler. • Kullanıcıların %96’sı akıllı telefonları ile sosyal ağları ziyaret etmekte; bunun %75’i günde en az bir kez gerçekleşmektedir.
Mobil tabanlı uygulamaların, taşınabilir olmayan bilişim sistemlerine göre en önemli üstünlüğünün, kullanıcılar için gerçek anlamda “zaman ve yerden bağımsız” olabilmeye olanak sağlaması olduğu ifade edilebilir. Ayrıca, mobil cihazların herkes tarafından satın alınabilir bir fiyat aralığında olması, kolay kullanım özellikleri, belki de çok daha önemlisi her düzeyde kullanıcı için sürekli iletişim hâlinde olabilme ve günlük hayatın her alanında fayda sağlayacak mobil çözümler sunması gibi durumlar, mobil uygulamaları her geçen gün daha da cazip ve popüler bir hâle getirmektedir.