AÖF Soru Bankası

Türk Dış Politikası IIÜnite 6 Soru-Cevap

Türk Dış Politikası II (ULI404U) soru-cevapları.

1991-1993 yılları arasında Türkiye’nin Orta Asya-Kafkasya (OAK) devletlerine model olabileceği inancıyla yürütülen politikalar sonucunda hangi gelişmeler yaşanmıştır?

1991-1993 arasında Türkiye’nin OAK devletlerine model olabileceği inancıyla yürütülen politikalar, ilişkilerin ilk yılı dolmadan 1200’den fazla heyetin bölgeye gitmesi, faaliyetler arasında eşgüdüm sağlayabilmek amacıyla Ocak 1992’de Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansının (TİKA) kurulması, Eylül 1991’den itibaren “Büyük Öğrenci Projesi” kapsamında bölge ülkelerinden öğrencilerin Türkiye’ye getirilmeleri, Nisan 1992’den itibaren TRT Avrasya Televizyonunun yayına başlaması, Mayıs 1992’den itibaren THY’nin başkentlere uçak seferleri başlatması ve 1993’ün sonuna kadar bölge ülkeleriyle 140’dan fazla ikili anlaşma imzalanmasını sağladı.

İkinci Büyük Oyun nedir?

Türkiye’nin OAK politikasını yürütürken tecrübesizlikten ve aceleci davranmaktan kaynaklanan hatalar yaptığı söylenebilir. Ayrıca, bölgede ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmaya talip tek ülke Türkiye değildi. Bu dönemde bölge ülkelerini etkileri altına almaya çalışan devletler arasındaki rekabet “İkinci Büyük Oyun” olarak adlandırılmaya başlanmıştı.

İkinci Büyük Oyun’da yer alan devletler hangileridir?

İki oyuncunun yer aldığı ilkinin aksine, ikincisinde sayı artmıştı. Başta Türkiye, İran ve Rusya olmak üzere ABD, Pakistan, Hindistan, Çin, Japonya, İsrail, AB ve Suudi Arabistan potansiyel oyunculardı. 1995’ten sonra Rusya ve ABD ana oyuncular, Türkiye, Çin ve AB de yardımcı oyuncular olarak kaldı. 11 Eylül 2001 saldırılardan sonra bölgede üsler kurarak etkinliğini artıran ABD öne çıktıysa da 2000’li yılların sonunda Rusya’nın siyasi-askeri, Çin’in ekonomik etkinliğiyle dengelendi.

Don(durul)muş İhtilaflar (Frozen Conflicts) kavramı hangi amaçla kullanılmaktadır?

Don(durul)muş İhtilaflar (Frozen Conflicts) Eski Sovyet coğrafyasında 1990’larda ortaya çıkan ve uzun yıllar çözüme kavuşturulamayan ihtilafları (D. Karabağ, Abhazya, Osetya ve Transdinyester) tanımlamak için kullanılan kavram, 1990’ların ikinci yarısında ateşkesle soğuma sürecine giren çatışmaların aslında donmuş olmadıklarına da işaret etmektedir. Kalıcı barışı tesis edecek nihai çözümler olmadan sürüncemede sorunların kalıcı çözüme kavuşturulması olasılığı ile tekrar sıcak çatışmalara dönüşmesi olasılığı hep aynı oranda güçlü oldu.

Türkiye’nin 2000’lerdeki Orta Asya ilişkileri nasıl bir gelişim göstermiştir?

Türkiye’nin 2000’lerdeki Orta Asya ilişkileri, 1990’ların büyük ölçüde lider-merkezli politika yaklaşımından kurtuldu ve kurumsallaşmaya başladı. Bunda, Türkiye’nin değişen politikaları kadar, Orta Asya’da 2000’lerde meydana gelen siyasi değişimlerin ve bölgeyle daha yakından ilgilenmeye başlayan Çin-ABD-Rusya üçlüsünün de etkisi oldu. Kendi sınırlılıkları ve sözü edilen üçlünün politikaları sonucunda bölgede arka plana düşen Türkiye, ilişkilerini kurumsallaştırmaya ve normalleştirmeye ağırlık verdi. Öte yandan, 1990’larda Türk dış politikasına egemen olan, OAK’ya “model olma” ve “lider olma” gibi misyonların yükü ve baskısı ortadan kalkınca Türkiye için ilişkileri daha rasyonel bir temelde geliştirme imkânı da doğdu.

Türk(iye) modeli OAK Devletlerinde niçin uygun görülmemiştir?

Türk(iye) modeli çok genel ifadelerle laik, demokratik ve serbest pazarcı olması dışında uygulamada muğlak kalması, ülke liderleri ve bürokratlarının büyük ölçüde tepeden bakan bir tavırla “Türk kardeşlerini aydınlatmak” amacıyla bölgede modeli yaymaya çalışmaları nedeniyle zor durumda kaldı. Bu dönemde Türkiye, Rus egemenliğinden yeni kurtulan halkların model arayışlarında onları yeniden kontrol altına alacak bir “ağabey” istemediklerini fark edemedi. Bölgede düş kırıklığına neden olan bu durum, Türkiye’nin sunduğu modelin şansını da giderek azalttı.

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin oluşum özellikleri nelerdir?

1992’de başlayan zirveler aradaki birkaç isim değişikliğinden sonra Ekim 2009’da Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (“Türk Konseyi” veya “Türk Keneşi”) adıyla kurumsallaştı. Kurucular Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’dı. Oluşumun merkez ve sekretaryası İstanbul’da, bağlı kuruluşlardan Türk Akademisi Astana’da, Parlamenterler Asamble Bakü’de, 1993’te kurulmuş olan Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY) Bişkek’teydi. Türk Ticaret ve Sanayi Odası, Uluslararası Türk Akademisi ve Türk Kültür ve Miras Vakfı da “ilişkili kurumlar” olarak tesis edildi.

Türkiye’nin OAK coğrafyasına yönelik kültürel faaliyetleri içinde en kapsamlı ve uzun soluklusu hangisidir?

Türkiye’nin OAK coğrafyasına yönelik kültürel faaliyetleri içinde en kapsamlı ve uzun soluklusu, “Büyük Öğrenci Projesi” oldu. 1992-1993 ders yılında toplam 10.000 öğrenciyi devlet burslusu olarak Türkiye’ye getirme hedefiyle başlayan proje, sorunlara rağmen 2000’lerde de devam etti ve 2009 sonuna kadar Türkiye’ye 29.000’in üzerinde öğrenci getirildi. 2010 itibarıyla Millî Eğitim Bakanlığı’nca verilen sayılardan çıkan sonuç, başarının düşük (%50’den az) olduğuydu. Bunun üzerine farklı kurumlarca yürütülen tüm yükseköğretim burs programları 2012’de “Türkiye Bursları” adı altında birleştirilerek yönetimi Nisan 2010’da kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’na verildi.

OAK Devletleri ile ekonomik ilişkilerde istenen düzeye gelinememesinin temel sebebi nedir?

Ekonomik ilişkilerde istenen düzeye gelinememesinin temel sebebi finansman sorunuydu. Bölge ülkeleri ciddi ekonomik potansiyele sahip olmakla birlikte bunu değerlendirecek bilgi birikimi, teknoloji ve finansmana ihtiyaç duyuyorlardı. Türkiye bu konularda destek olmaya çalıştıysa da değişim için ihtiyaç duyulan büyük ölçekli mali desteği tek başına karşılaması imkânsızdı. Bu nedenle, Türkiye’nin bölgeyle ticareti giderek artmakla birlikte, iktisadi açıdan hâlâ yeterince faydalanılamayan bir coğrafya durumundadır.

Türkiye’nin OAK’da ekonomik ilişkilerinin daha da gelişmesine engel olan en önemli unsur nedir?

Türkiye’nin OAK’da ekonomik ilişkilerinin daha da gelişmesine engel olan en önemli unsur, farklı dönemlerde farklı ülkelerle yaşanan siyasi soğukluklar veya bu ülkelerin kendi içlerinde ortaya çıkan istikrarsızlıklardır. Orta Asya’da Özbekistan ve Türkmenistan’la yaşanan sorunlar, Kırgızistan’da sıklıkla tekrarlanan iç istikrarsızlık, Tacikistan’ın istikrarsız yapısı ve bölgenin en az gelişmiş ülkesi olması, Kafkasya’da ise Ermenistan’la ilişkilerdeki sıkıntılar ve Gürcistan’da zaman zaman ortaya çıkan iç istikrarsızlar ekonomik ilişkileri sınırlandırmaya devam etmektedir.

Türkiye-Yunanistan DGBH Projesi ’si ile ne hedeflenmişti?

“Türkiye-Yunanistan DGBH Projesi” ile Yunanistan-Adriyatik boru hattı bağlantısı ile Hazar ve Orta Doğu’dan sağlanacak gazın orta-uzun vadede Türkiye ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınması hedeflenmişti. Bu konuda ilk önce Türkiye ile Yunanistan arasında Temmuz 2000’de varılan anlaşmayla başlayan çalışmalar sonucunda Kasım 2007’de gaz sevkiyatı başladı. Türkiye’nin bir Avrupa ülkesine ilk kez yaptığı bu doğalgaz satışından sonra, hattın diğer ayağı olan Adriyatik bağlantısı da Kasım 2020’de açılarak Hazar Havzası’ndan İtalya’ya uzanan bağlantı tamamlandı.

Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri ilk 20 yılda nasıl olmuştur?

Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle ilişkileri ilk 20 yılda büyük ölçüde ortak kültür ve etnisite arayışı üzerinden şekillenmiş, ekonomi belli ölçüde ikinci planda kalmış, enerji bağlantıları özellikle Türkmenistan’la ilişkilerde etkili olmuş, Özbekistan ise temelde kendi iç ve bölgesel siyasi tercihleri çerçevesinde Türkiye’ye uzak durmayı tercih etmiştir.

OAK Bölge ülkeleri arasında siyasi ilişkilerin özellikle ilk yıllarda en hızlı geliştiği ülke hangisi olmuştur?

Bölge ülkeleri arasında siyasi ilişkilerin özellikle ilk yıllarda en hızlı geliştiği ülke Türkmenistan’dı. Türkiye’den bu ülkeye giden yatırımcılar özellikle başkentin gelişimine katkıda bulunarak tekstil, enerji ve inşaat sektörlerine yatırım yaptılar. Türkiye kökenli iş insanları Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı Saparmurad Türkmenbaşı’ya danışman ve bakan olacak düzeye geldiler.

OAK Bölgesi'nde Türkiye’nin ilişkilerinin en sorunlu olduğu ülke hangisi olmuştur?

Bölgede Türkiye’nin ilişkilerinin en sorunlu ve dalgalı olduğu ülke Özbekistan oldu. 1990’lı yıllarda ağır aksak ilerleyen ilişkilerin üzerine Türkiye’nin bölgedeki ilişkilerinde 2000’lerde ilerleme kaydedemediği, hatta daha da gerginleştiği tek devlet Özbekistan oldu. Bunun en büyük nedeni, otoriter rejimini giderek sertleştiren, ülkesini dışarıya kapayan ve Türkiye’ye kuşkuyla yaklaşan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un yaklaşımlarıydı.

Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkileri nasıl şekillenmiştir?

Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkileri bu ülkenin bağımsızlığından beri iki halk arasındaki kültürel ve etnik yakınlık temelinde şekillenmiş, zamanla ortak ekonomik, siyasi ve askeri çıkarların gelişmesiyle stratejik bir boyut kazanmıştır. Bunların ötesinde Azerbaycan’la ilişkilerin Türkiye açısından iki önemli konusu enerji iş birlikleri ile Karabağ çatışması çerçevesinde bu ülkenin Ermenistan’la gelişen sorunlu ilişkilerinin Türkiye-Ermenistan ilişkilerini de etkilemesidir.

Türkiye Gürcistan’a siyasi ve ekonomik desteğin yanı sıra hangi alanda destek sağlamıştır?

Siyasi ve ekonomik desteğin yanı sıra, Türkiye Gürcistan’a askerî alanda da destek olarak NATO’nun Barış İçinde Ortaklık programı kapsamında Gürcistan ulusal ordusunun kurulmasına yardım etti. 18 Şubat 1994’te imzalanan Güvenlik İşbirliği Anlaşması çerçevesinde, Gürcistan silahlı kuvvetlerinin iyileştirilmesi için 1998-2000 arasında 13.2 milyon dolar aktardı. Ayrıca Gürcü subaylarına eğitim verildi ve jandarma sisteminin geliştirilmesine yardımcı olundu. Türk-Gürcü askerî işbirliğinin en önemli yansıması onarımını Türkiye’nin yaparak yeniden hizmete soktuğu Marneuli askerî havaalanından Mart 2000’den itibaren Türk savaş uçaklarının faydalanacaklarının açıklanması oldu.

Türkiye ile Ermenistan ilişkileri arasındaki düğümün çözülmesi ne zaman mümkün olmuştur?

Düğümün çözülmesi ancak 19 Şubat 2008’de Ermenistan’da başkanlık seçimlerini kazanan Serj Sarkisyan’ın Türkiye’yle ilişkileri geliştirmek istediğini açıklaması, Ağustos 2008’de Rusya ile Gürcistan arasındaki çatışmalar sonrasında değişen Kafkasya jeopolitiği, Türkiye’nin KİİP önerisi ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak niteleyen Barack Obama’nın 20 Ocak 2009’da ABD’de başkanlığı devralmasının ardından mümkün oldu.

Karadeniz bölgesindeki Türk-Rus yakınlaşmasının ana dayanak noktası ne olmuştur?

Karadeniz bölgesindeki Türk-Rus yakınlaşmasının ana dayanak noktası, bu denize kıyısı olmayan ülke deniz kuvvetlerinin Karadeniz’deki artan varlığına karşı geliştirdikleri ortak tutum oldu. Türkiye tarafından bakıldığında, Soğuk Savaş’ın sona ermesini takiben bölgede yüzlerce yıldan sonra ortaya çıkan hassas denge değerliydi ve iki ülkenin bölgesel birliktelikleri bağlamında siyasi olmayan konularda işbirliği yapmalarına olanak sağladığı için korunması gerekiyordu. Türkiye’nin bölgedeki temel tercihi, Rusya ile avantajlı olduğu ikili ilişkiler kurmak yerine, Rusya’yı çok taraflı çerçeveye çekmekti.

A2/AD (anti-access/area denail) kavramları neyi tanımlamaktadır?

A2/AD (anti-access/area denail); Sıklıkla birlikte kullanılan bu iki kavram, düşmanın ve/veya tehdit olarak algılanan unsurların bir ülkenin kara, deniz veya hava sahalarını işgal etmesini önleme veya bu alanlarda faaliyette bulunmasını çeşitli elektronik önleme sistemleri, silah sistemleri vb. yapılarla engellemeye yönelik stratejilerini tanımlamaktadır. Bu stratejiler düşman takip/hareket alanını kısıtlamak, askerî birliklerinin hareketlerini yavaşlatmak ve/veya birlikleri tehlikeli durumda bırakmak amacıyla kullanılmaktadır.

Türkiye’nin 2000’li yıllarda, Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerle gündeme getirdiği güvenlik işbirliği mekanizmaları nelerdir?

Türkiye, Karadeniz’de kıyıdaş ülkelerle bir dizi güvenlik işbirliği mekanizmasını gündeme getirdi. Bunların arasında, 2001’de kurulan Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR), 25 Nisan 2002’de imzalanan “Karadeniz Deniz Alanında Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Belgesi”, kıyıdaş ülkelerin Sınır ve Sahil Koruma Komutanları işbirliğinde Burgaz’da kurulan “Karadeniz Sınır Koordinasyon ve Enformasyon Merkezi” ile 1 Mart 2004’te Türkiye’nin ulusal bir operasyon olarak başlattığı “Karadeniz Uyumu Harekâtı” (KUH) öne çıkanlar oldu.

BLACKSEAFOR ne zaman hayata geçmiştir?

Türkiye’nin 2000’li yıllarda Karadeniz için öngördüğü güvenlik mimarisinin birinci ayağını oluşturan BLACKSEAFOR, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Rusya ve Ukrayna arasında 2 Nisan 2001’de İstanbul’da imzalanan Kurucu Anlaşma ile hayata geçti.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında