AÖF Soru Bankası

Sürdürülebilir TurizmÜnite 2 Özeti

Sürdürülebilir Turizmi Destekleyici Araçlar

TRZ402U-SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM

Ünite 2: Sürdürülebilir Turizmi Destekleyici Araçlar

Giriş

Sürdürülebilir turizmi destekleyici araçlar turizm faaliyetlerinin çevreye zarar vermeden gerçekleşmesi, turizm çekiciliklerinin yıpranma riskinden korunması ya da yerel halkın kendi hayat akışına devam edebilmesi gibi koruyucu etkilere sahiptir. Taşıma kapasitesi, çevresel etki değerlendirmesi, ekolojik ayak izi, tarım ve geri dönüşüm çevrede, doğada ve turizm endüstrisinde sürdürülebilirliğin sağlanması için uygulanması gereken kriterleri ve sınırları ortaya koymaktadır.

Taşıma Kapasitesi ve Türleri

Turizm faaliyetleri turistler ve turistik çekiciliklerin bir araya gelmesiyle gerçekleşmektedir. Ancak bu buluşma gerçekleşirken destinasyonlardan yerel halka çok sayıda unsurla etkileşim sağlanmaktadır. Bu etkileşimler sonucunda ortaya çıkan etkilerin -turistlerin deneyim kalitesini de düşürmeden- kabul edilebilir seviyelerde tutulması gerekmektedir. Taşıma kapasitesi ekolojik (çevresel), fiziksel, sosyal, psikolojik ve ekonomik boyutlarıyla turizmin her alanında aşılmaması gereken sınırları tespit etmektedir.

Turizm faaliyetlerinin belirli ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmesi önemlidir. Turizmde çekicilik unsurlarının oluşmasını sağlayan kaynakların sürdürülebilirliğinin gözetilerek kullanımı, aşırı tüketimin ve atık üretiminin azaltılması, turizm ürün ve hizmetlerinde çeşitliliğin artırılması ve sürdürülmesi, turizm planlamasının yapılması, yerel ekonomilerin desteklenmesi, turizme ilişkin kararlarda yerel halk da dâhil olmak üzere tüm paydaşların fikirlerinin alınması ve kendilerine rol verilmesi gibi ilkeler turizmin sürdürülebilirliği için önemlidir.

Tüm dünyada turizm endüstrisinin hacminin her geçen gün daha da artmasıyla gözde destinasyonlarda ciddi turist yoğunluğu oluşmaktadır. Turist ziyaretleriyle oluşan turizm faaliyetleri destinasyonlarda başta ekonomik olmak üzere çok sayıda alanda olumlu etkilere sahip olduğu gibi birtakım olumsuz etkiler de ortaya çıkarmaktadır. Bu olumsuz sonuçlar turizm faaliyetlerine ilişkin birtakım önlemler alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu önlemler sürdürülebilir turizm faaliyetlerinin temininin sağlanması için gereklidir. Sürdürülebilir turizmin gerçekleşebilmesi için doğru hesaplamaların, etkili planlamaların yapıldığı ve işletme sistemlerinin uygulandığı turizm bölgeleri oluşturulmalıdır. Bu durum, bir turizm bölgesini ziyaret eden turistlerin memnuniyet düzeylerini mümkün olan en yüksek seviyede tutarken bölgeye de zarar vermeden kabul edilebilecek en yüksek turist sayısı taşıma kapasi- tesine karşılık gelmektedir. Taşıma kapasitesinde sınır belirlemek kolay değildir. Çünkü taşıma kapasitesinde sınır turist ağırlayan destinasyon ya da çekiciliğin doğasına, sunduğu ürünlere, turistlerin tipolojisine ve yaşam eğrisinin dönemlerine göre değişmektedir.

Turizm faaliyetlerinin farklı özellikleri ve boyutları nedeniyle taşıma kapasitesine ilişkin farklı bakış açıları mevcuttur. Bir bakış açısına göre olumsuz etkilerin yerel

halk tarafından hissedilemeyeceği en yüksek sınır turizm faaliyetlerinde taşıma kapasitesinin sınırını belirlemektedir. Başka bir bakış açısına göre taşıma kapasitesi turistlerin bir destinasyondaki yoğunluk nedeniyle başka destinasyonlara yönelmesiyle belirlenmektedir. Bu bakış açısında taşıma kapasitesini belirleyen, turistlerdir.

