Marksist geleneğin UEP analizini dört farklı yaklaşım altında toplamak mümkündür. Birincisi, klasik marksizmin devlet ve ekonomiye ilişkin yaklaşımıdır. Buna göre devlet üretim araçlarına sahip sınıfın (burjuvazi) çıkarlarını korumak için oluşturulmuş bir yapıdır.
İkincisi, Lenin’in emperyalizm yaklaşımıdır. Klasik marksizmin kapitalizmin işleyişinde ortaya çıkacak ve sistemi işlemez hâle getirecek çelişkilere ilişkin beklentisi ve ardından sanayileşmiş toplumlarda işçi devrimlerinin olacağı umudu gerçeğe dönüşmemiştir. Sanayileşmiş toplumlarda devrimin ortaya çıkmamasının nedenini Lenin ‘emperyalizm kuramı’ ile açıklamıştır.
Üçüncüsü, Neomarksistler tarafından geliştirilen dünya sistemi yaklaşımıdır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan dekolonizasyon süreciyle birlikte yeni bağımsızlığını kazanan devletler arasında ekonomik ‘az gelişmişlik’ konusu gündeme gelmiştir. Az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkelere çeşitli biçimlerde bağımlılığını incelemeye başlayan ‘bağımlılık teorisi’nde fakir ülkelerin (çevre) zengin ülkeler (merkez) aracılığıyla küresel bir ekonomiye şartlandırıldığı düşüncesi genel olarak kabul görmüştür.
Dördüncüsü ise Eleştirel Marksistler (Neogramsciyen) tarafından geliştirilen ‘hegemonya’ yaklaşımıdır. Buna göre, uluslararası sistemde oluşturulan düzen, tıpkı bir devlet içerisindeki düzen gibi sadece ve sadece baskın durumda olan devletlerin zorlayıcı gücüne dayanmaz. Baskın devlet (hegemon) ile küçük devletler arasındaki ilişkinin istikrarlı hâle getirilmesinde ‘rıza’nın yadsınamayacak bir payı vardır