TRZ402U-SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM
Ünite 3: Sürdürülebilir Turizmde Paydaşlar ve Örgütler
Giriş
Ülkelerin önemli gelir kaynaklarından olan turizmin; müşterileri turistler, ürünleri de destinasyonlar olarak tanımlanır. Turistlerin belirli bedeller ödeyerek ziyaretlerini değerli kılan bu destinasyonlar, turizm faaliyetleri sebebiyle bulundukları bölgelere ekonomik, sosyal ve çevresel pek çok etkide bulunur.
Turizm sektörünün, doğrudan ya da dolaylı olarak etkilediği pek çok paydaş vardır. Bu paydaşlar, turizm faaliyetlerinin olumlu çıktılarının devamlılığını sağlamaya çalışırken diğer yandan turizm destinasyonlarında sebep oldukları olumsuz çıktıları azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmak için çözüm arayışındadır. Turizm sektörü gelişiminin, turizm kaynakları ve bölge halkını ilgilendiren unsurları da gözeterek yönetilebilmesi için sürdürülebilir turizm yönetimindeki paydaşların iş birliği içinde çalışması gerekmektedir.
Sürdürülebilir Turizm Yönetiminde Örgütlenme
Turizmin sürdürülebilirliğini ve evrensel ulaşılabilirliğini sağlayabilme motivasyonu ile sürdürülebilir turizm yönetiminde çeşitli örgütlenmeler söz konusu olmuştur. Örgütlenmenin temel amacı; konum ve kuruluş arasındaki bağlantıları saptamak ve turizm faaliyetlerine ilişkin sorunlara çözüm bulup sektörü geliştirmektir. Turizm sektö- rü, ulusal ya da uluslararası seviyede pek çok resmî ve sivil örgüte sahiptir. Turizm sektörünün olumlu olumsuz tüm etkileri ile yakından ilgilenmek adına ortaya çıkmış en büyük örgütün, 1974 yılında kurulmuş olan “Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO)”, kısaca “Dünya Turizm Örgütü (World Tourism Organization)” olduğu kabul edilebilir. Türkiye’de turizminin sürdürülebilirliği konusunda en büyük örgütün de Kültür ve Turizm Bakanlığı olduğunu belirtmek mümkündür.
Sürdürülebilir Turizmde Paydaşlar
Sürdürülebilir turizm çatısı altında önemli unsurların tespit edilip uygun eylemlerin planlanması ve gerçekleştirilmesi konusunda tüm paydaşların katılımı önemlidir. Paydaşlar, turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için UNWTO tarafından yayımlanan rehberde, uluslararası kalkınma ajansları, ulusal ve yerel yönetimlerden oluşan kamu kurumları, özel sektör işletmeleri, çalışanların hak ve sorumluluklarını savunan sendikalar, ulusal ve yerel düzeyde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları (STK), eğitim ve öğretim kurumları ile yerel topluluklar ve tüketici olarak belirtilen turistler olarak tanımlanmaktadır.
Kamu sektörü, sürdürülebilir turizm faaliyetlerinin gelişimi için düzenleyici ve denetleyici kimliğini kullanarak işletmelerin ekonomik, sosyal, kültürel ve çevresel etkilerini değerlendirmeli ve ilerleme ölçümlerini yapmalıdır.
Özel sektör, turizm sektörü işletmelerinin ve çalışanlarının büyük bir kısmına sahip olduğundan sürdürülebilir turizm yönetiminde oldukça önemli bir role sahiptir. Özel sektör işletmeleri, kamu sektörü ile iş birliği içinde çevre koruma
düzenlemelerine katılıp, sahip oldukları personellerin ilgili konularda eğitimini sağlayarak, turizm hizmetlerini etkin bir fiyatlandırmayla ve çevreye duyarlı bir şekilde sunmalıdır.
Stratejik eylem planlamaları yapmaktan sorumlu bir diğer paydaş da yerel yönetimlerdir. Yerel yönetimlerin sürdürülebilir turizm süreci içindeki görevleri stratejik ve eylemsel rol oynamak, çeşitli hizmetler arasında bağlantılar kurmak, bölgenin gereksinimlerini ve eksikliklerini gidermek olarak tanımlanır.
Ulusal ve yerel çapta yönetimler ile özel sektör işletmeleri turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak adına önemli adımlar atarken bu adımların olumlu sonuçlar ve- rebilmesinde yerel halkın da rolü büyüktür. Turizm gelişim sürecine yerel halkın dâhil edilmesi, onların görüş ve önerilerinin alınması ve yerel halkın, kendisini turizmin bir parçası olarak görmesinin sağlanması gerekir.
Sürdürülebilir turizmin bir diğer önemli paydaşı da STK’lerdir. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü, STK’leri uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde ele alırken faaliyet alanlarına göre de sürdürülebilir kalkınma STK’leri, çevre, koruma ve kültürel STK’ler ile sosyal ve toplumsal STK’ler olarak ayırmaktadır.
Sürdürülebilir Turizmde Paydaşların Örgütlenme Biçimleri
Hiçbir kuruluş tek başına turizm gelişimini sağlayamayacağından, turizmin sürdürülebilir gelişiminin sağlanması için mutlaka işbirlikçi çok paydaşlı bir yaklaşım gereklidir. Bir taraftan artan rekabet koşulları diğer taraftan krizler turizm sektöründe etkin örgütlenme ve yönetim modellerinin oluşturulmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında is birliğini, koordinasyonu ve bütçenin etkin kullanımını sağlayacak, turizm sektörüne dinamizm kazandıracak, dünyadaki eğilimler doğrultusunda stratejiler belirleyecek ve uluslararası krizlerden turizmin en az düzeyde etkilenmesini sağlayıp hızlı hareket edilebilmesine imkân verecek örgütlenme modeline ihtiyaç duyulmaktadır.
Turizmde örgütlenme, turizmin koordinasyon faaliyetlerine ve fikirlerine katılan pay sahipleriyle ortaklaşa çalışmak olarak da tanımlanır ve turizm için çalışan iki ya da daha fazla taraf olduğu sürece örgütlenme oluşabilir. Sür- dürülebilir turizm politikalarının planlanması ve gerçekleştirilmesi konusunda faaliyet gösteren örgütler uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeyde ele alınmaktadır.
Turizm sektörüne dinamizm kazandırmak ve uluslararası krizlerden en az derecede etkilenilmesini sağlamak için kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında oluşturulan iş birliklerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetim ve özel sektör ilişkilerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Kamu, özel sektör ve STK temsilcilerinin katılımları ile kurumlar oluşturularak, bu kurumların kamu, özel sektör
ve sivil topluma karşı sorumlu olarak yönlendirici çalışmalar yürütmesinin planlanması ile yeni bir örgütlenme yapısı gündeme gelmiştir. Ulusal, bölgesel, il ve nokta bazlı kurulması planlanan bu yapıların “Konsey” adı altında kurumsallaştırılması hedeflenmiştir.
Türkiye’de turizmin daha rekabetçi ve sürdürülebilir kılınması ve paydaşlar arasında etkili koordinasyon ve iletişimin oluşturulması suretiyle kaynakların daha etkin ve verimli kullanılması gereklidir. Bunun için de kamu ve özel sektör birlikteliği ile yerel, bölgesel ve ulusal tüm paydaşların yer aldığı rekabetçilik, sürdürülebilirlik ve verimlilik ilkelerinin ön planda tutulduğu “destinasyon esaslı örgütlenme” modellerinin oluşturulması önerilmektedir. Örgüt modelleri genel olarak dikey ve yatay olarak iki başlık altında incelenir.
Dikey örgüt modeli, belirli bir kişinin yönetiminde örgütsel kademelerin yukarıdan aşağıya doğru aşamalı bir şekilde birbirinin yönetimi altında olduğu bir örgüt modelidir. Dikey örgütlenmeye, “hiyerarşik örgütlenme” de denir. En alttan üst kademeye doğru zincirleme yükselen bir örgüt modelidir.
