TRZ402U-SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM
Ünite 1: Sürdürülebilir Turizm Kavramı ve Kavramın Tarihsel Gelişimi
Giriş
Sürdürülebilir turizm yaklaşımı, kökleri sürdürülebilir kalkınmaya dayanan ve sürdürülebilir kalkınmanın turizm özelinde uyarlamalarını içeren bir yaklaşımdır. Sürdürülebilirlik anlayışı ile turistlerin tatil yaptıkları ya da gezdikleri çevrenin, ekosistemlerin, flora-fauna çeşitliliğinin bozulmadan korunması ve daha iyi bir hâle getirilmesi, beşerî bağlamda ise turistler tarafından ziyaret edilen bölgelerde sosyal, kültürel ve ekonomik devamlılığın bu hususlar korunarak sürdürülmesi amaçlanmaktadır.
Sürdürülebilirlik Kavramı ve Tarihsel Süreç
Teknoloji ve sanayideki gelişmeler insan yaşamının kolaylaşmasını sağlarken yaşamı kolaylaşan insanlar çevreye daha fazla zarar vermektedir. Teknoloji ve sanayideki gelişmelere ek olarak dünya nüfusundaki hızlı artış neticesinde ortaya çıkan çevre sorunları doğal kaynakların sınırlı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Endüstrileşmenin doğal kaynaklar ve çevre üzerinde yaptığı olumsuz etkinin gelecek nesiller için yarattığı risk sürdürülebilirliğe ilişkin farkındalığın artmasını sağlamıştır.
Sürdürülebilirlik kavramı Latince “subtenir”, “korumak” ya da ‘aşağıdan destekleme’ anlamına gelmektedir. Bu bağlamda sürdürülebilirlik yanına geldiği kavramı niteleyen bir özelliğe sahiptir. Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir ekosistemler, sür- dürülebilir toplumlar vb. kullanımlar buna örnektir. Günümüzde sürdürülebilirlik kavramı üretim, tüketim, iç- dış ticaret, büyüme ve kalkınma gibi ekonomi eksenindeki konuların yanı sıra kültürel, siyasal, sosyal ve çevresel alanlarda da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından tüm dünyada yaşanan büyüme çevre üzerinde büyük ve ciddi riskler ortaya çıkarmıştır. Ancak 1970’lerde ekonomik refahın kalkınma anlamına gelmediği, yoksullukla mücadelenin kalkınma politikalarının temelini oluşturması gerektiği konuşulmaya başlanmıştır. 1970’li yıllar ekolojik kalkınma, sürdürülebilir kalkınma ve kültürel kalkınma gibi yeni kavramların ortaya çıktığı yıllardır. Sürdürülebilirlik kavramı 1972 yılında Stockholm’de yapılan Dünya Çevre Konferansı Raporu’nda bulunan eko-gelişme kavramı üzerine yapılan tartışmalar neticesinde olgunlaşmıştır.
1982 yılında Dünya Koruma Strateji’nde yer alan sürdürülebilirlik kavramı 1987 yılında Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu (World Comission on Environment and Development) tarafından hazırlanan raporda daha geniş çevrelerce değerlendirilmeye ve tartışılmaya başlanmıştır. Bu dönemde sürdürülebilirlik terim olarak ‘yeşil’, ‘ekolojik’, ‘çevre dostu’, gibi başka terimlerle kullanılmaya başlanmıştır. Brundland Raporu olarak da bilinen dokümanda sürdürülebilirlik kavramı sürdürülebilir kalkınma olarak yer almıştır.
1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma
Konferansı’nda insanların sürdürülebilirliğin merkezinde olduğu için en büyük etkiye sahip olduğu belirtilmiştir. Yine bu toplantıda her bireyin dünyadaki doğal ve sağlıklı yaşamdan eşit düzeyde yararlanma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. 1990’lı yıllar sürdürülebilirlik ve turizm kavramlarının yan yana geldiği yıllardır. 2000’li yıllarda gerçekleştirilen toplantılarda yoksulluk, sağlık sorunları, çevreyi koruma ve sürdürülebilir gelişmeye ilişkin politika konuları ele alınmıştır. 2012’de Rio de Janeiro’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilirlik Kalkınma Konferansı’nda atılması gereken siyasi adımlara ilişkin bir rehber hazırlanmıştır.
Sürdürülebilir Kalkınma
Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınmayı ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunması olmak üzere üç başlıkta tanımlamıştır. Ekonomik açıdan sürdürülebilir kalkınma dünyadaki sınırlı kaynakların kullanımında duyarlı olmayı esas almaktadır. Sosyal açıdan sürdürülebilir kalkınma tüketim odaklı toplumdan çevreye duyarlı ve bilinçli tüketim yapan toplumlara dö- nüşüme vurgu yapmaktadır. Sürdürülebilirlikte çevrenin korunmasını esas alan bakış açısı ise çevre ile etkileşimde çevrenin doğallığını koruyacak şekilde davranmak, insan eylemleri sonucu zarar gören veya yok olan ekolojik çevreyi geri kazanmak üzerine kuruludur.
Sürdürülebilir kalkınma kavramının ortaya çıkmasından günümüze kadar geçen süreçte kavramın olgunlaşmasını sağlayan çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmiştir. Bunlar:
1972 Birleşmiş Milletler Stockholm Konferansı
İsveç’in başkenti Stockholm’de 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında gerçekleştirilen konferans Birleşmiş Milletler İnsan Konferansı olarak da bilinmektedir. Konferansta sosyoekonomik yönden ve gelişme düzeyleri açısından farklı düzeylerde bulunan 113 ülke ilk defa “çevre” temalı bir toplantıda bir araya gelmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevresi Bildirisi toplantı sonunda kabul edilerek konferansın en önemli çıktısı olmuştur (Dışişleri Bakanlığı, 2020b). Yayımlanan İnsan ve Çevresi bildirisinden yola çıkılarak “İnsan ve Çevresi için Harekât Planı” adında 109 adet önerinin bulunduğu bir bildirge ilan edilmiştir. Sloganı “Bir tek dünyamız var” şeklinde olan konferans, herkesin dünyadan yararlanmada eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğu düşüncesini öne çıkarmıştır.
Stockholm Konferansı’na kadar olan süreçte uluslararası çevre hukukunun sağlanması ve gelişimine verilen önem düşük seviyede kalmıştır. Çevrenin korunmasına yönelik eleştiriler Stockholm Konferansı’ndan sonra ilk defa doğal hayatın ve nehirlerin korunmasına ilişkin çabaların ötesine geçmiştir. Stockholm Bildirisi dünyadaki çevre sorunlarına yönelik tüm bölgesel ve evrensel antlaşmaların yapılmasına öncülük etmiştir. Stockholm Konferansı’nda Birleşmiş Milletler Çevre Komisyonu (UNEP) kurularak, 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. UNEP sadece çevre temasıyla kurulan ilk uluslararası kurumdur.
1987 Çevre ve Kalkınma Raporu (Brundtland Raporu)
1983’te dönemin Norveç başbakanı Gro Harlem Brundtland başkanlığında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (WCED) kurulmuştur. Komisyonun çalışmaları sonucunda ‘sürdürülebilir kalkınma’ ifadesi ilk kez 1987 yılında, Gro Harlem Brundtland tarafından tanımlanmıştır.
Brundtland Raporu sürdürülebilirliğe ilişkin tartışmalara yeni bir boyut katmıştır. Buna göre ekonomik büyüme ve doğal kaynaklar arasındaki dengeyi gerçekleştirmeye çalışırken, ülkeler arasındaki fırsat eşitliği dengesi de gözetilmelidir. Küresel sistemin sürdürülebilirliği kadar istikrarlı da olması varlıklı ülkelerle yoksul ülkeler arasındaki farkın kapanmasına bağlıdır.
1992 Rio Konferansı (Rio Deklarasyonu)
Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde 3-14 Haziran 1992 tarihleri arasında düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (Rio Konferansı) farklı ülkelerin çevreye duyarlı yönetim anlayışlarını benimsemelerine yönelik bazı ilkelerin tespit edilmesi ve uygulanması açısından önemli bir zirvedir. Gündem 21 olarak adlandırılan eylem planı, Rio Bildirisi ve Orman İlkeleri bu
zirvede kabul edilmiştir. Gündem 21, kalkınma ve çevre iş birliğinde küresel uzlaşmanın ve politik taahhütlerin en üst düzeydeki ifadesi olarak nitelendirilmektedir.
Konferans süresince Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi imzaya açılmıştır. 1994 yılında imzaya açılan Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi de Rio Konferansı’nda alınan kararlar temel alınarak hazırlanmıştır. Konferansta dünyadaki sınırlı kaynakların tasarruflu kullanılabilmesi için uluslararası ortak çalışmaların önemine dikkat çekilmiştir. Rio Konferansı’nı önceki toplantılardan ayıran bir özellik de merkezî otoritelere ek olarak yerel yönetimlerin, sivil top- lum kuruluşlarının ve diğer kesimlerin de katkı sunacağı “çok sesli ve katılımcı” bir süreci ön görmesidir.
1996 Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Konferansı (Habitat II Zirvesi)
1976 yılında Vancouver’da gerçekleştirilen Habitat-I Konferansı’nın ardından 1978 yılında Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Merkezi (UNCHS) kurulmuştur. HABITAT-II Konferansı ise 1996 yılında İstanbul’da gerçekleşmiştir. Konferansın sonunda UN-HABITAT’ın temel belgelerinden olan “Habitat Agenda” ile “İstanbul Deklarasyonu” kabul edilmiştir.
Deklarasyonu’nda “özellikle sanayileşmiş, ülkelerde, sürdürülemez tüketim ve üretim kalıplarına; yapı ve dağılımdaki değişmeleri dahil etmek ve aşırı nüfus yığılmaları yönündeki eğilimlere öncelikli önem vermek suretiyle sürdürülemez nüfus değişmelerine; evsizliğe; artan fakirliğe; işsizliğe; sosyal dışlanmaya; aile dağılmalarına; yetersiz kaynaklara; temel altyapı ve hizmetlerin eksikliğine; yeterli planlama eksikliğine; artan
güvensizlik ve şiddete; çevresel bozulmaya ve afetlerden artan oranda etkilenmeye” dikkat çekilmiştir.
1997 Birleşmiş Milletler Özel Oturumu (Rio+5 Zirvesi)
23-27 Haziran 1997 tarihlerinde New York’ta gerçekleşen oturum “Rio +5”, “Dünya Zirvesi +5”, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 19. Özel Oturumu” gibi isimlerle de bilinmektedir. Bu zirve; sürdürülebilir kalkınma kavramının hayata geçirilmesi için önem arz eden konu ve başarılı uygulamaları belirlemek; sürdürülebilir kalkınma kavramını ileriye götürecek yönetişim sistemlerinin kurulması maksadıyla ortaklıklar kurmak, girişimlerde bulunmak ve öneriler geliştirmek; ekonomik açıdan küreselleşmenin olumsuz sonuçlarına karşı yerel ve ulusal sürdürülebilirliği desteklemek vb. amaçlarla toplanmıştır.
Johannesburg Zirvesi (Rio+10)
“Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi” olarak da bilinen toplantı 26 Ağustos-4 Eylül 2002 tarihleri arasında Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde yapılmıştır. Zirveye tüm dünyadan 700’den fazla üst düzey yerel yönetici katılmıştır. Toplantıda daha önceki başlıklarda ifade edilen Gündem 21’in uygulanmasında yerel yönetimlerin rolüne vurgu yapılmıştır. Toplantıların sonunda Johannesburg Çağrısı ismiyle bir deklarasyon yayımlanmıştır.
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20)
Devlet, hükûmet başkanları ve diğer yüksek düzeyli temsilciler 20-22 Haziran 2012 tarihlerinde Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde bir araya gelerek şimdiki ve gelecek nesiller için ekonomik, sosyal ve çevresel açılardan sürdürülebilir bir geleceğin teşvikinin sağlanması ve sürdürülebilir kalkınmaya yönelik taahhütlerini yinelemişlerdir.
Rio İlkeleri ve eski eylem planlarına yönelik politik kararlılığın yenilenmesi, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması bağlamında yeşil ekonominin benimsenmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın kurumsal çerçevesinin belirlenmesi konferansın çıktıları arasında yer almaktadır. Ayrıca her ülkenin, kendi ekonomik ve sosyal kalkınmasından birinci derecede sorumlu olduğu; ulusal politikaların, yerel kaynakların ve kalkınma stratejilerinin rolü̈ üzerinde baskı yapılamayacağı yeniden vurgulanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin sürdürülebilir kalkınma için ek kaynaklara gereksinim duyduğu, sürdürülebilir kalkınmanın teşviki için, tahsis edilen çeşitli kaynakların seferber edilmesinin ve finansmanın etkin kullanımının gerekli olduğu, ulusal ve uluslararası düzeylerde, iyi yönetişim ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin sürdürülebilir, kapsayıcı ve hakkaniyetli ekonomik büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluk ile açlığın ortadan kaldırılması için elzem olduğu konferans sonucunda onaylanan diğer konulardır.
Sürdürülebilir Turizm ve Onun Boyutları
Sürdürülebilir turizm duyarlı, sorumlu ve topyekûn bir turizm anlayışını ifade etmektedir. Sürdürülebilir turizm
anlayışı turizm faaliyetlerinin yalnızca ticari kaygılar ve ekonomik gösterge hedefleriyle yapıldığı bir üslubu reddederek; insanı şimdiki ve gelecek kuşaklarıyla merkeze alan, turizme çekicilik olarak katkı yapan çevresel, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarının sürdürülebilirliğini gözeten bir bakış açısının hâkimiyetini savunmaktadır.
Ülkeler için turizm önemli gelir kaynaklarından biridir. Ancak ekonomik girdileri sınırlı olan gelişmekte olan ülkeler için turizm çok daha pratik ve erken sonuç alınabilen gelir getirici bir endüstridir. Turizm başta ekonomi olmak üzere farklı alanlardaki olumlu etkilerinin yanı sıra bazı olumsuz etkilere de sahiptir. Öyle ki destinasyonları ziyaret eden turistler ve onları misafir eden turizm işletmeleri doğal ve sosyokültürel çevrede bozulmalara yol açmaktadır. Zarar verilen doğal ve kültürel kaynakların kurtarılması ve yeniden işlev kazandırılması bazen imkânsız hâle gelmektedir.
Çevresel kaynakların sürekli kullanıma uygun bir şekilde korunması turizm endüstrisinin amaçlarından biridir. Doğal kaynakların ve kültürel değerlerin korunması, etkili ve dengeli bir şekilde kullanılması bu varlıklara bağımlı olan turizm endüstrisi için de önemlidir. Bu yüzden doğal, tarihî, kültürel kaynakların korunması ve yenilenmesi, ekolojik dengenin ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği ve gelecek nesillere aktarımını sağlayan sürdürülebilir bir turizm anlayışı benimsenmiştir.
Sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir kalkınmanın farklı endüstri ve sektörlerde etkisini yoğun bir şekilde
göstermeye başlamasıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Sür- dürülebilir turizm anlayışında turizm hareketlerinin makul bir düzeyde tutulması, kıt kaynakların dengeli kullanılması ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi esas alınmıştır.
Turizm endüstrisi değerlendirilirken sadece ekonomik verilere bakılmasının yeterli olmadığı zaman içinde anlaşılmıştır. 1970’li yıllarda turizmdeki tartışmalar daha çok ekonomik kalkınma, büyüme ve finansal kazançlar konusunda yapılmaktadır. 1980’li yıllar turizmde deniz- kum-güneş anlayışının hâkim olduğu yıllardır. 1990’lı yıllar ise turizmin ekonomik, sosyal ve çevresel etkileriyle ele alındığı bir dönem olmuştur.
Turizmde sürdürülebilirliğin sağlanması için turistlerin kaliteli bir deneyim yaşaması esastır. Ancak turizm kaynaklarının kullanımı doğaya karşı bir sorumluluk bilinciyle gerçekleşmelidir.
Sürdürülebilir turizm süreci strateji ve hedeflerin belirlenmesi, entegrasyonun planlanması, süreç geliştirilmesi ve bunun uygulanması, izleme ve geri bildirim gibi eylemleri kapsamaktadır.
Sürdürülebilirlik kavramı etrafında şekillenen yeni turizm çeşitleri ortaya çıkmıştır. Özel ilgi, tema ve hobi tatili olarak da adlandırılan, yabancı dil öğrenmekten paraşütle atlamaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan etkinlik turizminde doğal ortam rekreasyonlarından spor
aktivitelerinin eğitimine kadar farklı türler bulunmaktadır. Sürdürülebilir turizmle birlikte ismi sıkça yan yana gelen doğa turizminde doğayı gözlemleme, gidenlerde hayranlık uyandıran manzaraları seyretme, bitki örtüsü ya da hayvan çeşitliliğine ilişkin deneyimler edinme gibi aktiviteler yapılmaktadır. Bazı araştırmacıların doğa turizminin eş anlamlısı olarak niteledikleri eko-turizm ise doğanın sosyal yapısını anlamak üzerine geliştirilmiştir. Eko- turizmde amaç doğayı korumak, yerel halkın refahına katkıda bulunmak, doğal alanlara karşı sorumluluk taşıyan bir turizm faaliyetler zinciri ortaya koymaktır.
Kültür turizminde turistler farklı kültürleri tanımak için seyahat eder ve konaklama yapar. At, deve ya da köpeklerin çektiği kızaklarla yapılan seyahatler ise keşif turizmi kapsamında ele alınmaktadır.
Açık hava rekreasyonlarının gelişmiş şekli olarak bilinen macera turizminde ise katılımcılara riskli deneyimler sunulmaktadır. Algılanmış risk ya da kontrollü tehlike içeren bu turizm türünde doğa ile etkileşim yüksektir.
Turizmde sürdürülebilirlik anlayışı dört farklı boyutta gerçekleşmektedir. Bu boyutlardan birinin ya da birkaçının dışarıda bırakıldığı bir sürdürülebilirlik yaklaşımı noksan kalacaktır. Bu boyutlar çevre, sosyal, kültürel ve ekonomiktir.
Sürdürülebilir turizmde çevresel boyut: Turizm faaliyetleri doğal çevrede gerçekleşmektedir. Doğal çevre turistler için çoğu zaman başlı başına bir çekiciliktir. Turistler güzel bir manzarayı görmek ya da doğadaki canlıları gözlemlemek için zamanlarını ayırır ve paralarını harcarlar. Turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından doğal çevrenin ve ona ait olan varlıkların korunması önemlidir.
Sürdürülebilir turizmde sosyal boyut: Sürdürülebilir kalkınmada sosyal boyut büyük ölçüde yoksullukla mücadeleden oluşmaktadır. Toplumsal dayanışma, sosyal kurumlar, kültürel kimlik, çeşitlilik, saygı, hoşgörü, alçakgönüllülük, merhamet ve sevgi gibi sosyal sermayeye ilişkin unsurlar ve dürüstlük, yasalar ve disiplin gibi normlar sosyal sürdürülebilirliğe dair bileşenleri oluşturmaktadır.
Sürdürülebilir Turizmde Kültürel Boyut: Turistler ziyaret ettikleri yerlerdeki kültürü tanımak ister ve bu yönde faaliyetlerde bulunur. Bir destinasyonun kültürü turistler tarafından deneyimlenir. Turizm sayesinde unutulmak üzere olan kültür ögeleri yeniden canlandırılıp yaşatılabilir. Günümüzde kullanılmayan geleneksel evlerin otel, restoran vb. fonksiyonlarda değerlendirilmesi, geleneksel kıyafetlerin turizm faaliyetlerinde kullanılması, geleneksel dansların turistler tarafından seyredilmesi, geleneksel yemeklerin turistlere sunulması vb. çok sayıda faaliyet turizm ve kültür arasındaki ilişkiye örnek gösterilebilir.
Sürdürülebilir Turizmde Ekonomik Boyut: Sürdürülebilirlik kavramının ilk olarak tartışılmaya
başlandığı yıllarda en önemli konu başlığı olarak ekonomi kabul edilmekteydi. İnsan yaşamı için büyük öneme sahip olan iktisadi kalkınma turizmin de önemli sonuçlarından biridir. Turistler ziyaret ettikleri destinasyonlarda önemli harcamalar yaparak yerel düzeyde destinasyona, ulusal ve uluslararası düzeyde ise ülke ekonomilerine önemli katkılar yapmaktadır. Turizm gelirleri çok sayıda ülke için vazgeçilmez bir kalemdir ve cari açığın kapatılması gibi makro düzeyde hissedilir olumlu etkilere sahiptir. Turizm makro düzeyde ülke ekonomilerine önemli katkılar yaparken mikro düzeyde ise bireylere ekonomik rahatlama ve refah sağlamaktadır. Turizm gelirleri yalnızca turizm destinasyonlarında yaşayanlar için değil yaşanan göçler neticesinde diğer bölgelerden gelen insanlara da ekonomik katkı sunmaktadır. Turizm hizmetleri ulaştırmadan konaklamaya, rehberlikten yeme içmeye kadar farklı iş alanlarından oluştuğu için diğer sektörlere de ekonomik getiri sağlamaktadır.