Giriş para politikalarını, enerji krizlerini aktörlerin ve sorunların Ekonomi politik kavramı, politika ile ekonomi arasındaki rolü çerçevesinde incelemeye başlayan araştırmacılar etkileşimi teorik bir çerçevede açıklayan bir yaklaşımdır. olmuştur. Araştırmacılardan bir kısmı realist paradigmaya iktisat disiplininin bilimsel bir çalışma alanı hâline ve ekonomiyi tüm sistemin merkezine yerleştiren globalist gelmesi sürecinde başvurulan başlıca kavramlardan biri ve Marksist teorilere alternatif bir ekonomi politik olan ekonomi politik, tarihte bugünkü iktisat kavramı yaklaşım geliştirmeye çalışmışlardır. Geleneksel yerine kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. paradigmalara eleştirel bir yaklaşım olarak öne çıkan uluslararası ekonomi politik disiplin, global ekonomik Uluslararası İlişkilerde Ekonomi Politik Teoriler ilişkiler ile politika arasındaki etkileşimin sosyolojik, ve Yaklaşımlar kültürel, hukuksal, moral ve kurumsal düzeyde analiz Ekonomi politik kavramı, politika ile ekonomi arasındaki edilmesi gerektiği tezini öne sürmüştür. Bu konuda öne etkileşimi teorik bir çerçevede ele alan bir yaklaşımdır. çıkan isimlerden birisi de Josep Schumpeter’dir.
Louis de Mayerne-Turquet ekonomi politik kavramını 1980’li yıllara gelindiğinde yaşanan petrol krizi, Bretton “devleti kuran vatandaşlara karşı egemen gücün görevleri” woods sisteminin bozulması, Kuzey-Güney gibi ekonomi ile ilişkili olarak kullanmıştır. Kavram orijinal olarak politik sorunlar, ekonomi, politika, zenginlik ve güvenlik 1600’lü yılların ilk yarısından itibaren bilim dünyasında arasındaki ilişkinin oldukça güçlü olduğunu göstermiş, kullanılmaya başlamıştır. İlk başlarda devletin uluslararası ilişkilerde yaşanan bu tartışmalar kendisine vatandaşlarına karşı görevleri ile tanımlanan ekonomi teorik bir yapılanma da çizmeye başlamıştır. Ancak bir politik kavramının zamanla devletin belli bir grubun süre sonra, farklı geleneklerden gelen ve farklı çıkarlarını temsil ettiği eleştirisi karşısında, iktisadi paradigmalardan olaya yaklaşan araştırmacıların politika- sahadan, politiğin dışlandığı bir anlama kaydığı ekonomi ilişkisine bakışının aynı olmadığı ortaya görülmektedir. çıkmıştır. Özellikle sistem içerisinde devletin konumu
Uluslararası ilişkiler disiplini açısından ekonomi politik temel tartışma konularından birisini oluşturmuştur. Üç ayrı kavramı ekonomi ile politika arasındaki oldukça kompleks ekolün ekonomi-politika ilişkisine ve etkileşimine farklı bir ilişki ağına işaret ettiğinden, kavramın kullanımı da pür bakışı, aynı zamanda üç farklı ekonomi politik yaklaşımın ekonomist anlayıştan farklıdır. Ekonomi politikçi yazarlar ortaya çıkmasına neden olmuştur.
devlet-piyasa etkileşimini, ekonomik kuruluşlar, çok Çeşitli farklılıkları olsa da bu üç farklı yaklaşım belirli uluslu şirketler, para politikaları, enerji krizleri vs. gibi noktalarda ortaklaşmıştır. Üçü de ekonomi ile politika aktörlerin ve sorunların rolü çerçevesinde incelemektedir. arasında bir etkileşim olduğunu ve bu etkileşimin
Devlet merkezli ekonomi politik yaklaşımın öncülerinden uluslararası sistemde yapısal bir değişikliğe sebep olan Robert Gilpin’e göre devlet ve piyasalar olmadan olduğunu kabul etmektedir. Her üç yaklaşımda da ekonomi politik disiplini olmaz. Devletin gözardı ekonomi politik perspektif ekonominin stratejik öneminin, edilmesi, salt fiyat mekanizmasının ve piyasa güçlerinin politika ve güvenlik politikalarını belirlemesi olarak ekonomik aktiviteleri varsayımı, pür ekonomistlerin tanımlanabileceği gibi, politik birimlerin ve devletlerin dünyası olur. Piyasaların gözardı edilmesi ve devletin kendi davranışlarını, ekonomik temelli çıkarları için aktif ekonomik kaynakların bölüşümünü ve dağıtımını ve bilinçli olarak kayıt altına almaları anlamında da üstlendiği varsayımı ise pür politik bilimcilerin dünyası tanımlanabilir. Diğer bir deyişle ekonomi temelli çıkarlar, olur. Dolayısıyla ekonomi politik yaklaşım bu iki alan doğrudan devletin güvenliğini, gücünü ve ulusal yaşam arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak bir çalışma çatısı altında standartlarını etkileyen bir faktör olarak önemsenebileceği birleştiren bir disiplindir. Diğer yandan ekonomi politik gibi, devleti diğer devletler arasında güçlü kılan bir unsur disiplinine eleştirel yaklaşan Robert Cox ise uluslararası olarak da dikkate alınabilir. Son olarak her üç yaklaşımda sistemin anlaşılabilmesi için devlet ve piyasa arasındaki da, devletler arasındaki ekonomik ilişkiler, uluslararası etkileşimin ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. para politikaları, ticaret rejimleri, sermaye hareketleri, Cox’a göre bu ilişki görmezden gelinemeyecek türden bir stratejik ham madde kaynakları ve devlet dışı ekonomik ilişkidir. amaçlı kurulmuş örgüt ve şirketlerin faaliyetleri önemsenmektedir. Aşağıdaki bölümlerde bu paradigmalar Ekonomi politik yaklaşımın uluslararası alandaki önemli daha detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. temsilcileri arasında yer ala Susan Strange ise ekonomi politiği devlet ve piyasalar arasında var olan interaktif Liberal Uluslararası Ekonomi Politik Yaklaşım
etkilimi inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlamaktadır. Liberalizm klasik anlamda, devletin gücünün hukuksal Önceki yıllarda bu ilişkinin doğrudan mı yoksa dolaylı bir olarak sınırlandırılmasını ve bireysel özgürlüklerin ilişki mi olduğu tartışılsa da, 2000’li yıllara gelindiğinde alanının genişletilmesini savunan bir yaklaşımdır. ekonomi ile politika arasında doğrudan bir etkileşim Hukukla güvence altına alınmış bireysel hakların, olduğu genel olarak kabul görmüştür. özgürlüklerin ve serbest piyasa koşullarının ulusal zenginliği artıracağını ileri sürmektedir. Politika ve Ekonomi politik çalışmalar kapsamında devlet-piyasa ekonomi arasındaki ilişkiyi analiz eden uluslararası etkileşimini, ekonomik kuruluşları, çok uluslu şirketleri, ekonomi politiğin (UEP) temel varsayımları da daha
ziyade liberalizmin etkisi altında gelişme göstermiştir. Keohane ve Nye’in karşılıklı bağımlılık yaklaşımı, Liberal yaklaşım ulusal anlamda devletin uluslararası politikanın ekonomik ilişkilerden daha fazla sınırlandırılmasını, aynı zamanda uluslararası ekonomi etkilendiğini ve devletlerin dışında devlet olmayan önündeki sınırların kaldırılmasını savunmaktadır. Bu aktörlerin uluslararası ilişkilerde ağırlığının arttığını öne sayede dünyada üretim ve refahın artacağı fikrini ileri sürmesi açısından liberal ekonomi politik perspektife sürmektedir. kaynaklık etmektedir. Uluslararası ekonomi politikten hareketle ikili dünya politikasında devletler ve toplumlar Liberal felsefe tarihsel olarak belli amaç ve idealleri olan arasında artan karşılıklı ilişkilerin uluslararası alanda bir siyasal düşünce geleneğini temsil etmektedir. Siyasal savaşların ve güvenlik politikalarının uygulanabilirliğini anlamda eşitlik, rasyonellik ve özgürlük kavramları azalttığını ileri sürmektedir. Devletler, karşılıklı bağımlılık üzerine inşa edilen liberalizm, ekonomik alanda da siyasal dolayısıyla dış etkilere açık durumdadırlar. Bu etki ticari, iktidarın sınırlandırılması, mülkiyet özgürlüğü, serbest ekonomik yardım, yatırım ilişkisi, kültürel etkileşim gibi girişim ve serbest ticaret hakkı temelleri üzerine inşa farklı nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Bu çerçevede edilmiştir. devletler arasında böyle bir ilişkinin kurulmasında UEP ile klasik liberal iktisatçılar veya liberal iktisatçılar ekonomik ilişkilerin belirleyici bir etkiye sahip olduğunu arasında önemli farklılıklar bulunduğunun altını çizmek öne sürmektedirler. Zira ekonomi ile politika arasında gerekir. UEP ekonomi biliminden etkilenmiş olsa da yapısal bir etkileşim olduğunu öne süren ekonomi politik kesinlikle iktisadın bir alt dalı değildir. İktisatçılar perspektifte, ekonomik ilişkilerin ya da politik ilişkilerin ekonomik üretim ilişkileri ve karşılıklı mübadelenin birbiri üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğu yararları üzerinde dururken uluslararası ekonomi varsayılmaktadır. politikçiler ekonomideki gelişmelerin ve ekonomik Yapısalcı/Radikal Uluslararası Ekonomi Politik ilişkilerin uluslararası alanda zenginliğin dağılımına ve özellikle politik süreçlere nasıl etki ettiğini önemser. Yaklaşım
İktisatçılar piyasaların kendi kendine işleyen bir düzen Liberalizmden sonra ekonomi politiğe etki eden bir diğer olduğunu savunurken uluslararası ekonomi politikçiler yaklaşım ise Globalizm, Bağımlılık Teorisi, Merkez-Çevre uluslararası ekonomik ilişkiler ile ulus devletin gücü, yaklaşımı, Marksist Teoriler, Dünya Sistemi Yaklaşımı değerleri, otonomisi, ve politikası arasında tüm toplumsal gibi isimlerle de adlandırılan yapısalcı/radikal yapıları etkileyecek bir ilişki olduğunu öne sürerler. Diğer paradigmadır. Bu yazarların yoğunlaştığı ortak sorun yandan iktisatçılar, uluslararası ekonomik kuruluşları ve “Niçin Asya’daki, Afrika’daki ve Latin Amerika’daki rejimleri açıklarken devletin, bu rejimlerin ve kurumların üçüncü dünya ülkelerinin gelişmediğidir” Yani bazı oluşturulmasında ve işleyişinde rolü olduğunu göz ardı ülkeler gelişirken neden diğer devletlerin gelişmediği etmektedir. Oysa uluslararası ekonomi politikçiler bu sorunsalı yapısalcı yaklaşımda tartışılmaktadır. ilişkinin görmezden gelinemeyeceğini savunmaktadır. Yapısalcıların önemli bir kısmı ekonomiyi alt yapı olarak ele alırken, dış politika dahil diğer tüm aktiviteleri Klasik liberallere göre ekonomi kendi kendine işleyecek ekonomik ilişki ve üretim tarzına bağlı oluşan üst yapılar bir takım mekanizmaları zaten doğal olarak bulundurur ve olarak ele almıştır. bu çerçevede devletin ekonomiye müdahalesi düzeni bozmaktan başka bir işe yaramaz. Smith’e göre ekonomi Yapısalcılara göre küreselleşme süreci, ekonomi ve politik hem halkı hem de hükümdarı zenginleştirmenin politikada küresel bağımlı ilişkilerin kurulmasına yol sanatı ve bilimi olarak yöntem konusunda erkin iktisadi açmıştır. Politikayı ve politik davranışları anlamak için ilk hayata müdahalesinin sınırlandırılmasını öne süren bir önce ekonomik sistemin işleyişini ortaya koymak gerekir. yaklaşımdır. Bu anlamda klasik iktisatçıların, çıkarlarını Diğer bir deyişle uluslararası ilişkilerde devletlerin maksimize etmeye çalışan piyasa aktörlerinin davranışlarını yönlendiren olgu ekonomik çıkarlardır. ekonomideki fonksiyonlarını oldukça önemsedikleri Özellikle Marksist yazarlar devletleri, egemen sınıfın görülmektedir. Smith’in ardılı birçok iktisatçı da benzer politik kontrolünün bir aracı olarak görmektedir. Marx ve düşünceleri benimsemiştir. Birçok iktisatçı ilerleyen Engels devleti hakim sınıfın çıkarlarını koruyan ve onun yıllarda da zenginlik ve güvenliği sağlamanın tek yolunun politik denetiminde olan yapay bir kurum olarak devletin rolünün ve gücünün hem ekonomi hem de siyasal görmektedir.
alanda sınırlandırılması ile olacağını öne sürmüşlerdir. Yapısalcı uluslararası ekonomik politik yaklaşımların
1980 sonrası ise uluslararası ekonomik ilişkiler ve ortak yanı kapitalist sistemin kendi içerisinde barındırdığı uluslararası politikanın niteliğinin değişmesiyle birlikte, çelişkiler nedeniyle, toplumlar ve devletler arasında hükümetlerin kontrolü dışında iletişim, ekonomi, sömürü ilişkisine yol açtığını ileri sürmesidir. Kapitalist teknoloji, kültür ve eğitim alanların yaşanan birçok sistemin temel özelliği ekonomik birikim üzerine kurulu gelişme, politika ve ekonomi arasındaki ayrımı vurgulayan olmasıdır. Bu sistemde aşırı üretim, gelir adaletsizlikleri, teorilerin zayıflamasına ve ekonomi politiğin deniz aşırı pazar ve hammadde arayışları, krizler ve güçlenmesine yol açmıştır. savaşlar kaçınılmaz olarak görülmektedir. Nitekim Marx ve Engels kapitalist sistemin bu krizler nedeniyle çökeceğini öngörmüştür.
Radikal ekonomi politik perspektif Karl Marx oldukça güç dağılımının asimetrik oluşu bu ilişkinin önemli bir yere sahiptir. Marx, uluslararası ilişkiler kurulmasına yol açmıştır. üzerine sistemli bir çalışma yürütmemiş ancak onun sınıf • Klasik ekonominin birçok prensibi, özellikle çatışması tezi ve kapitalizm teorisi yapısal uluslararası karşılaştırmalı üstünlükler teorisi çevre ülkelerin ekonomik perspektiflerinin temel çalışma alanını ekonomik gelişmelerine hiç bir katkı oluşturmuştur. Marx, ekonomi politik perspektifi liberal sağlamamıştır. ya da merkantalistlerden oldukça farklı bir şekilde • Merkez ülkeler kendilerine orantısız kazanç yorumlamıştır. Marx tarafından kaleme alınan Kapital’in sağlayacak ticaret politikaları uygulamışlardır. ikinci adı Ekonomi Politiğin Eleştirisi’dir. Marx • Çevre ülkelerde yer alan küçük bir varlıklı kapitalizm dediği ekonomik sistemin tüm toplum üzerinde azınlığın yaptığı büyük harcamalar, ülke yapısal bir değişiklik yarattığını öne sürmüştür. ekonomisinin gelişmesi için gerekli kritik
Marksist-Leninist literatür ekonomik üretim tarzının, yatırımlar olmayıp, tam aksine kötü olan ulusal ve uluslararası politikayı belirleyen güç olduğunu ekonominin daha da kötüleşmesine yol açmıştır.
ileri sürmektedir. Tüm olayları ekonomik üretim tarzı ve Bu dört eleştiri bağımlılık teorisyenleri tarafından ilişkileri ile açıklayan Marksist gelenek, uluslararası gelişmemiş ülkelerin neden gelişmediğine yönelik ekonomi politik teori içerisinde oldukça önemli bir yere getirdiği teorik analizlerin ana çerçevesini sahiptir. Özellikle Marksistlerce geliştirilen emperyalizm oluşturmaktadır. Daha sonra Galtung ve Wallerstein gibi teorisi, 1960 ve 1970’lerde ortaya çıkan bağımlılık yazarlar çeşitli katkılar yaparak bu yaklaşımı bir teori teorisyenleri tarafından kabul edilerek geliştirilmişti. haline getirmişlerdir.
Marksist literatür üretim sürecinin bir sonucu olarak Galtung az gelişmişliği açıklarken bunun merkez olarak oluşan sınıflar arasındaki ilişkinin, politik ve ekonomik nitelendirdiği gelişmiş ülkelerin çevre olarak adlandırılan düzenin oluşturulmasında temel belirleyici faktör gelişmemiş ulusları sömürmesinden kaynaklandığını ileri olduğunu ileri sürmektedir. Marksist teori bir ülkede sürmektedir. ekonomik üretim sisteminde yaşanan değişim ve dönüşümün sadece o ülkedeki kültürel, politik ve Uluslararası Ekonomi Politik ve Merkantalizm
toplumsal koşulları etkileyen bir olay olarak kalmadığını, Merkantalizm kavramı ilk kez Adam Smith tarafından tüm dünyayı etkileyen bir boyuta sahip olduğunu ileri 1500-1700 arası ulusal ekonominin zenginleşmesini dış sürmekteydi. Marksist ekonomi politik anlayışta kar politika önceliği olarak kabul eden akımı eleştirmek için güdüsüyle hareket eden gelişmiş ülkelerin, kar marjını kullanılmıştır. Smith, merkantalizmin ticarette müdahaleci etkileyen en önemli faktörün başında ham madde bir izlenmesi gerektiği prensibini eleştirmekteydi. Klasik kaynakları olduğunu vurgulamaktadır. Kar marjını liberaller komşuyu fakirleştirme politikasına dayanan artırmak isteyen kapitalist ülkelerin emperyalist bir merkantalizmin uluslararası alanda çatışma ve savaşlara politika izlemesi ham madde zengini az gelişmiş yol açtığını varsaymıştı. Merkantalist düşüncenin temel ülkelerdeki siyasal ve toplumsal yapının yeniden varsayımları ise mamul madde ihracatını artırmak, ham şekillenmesine yol açmaktadır. maddelerin ihracatını azaltmak, yaşamsal olan ham maddenin dışında ithalatı yasaklamak ve böylece ticaret Yapısal uluslararası ekonomi politikte önemli bir yere dengesini kendi lehine çevirmekti. Güçlü ulusal ekonomi sahip olan emperyalizm teorisi Lenin tarafından ortaya ve hazineye, güvenlik ve gücün garantisi olarak konulmuştur. Ancak en detaylı çalışmalar John. A. bakılmaktaydı. Devletlerin gücü ellerindeki altın ve gümüş Hobson tarafından yapılmıştır. Lenin’e göre gelişmiş miktarı ile doğrudan orantılı idi. Tek taraflı ticari kazanç sanayi ülkeleri ilk birikim aşamasından sonra, ellerindeki girişimleri gerektiğinde askeri güç yolu ile sağlama sermaye birikiminin bir kısmını azalan kazançlarını anlayışına dayanan merkantalizm, güçlü ve kendine yeterli arttırmak için az gelişmiş ülkelere tekrar geri ulusal ekonomi kurma felsefesi üzerine kurulmuştu. aktarmaktaydılar. Merkantalistlere göre bağımsız politik bir güç olmanın Lenin veya ekonomi politik yaklaşımlardan farklı olarak yolu bağımsız ekonomik bir güç olmaktı. Merkantalistler bağımlılık teorileri ise ekonomi politik teoriyi farklı bir devletin kendi piyasasını denetlemesini ve yabancıların çerçevede sunmaktadır. Bağımlılık teorisyenleri radikal ulusal piyasaya girişini kısıtlamasını önermekteydi. Marksistlerden farklı olarak askeri ve politik emperyalizm Merkantalizm ülke hazinesinin güçlendirilmesi üzerine üzerinde fazla durmazlar. Özellikle askeri işgal sonrası durmaktaydı. Bu durum savaş ve ilhak politikalarına dönem üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Bağımlılık meşruluk kazandırmaktaydı. Nitekim Avrupalı güçler teorisyenlerinin temel dört eleştirisi aynı zamanda temel Amerika ve Afrika kıtası başta olmak üzere bir çok çalışma alanlarını oluşturmaktadır. Bunlar; bölgede doğrudan kolonileştirme politikası izlemiş ve • Gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasında işgal edilen ülkelerdeki zenginlikleri yağmalayarak kendi bir merkez – çevre ilişkisi bulunmaktadır. ülkelerine getirmekteydi. Sömürgeler üretilen mallar için Merkez ile çevre arasındaki ekonomik ve politik pazar, ucuz iş gücü ve ham madde kaynakları anlamına gelmekteydi. Paul Kennedy ekonomik gelişmişliğin,
devletin askeri kapasitesini ve savaşlardaki uzun süreli dayanıklılık gücünü doğrudan etkileyen bir unsur olduğunu ileri sürmekteydi.
Soğuk Savaş sonrası dönemde, merkantalist uygulamalar farklı şekillerde tekrar gündeme taşınmıştır. Neo- merkantalistler özellikle serbest ticaret olgusu ve çok uluslu şirket yatırımları konusunda kötümser bir yaklaşıma sahiptir. Dolayısıyla yabancıların ülke ekonomisi üzerindeki gücünü sınırlandırma ve ulusal ekonomide faaliyet gösteren birimlerin dış rekabet karşısında desteklenmesi politikalarını desteklemektedirler. Merkantalistlere göre çok uluslu şirketler tarafından ulusal ekonomiye yapılan yatırımlar ulusal egemenliğe bir tehdit durumundadır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ulusal ekonomiyi koruma yönünde güçlü bir eğilim de bulunmaktadır.