Yatay örgüt modelinde görevler göz önünde tutulmakta ve uzmanlık önemli bir rol oynamaktadır. Dikey örgütlenmedeki gibi katı bir hiyerarşi yoktur. Önemli olan görevin etkili bir biçimde yerine getirilmesidir. Bu tür örgütlenmede emirler bir üst amirden değil, işlerin gereklerine göre ilgililerden alınabilmektedir. Yatay örgüt modelinin en önemli üstünlüğü is bölümünün sağlanması, yetki ve sorumlulukların belirlenerek bunlardan doğacak sorumlulukların paylaşılmasıdır. Modelin göze çarpan en önemli sakıncası ise birimler arasında koordinasyon ve denetimi sağlamada karşılaşılan güçlüklerdir.
Sürdürülebilir turizm için öncül koşullardan biri olan sürdürülebilir bir destinasyon oluşturabilmek için tüm turizm paydaşları arasında is birliğine ihtiyaç duyulur. Destinasyon için örgütlenme ile belirtilmek istenen, ihtiyaca yönelik olan örgütlenme biçimi olan dikey örgütlenme biçimidir.
Paydaşlarla Uzlaşma Sağlama Aşamasında Kullanılan Yöntemler
Sürdürülebilirlik kavramı, turizmin uzun vadeli gelişimi, destinasyonların rekabet edebilirliği ve doğal ve kültürel mirasın korunmasında etkin bir role sahiptir. Sürdürülebilir turizm için de paydaşların katılımı, aralarında sağlayacakları iş birliği ve ortaklıklar hayati ön şart olarak kabul edilmelidir.
Paydaşlarla uzlaşma sağlama aşamasında genellikle Delphi ve AHP (Analitik Hiyerarşi Proses) gibi çok boyutlu değerlendirme tekniklerinden yararlanılır.
Delphi tekniği, tüm paydaşların görüşlerinin birleştirilmesi ve hepsinin fikirlerinin yayılması için çalışır. Paydaşların herhangi bir sebepten dolayı ortaya çıkabilecek hatalı yorumlarını azaltabilmek için kullanılan tekniklerden biri olarak da bilinir. Delphi tekniğinin uygulamasında,
uzmanlar kendi düşüncelerine uygun ifadeleri isimsiz bir şekilde belirler ve savunurlar. Her uzman, çıkarımla ilgili tüm grup üyelerinin fikirlerini öğrendikten sonra, hatalı olduğunu düşündüğü yargılarını düzenleme şansını değerlendirip bir sonraki fikir bildirme oturumunda güncellenmiş çıkarımlarını belirtebilir. Uzman fikirlerinin çıkarımlanması için sıkça kullanılan bir yöntem olan Delphi tekniği, tipik olarak 3 ya da 4 oturumdan oluşur.
Delphi tekniğinin adımlarını şu şekilde özetlemek mümkündür:
• Öncelikle problemin ve katılımcıların belirlenmesi ile açık uçlu soruların hazırlanması sağlanır. • Katılımcılara sorular iletilir ve alınan cevaplar listelenerek anket formuna dönüştürülür. • Katılımcılardan liste hâlindeki cevaplara ne ölçüde katılıp katılmadıklarını, likert tipi bir ölçekle ve nedenlerini yazarak sunmaları istenir. • Anket sonuçları istatistiksel olarak analiz edilerek analiz sonuçları katılımcılara sunulur ve yanıtlarını bu istatistiksel sonuçlara bakarak güncellemeleri istenir. • Sonuçlar tekrar kontrol edilerek gerektiği noktada uygulama sonlandırılır.
AHP, problemleri hiyerarşik yapı altında ele alan ve ikili karşılaştırmalar mantığına dayanan çok kriterli bir karar verme yöntemidir. Unsurların ikili karşılaştırmalar yöntemi ile karşılaştırılması, unsurların birbirlerine göre kaç kat daha önemli veya daha baskın olduğunun değerlendirilmesidir.
AHP yöntemi, dört adımda tanımlanabilir: (1) Öncelikle karar probleminin sahip olduğu önemli unsurlar ayrıştırılıp kriterler ve alternatifler hiyerarşik olarak yapılandırılır, (2) kriterlerin ikili karşılaştırmaları yapılarak her bir kriterin ağırlığı belirlenir, (3) alternatiflerin her bir kriterle ilişkili değerlendirmeleri yapılır ve bu kriterlerle ilişkili alterna- tiflerin lokal ağırlıkları bulunur, (4) son olarak da karar probleminin amacına yönelik olarak alternatiflerin global öncelikleri belirlenir.
Sürdürülebilir Turizmde Uluslararası Sözleşmeler
Sürdürülebilir kalkınmanın öncül ilkelerinden biri de doğanın, iklimin, biyolojik türlerin korunması gibi çevresel unsurlara dayanmaktadır. Bu konu ile ilgili imzalanmış uluslararası düzeyde pek çok sözleşme vardır.
“Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”, 5 Haziran 1992 tarihinde Rio de Jenerio’da Birleşmiş Milletler Cevre ve Gelişme Konferansı’nda kabul edilmiştir. Biyoçeşitlilik, insan sağlığı ve refahı, ekonomik refah, gıda güvenliği ve tüm toplumların gelişmesi için gereklidir. Şu an mevcutta 196 ülkenin ve AB’nin taraf olduğu Sözleşme’ye, Türkiye 1996 yılında taraf olmuştur.
Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere neden olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak değiştirilmiş canlı
organizmaları korumak amacıyla, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne ek olarak 2000 yılında da “Kartagena Biyogüvenlik Protokolü” imzaya açılmış ve 2003’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Protokol’e 2004 yılı itibariyle taraf olmuştur.
“Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)”, iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992 yılında kabul edilmiş ve 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. 194 tarafı bulunan Sözleşme, neredeyse evrensel bir katılıma ulaşmıştır. Sözleşme iklim sisteminin ortak bir varlık olduğunu kabul etmekte olup Sözleşme ile amaçlanan, atmosferdeki sera gazı birikimlerini ve iklim sistemi üzerindeki insan kaynaklı tehlikeli etkiyi durdurmaktır. Türkiye 2004 yılında Sözleşme’ye taraf olmuştur.
“Kalıcı Organik Kirleticilere İlişkin Stockholm Sözleşmesi” ise tarafların, kalıcı organik kirleticilerin zehirli özelliklere sahip olduğunu, doğada ayrışmaya karşı direnç gösterdiklerini, hava, su ve göçmen türler aracılığıyla uluslararası sınırların ötesine taşındıklarının bilincinde olunduğunu belirtir. Sözleşme, kalıcı organik kirleticilerin çevreye salıverilmelerini ve boşaltılmalarını azaltacak ve/veya ortadan kaldıracak önlemleri ele almaktadır.
“Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD)” de 1994 yılında imzalanıp 1996 yılında yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin amaçları, küresel ölçekte çölleşmenin durumunu ortaya koymak, ülkeleri çölleşme ile mücadele konusunda çalışmalar yapmaya zorlamak, yapılan iyi uygulamaları yaygınlaştırmak, çölleşmeden etkilenen ülkelerde sürdürülebilir kalkınmanın sağlan- masına katkıda bulunmak ve çölleşme ile mücadele konusunda is birliği geliştirerek alandaki çalışmaları desteklemek için ulusal ve küresel fonları harekete geçirmek olarak tanımlanmıştır. 197 ülkenin taraf olduğu bu Sözleşme’ye Türkiye 1998 yılında dâhil olmuştur.
“Tehlikeli Atıkların Sınır Ötesi Tasınımı ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Basel Sözleşmesi” Türkiye tarafından 1989 yılında imzalanıp 1994 tarihinde resmen taraf olunmuştur. Sözleşme esas alınarak “Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” hazırlanmış ve 27 Ağustos 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmeler, ülkeleri birtakım yükümlülükler altına sokarak dünyamızın korunmasına ve dolayısıyla turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanmasına hizmet etmektedir. Sözleşmelerin, hava kirliliği, iklim, su tüketimi, atık kontrolü ve doğal yaşam gibi alanlarda imzalandığı görülmektedir.
Sürdürülebilir Turizm Örgütleri
Turizm destinasyonlarının cazibesinin ve bu destinasyonlardaki turizm faaliyetlerinin devamlılığını sağlamak için doğaya, insana, enerji kaynaklarına ve bütün paydaşlara saygı duyan stratejilerin belirlenmesi ve bu stra- tejilerin uygulanması için uygun politikalara ihtiyaç vardır. Bu noktada sürdürülebilir örgütlerin rolü büyüktür. Bu
örgütler turizmin sürdürülebilirliğine dair önemli etiketler tanımlayarak işletmelere başarılı yol göstericilik yapmaktadır. Bu örgütler çok sayıda ulusal ve uluslararası profesyonel ticari birliklerin de lideri konumundadır. Yaptıkları endüstriyel istatistik çalışmaları ile, turizm pazarları ile ilgili üyelerine bilgi vermekte ve ek örgütlenme için faydalı olabilecek rehberler sağlamaktadırlar.
Sürdürülebilir turizm alanında faaliyet gösteren örgütler, turizm faaliyetlerini sürdürürken doğaya, insana ve enerji kaynaklarına duyduğu saygıdan ödün vermeyerek gerekli standartları taşıyan işletmelere değerli sertifikalar sunmaktadır. İlgili sertifikalara sahip olan işletmelerin, sahip olmayan işletmelere göre kullanıcılar tarafından daha fazla tercih edilmesiyle sürdürülebilir turizm faaliyetleri daha geniş alanlara yayılmaktadır.
Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi (Global Sustainable Tourism Council- GSTC), sürdürülebilir turizm faaliyetleri ile ilişkili olarak işletmelere sertifikalar sağlayan önemli örgütlerden biridir. 2010 yılında kurulmuş olan GSTC, sürdürülebilir seyahat ve turizm için küresel standartları yönetip sürdürülebilir turizm sertifikasyon kuruluşları için uluslararası akreditasyon sağlar.
GSTC Kriterleri, seyahat ve turizmde sürdürülebilirlik için ortak bir dil ve küresel bir fikir birliği sunmak adına, küresel temel standartlar olarak sunulmuştur. Kriterler eğitme ve bilinçlendirme, işletmeler ve devlet kurumları için politika oluşturma ve diğer organizasyon türlerini ölçme ve değerlendirme amacıyla kullanılır. GSTC Kriterleri turizmin çevreye zarar vermemesi, toplum adına fayda yaratması ve turizm kaynaklarının korunması için bir rehber olarak sunulmuştur.
Sürdürülebilir turizm faaliyetlerinden dolayı isletmelere sertifika sağlayan diğer bir örgüt de “Uluslararası Sürdürülebilir Seyahat Örgütü̈ ’dür. Örgüt, seyahati ‘insanları gezegenimizin en çarpıcı doğa harikalarına yaklaştıran ve onları dünyanın dört bir yanındaki kültürlerle buluşturan bir faaliyet’ olarak tanımlarken diğer yandan da seyahatin ‘seyahat edilen bölgeyi ve o bölgedeki insanların yaşamlarını daha iyi veya daha kötü şekilde etkileme gücüne sahip’ olduğunu belirtir.
Uluslararası Sürdürülebilir Seyahat Örgütü, birimlere ve işletmelere de karbon telafi programları ile üretiminden sorumlu oldukları karbon emisyonunu telafi etme konusunda farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. Karbon ayak izinin telafisinin, rüzgâr enerjisi kullanarak ya da karbonu emen ağaçların çoğalmasını sağlayarak karbon azaltıcı projelere yapılan destekler yoluyla yapılabileceğine dair öneriler ve teşvikler sunmaktadır.
Ortak noktası turizm faaliyetlerinin doğaya, insana ve bölgesel kültürlere saygı duyacak şekilde gerçekleştirilmesi için caba göstermek olan sürdürülebilir turizm örgütlerinin, Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi (GSTC) ve Uluslararası Sürdürülebilir Seyahat Örgütü̈ ile sınırlı değildir.