Bir destinasyonun fiziki koşullarının turizm faaliyetlerinde kullanım uygunluğu ve turistlerin deneyimlerinin niteliğine göre uygun kullanılma miktarı, taşıma kapasitesi için önemlidir. Çünkü destinasyonların doygunluğa ulaştığı zamanlarda turistlerin gösterdikleri tepkiler ilgi alanlarına ve geçmiş deneyimlerine göre değişmektedir. Bu yüzden her destinasyonun farklı deneyimler için taşıma kapasitesi bulunmaktadır.

Taşıma kapasitesinin aşılması turizm destinasyonlarında, turistik alanlarda ve yapılarda çeşitli olumsuz etkilere neden olmaktadır. Turizm destinasyonlarında yaşanan trafik sıkışıklığının bu destinasyonda yaşayan yerel halkın yaşam kalitesini olumsuz etkilemesinin yanı sıra zaman kaybı, gürültü vb. nedenlerle turistlerin deneyimlerini de olumsuz etkilemesi söz konusudur.

Taşıma kapasitesi türleri ekolojik (çevresel), fiziksel, sosyal, psikolojik ve ekonomik olmak üzere beşe ayrılmaktadır. Turizm faaliyetlerinin her biri sahip oldukları zaman, mekân, içerik vb. dinamiklerle farklı etkilere sahiptir. Taşıma kapasiteleri belirlenirken kim, niçin, neden, nasıl, nerede ve ne zaman sorularının yanıtlarını belirlemek amacıyla taşıma kapasitesi türlerine başvurulmaktadır.

Ekolojik (Çevresel) Taşıma Kapasitesi: Turizm faaliyetlerinin ekosistem üzerinde olumsuz etkilerinin ortaya çıktığı yoğunluk düzeyi, turizmde ekolojik taşıma kapasitesini ifade etmektedir. Ekolojik taşıma kapasitesine ilişkin değerlendirmelerde belirleyici olan ekosistem değişkenleri alanın fiziksel ve ekolojik yapısı ile rekreasyon türüne göre değişiklik göstermekle birlikte genellikle erozyon, toprak sıkışması, katı atıklar, sıhhi personel eksikliği, bitki örtüsü kaybı, devrilmiş ağaç eksikliği, vejetasyon tahribi, faunanın tahribi gibi değişkenler kabul edilmektedir.

Fiziksel Taşıma Kapasitesi: Turizm faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli olan elverişli arazi miktarı ve araç otoparkı, restoranlar, konaklama tesisleri gibi yerlerin niceliksel kapasitesi gibi durumlar fiziksel taşıma kapasitesiyle ifade edilmektedir.

Psikolojik Taşıma Kapasitesi: Bir turistin yaşadığı turizm deneyiminden elde ettiği tatminin en düşük seviyesini ifade etmektedir. Çekiciliğini kaybetmek üzere olan bir turizm destinasyonunda turistlerin hoşgörü ile karşılayacağı son kalabalık seviyesi psikolojik taşıma kapasitesi için belirleyicidir. Turistlerin hoşnutsuzluklarını açıkça ifade ettikleri düzeyden hemen önce kabul ettikleri etkinliklerin kalitesi turistlerin psikolojik sınırını ortaya çıkarmaktadır. Turistlerin bir destinasyona gitmeden önce sahip oldukları beklentilerin düzeyi ile destinasyonun kendilerine sunacağı imkânları karşılaştırmaları


neticesinde psikolojik taşıma kapasitesi tarafından tayin edilen en düşük hazzın altında haz almaları, onları başka destinasyonlara yöneltecektir. Psikolojik taşıma kapasitesini belirleyen değişkenler bir yerdeki kalabalık düzeyinden daha fazlası olabilmektedir. Kalabalıklaşmaya ek olarak fiziksel çevrenin bozulmasına ilişkin algı ve yerel toplumun ziyaretçilere yönelik olumsuz tutumu fiziksel taşıma kapasitesinin aşılmasına neden olmaktadır.

Sosyal (Toplumsal) Taşıma Kapasitesi: Sosyal, toplumsal ya da demografik taşıma kapasitesi olarak adlandırılan bu türde bir turizm destinasyonunda yerel halk tarafından kabul edilebilir en yüksek turist sayısı, sosyal taşıma kapasitesinin sınırını belirlemektedir. Bir destinasyonda yaşayan yerel halkın turistlere ve turizm faaliyetlerine karşı hoşgörü eşiği aşıldığında sosyal taşıma kapasitesi de aşılmış olmaktadır.

Ekonomik Taşıma Kapasitesi: Turizm destinasyonlarının yönetiminde turizme çekicilik olarak katkı sunan kaynakların kullanımı ve fayda-maliyet dengesinin en iyi durumda olduğu sınır, ekonomik taşıma kapasitesini belirlemektedir. Turizm faaliyetlerinin destinasyonlara sağladığı ekonomik fayda ile bu ekonomik getirinin temini için gerekli olan maliyetlerin dengesi turizmin finansal girdileri açısından yapılmaya değer olup olmadığıyla ilgilidir.

Çevresel Etki Değerlendirmesi

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) baraj, havaalanı, sanayi vb. yatırımların ve kalkınma projelerinin çevresel etkilerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Dünyanın büyük bir kısmında çevreye ilişkin karar verme süreçlerinde başvurulan bir kaynak olan ÇED, Avrupa Birliği tarafından 1988 yılında Avrupa Birliği ÇED Direktifi ismiyle yürürlüğe alınmıştır. ÇED sayesinde Avrupa Birliği üye ülkelerinde gerçekleştirilen ve çevre üzerinde etkisi olacağı düşünülen kamu ve özel sektör projelerinin çevresel etkilerini değerlendirecek bir prosedür ortaya konmuştur. Türkiye’de ise 11 Ağustos 1983 tarih ve 18132 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesine dayandırılarak çıkarılan ÇED Yönetmeliği 7 Şubat 1993’te yayımlanmıştır.

Yeni bir yatırım ya da kalkınma projesinin çevreye etkileri değerlendirilirken bundan yalnızca çevreye verilecek kimyasalların neden olacağı olumsuz etkileri anlamak yanlıştır. Bu bağlamda ÇED yeni proje, plan ve programların çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerinin sistematik bir biçimde incelenmesini esas alır. Yeni bir proje, yatırım ya da gerçekleştirilmesi planlanan etkinliklerin çevre üzerindeki etkileri, bu etkilerin önlenmesi ya da en aza indirilmesi için alınabilecek tedbirler, proje, plan ya da etkinlikler için uygun konum seçimi ve kullanılması gereken teknolojinin tespiti ÇED ile gerçekleştirilmektedir. Çevresel ve sosyal etkilerin tüm yönleriyle kapsamlı bir şekilde değerlendirildiği rapora ÇED Raporu denmektedir.

Türkiye’de ÇED uygulamaları aşağıdaki şekilde gerçekleşmektedir:

• ÇED sürecinin başlatılması ve komisyonun kurulması, • Halkın katılımı toplantısı, • Kapsamın belirlenmesi ve özel format verilmesi, • İnceleme-değerlendirme komisyonu çalışmaları, • Nihai raporun bakanlığa sunumu ve • ÇED olumlu-olumsuz kararı ve kararın halka duyurulması.

ÇED farklı alanlarda faaliyet gösterme amacı taşıyan yatırımlara yönelik bir süreçtir. ÇED kapsamında turizm alanında yüzlerce odaya sahip olan oteller ve tatil köyleri başta olmak üzere çok sayıda proje değerlendirilmektedir.

ÇED turizm yatırımlarının çevreye verebilecekleri zararların önceden tespitinin yapılmasını sağlamaktadır. ÇED süreci neticesinde öngörülen zararları ortadan kaldırmak ya da en düşük seviyeye indirmek ve çözümler üretmek mümkün olmaktadır. Yerel halkın muhtemel yatırımlara ilişkin süreçlere katılımını önemseyen ÇED süreci, turizm gibi yerel halkın günlük yaşamından kültürüne kadar çok sayıda alana etki eden bir endüstride önemli bir destekleyici araçtır.

Ekolojik Ayak İzi

Yeryüzü kaynakları sınırsız değildir. Bu yüzden yeryüzü kaynaklarının kendilerini yenileyebilme hızından daha yavaş tüketilmeleri gerekmektedir. Ancak insanlar nüfusun hızlı artması, sanayileşme ve kentleşme yoluyla doğal çevrenin kapasitelerini zorlamaya başlamış, yenilenemeyen kaynaklar hızla tükenmiş, yenilenebilir kaynaklar tahrip olmuştur. Yeryüzündeki doğal kaynakların üretim miktarı ve insanların bu kaynakları tüketmeleri sonucunda oluşan atıkların doğa tarafından tolere edilmesi için ihtiyaç duyulan ekolojik değer arasındaki fark ekolojik açıklık olarak kabul edilmektedir. Ekolojik açıklıklar aynı zamanda doğa üzerindeki baskıyı ortaya koymaktadır. Nüfus artışı, sanayileşme ve diğer ekonomik faaliyetler sonucunda oluşan çevre kirliliği ve aşırı tüketim gezegenimiz üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Günümüzde tüm dünyada insan faaliyetlerini sürdürülebilir kılmak için günümüz tüketim seviyelerinde sürdürülemez bir oran olan 1,7 gezegen eş değeri kullanılmaktadır.

Sürdürülebilirlik anlayışı çerçevesinde doğal çevreyi ve kaynakları gelecek nesillere de aktarabilmek için insanın doğa üzerindeki dolaylı ve doğrudan etkisini ölçebilmek önemlidir. Ekolojik ayak izi bu bağlamda önemli bir ölçüm aracıdır. Ekolojik ayak izi kavramı ilk kez Mathis Wackernagel, William Rees ve arkadaşları tarafından öne sürülmüştür. Araştırmacılar insanların doğayı sürekli tüketerek daha ne kadar var olabileceğini, gezegenimizin buna ne kadar dayanabileceğini bulmayı amaçlamışlardır. Ekolojik ayak izi bireyler, topluluklar ve ürünler için de hesaplanabilmektedir.


Bir bireyin tüm ihtiyaçlarını karşılamak için ihtiyaç duyduğu biyolojik alan ekolojik ayak izi ile ölçülmektedir. Ekolojik ayak izi küresel hektar (kha) ile ifade edilmektedir. Ekolojik ayak izi uygulamalarının temelinde ‘Gezegenin Taşıma Kapasitesi’ bulunmaktadır. Ekosistemlerin varlıklarını sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde sürdürebildikleri canlı sayısının en üst sınırı ya da içindeki canlılara sunabildiği yaşama olanaklarının üst sınırı ile tanımlanan kapasite gezegenin taşıma kapasitesidir.

Ekolojik ayak izini oluşturan bileşenler aşağıdaki gibidir:

• Karbon tutma ayak izi • Otlak ayak izi • Balıkçılık sahası ayak izi • Tarım arazisi ayak izi • Yapılaşmış alan ayak izi

Ekolojik ayak izine ilişkin ölçümler ülkeler için önem taşımaktadır. Ekolojik ayak izi sayesinde insanların çevre üzerindeki etkisi değerlendirilebilmektedir. Ülkelerin, kentlerin, ailelerin ya da bireylerin ne kadar biyolojik üretken alan kullandıklarını da ekolojik ayak izi ile tespit etmek mümkündür. Yeryüzünde ne kadar kaynak bulunduğu, bu kaynakların ne kadarının kullanıldığı, hangi hızla tüketildikleri ekolojik açığı kapatmak için bilinmelidir.

Ekolojik ayak izi hesaplamalarının güçlü ve zayıf yönleri bulunmaktadır. Ekolojik ayak izi sürdürülebilirlik anlayışı çerçevesinde önemli bir destekleyici araçtır ve yönetimsel açıdan önemli katkıları vardır. Ancak ekolojik ayak izi analizi, ekonomi ve çevre ilişkisinin sadece bazı yönlerini ele aldığı için eksikliklere sahiptir.

Tarım

Tarım üretimi için ihtiyaç duyulan kaynaklar sınırsız değildir. Sınırlı olan kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların karşılanmaya çalışılması doğal dengeyi bozmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramı tarımla yan yana geldiğinde çevrenin ve doğal kaynakların tahrip edilmeden kullanılmasını ifade etmektedir. Sürdürülebilir tarımda toprağın işlenmeye başlamasından mahsul elde edilmesine kadar olan süreçte girdi kullanımı kontrol edilmektedir. Doğal kaynakları koruyarak insanların besin ihtiyaçlarının karşılanması sürdürülebilir tarımın hedefidir. Sürdü- rülebilir tarımda sosyal, ekonomik ve çevresel bileşenler arasındaki dengenin korunması esastır.

Tüm dünyada insan nüfusunun hızlı artışı nedeniyle besin ihtiyacının karşılanması gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Bu durum kimyasal girdilerin yoğun kullanıldığı teknolojik uygulamaların tarımda kullanılmasına yol açmıştır. Teknolojik uygulamalar üretimi arttırırken çevresel sorunlara neden olmuştur. Çevresel sorunlardaki artış mevcut doğal kaynakların etkin kullanımını savunan sürdürülebilir tarım yöntemlerine olan ihtiyacı ortaya koy- muştur. Çevrenin yanı sıra insan sağlığını da korumayı amaçlayan tarımsal üretimin tesis edilmesi ve yaygınlaşmasına yönelik bir anlayış dünyada kabul görmeye başlamıştır. Sürdürülebilir tarım anlayışında

geleceğe dönük planlar tarımda çalışan insanların yaşam kalitesinin korunmasını ve bireysel özgürlüklerin garanti altına alınmasını gözetmelidir. Sürdürülebilir tarım sayesinde üreticinin uzun dönemde ekonomik gelirlerinin sürdürülebilirliği önem taşımaktadır. Tarıma girdi oluşturan doğal kaynakların korunması sürdürülebilir tarım anlayışında zorunluluktur.

Turizm içerisinde son yıllarda önemli bir alanı oluşturan gastronomi faaliyetleri kapsamında tarımsal yiyeceklere yöneliş olması sürdürülebilir turizm açısından önemlidir. Coğrafi işaretleme sistemi gibi destinasyonların gastronomi değerlerini koruma altına alarak tanıtımlarının yapılmasını sağlayan uygulamalar tarımsal faaliyetlerle etkileşim içindedir.

Kırsal alanlarda gerçekleştirilen turizm faaliyetleri turizm ve tarımın en çok yaklaştığı yerlerdendir. Kırsal turizm, çiftlik turizmi ya da agro-turizm (tarım turizmi) isimleriyle gerçekleştirilen faaliyetler aynı zamanda doğal çevrenin, ge- leneksel kırsal coğrafi görünümün korunmasına katkı sağ- layarak çevre-tarım-turizm arasındaki bağı sağlamaktadır.

Geri Dönüşüm

Atıkların değerlendirilerek onlara yeniden işlev kazandırılması sürecine geri dönüşüm denmektedir. Dünya nüfusunun hızla artması ve tüketim alışkanlıklarındaki sorumsuzluk doğal kaynakların hızla tükenmesine yol açmaktadır. Tüketimi azaltmak ve yeniden değerlendirilebilecek nitelikteki atıkları geri dönüştürmek doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına katkı sağlamaktadır. Geri dönüşüm süreci doğal kaynaklara daha az başvurulmasını sağladığı gibi atıkların ham madde olarak kullanılması yeni ürünlerin üretiminde endüstriyel işlem sayısını azaltacağından enerji tasarrufu da sağlamaktadır.

Geri dönüşüm sürecine katılan malzemelerin önemli bir bölümü ambalaj atıkları, yiyecek-içecek ambalajlarında kullanılan metal, plastik ve cam atıklar ile kâğıt ve kartondan oluşmaktadır. Geri dönüşüm işlemleri toplama, ayırma, değerlendirme ve yeni ürünü ekonomiye kazandırma aşamalarından oluşmaktadır.

Ülke ekonomileri atıkların toplanması, taşınması ve depolanması gibi işlemler sırasında önemli maliyetlerle karşılaşmaktadır. Bu maliyetlerin en aza indirilmesi için geri dönüşüm önemli bir işlemler dizisidir.

İşletmelerin atık yönetimi ve geri dönüşüm faaliyetlerinde bulunması maliyeti düşürme motivasyonu taşıyabileceği gibi işletme imajı açısından çevreye duyarlı bir görünüme sahip olma motivasyonu da taşıyabilmektedir. Turizm işletmelerinde geri dönüşüm faaliyetlerine en erken başlayan işletmeler konaklama işletmeleridir. Müşterilerin konaklama, yeme-içme, vb. ihtiyaçlarını karşılayan konaklama işletmeleri bu gereksinimlerin karşılanması esnasında atık üretmektedir. Ortaya çıkan atıkların uygun bir şekilde toplanması ve değerlendirilmesi konaklama işletmelerinde atık yönetimi ve geri dönüşüm faaliyetleri olarak adlandırılmaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında