AÖF Soru Bankası

Türk Dış Politikası IIÜnite 2 Soru-Cevap

Türk Dış Politikası II (ULI404U) soru-cevapları.

1992’de seçimleri kazanan ve 2 dönem başkanlık yapan Bill Clinton yönetimi hangi özellikleri  ile öne çıkmıştır?

ABD’de Demokrat Parti adayı Bill Clinton 1992’deki seçimleri kazandı ve iki dönem süren başkanlığı süresince çok taraflılığı ve işbirliği me­kanizmalarını öne çıkaran, küreselleşme süreçlerini destekleyen bir dış politika izledi.

Clin­ton yönetimi, ABD’nin askeri gücünün bölgesel ve küresel olası rakipler ve meydan okumalara karşılık verecek şekilde geliştirilmesine ve diğer devletler­le kurulacak siyasi-diplomatik ilişkiler yoluyla bu düzenin korunmasına önem verdi.

Soğuk Savaş döneminde Türk dış politikası hangi ülke ile ilişkilere göre biçimlenmiştir?

Türk-Amerikan ilişkileri, Türk dış politikasının 1945’ten beri açıkça en önemli konusu olagelmiş­tir. Soğuk Savaş döneminde, başında ABD’nin bu­lunduğu Batı Bloku içinde yer almak ve buradaki mevcudiyetini güçlendirerek ihtiyaç duyduğu as­keri ve ekonomik yardımları temin etmek isteyen Türkiye için ABD ile ilişkiler dış politikanın genel seyrini de belirleyici bir nitelikteydi.

1990’larda Türk-Amerikan ilişkileri hangi alanlarda göre­ce iyi ve olumlu seyretmiştir?

1990’larda Türk-Amerikan ilişkilerinin göre­ce iyi ve olumlu seyrettiği belli başlı alanlar çeşit­li bölgesel işbirlikleri, artan ekonomik ilişkiler ve Türkiye’nin artan askeri malzeme ihtiyacı çerçe­vesinde gelişen ilişkiler olarak özetlenebilir.

1990’larda hangi gelişme,  ABD’nin Türkiye ile mutlaka iş birliği yapmak isteyeceği bir dönemi başlatmıştır?

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ilk önce işbirliği ihtiyacının sona erebileceği endi­şesi yaratmışsa da özellikle Körfez Savaşı ile birlikte bu olasılık ortadan kalkmış ve ABD’nin böylesi­ne önemli bir coğrafyada Türkiye gibi bir devletle mutlaka işbirliği yapmak isteyeceği bir dönemin başladığı anlaşılmıştı. İşte 1990’lar bu bakımdan çok önemli gelişmelere sahne oldu. Orta Doğu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Batı Avrupa’ya kadar ABD’nin izlemek istediği dış politika için Türkiye önemli bir ortak haline geldi.

1990’larda ABD’nin “hay­dut devlet” adını verdiği ve başlıca tehdit unsurları olarak nitelendirdiği ülkelerden olan Irak ile İran’ın aynı anda çevrelenme­si stratejisini ifade eden kavram nedir?

Çifte Çevreleme: Soğuk Savaş’ın başla­rında ABD’nin SSCB’ye karşı izlediği ve bu ülkenin etkisini ve gücünü özellikle siyasi ve askeri bakımlardan sınırlandırma anlamındaki “çevreleme” siyasetinden tü­retilen kavram, 1990’larda ABD’nin “hay­dut devlet” adını verdiği ve başlıca tehdit unsurları olarak nitelendirdiği ülkelerden olan Irak ile İran’ın aynı anda çevrelenme­si stratejisini ifade etmektedir.

1990’ların ikinci ya­rısında Tür­kiye-İsrail ilişkileri özellikle ve ağırlıklı  olarak hangi  alanda gelişmiştir?

Tür­kiye-İsrail ilişkileri özellikle 1990’ların ikinci ya­rısında ve ağırlıklı olarak askeri alanda gelişti. Bu iş birliğinin Türkiye’ye en büyük sonucu, ABD siyasetindeki en etkili aktörlerden olan Musevi lobisinin desteğinin kazanılmasıydı. Söz konusu destek, ABD Kongresi’nin Türkiye’nin almak is­tediği çeşitli silahların satışına onay vermesinin sağlanması başta olmak üzere çeşitli alanlarda (AB üyelik süreci, Ermeni karar tasarıları, vb.) Türkiye için önemli oldu.

ABD'nin Ha­zar Havzası’ndaki petrol ve doğal gaz kaynaklarını güvenli bir şekilde dünya pazarlarına ulaştırma ve böylece buradaki ülkelerin ekonomik ve siyasi ola­rak Batı ile bütünleşmelerini sağlama hedeflerinin somut sonucu ne olmuştur?

ABD’nin stratejik bir yaklaşım temelinde Ha­zar Havzası’ndaki petrol ve doğal gaz kaynaklarını güvenli bir şekilde dünya pazarlarına ulaştırma ve böylece buradaki ülkelerin ekonomik ve siyasi ola­rak Batı ile bütünleşmelerini sağlama hedeflerinin somut sonucu Bakü-Ceyhan boru hattı projesi ola­rak ortaya çıktı. 1999 Kasım ayında bu boru hattı için imzalanan anlaşma Türkiye bakımından da çok önemliydi. Zira ABD, ekonomik olarak en uy­gun güzergâh olmamasına karşın, siyasi nedenlerle bu hattın yapılması projesinin destekliyor, böylece Türkiye Hazar Havzası’ndan söz konusu kaynak­ların Batıya taşınmasında merkezi bir role sahip oluyordu.

1999’daki Washington Zirvesi’nde alınan kararlarlar NATO’ nun  örgüt kimliğini nasıl değiştirmiştir?

1990’lı yıllarda ortaya çıkan koşullara uyum sağlamak üzere NATO’da esaslı bir değişim ve dönüşüm gerçekleşti. 1999’daki Washington Zirvesi’nde alınan kararlarla, örgütün hem yapısı hem sorumluluk alanı hem de işlevleri değişti ve yeniden tanımlandı. Ortaya çıkan bölgesel krizler çerçevesinde NATO artık sadece üyelerinin sınırla­rını koruyan bir örgüt olmaktan çıkıp, bunun dı­şındaki alanlarda, insani krizlere de müdahale eden etkin bir örgüt kimliği kazandı.

Neo-Con yönetiminin ana projesi nedir?

Bush yönetimi bir yandan Orta Doğu’da, ABD’ye göre terörü meydana getiren koşullara yapısal çözümler getirme arayışına girerken bir yandan da Neo-Con yönetiminin ana projesi olan ABD’nin dünyadaki gücünü meydan okunamaz bir düzeye yükseltme çabaları çerçevesinde Orta Doğu başta olmak üzere stratejik bölgelerdeki as­keri varlığını ve etkinliğini artırmaya başladı. Afga­nistan işgalinden kısa süre sonra ikinci hedef olarak Irak’ın belirlenmesiyle birlikte bu konu 2002’den itibaren ikili ilişkilerin gündemine oturdu.

4 Temmuz 2003’te, ABD birliklerinin Süleymaniye’de Türk askerlerini sanki teröristlermiş gibi, baş­larına çuval geçirilmek suretiyle derdest ederek iki günden fazla süreyle gözaltında tutmasının ardında yatan gelişme nedir?

4 Temmuz 2003’te, ABD birlikleri, Süleymani­ye’deki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı birliklerin kullandığı irtibat ofisini kuşattı. Türk askerleri aldıkları talimat ge­reği herhangi bir direniş göstermezken ABD’li askerler tarafından, sanki teröristlermiş gibi, baş­larına çuval geçirilmek suretiyle derdest edilerek iki günden fazla süreyle gözaltında tutuldular. Bu olay, ABD’nin Türkiye’ye bir mesajı olarak değer­lendirildi. Bu yakışıksız ve ittifak ruhuna sığmayan muamele hem 1 Mart tezkeresinin reddine bir ya­nıttı hem de Türkiye’nin 1990’ların ortalarından beri askeri kuvvet bulundurarak denetimi altında tuttuğu Kuzey Irak’ta artık eskisi gibi davranmasına ABD’nin göz yummayacağını gösteriyordu.

2009 Ocak ayında ABD başkanı olan Barak Obama’nın Orta Doğu politikasının temel özelliği nedir?

Realist ve pragmatik bir dış politika benimseyen Obama yönetimi özellikle ABD’nin Orta Doğu’daki sorunlara daha az müdahil olması, hatta bu bölgeden giderek çekilmesi gerektiğini düşünüyor­du. ABD’nin bu bölgeden çekilerek arkasında oluşacak güç boşluğunu bölgedeki güvenilir müttefiklerine bırakıp “geriden liderlik” etmesini öngören bu yaklaşım Obama’nın dış politika doktrini olarak da ifade edilir. Bu çerçevede Obama yönetimi dikkatini Orta Doğu’dan çekip Asya-Pasifik bölgesine odaklanmayı tercih etti. Bu yaklaşım elbette Türk-Amerikan ilişkileri için de belirleyici oldu.

Türk-Amerikan ilişkilerinin 2013 yılından itiba­ren çok sayıda gerilim ve krizin etkisi altına girmesinin nedeni nedir?

Türk-Amerikan ilişkileri 2013 yılından itiba­ren çok sayıda gerilim ve krizin etkisi altına girdi. İki devlet arasındaki ilişkileri karşılıklı tereddüt ve memnuniyetsizliğe, dolayısıyla çalkantıya sürük­leyen esas unsur Orta Doğu bölgesinde yaşanan yapısal dönüşümler oldu. Tunus, Mısır ve Libya’da­ki gelişmelerde görece benzer tutum ve yaklaşım içinde olan Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiler Suriye’deki krizin uzaması ve giderek bölgeyi etkisi altına alan bir savaşa dönüşmesiyle tekrar gerildi.

2010 yılında Türk dış politikasına yönelik “eksen kayması” eleştirilerini iyice tetikleyen olaylar nelerdir?

2010 yılı ikili ilişkiler açısından bir gerilim yılı oldu. Öncelikle Türkiye, Brezilya ile birlikte İran’la nükleer takas anlaşması imzaladı. Bölgedeki arabuluculuk faaliyetlerini artırma amacıyla aldığı bu inisiyatif Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle, özellikle de ABD’yle arasının açılmasına yol açtı. Bunun hemen ardından İsrail’in Gazze’deki ablukasını delerek insani yardım götürmek üzere yola çıkan Mavi Marmara isimli gemiye İsrail askerlerinin müdahale etmesi sonucunda 9 Türk vatandaşının hayatlarını kaybetmesi üzerine Türk-İsrail ilişkileri daha önce görülmemiş şekilde gerildi. Türkiye’nin ABD’den beklediği desteği bulamaması veABD-İsrail ilişkilerinin yapısı nedeniyle bu olay Türk-Amerikan ilişkilerini de oldukça olumsuz etkiledi. Son olarak, Haziran 2010’da İran’a daha sert yaptırımlar öngören BM Güvenlik Konseyi kararına Türkiye’nin hayır oyu kullanması ABD ile olan ilişkileri iyice gerdi. Bu son olay bu dönemde zaten var olan Türk dış politikasına yönelik “eksen kayması” eleştirilerini de iyice tetikledi.

2011 yılında ABD ile Türkiye ilişkilerini düzelten gelişme nedir?

2011 yılının başında patlak veren Arap ülkelerindeki ayaklanmalar 2010 yılındaki gerginliklerin ve eksen kayması eleştirilerinin hızla son bulmasına neden oldu. Bu beklenmedik gelişmeler Obama
yönetiminin Türkiye ile olan ilişkilerini belirlerken kullandığı “model ortaklık” kavramının yeniden gündeme gelmesine neden oldu.  “Geriden liderlik” yaklaşımıyla uyumlu bir şekilde ABD Türkiye’nin Orta Doğu’da artan etkinliğinin Arap ayaklanmaları sırasında ve sonrasında önemli olabileceğini düşündü. Bu çerçevede Başkan Obama Başbakan Erdoğan ile sıkça görüş alışverişinde bulundu, iki lider 2011 yılı boyunca 13 kez telefonda görüştü. ABD için Türkiye laik- demokratik ve Müslüman kimliği ile ABD’nin Orta Doğu’dan çekilmesiyle ortaya çıkan güç boşluğunu doldurabilecek ve komşu Müslüman ülkelere örnek olabilecek bir modeldi.

Malatya Kürecik’te bir radar üssü kurulması hangi projenin sonucudur?

ABD’nin 1980’lerden beri gündeminde olan bir tür “füze kalkanı” kurmak suretiyle ABD toprak­larının savunulması projesi, 1990’larda “haydut devlet” olarak adlandırılan İran ve Kuzey Kore gibi kıtalararası balistik füze geliştirmesi durumunda ortaya çıkacak tehdidi bertaraf etmek amacıyla hız­landırıldı. 11 Eylül sonrasında ise konu NATO’nun önemli gündemlerinden biri haline geldi. Önce Kasım 2002’deki Prag Zirvesinde Amerikan Ulu­sal Füze Savunma Sisteminin tüm NATO üyele­rini kapsaması prensibi benimsendi.

Bu çerçevede Çekya ve Polonya’da konuşlandırılan füze ve radar üsleri, Obama döneminde kapatıldı, bunların yeri­ne İran’dan gelecek tehdide ilişkin olarak bu ülkeye daha yakın konumdaki Türkiye’nin adı gündeme geldi. 2010’daki tarihi Lizbon Zirvesi’nde “Füze Kalkanı” projesi teyit edildi ve Türkiye’ye de önce­likle radar istasyonları kurulması önerisi çerçevesin­de  Malatya Kürecik’te bir radar üssü kuruldu.

2021’de göreve başlayan Biden yönetiminin Trump döneminden en önemli farkı nedir?

Ocak 2021’de göreve başlayan Biden yönetiminin Trump döneminden en önemli farkı, ABD dış politikasın­da yeniden uluslararası işbirliğinin ve çok taraflı­lığın vurgulanmasıydı. Clinton’ın başkanlığı sıra­sında başlayan ve Obama döneminde sürdürülen, uluslararası problemlere uluslararası işbirliği yo­luyla çözüm bulma yaklaşımını Trump terk etmiş, ‘Önce Amerika’ sloganını dış politikasının da mer­kezine oturtmuştu.

CAATSA  nedir?

ABD Kongresi’nin Ağustos 2017’de çıkardığı “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yo­luyla Mücadele Etme Kanunu”dur.  (CAATSA)

Rusya’nın Kırım’ı il­hak etmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıları desteklemesi karşısında Oba­ma yönetimi 2016’da Rusya’ya yönelik bir dizi yaptırım kararı almıştı. Trump’ın seçildikten sonra Rusya ve Kuzey Kore gibi ülkelerin liderleriyle kurduğu ilişkiler Kongre’de tepki topladı. CAATSA Kanu­nu da Obama döneminde uygulamaya giren bu yaptırımların Trump tarafından durdurulmasına engel olmak amacıyla Kongre’nin ısrarıyla çıktı. Yasa ABD Baş­kanına, Rusya’nın petrol, gaz, savunma, güvenlik ve mali sektörleri bünyesinde iş yapan kişi ve kurumlara çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi vermektedir.

ABD’nin Türkiye’nin Rusya’da S-400 sistemini almasına verdiği en ciddi tepki nedir?

CAATSA Yaptırımları da dahil olmak üze­re, ABD’nin Türkiye’nin Rusya’da S-400 sistemini almasına verdiği en ciddi tepki Türkiye’yi, üretim ortaklarından biri olmasına rağmen 5. nesil savaş uçağı F-35 Müşterek Taar­ruz Uçağı projesinden çıkarmasıdır. Projeye resmen 2007 yılında dahil olan Türkiye, F-35’in binden fazla parçasının üretimini yapıyordu. S-400 meselesinin gündeme gelme­siyle birlikte ABD’li yetkililerden Türkiye’nin buna bir son vermesi gerektiği uyarıları yapılırken Türkiye teknik olarak S-400’lere sahip olmasının F-35’lerin güven­liğini bozmayacağını bildirdi. Bu arada, Türkiye’ye ayrılan uçaklar da üretim bandından çıkmaya başladı ve 2018’de dört ve 2019’da iki F-35’in mülkiyeti Türkiye’ye verildi fakat uçaklar personelin eğitimi için ABD’de kaldı. Türkiye toplamda 100 uçak sipariş vermişti ve 2022 sonu itibarıyla 30 tanesini teslim almış olacaktı. Fakat S-400’lerin Temmuz 2019’da satın alınmasının hemen ardından ABD Türkiye’nin proje­den çıkarılacağını duyurdu ve Türkiye’ye ait olan uçaklara el koydu. Nihayetinde, ABD Savunma Bakan­lığı (Pentagon) Türkiye’nin F-35 programından 23 Eylül 2021 tarihinde resmen çıkarıldığını duyurdu.

Haziran 2022’deki Madrid Zirvesi Türkiye NATO ilişkilerine ne getirmiştir?

Rusya ve Çin başta olmak üzere yeni tehditlere karşı örgütün güçlendirilmesi amacıyla hazırlanan ve Haziran 2022’deki Madrid Zirvesi’nde benimsenen yeni stratejide terörizmle mücadele ko­nusunun önemli bir yer tutması Türkiye bakımından memnuniyet verici bir gelişme oldu.

Bir NATO üyesi olarak, top­lamda yaklaşık 20 bin Türk askeri­nin görev yaptığı 20 yıllık Afganis­tan görevi  ne zaman sona ermiştir?

Taliban 15 Ağustos 2021’de Kabil’i de ele geçirerek ülkeye hâkim oldu ve tüm yabancı askerlerin Afganistan’dan ayrılmalarını iste­di. Esasen 2002’den beri bu ülke­de personel bulunduran Türkiye, 2015 yılı başından itibaren, muha­rip nitelik taşımayan NATO’nun Kararlı Destek Misyonu kapsa­mında Kabil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın askeri bölümünün işletme sorumlulu­ğunu üstlenmişti. Gelişmeler ne­deniyle yürütülen müzakerelerden sonuç çıkmayınca, NATO ope­rasyonunun da 2021 Ağustos ayı sonunda bitirilmesi kararının da bir sonucu olarak Türkiye de bu­radaki askeri personelini tümüyle çekmeye karar verdi. Böylece, top­lamda yaklaşık 20 bin Türk askeri­nin görev yaptığı 20 yıllık Afganis­tan görevi sona ermiş oldu

Türkiye hangi iki ülkeye NATO üyelikleri konusunda şartlar öne sürmüştür?

Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından ise Avrupa’daki mevcut dengeler değişti ve Rusya’dan algılanan tehdit çerçevesinde o döneme dek NATO dışında kalmayı tercih etmiş olan iki İskandinav ülkesi Finlandiya (ki Rusya ile yaklaşık 1300 km’lik kara sınırına sahiptir) ile İsveç, güvenliklerini temin etmek üzere NATO’ya üye olma arayışına yöneldiler.

İki ülkenin NATO üyeliği için başvuruları karşısında Türkiye ise olumsuz bir tavır takındı ve bu nedenle, çözüme ulaşmak üzere bir müzakere süreci başlatılması ge­reği ortaya çıktı. Türkiye’nin bu tavrı hem geçmişte yaşanan bazı gelişmelerden alınan derslerden hem de terörle mücadele konusunda her iki ülkenin iz­lediği politikalarla ilgili olarak Türkiye’nin taşıdığı hassasiyetlerden kaynaklandı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında