debate);1980’lerde pozitivistler ve post-pozitivistler Giriş arasında uluslararası ilişkilerin geleneksel kuramlarının
1980’lerin sonlarından itibaren uluslararası ilişkiler sorgulanmaya başlandığı tartışmalardır. disiplini içerisinde yer edinmeye başlayan feminist yaklaşımlar, genel olarak, disiplinin temelinde gizli bir 1980’lerin sonlarından itibaren uluslararası ilişkiler erkek bakışının yer aldığını, kadınların düşüncelerinin, disiplini içinde yer edinmeye başlayan feminist sorunlarının, yaşadıkları değişimlerin göz ardı edildiğini yaklaşımlar genel olarak, disiplinin temelinde gizli bir ileri sürmekte ve uluslararası ilişkilerin geleneksel erkek bakışının yer aldığını, kadınların düşüncelerinin yaklaşımlarını, evrensel ve objektif olmamaları noktasında sorunlarının, yaşadıkları değişimlerin göz ardı edildiğini eleştirmektedir. ileri sürmekte ve uluslararası ilişkilerin geleneksel yaklaşımlarını, evrensel ve objektif olmamaları noktasında Feministler kadınların tüm alanlarda ezildiği, dışlandığı ve eleştirmektedirler. Bu eleştirilerin temelinde iktidarın bununla mücadele edilmesi gerektiği konularında hemfikir erkeklerin elinde bulunması yatmaktadır. Bu nedenle olmakla birlikte, bunların nedenleri ve mücadelenin nasıl feminist yaklaşım toplum ve devlet içinde kadının rolünün gerçekleştirileceği noktasında farklı görüşlere sahiplerdir. sınırlı kaldığını ileri sürmektedir. Bu farklı yaklaşımların belli başlıcaları liberal feminizm, anarşist feminizm, Marksist feminizm, radikal feminizm, Geleneksel uluslararası ilişkiler yaklaşımlarına yönelik sosyalist feminizm, varoluşçu feminizm, postyapısalcı eleştiriler üç ana grup tarafından yönetilmiştir: feminizm ve postmodern feminizmdir. Feministler, eleştirel kuramcılar ve post-modernistler. Feministler bu üç grup içerisinde en geri planda kalan Feminizm: Anlamı, Ortaya Çıkışı ve Gelişimi gruptur. Bunun nedeni uluslararası ilişkiler disiplininin,
Feminizm, Latince kadın anlamına gelen femine sosyal bilimlerin diğer alanlarına oranla toplumsal cinsiyet sözcüğünden türetilen, kadınların toplum içindeki rolünü konularına yönelik ilgisiz tutumu ve bu tartışmaların ve haklarını genişletmeyi öngören, kadın-erkek dışında kalmasıdır. Diğer yandan kadınlar belirli istisnalar ayrımcılığına karşı çıkarak cinsel arasındaki siyasal, dışında, daha çok erkeklerin alanı olarak görülen yüksek ekonomik ve toplumsal eşitliği savunan ve kadınların, politikanın dışında kalmıştır. yalnızca kadın olmaktan dolayı karşı karşıya oldukları 1990’lı yıllardan itibaren feminizm yalnızca kadın baskı ve ezilmeyle ilişkisini inceleyen bilim alanıdır. sorunlarının uluslararası alanda ifade edilmesiyle sınırlı Feminist yaklaşımı, feminist düşüncenin ortaya çıkışından kalmamış, aynı zamanda uluslararası ilişkilerin temel ve tarihsel gelişiminden bağımsız düşünmek olanaksızdır. kavram ve kuramlarını sorgulamaya başlamıştır. Feminizm, kadın sorunlarını yalnızca erkek-kadın Özel alanın bir aktörü olarak görülen kadının, bu yöndeki eşitsizliği açısından ele almamakta, sorunların ekonomik, algılamanın değişmesiyle birlikte, kamusal alanda da yer ideolojik ve psikolojik yönlerini de irdelemektedir. 19. almaya başladığı ve bunun sonucunda da uluslararası Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başlarında belirginleşmeye platformlardan uzak kalamadığı görülmektedir. başlayan feminizm, daha çok kadınların oy kullanma, Günümüzde kadınların bürokrasi ya da uluslararası eğitimde fırsat eşitliği gibi haklardan yararlanması politika alanlarında, temsil oranları ne kadar düşük de talepleri temelinde yükselmiştir. Bu süreç Birinci Dalga olsa, eskiye oranla daha fazla yer aldıklarını söylemek Feminizm olarak adlandırılmıştır. 1960’lı yıllardan mümkündür. itibaren ABD ve Avrupa ülkelerinde gelişen İkinci Dalga Feminizmin etkileri ise özellikler 1970’li yıllarda kadın Kamusal alan; toplumun ortak yararını belirlemeye ve haklarının iç hukuktaki düzenlemelerle garanti altına gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin alınmasıyla birlikte, toplumun her alanında görülmeye üretildiği ve geliştirildiği ortak toplumsal etkinlik alanıdır. başlamıştır. Bürokrasi ise; bir toplumda tabandan yukarıya doğru çıktıkça daralan bir yapı içinde örgütlenmiş olan, genel 1980’li yılların sonlarında uluslararası sistemde meydana kural ve ilkelere göre çalışan profesyonel atanmış gelen değişikliklerle birlikte tanımların, kavramların ve görevliler topluluğu ve devlet idaresinde bir işi kuramların yeniden ele alındığı bir döneme girilmiştir. yapabilmek için alınması gereken izin, onay, imza ve 1980’li yıllardan günümüze kadarki bu dönem de Üçüncü uyulması gereken kurallar bütünüdür. Dalga Feminizm olarak adlandırılmıştır. Bu dönemdeki tartışmaların temel amacı kadın hareketlerinin daha geniş Bu süreçte feminist düşünce kadınları uluslararası ilişkiler bir tabana yayılmasını sağlamaktır. Üç dalga halinde alanında güçlendirirken, uluslararası ilişkiler alanındaki gelişen feminist hareket içerisinde feministler, etkin çalışmalar da feminizmi güçlendirmiştir. Bu düşüncelerini çeşitli kuramlarla ortaya koymuşlardır. gelişmeler devletler ve uluslararası örgütleri, feminist düşünceyi daha fazla dikkate almaya zorlamaktadır. Feminizmin Uluslararası İlişkiler Alanında Yer Almaya Başlaması Feminizmin Uluslararası İlişkilerin Temel 1980’ler uluslararası ilişkiler kuramlarında “üçüncü Kavram ve Kuramlarına Eleştirileri
tartışma” (third debate) olarak adlandırılan bir dizi Uluslararası ilişkilere yönelik feminist yaklaşımların kırılmanın yaşandığı bir dönemdir. Üçüncü Tartışma (third odağındaki temel tartışma, uluslararası ilişkilerin kadınları
içermiyor oluşudur. Bu nedenle geleneksel yaklaşımlar, güvenlik arasında güçlü bir bağım olduğunun kabul feministler tarafından, evrensel ve objektif olmamaları ve edilmesi, ulusal güvenlik temelli hakim devlet anlayışının kadınları görmezden gelmeleri noktasında reddi ve realist düşünce içinde şiddetin yapısal olduğunun eleştirilmektedir. Diğer yandan feministler uluslararası ve bunun da kadının güvenliğine olumsuz etkileri ilişkilerde ifade edilen görüşlerde açıkça erkek egemen bir olduğunun kabul edilmesidir. bakış açısının hakim olduğunun altını çizmektedir. Feminizm ve Şiddet Feministler, uluslararası ilişkilerde objektiflik kılıfı altında kadınlar yerine erkeklere özgü deneyimlere yer verildiğini Feministler, çalışmalarında özellikle doğrudan (fiziksel) de belirtmektedir. ve dolaylı (yapısal) şiddet üzerinde durmaktadır. Feministler şiddetin yalnızca fiziksel boyutla sınırlı Bunun yanı sıra disiplinin temel aktörlerinden birisi olan kalmadığını ileri sürmektedir. Diğer yandan doğrudan devletin bağımsızlık, güç, özerklik, kendi kendine yetme şiddetin önlenmesine yönelik somut adımlar atılabilirken, gibi özelliklerinin güçlü erkeğin karakterlerine dolaylı şiddetin ortadan kaldırılmasına yönelik somut benzetilmesini de eleştirmektedirler. Örneğin; uluslararası adımlar bu kadar güçlü atılmamaktadır. ilişkilerin temel kuramlarından birisi olan realizmin (gerçekçilik) öncü isimlerinden Hobbes’un, doğal devlet Feministler, dolaylı şiddetin ekonomik, kültürel ve hukuki içindeki insan davranışlarını tarif ederken kullanıldığı yapıdaki eksikliklerden kaynaklı nedenlerini ulusal ve verilerin, açıkça orta yaş erkeklerin davranışları ile ilgili uluslararası bazda inceledikleri çalışmalarda ortaya olduğu belirtilmektedir. Ayrıca feministler, koymuşlardır. Buna göre her devlette doğrudan ve yapısal Morgenthau’nun ve Hobbes’un görüşlerinde kullandığı şiddetin yaşanmakta ve bu, bireysel kadın güvenliğini “insan insanın kurdudur”, “insan, doğası gereği kötüdür” olumsuz etkilemektedir. İkinci olarak feministler, şiddetin şeklindeki varsayımların da aslında erkek doğası temel gerek ailesel, gerek ulusal ve gerekse de uluslararası alınarak oluşturulduğunu belirtmektedir. Diğer bir çok boyutlarının birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtmektedir.
görüşte de bunlara benzer maskülen tanımlamaların ve Feminizm ve Savaş-Barış kavramsallaştırmaların yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla feministler eleştirilerini gücü elinde tutanın Uluslararası ilişkiler literatürüne bakıldığında maskülen ve sürekli erkek olması ya da o şekilde tasvir edilmesi feminen kavramlarının tanımında erkeklerin hep koruyucu, kadınların ise korunan olarak betimlendiği üzerine kurmuştur. görülmektedir. Özellikle savaş söz konusu olduğunda ise Feministler bu eleştiriler temelinde, uluslararası ilişkiler erkeklerin savaşa giden taraf, kadınların ve çocukların ise alanında kadınların deneyimlerinin yeniden yazılması, savunmasız, korunmaya ihtiyaç duyan taraf olduğu yani toplumsal cinsiyet temelinde tüm uluslararası görülmektedir. Ancak savaşların sonuçları bu söylemlerin ekonomik, askeri, politik, ideolojik süreçlerin tekrar analiz yanlış olduğunu göstermektedir. Kadın ve çocuk ölüm edilmesi, kavram ve kuramların yeniden oluşturulması oranları yıldan yıla artış göstermektedir. Feministler bu gerektiğinin altını çizmektedir. Feminist yaklaşımın çerçevede, savaşın nedenlerinden çok, onun sonuçlarına eleştirileri genel olarak geleneksel kuramlardan birisi olan ve sivil toplum üzerindeki etkilerine odaklanmıştır. realizm üzerinedir. Feministlerin eleştirileri çeşitlilik arz Savaşın yalnızca silahlı çatışma olmadığı, ekonomik ve etmekle birlikte genel olarak güvenlik, şiddet, savaş-barış yapısal bir boyutunun da olduğu göze çarpmaktadır. ve insan hakları gibi konular üzerine yoğunlaşmıştır. Erkekler genel olarak savaşla birlikte anılırken, kadınlar Feminizm ve Güvenlik daha çok barış ve annelikle birlikte değerlendirilmektedir. Feministler, güvenlik konusunda iki nokta üzerinde Bu çerçevede feministler barışın, “ulusal ve uluslararası durmaktadır. Birincisi kadınların durumu ve mevcut alanda savaşın, şiddetin ve düşmanlıkların olmaması, güvenliklerinin ihlali, ikincisi ise kadınları bir meta olarak ayrıca bir toplumda sosyal ve ekonomik adaletin, eşitliğin gören ve şiddet uygulayan davranışların arkasındaki ve insan hakları ve temel özgürlüklerin güvence altında ataerkil felsefe ve bunun güvenlikle ilişkisidir. alınmış olma hali” gibi geniş bir çerçevede tanımlanması Feministler, güvenliğin yalnızca askeri ve siyasi kimlikle gerektiğini savunmaktadırlar. Feministlere göre bunun ilişkili olmadığını, aynı zamanda sosyal bir boyutunun da sağlanması içinse özellikle karar alma mekanizmalarında olduğunu ileri sürmektedir. Ataerkil, soyda temel olarak kadınların düşüncelerini özgürce ifade etmelerinin babayı alan ve ailede çocukları baba soyuna mal eden desteklenmesi, barış tesisi ve korunması düşüncelerinin topluluktur. yerleşmesi gerekmektedir.
Uluslararası ilişkilerde feminist düşünce çerçevesinde Savaşların yalnızca savaş meydanıyla sınırlı kalmadığı güvenliğin, bireylerle devlet ya da toplum arasındaki bir feministler tarafından özellikle vurgulanmaktadır. Savaşın ilişki biçimi olarak algılandığı görülmektedir. Devletler etkili düşünüldüğünde özellikle savaşların evlerde, için güvenlik algılaması egemenlik ve toprak topluluklar içinde ve hatta kadınların vücutları üzerinde bütünlüğünün korunması iken bireyler ve gruplar için yaşandığı da görülmektedir. Kadınlar, savaş sırasında özellikle kimliğin (etnik, dinsel, cinsel...) güvenli yaşanan sexüel şiddetin de en büyük kurbanlarıdır. kılınmasıdır. Bu çerçevede feministlerin güvenlik Günümüzde kadın asker sayısı artsa da, özellikle savaş konusundaki temel yaklaşımları, kadının yaşamıyla kararının verilmesi hala erkeklerin tekelindedir.
Feministler, eğer kadınların bu yapılara eşit katılımı sorunlarıyla ilgilendiğini, kadın sorunlarının bu nedenle sağlanırsa, gücün meşru kullanımı üzerindeki erkeklerin merkezi bir öneme sahip olduğunu vurgulamakta, mutlak kontrolüne karşı bir direnmenin sağlanabileceğini ataerkillik ve kapitalizm arasında karşılıklı bir bağımlılık savunmaktadır. Dolayısıyla savaş konusundaki maskülen olduğunu kabul etmektedir. Buna göre, kadınlar erkeklere, etkiler de azalacaktır. Ancak tüm bunlara rağmen ekonomiye ve devlete sadece çocuk doğurarak hizmet kadınların bu alanlara müdahale olması bir güvenlik riski eden yapılar olarak algılandığı sürece ekonomik ve siyasi olarak görülmeye devam etmektedir. alanlardan uzak kalacaklardır.
Feminizm ve İnsan Hakları Radikal feministler, ataerkil yapıya, toplumsal cinsiyet Bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası ölçekte insan temelli iş bölümüne karşı çıkarak, asıl mücadelenin hakları ihlallerine en çok maruz kalan grubun kadınlar cinsiyet rollerinin değişmesi üzerine olması gerektiğini olduğu bir gerçektir. Kadınların yaşadığı bu şiddetin ve savunmaktadırlar. Cinsiyet rollerinin değişmesinin hak ihlallerinin önlenmesi için çok eski tarihlerden sağlanması noktasında da kadının üremedeki rolünün itibaren çaba harcandığı ancak somut adımların 20. değişimine yönelik çabaların artırılması gerektiği üzerinde Yüzyılın ortalarından itibaren BM çerçevesinde atıldığı durmaktadırlar.
görülmektedir. Postmodern feminizm, modern bilim anlayışının,
Feministlerin insan haklarına ilişkin eleştirdikleri en temel aydınlanmacı geleneğin temelde erkek merkezli olduğunu noktalardan birisi, insan hakları kavramının yalnızca belirtmektedir. Post-modern feministler, toplumsal erkeklerin haklarıymış gibi algılanmasıdır. Bu nedenle cinsiyet, ırk, sınıf gibi toplumsal kategorilerin feministler tanımlara feminist bakış açısını içerecek, belirleyiciliğini sorgular ve toplumsal cinsiyetin doğuştan kadınları da vurgulayacak kalıpların yerleşmesi gerektiğini var olmadığını, sonradan oluşturulduğunu ifade ederler. ileri sürmektedir. Ayrıca feministleri uluslararası ilişkiler Totalitarizme, evrenselciliğe ve düalizme de karşı çıkan alanında diğer konulara göre yeni olan insan hakları postmodernistlerin, akıl ve bilimle erkeğin, duygu ve konusunda toplumsal cinsiyeti içeren çalışmaların da mantıksızlıkla da kadının özdeşleştirilmesini eleştirdikleri yetersiz olduğunu vurgulamaktadır. Bu durum beraberinde görülmektedir. Düalizm; herhangi bir alanda birbirlerine kadın haklarının yeterinde gelişmemesini ve koruma altına indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme, alınmamasını getirmektedir. Bu anlamda feministler ikiciliktir.
içerisinde insan hakları konusunda en somut çalışmaları İnşacı feminizm, uluslararası ilişkilerin güç, güvenlik, liberal feministlerin ortaya koyduğunu görmek ulusal çıkar, devlet, politika ve egemenlik gibi mümkündür. Liberaller, ırk, milliyet, sınıf, din, etnik kavramların birer toplumsal yapı olduğunu ileri sürmekte köken ve cinsiyet farklılıklarına bakılmaksızın tüm ve bu çerçevede gelişen, uluslararası ilişkiler analizlerine insanların temel insan haklarına sahip olduğunun ve global toplumsal yapıyı da ekleyerek, uluslararası politikaların düzeyde kapsayıcı bir güvenliğin sağlanabilmesi için de tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini savunurlar. öncelikle güvenliğin temelde bir insan hakları sorun olarak tanımlanması gerektiğinin altını çizmektedirler. Postkolonyal feminizm, çoğunun post-yapısalcı olduğu ve emperyalizm altında kurulan kolonyal düzendeki Uluslararası İlişkilere Yönelik Farklı Feminist kadınların ikincil konumunu eleştirdikleri görülmektedir. Yaklaşımlar Post-kolonyal feministler, özellikle Batılı kadınların Liberal feministler, kadınların erkeklerle aynı hak ve deneyimleri ile üçüncü dünya kadınlarının deneyimlerinin yeterliliklerden yararlanabilmelerinin, bu konudaki hukuki aynı olamayacağını ve Batılıların üçüncü dünyadaki ve diğer engellerin ortadan kalkmasıyla mümkün kadınları fakir, eğitimsiz, suça eğilimli olarak olabileceğini ifade etmektedirler. Liberal feministler, resmetmelerinin kabul edilemez olduğunu toplumsal cinsiyet kavramını dış politika analizlerinde belirtmektedirler.
açıklayıcı bir öğe olarak kullanmaktadır. Örneğin; bu Postyapısalcı feminizm ise dil içerisinde kodlanmış konudaki çalışmalarda, cinsiyet eşitliği ile devletlerin anlamlar üzerinde odaklanmıştır. Post-yapısalcı uluslararası alandaki güç kullanımı arasında temel bir feministler bizim gerçekliği anlamamızın dili ilişki olduğu ileri sürülmekte ve cinsiyet eşitliğinin kullanımımızla bağlantılı olduğunu ileri sürmekte, sağlanmasıyla birlikte, uluslararası alandaki güçlü/zayıf, kamu/özel, rasyonel/duygusal gibi dilsel uyuşmazlıklarda devletlerin şiddete başvurma oranlarının yapıların erilliğin dişillik üzerindeki yetkisine hizmet azalacağını savunmaktadırlar. ettiğini belirtmektedirler. Uluslararası ilişkilerde de bu
Marksist/Sosyalist feministlerden özellikle Marksist durum yurttaş/yurttaş olmayan, düzen/anarşi, feministler, sınıfsız toplumu temel aldıklarından, kadın ve gelişmiş/gelişmemiş gibi yapıların dünyanın dilsel olarak erkek gibi kategorilere yer vermemekte ancak kadının bölündüğünde ilişkin önemli veriler olduğunu ifade maruz kaldığı eşitsiz muamelelerin, kadının kapitalist etmektedirler.
sistemde üretim alanında karşılaştığı ayrımcılıktan kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Sosyalistler ise sosyalizmin tüm ezilen ve sömürülen insanların
Uluslararası İlişkilerde Feminist Yaklaşımların Sorunları ve Disipline Katkıları
1990’lı yıllardan itibaren uluslararası ilişkiler disiplininde etkili olmaya başlayan feminizmin, marjinal bir yaklaşım olarak kabul edildiği görülmektedir. Bunun en temel nedeni feminizmin herkesçe kabul edilen bir tanımına ulaşılamamış olmasıdır. Ayrıca cinsiyet kavramı da benzer şekilde tek bir tanıma sahip değildir. Kendi içinde farklı yaklaşımların olması da bu marjinallik söylemini tetiklemektedir. Diğer yandan mevcut uluslararası ilişkiler kuramlarındaki cinsiyetçi önyargı nedeniyle bu durumla mücadele etmek de çok zordur.
Yaşanılan bu zorluklara rağmen, feminist yaklaşımın uluslararası ilişkiler alanına önemli katkıları olmuştur. İlk olarak eleştirel bir yaklaşım olarak ortaya çıkmış ve geleneksel kuramlara yönelik bir sorgulamayı mecbur kılmıştır. İkinci olarak kavramların, kuramların ve yaklaşımların kadın bakış açısıyla tekrardan ele alınması gerektiğini vurgulamışlardır. Bu sayede daha barışçıl, yaşanabilir bir dünya tasavvuru kurmuşlardır. Feminist yaklaşımla birlikte uluslararası alandaki kadın aktör sayısında önemli gelişmeler olmuştur. Diğer yandan feministler sorunların yalnızca etnik ve kimlik temelli olmadığını, cinsel farklılık temelli olduğunu iddia ederek önemli bir açılım gerçekleştirmişlerdir. Feminist uluslararası ilişkiler, sadece kadınlarla ilgili bilgi vermemekte, aynı zamanda erkeklere ilişkin değişmez nitelikteki bilgilerin, maskülen düşünüş ve uygulamaların değerlendirilmesini de sağlamaktadır. Feminist yaklaşımın temel amacı önceden oluşturulmuş yapılara eklemlenmek değil, bu yapıları eleştirmek ve yeniden kurmak ve bu yapılara dair eleştirel bakış açısını oluşturmaktır.
Günümüzde feminist bakış açısından çalışmaların arttığını, feminizmin bu alana dinamizm kattığını ve yerinin artık yadsınamayacağını söylemek mümkündür.