AÖF Soru Bankası

Türk Dış Politikası IIÜnite 5 Soru-Cevap

Türk Dış Politikası II (ULI404U) soru-cevapları.

Balkan yarımadasının genel özellikleri nelerdir?

Avrupa’nın güneydoğu köşesinde yer alan Balkanlar, yaklaşık yarım milyon kilometrekarelik alanı kaplayan bir bölgedir. Türkçe olan ve “sıradağ” ya da “dağlık alan” anlamına gelen “Balkan” kelimesi, bölgenin zorlu coğrafyasını da ifade etmektedir. Balkan yarımadasındaki büyük sıradağlar, öteden beri bölgenin siyasi ve ekonomik yapısını belirleyen başlıca etkenlerden biri olmuştur. Yüksek dağlarla bölünmüş bir bölge olan Balkanlarda iklim, siyasi yapılanma ve ekonomik faaliyetler farklılık göstermekte olup, bu farklılık Balkanlarda birçok bakımdan güçlü bir çeşitlilik ortaya çıkarmıştır. Yüksek dağların ulaşım imkânını sınırladığı Balkanlarda bazı bölgeler görece yalıtılmış olarak kalmışken, özellikle Tuna nehri ulaşım ve ekonomik yaşam bakımından merkezi bir öneme sahiptir.

Balkanların dağları ve zorlu fiziki coğrafyası kadar öne çıkan bir diğer özelliği nedir?

Balkanların dağları ve zorlu fiziki coğrafyası kadar öne çıkan bir diğer özelliği ise sahip olduğu zengin kültürel çeşitliliktir. Çok sayıda farklı etnik grubun yaşadığı bölgede, bu etnik yapıya bağlı olarak dilsel ve dinsel bakımdan da büyük bir çeşitlilik söz konusudur. Öte yandan bu çeşitlilik büyük bir riski de barındırmaktadır. Gerek zorlu coğrafyanın ve ulaşım güçlüklerinin yarattığı sınırlı ekonomik yaşam gerekse kültürel çeşitlilik nedeniyle Balkanlar Avrupa Kıtası’nın siyasi ve ekonomik bakımdan en sorunlu ve kırılgan bölgelerinden biri olagelmiştir.

Türkiye’nin Balkanlara yönelik politikasını şekillendiren tarihsel nedenlerin temelinde ne vardır?

En az coğrafi nedenler kadar tarihsel bir takım gerekçeler de Türkiye’nin Balkanlara yönelik politikasını şekillendirmekte ve bölge ülkeleriyle kurulan ilişkilere etki etmektedir. Tarihsel nedenlerin temelinde Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki kimi yerlerde 500 yıldan uzun sürmüş olan egemenliği ve bu egemenliğin sona ermesi sonucu bıraktığı siyasi ve kültürel miras bulunmaktadır. Örneğin, 19. yüzyıldan beri bölgedeki milliyetçi hareketlerin en önemli amaçlarından biri Osmanlı yönetiminin izlerinin silinmesi ve kültürel mirasının tasfiyesidir. Bu bağlamda söz konusu hareketlerin, bölgenin geri kalmışlığının sorumlusu olarak gördükleri Osmanlı yönetimine tepki duydukları söylenebilir.

2000’li yıllarda Türkiye’nin Balkanlarda izlediği politikanın özellikleri nelerdir?

2000’li yıllarda Türkiye’nin Balkanlarda 1990’larda başlayan aktif politikası daha da gelişti, farklı kanallar aracılığıyla çeşitlendirilen ilişkiler daha kapsamlı bir nitelik kazandı. 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri döneminde Türkiye’nin Balkanlar politikası yeni bir dizi kavram çerçevesinde şekillendi. Buna göre Türkiye’nin bölge politikası herkes için güvenlik, yüksek düzeyli siyasi diyalog, karşılıklı ekonomik bağımlılık ve çok kültürlü dokunun muhafazası olarak ilan edilen kavramlara dayanmakta ve bölgesel sahiplenme ile kapsayıcılık ilkelerini gözetmektedir.

Türkiye’nin Balkan ülkelerindeki etkinliğini ve görünürlüğünü artıran çalışmalar neler olmuştur?

2000’lerde bölge politikasının etkin bir unsuru haline gelen Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) 1992’de kurulmuştu. 2000’lerde çalışmalarına başlayan başka kuruluşlar da TİKA gibi Türkiye’nin Balkan politikalarının etkin birer parçası oldular. 2009’da kurulan Yunus Emre Enstitüsü (YEE), 2010’da kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), 2016’da kurulan Türkiye Maarif Vakfı, ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle eğitim, kültür, sağlık ve insani yardım alanlarında yürütülen çeşitli altyapı, inşaat ve restorasyon çalışmaları Türkiye’nin Balkan ülkelerindeki etkinliğini ve görünürlüğünü artırdı.

Kasım 1945’te ilan edilen Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti (YFHC)’nin anayasasında öngörülen federatif yapısı nasıl düzenlenmiştir?

Kasım 1945’te ilan edilen Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti (YFHC)’nin anayasasında öngörülen federatif yapısı, ülkede sonradan ortaya çıkacak milliyetçi akımlar için bir kaynak oldu. Bu anayasada Bosna-Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Makedonya, Sırbistan ve Slovenya federal cumhuriyet olarak tanımlanırken, Sırbistan içinde Macarların çoğunlukta olduğu Voyvodina özerk bölge ve Arnavutların çoğunlukta olduğu Kosova ise özerk toprak olarak düzenlenmiştir.

Bosna Savaşı’nda Türkiye’nin temel yaklaşımı nasıl olmuştur?

Türkiye’nin temel yaklaşımı, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in ifadesiyle, ekonomik ambargonun Sırpları durdurmak ve Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü korumak için yeterli bir yaptırım olmayacağı, şayet BM yetki verirse Türkiye’nin askerî güç kullanmaya kararlı olduğu şeklindeydi. Türkiye bu tutumunu öncelikle üyesi bulunduğu uluslararası örgütler nezdinde dile getirdi.

Türkiye’nin Bosna-Hersek İçin İki Aşamalı Eylem Planı’nda yer alan öneriler nelerdir?

Türkiye’nin Bosna-Hersek’le ilgili olarak kendiliğinden yaptığı en önemli girişimlerden biri, Ağustos 1992 tarihli ve “Bosna-Hersek İçin İki Aşamalı Eylem Planı” adlı öneridir. Planda mülteciler için güvenli bölgeler oluşturulması, uçuş yasağının sıkı denetlenmesi, insani yardımın ulaştırılması, bölgenin silahlandırılması ve koşulları kabul etmedikleri takdirde Sırplara ait mevzilerin hava operasyonuyla bombalanması gibi öneriler dile getirildi. Türkiye, saldırganı ödüllendirmeyip cezalandıran bir çözümden yana tavır aldı. Bu çerçevede ABD ile ilişkilerini sıkı tutarak Sırplara karşı hem diplomatik hem de askerî birtakım önlemlerin alınmasını sağladı.

Bosna’daki savaş hangi anlaşma ile sona ermiştir?

Bosna’daki savaş 1995 yılında ABD’nin öncülüğünde gerçekleştirilen askerî müdahale ve ardından yine ABD’nin girişimiyle Sırp, Hırvat ve Boşnak tarafların 15 Aralık’ta imzaladığı Dayton Anlaşması’na kadar devam etti. 

Genel olarak Türkiye’nin Bosna Savaşı sırasında izlediği politikanın nedenleri nelerdir?

Genel olarak Türkiye’nin savaş sırasında izlediği politikanın nedenleri şöyle sıralanabilir:

  1. Bosna’daki Müslüman Boşnakların Sırplarca ezilmesinin yarattığı infial,
  2. Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasındaki dönemde Avrupa’daki siyasi varlığını destekleyecek şekilde, halkının önemli bir kısmı Müslüman olan bir başka ülkenin varoluş hakkının savunulması ihtiyacı,
  3. Balkanlardaki etkinliğini artırma ve böylece uluslararası politikada yeniden önemli bir bölgesel güç olarak kabul görme isteği,
  4. Kürt sorunu vesilesiyle gündeme gelen, bir grubun kuvvet kullanma yoluyla bulunduğu ülkeden toprak kazanıp bağımsızlık ilan etmesi uygulamasına karşı çıkma gereği ve
  5. Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan güzergâh olan Balkanlardaki çatışmanın bir an önce sonlandırılarak ulaşım hatlarında yaşanan sorunların çözülmesi beklentisi.

Türkiye’nin, Sırbistan karşısında Kosovalı Arnavutlara destek vermesinin nedenleri nelerdir?

Türkiye, birtakım nedenlerden dolayı Sırbistan karşısında Kosovalı Arnavutlara başından beri destek verdi. Bu desteğin temel gerekçesi elbette Müslüman Arnavutların Sırplara karşı savunulması ve insan hakları ihlallerinin durdurulması gerektiği fikrinin Türkiye’de kamuoyunun çoğunluğu tarafından destekleniyor oluşuydu. Aynı zamanda Türkiye’nin Kosovalı Sırplara vereceği destek kendisi de bu yönde davranan ABD ile ilişkilerinde yeni bir işbirliği imkânı doğuracak, en nihayetinde Türkiye’nin bölgedeki konumu da güçlenecekti.

Türkiye’nin 17 Şubat 2008’de Kosova’nın bağımsızlığını tanıma amacı nedir?

Kosova’nın nihai statüsüyle ilgili olarak taraflar arasındaki görüşmelerden sonuç çıkmayınca Kosovalı Arnavutlar 17 Şubat 2008’de Sırbistan’dan bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Türkiye aynı gün Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı ve Kosova’yı tanıyan yedinci devlet oldu. Türkiye böylece hem bölgedeki Türk azınlığın durumunu iyileştirmeyi hem Arnavutluk ile ilişkileri geliştirmeyi hem de Balkanlar’daki etkinliğini artırmayı amaçladı.

Türkiye’nin Bosna politikasının temel amacı nedir?

Bosna-Hersek’e elinden gelen tüm imkânlarla destek olan Türkiye, Dayton Anlaşması’ndan sonra da bu ülke ile ilişkilerini geliştirmeyi sürdürdü. Dayton Anlaşması’nın öngördüğü, hassas dengelere dayanan düzende taraflar arası dengelerin sürdürülmesi, ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve Boşnakların yeniden mağdur olmamaları Türkiye’nin Bosna politikasının temel amacıydı.

1992’de Makedonya devletinin ismi neden sorun olmuştur?

Makedonya devletinin isim sorunu: 1992’de Makedonya ismi altında bağımsızlık ilanına Yunanistan itiraz etti. Bu ismin Yunanistan’la tarihsel bağı olduğu iddiası kadar Yunanistan’ın kuzeyinde Makedonya diye bir bölge olması nedeniyle, Makedonya devletinin burada hak iddia etmesinden endişeleniliyordu. Uluslararası kuruluşlara üyeliği ise Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya adıyla gerçekleşti. 2018’de iki ülke arasında yapılan anlaşmayla da ülkenin resmî adı Kuzey Makedonya Cumhuriyeti oldu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların önemli bir kısmı hangi konu üzerinedir?

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların önemli bir kısmı Ege Denizi’ndeki egemenlik alanlarının paylaşımı konusundadır. Sorunun özünde bir egemenlik ihlali olasılığının engellenmesi olduğu kadar askerî güvenliğin sağlanması kaygısı da yatmaktadır. Özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında başlayan bu kaygılar neticesinde iki ülkenin deniz ve hava kuvvetlerine bağlı araçlar Ege Denizi’nde sık sık karşı karşıya gelmektedir. Türkiye’nin savaş nedeni sayacağını bildirdiği Yunanistan’ın 12 millik karasuları iddiası sürekli bir gerilim kaynağı iken, yine antlaşmalarla yasaklanmış birtakım Ege adalarının Yunanistan tarafından silahlandırılması Türkiye’nin bu konuda daha sert bir siyaset izlemesine yol açmaktadır.

Münhasır Ekonomik Bölge nedir?

Münhasır Ekonomik Bölge, bir kıyı devletinin karasuları esas çizgisinden başlayarak 200 deniz mile kadar varan ve karasuları dışında kalan su tabakası ve deniz yatağı ile onun toprak altında söz konusu kıyı devletine münhasır ekonomik haklar ve yetkiler tanınmış olan deniz alanıdır. Bu münhasır ekonomik haklar ve yetkiler özellikle doğal kaynakların (deniz canlıları ya da madenler) çıkarılması bakımından önemlidir. Münhasır ekonomik bölgeye sahip olan kıyı devleti, uluslararası ulaşımı aksatmamak kaydıyla burada yapay ada, tesis, araç-gereç yerleştirme konusunda tam yetkilidir. Münhasır ekonomik bölgenin komşu devletler arasında sınırlandırılmasına ilişkin olarak genel kabul gören usul, uluslararası hukuktaki hakça ilkelere göre anlaşma yapılmasıdır.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında sorun yaratan başlıca iki husus nedir?

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında sorun yaratan başlıca iki husustan söz edilebilir. Biri, Patrikhanenin “ekümenik” sıfatı konusundaki uyuşmazlıktır. “Evrensel” ya da “tüm dünyayı kapsayan” anlamına gelen “ekümenik” kelimesinin önemi, Fener’deki Patrikhanenin bütün Ortodoksların lideri olarak tanınmasını ifade etmektedir. Türkiye ise Lozan Antlaşması çerçevesinde, Fener Patrikhanesi’ni, Türkiye kanunlarına tabi ve Türkiye’deki Rum Ortodoks cemaatin dinî kurumu olarak kabul ediyor ve Vatikan benzeri yetkilere sahip olmasına ve siyasi bir aktör hâline gelmesi olasılığına karşı çıkmaktadır. Heybeliada Ruhban Okulu ise 1990’larda gündeme gelen bir konu oldu. Öğrenci azlığından dolayı 1984’ten beri fiilen kapalı olan okulun yeniden açılarak Patrikhane’ye din adamı yetiştirilmesi ihtiyacı dile getirilmekteyse de Türkiye okulun ekümeniklik anlayışını yansıtacak şekilde diğer Ortodokslara da açık uluslararası bir okul olmasını istememektedir.

İstenmeyen adam (persona non grata) ne demektir?

Bir devlet, ülkesinde görev yapan bir diplomatı, suç işlediği ya da diplomatik ayrıcalıklarını kötüye kullandığı gerekçesiyle istenmeyen adam, Latincesiyle persona non grata ilan etme yetkisine sahiptir. İstenmeyen adam ilan edilen diplomat, kendisine tanınan sürenin sonunda ülkesine dönmezse o ana dek yararlandığı diplomatik ayrıcalıkları sona erer ve yargılanma olasılığı doğar.

2000’lerde Türkiye, bölge politikasının bir parçası olarak Arnavutluk’la ilişkilerinde nasıl bir politika izlemiştir?

2000’lerde Türkiye, bölge politikasının bir parçası olarak Arnavutluk’la ilişkilerinde de daha yumuşak güç ve kamu diplomasisi unsurlarına dayanan bir politika izledi. Süreç içerisinde giderek ilerleyen ilişkiler, Ocak 2021’de imzalanan “Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Kurulması için Ortak Bildiri” metniyle birlikte stratejik ortaklık düzeyine çıktı. Bir yıl sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tiran’a yaptığı resmi ziyarette ise değişik alanlarda yedi ayrı anlaşma imzalandı ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin 1 milyar dolara çıkarılması hedefi açıklandı.

2000’li yıllarda Türkiye ile Bulgaristan arasındaki siyasi ilişkilerde başlıca gündem maddeleri ne olmuştur?

İkili ilişkiler bakımından 1990’lardaki olumlu gidişat 2000’li yıllarda da devam etti. Bu dönemin siyasi ilişkilerindeki başlıca gündem maddeleri, Bulgaristan’da yükselen ve ATAKA partisinin temsil ettiği aşırı milliyetçi hareketin yol açtığı sorunlar, Türkiye’nin AB’ye adaylığına 2007’de bu örgüte üye olan Bulgaristan’ın verdiği destek ve iki ülke arasında gelişen ekonomik ilişkilerdi.

Genel anlamda bakıldığında, Türkiye’nin Romanya ile ilişkilerinde öne çıkan başlıca konular ne olmuştur?

Genel anlamda bakıldığında, Türkiye’nin Romanya ile ilişkilerinde öne çıkan başlıca konular iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve Romanya’da PKK faaliyetlerinin varlığı ile buna karşı alınacak önlemlerdi. Turgut Özal, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi yaklaşımının bir yansıması olarak Eylül 1991’de Romanya’yı ziyaret etti ve bu vesileyle iki ülke arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalandı. Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesiyle Türkiye’nin Romanya’ya ihracatı arttı hem sağlanan yatırım kolaylıklarıyla çok sayıda Türk şirketi ve Türk finans kurumları Romanya’da faaliyet göstermeye başladı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında