AÖF Soru Bankası

Toplum Temelli TurizmÜnite 2 Özeti

Toplum Temelli Turizm ile İlgili Kuramsal Yaklaşımlar

TRZ302U-TOPLUM TEMELLİ TURİZM

Ünite 2: Toplum Temelli Turizm ile İlgili Kuramsal Yaklaşımlar

Giriş

Toplumların turizmin etkilerine yönelik tutum ve algıları, bir destinasyondaki mevcut ve gelecekteki turizm planları ve politikalarının başarılı bir şekilde geliştirilmesi, pazarlanması ve yürütülmesinde bir gereklilik olarak görülmektedir. Toplum temelli turizmle ilgili kuramsal yaklaşımların anlatıldığı bu bölümde, turizm literatüründe sıklıkla değinilen, gelişim ve planlamada toplumun önemine dikkat çeken kuramsal yaklaşımlara yer verilmiştir. Kuramlar, birbirlerinden tamamen bağımsız gibi görünmelerine rağmen araştırmacıların yaklaşımlarını inşa etmede ilham olan kaynaklar ve geliştirilen kuramların her birinin “toplumu” turizmin merkezine alması yönüyle benzeştiği söylenebilir.

Plog’un Psikografik Bölümlendirmesi

Stanley Plog, turist gruplarının psikolojik tercihlerine ve davranışlarına dayanarak bir bölümleme yapan ilk uygulayıcı alan araştırmacısıdır. Çalışmasında farklı özelliklere sahip turistlerin ziyaret ettikleri turizm bölgelerindeki yerel toplumla nasıl iletişim kurduklarını ve etkileşime girdiklerini araştırmıştır. Plog, çalışmasında farklı kişilik özelliklerine sahip turistlerin farklı turistik deneyimler yaşamak istediklerini, farklı seyahat şekillerini seçtiklerini ve farklı destinasyonları tercih ettiklerini öne sürmektedir. Bu iki turist profilini ise içe dönük turistler ve dışa dönük turistler olarak adlandırmaktadır. En genel ifadeyle içe dönük turistler kendi hâlinde, endişeli, özgüveni oldukça düşük, çekimser bireyleri ifade eder. Dışa dönük turistler ise özgüveni tam, meraklı, maceracı ve atılgan bireylerdir. Plog, turistlerin destinasyon seçimlerini göz önünde bulundurarak onların tam anlamıyla içe dönük ve dışa dönük olmadıklarını belirlemiştir. Kurama göre iki uçta yer alan içe dönük ve dışa dönük turistlerin arasında, orta noktaya yakın bir aralıkta orta merkezli turistlerin yer aldığı belirtilmektedir.

Plog çalışmasını 2001 yılında güncelleyerek içe dönük turistleri güvenlik arayan, dışa dönük turistleri ise girişken olarak öncekine benzer bir yaklaşımla yeniden kav- ramsallaştırmıştır. Buna göre girişken (dışa dönük) turistler kendinden emin ve maceracı turistler olarak yeteneklerini sergileyebilecekleri yeni deneyimler arayan ve risk almayı göze alan turistlerdir. Seçtikleri turistik destinasyonlar da onların bu özelliklerine hitap edecek özellikleri taşımalıdır. Girişken turistler tatilleri sırasında alışılmışın dışında veya yerel konaklamayı tercih eder ve harcama yapmaktan çekinmezler. Yaptıkları harcamalar büyük oranda otantik yerel sanat ürünleri ve el sanatları gibi ürünlere yöneliktir. Girişken turistlerin arayışı içinde olduğu bu çekicilik unsurları uzak (kırsal), keşfedilmemiş, sıradışı destinasyonlarda veya turizmin gelişmediği yerlerde görülmektedir. Güvenlik arayan turistler ise daha az maceracı, tercih ettikleri destinasyonlarda evlerinin konforunu arayan, bildikleri turistik çevreleri ve güvenliği temel alan bireylerdir. Kısa süreli ve daha az seyahat eden güvenlik arayan turistler tedbirli hareket ederler ve destinasyon tercihlerinde tutucu davranarak bilinen ve

markalaşmış destinasyonları tercih etme eğilimindedirler. Popüler yerli turistik çekim merkezlerini, uluslararası kitle turizm destinasyonlarını, aileleri, arkadaşları ve diğer turistlerle iç içe olmanın rahatlığını yaşayabilecekleri turizm bölgelerini ziyaret etmeyi tercih ederler. Ziyaret edecekleri destinasyona diğer ulaşım araçlarıyla gitmektense kendi araçlarıyla gitmeyi tercih ederler. Konaklamada otel, motel veya mobil konaklama gibi alternatifler onlar için caziptir. Çünkü tatillerinde minimum düzeyde para harcama taraftarıdırlar. Özgüvenleri düşük olduğundan pasiftirler ve talepkâr değildirler. Çoğu kez yapılandırılmış paket tatiller, rehberli turlar ve her şey dahil oteller onlara cazip gelmektedir (Plog, 2001).

Plog (2001), turistlerin büyük çoğunluğunun bu iki gruptan birinin içerisinde yer almasının güçlüğüne de değinmiştir. Nitekim yaptığı araştırmada tüm turistler içinde girişken turistlerinin oranı %4’lerde, güvenlik arayanların ise oranının %2,5 dolaylarında olduğunu belirlemiştir. Sonuç olarak iki iç nokta arasında yer alan girişken yakını ve güvenlik aramaya yakın ve turistlerin en fazla yer aldığı grup olan merkezi girişken ve güvenlik arayan orta merkezli turist bölümlerini öne sürmüştür (bkz. Şekil 2.1).

Kuramın toplum temelli turizm açısından önemli olmasının nedeni destinasyon yaşam döngüsüne uygulanabilir olması, destinasyonların coğrafik konumlarına önem vermesi ve öne sürdüğü turist tipleri ile farklı destinasyonlar arasında ilişki kurmasıdır. Girişken turistlerin destinasyon yeri tercihlerinin uzak, keşfedilmemiş olması, bölgede turizmin ticarileşmemiş olması, ulaşımının uzak ve zor olması, yerel toplumla yoğun iletişim kurması, yerel toplumun rutin yaşantısının deneyimlenmek istemesi gibi pek çok değişken, toplum temelli turizm ve girişken turist arasındaki ilişkinin göstergelerindendir. Plog (2001) çoğu destinasyonun keşfedilmesinden başlayarak olgunlaşmasına, yaşlanmasına ve düşüş aşamasına kadar geçen süreçte öngörülebilir ancak kontrolsüz bir gelişim modeli izlendiğini öne sürmekte, bu nedenle çok sayıda plansız destinasyonun gelecekte popülerliğini yitireceğini ve düşüş aşamasına geçeceğini savunmaktadır.

Sonuç olarak, turizmin plansız gelişimi çok sayıda girişken turistin söz konusu turizm bölgelerine seyahat etmesini engellemektedir. Plog (2001), destinasyon planlayıcılarının psikografik çan eğrisini anlamaları hâlinde turizm gelişimini kontrol edebileceklerini ve ideal bir konumlandırmayı sağlayabileceğine dikkat çekmektedir.

Doxey’in İrrideks Modeli

Doxey’in 1975 yılında geliştirdiği “İrrideks Modeli”, yerel toplumun artan turist sayısı karşısında turistlere yönelik nasıl bir tutum sergilediklerine ve turistlerle nasıl ilişki kurduklarına açıklık getiren bir modeldir. Doxey araştırmasında artan turist sayısına bağlı olarak turizmin


gelişmesi, yerel toplumda kimlik kaybı yaşanabileceği korkusuna ve endişesine yol açmaktadır. Bu nedenle ev sahibi toplumun artan turist sayısına karşı bir direnç gösterme eğiliminde olduklarını ifade etmektedir. Kimlik kaybına yönelik endişe düzeyinin tolerans eşiği olarak değerlendirildiği çalışmada, toplumun turistlere karşı tutumlarında hiyerarşik bir sıralamayla basit bir dizi aşamadan meydana gelen değişim yaşandığından bahsedilmektedir. Bu açıdan Doxey’in İrrideks Modeli’ni, turizm gelişiminin yerel toplumdaki sosyal ilişkiler üzerindeki kümülatif etkisine toplumsal bir karşılık verme biçimi olarak yorumlayabilmek mümkündür. Benzer şekilde modelin, turizm gelişiminin turistler ve yerel halk arasındaki sosyal ilişkiler üzerindeki etkisinin nedensel modeli olduğu da belirtilebilir. Buna göre; turist sayısı arttıkça yerel toplumun turiste bakış açısında değişim meydana gelmektedir.

Doxey’in öne sürdüğü model, turistik destinasyonların zaman içinde gelişeceği ve büyüyeceği varsayımına dayanmaktadır. Modelin bu varsayım üzerinden öne sürdüğü diğer bir önerme, söz konusu büyümenin planlı veya kontrollü olmayacağı yönündedir. Bu nedenle büyümenin aşamalar hâlinde açıklandığı modelin her aşamasında yerlilerin turistlere karşı tutumlarının bir önceki gibi olmadığı, davranış şekillerinin ve tutumlarının olumludan olumsuza doğru değiştiği belirtilmektedir. Doxey’e göre yerlilerin turistlere karşı düşmanca bir davranış sergilemeleri artan turist sayısının zamanla düşmesine ve turizm gelişiminin durma noktasına gelmesine yol açmaktadır.

Turizm gelişiminin bölgede başlangıçta oldukça düşük seviyede olmasıyla ve az sayıda turistin bölgeyi ziyaretiyle başlayan sürecin dört aşaması bulunmaktadır. Her bir aşama, gelişmişlik ve bölgedeki turist yoğunluğu bağlamında farklı bir seviyeye vurgu yapmakta; aynı zamanda turistlerin ve yerel halkın karşılıklı olarak birbirlerini nasıl algılarını açıklamaktadır. Olumludan olumsuza doğru bir akışın olduğu modelde, yerel halk başlangıçta turizm gelişimini olumlu karşılamakta; takip eden süreçlerde ise turist sayısındaki artış nedeniyle halkta kaygı oluşmaktadır. Bu açıdan destinasyonlarda turist sayısındaki artış ve yerel halkın tutumları arasında doğrusal bir ilişkiden bahsedilebilir (bkz. Tablo 2.1).

Coşku/mutluluk aşamasında yerel halk bölgeye gelen turist ziyaretinden; turistler ise gösterilen yoğun samimi ilgiden memnuniyet duymaktadır. Bölgeye yatırımların artması, söz konusu destinasyona turist hareketlerini arttırmakta ve ekonomiye de katkı sağlamaktadır. Yatırımların planlı olmaması ve bölgenin özelliklerinin dikkate alınmaması bu aşamada bir sorun olarak görülmemektedir. İlgisizlik aşamasının yerel halkın turistlere karşı duygularının nötr olduğu duruma işaret ettiği söylenebilir. Bölgeye yönelik turist hareketleri ve yatırımlar arttıkça yerel halk ve turist ilişkileri farklılaşır. Yerel halk turistlere önceki ilgiyi göstermemeye başlar, ilişkiler ticarileşir. Kızgınlık aşaması yerel halkın turizmin

gelişiminden memnun olmadığı; sonuç olarak, turistlere karşı olumsuz duyguların yer almaya başladığı süreci ifade eder. Turist sayısı, yerel halkın mevcut kaynaklarla turist beklentilerini ve gereksinimlerini karşılayamayacak derecede artmıştır. Yerel halk-turist ilişkisi karşılıklı olarak tatmin edici olmadığı gibi yerel halkın turistlere karşı tepkisel davranışları da söz konusu olmaktadır. Düşmanlık İrrideks Modeli’nin son aşamasıdır. Bu aşamada turist sayısının destinasyonun imajını düşürecek şekilde yükselmiş olması ve destinasyona zarar vermesi, turist ve yerel halk arasındaki gerilimin artmasına yol açmaktadır.

Butler’ın Turist Alanı Yaşam Döngüsü

Butler’ın ana hatlarını ilk kez 1980 yılında oluşturduğu ve destinasyon yaşam sürecini, destinasyon yerel halk ilişkisi üzerinden analiz eden “Turistik Alan Yaşam Döngüsü” modeli bir bölgenin turistik destinasyon olarak keşfedilmesinden düşüş aşamasına kadar tüm süreçlerini aşamalar halinde analiz eder.

Butler çalışmasının sadece önceki kuramlarla ilişkili bir kuramsal yaklaşımla oluşturduğunu belirtmekle kalmaz bunun aynı zamanda işletme, pazarlama gibi alanların ürün yaşam döngüsüne dayandırılabileceğini de öne sürmektedir. Model, turistik destinasyonların zaman içinde geliştiğini ve değiştiğini içeren birbirleriyle bağlantılı bir dizi aşamayı içermektedir. Şekil 2.2.’de görülebileceği gibi “S” eğrisine benzer aşamalar halinde değişim gösteren model; keşif, katılım, gelişme, güçlendirme, durgunluk, yeniden canlandırma veya düşüş süreçlerini içermektedir. Bu aşamalar sırasında başlangıçta destinasyonda az sayıda turist bulunurken sonraki süreçlerde turist sayısı artış gösterir ve zamanla kritik seviyeye ulaşarak destinasyon yaşam sürecini tehlikeye atar.

Butler (1980), keşif aşamasının bölgede turist sayısının az olmasıyla karakterize edildiğini belirtmektedir. Bu aşamada destinasyonu ziyaret eden turistler için sunulan olanakların sayısı azdır, ulaşım yetersiz ve yerel halkın turist ihtiyaçlarını karşılayabilme becerisi sınırlıdır. Başlangıç olarak da nitelendirilebilecek keşif aşamasındaki destinasyonların, turistler tarafından henüz tahrip edilmediği, yerel toplumun ekonomik olarak yüksek gelirler elde etmediği ve toplumsal yapıda sosyal bir değişimin söz konusu olmadığını açıklamaktadır. Destinasyonun dikkat çekici özelliklerinin farkına varılması daha fazla turistin bölgeyi ziyaret etmesiyle sonuçlanmaktadır. Katılım aşamasında yerel halkın yanı sıra seyahat acentaları veya tur operatörlerinin de bölgeye yönelik hareketleri başlayabilir. Gelişim aşaması, çeşitli reklam ve diğer faaliyetlerle bölgeye turist çekildiği ve bölgenin artık bilinen bir turistik destinasyon haline geldiği aşamayı yansıtmaktadır. Bu aşamanın ileriki süreçlerinde yerel katılım ve gelişim düzeyinde hızlı bir düşüş meydana gelecektir. Bütünleşme aşamasında turist sayısı, yerel toplum nüfusunu aşmaya devam etmektedir. Bölgeyi ziyaret eden turistlerin sayısında artış söz konusu


olmasına rağmen, bu oran bir önceki aşamadakinden daha düşük olmaktadır. Bölge ekonomisi büyük ölçüde turizme dayanmaktadır. Durgunluk aşaması, turist sayısının maksimum düzeylere ulaştığı süreçtir. Bölgenin taşıma kapasitesi çevresel, sosyal, ekonomik problemler ortaya çıkacak seviyeye ulaşmış; hatta aşılmıştır. Düşüş aşamasında bölge, yeni çekici destinasyonlarla rekabet edemeyecek seviyeye gelmekte, sayısal ve mekânsal olarak pazarda kayıplar yaşamaktadır. Yeniden canlandırma, destinasyonun yeniden turistik bir cazibe merkezi olması girişimlerini içerir.

Kaos ve Karmaşıklık Kuramı

Özellikle insan faktörü ve doğal felaketler başta olmak üzere meydana gelen olaylar, hâlihazırda kırılgan bir yapıya sahip turizm endüstrisini derinden etkilemektedir. Kaos ve karmaşıklık işletmelerle ilgili organizasyonel sorunlar, çalışan devir hızının yüksek olması; toplumla ilgili doğal felaketler, terör saldırıları; destinasyonla ilgili alt-üst yapı sorunları, kritik eşikle birlikte taşıma kapasitesinin aşılması sorunlarından herhangi biri nedeniyle meydana gelebilir.

Çeşitli değişkenler tarafından etkilenen turizmde değişimin dinamiklerini ve kaotik aşamalarının anlaşılmasında Newtoncu/Kartezyen yaklaşımlar yetersiz kalmakta, bu yaklaşımlara alternatif Russell ve Faulkner (1999) kaos ve karmaşıklık kuramını öne sürmüştür. Kuram, turizm sistemlerinin özü itibariyle doğrusal olmayan, karmaşık, akışkan ve dinamik olduğunu varsayarak yeni bir bakış açısı sağladığını belirtmektedir. Turizm çevre, diğer endüstri kolları, kültür, yerel toplum gibi çok sayıda unsuru içeren bütünleşmiş bir yapıya sahiptir ve bu yapının içerisinde yer alan her bir unsur birbirini etkilemektedir. Kaos ve karmaşıklık kuramı, sistemleri aşağıda sıralanan bakış açısıyla değerlendirir (Russel ve Faulkner, 1999):

• Örgütleme, yapı ve örüntülerle ilişkili olarak canlı sistemlere (biyolojik model) dayandırılır. • Sistemler doğası gereği karmaşık görünür ve doğrusal olmayan ilişkiler gösterme eğilimi yaygındır. • Sistemler istikrarsızdır ve süreçler büyük oranda olumlu geri dönütlerle yönetilir. • Bireysel farklılıklar ve tesadüfi dış etkiler çeşitlilik, uyum ve karmaşıklık için harekete geçiren itici gücü sağlar.

Faulkner ve Russell (1997), kaos ve karmaşıklık kuramında turizmin canlı bir sistem ve dinamik bir varlık olarak ele alınması gerektiğini savunmaktadır. Bu açıdan basit kurallarla yönlendirilen bireylerin turizm sisteminin temeli olduğunu ifade ederek yukarıdan aşağı değil aşağıdan yukarıya yaklaşımın temel alınarak incelenmesi gerektiğini ifade ederler. Kuramın önemli bir diğer bileşeni ise küçük bir değişimin bir dizi dramatik olay veya köklü dönüşümleri zincirleme bir reaksiyona dönüşmesine yol açan ve kelebek etkisi olarak bilinen

durumlardır. Bu açıdan değerlendirildiğinde küçük, kırsal bir turizm destinasyonunda meydana gelen kültürel bozulmanın zamanla bu kültürün tamamen yok olup silinmesine yol açabileceği öne sürülebilir. Kaosun eşiğinde olgusu; turizmin oldukça hassas bir denge üzerinde durmasına, her şey yolunda ve dengede olsa bile kalabalık, kirlenme vb. meydana gelebilecek küçük bir olumsuzluk veya değişimin dengenin bozulmasına yol açarak sistemin kaosa sürüklenebileceğine gönderme yapmak için kullanılmaktadır. Aynı zamanda bir değişiklik diğerini dengeleyebiliyorsa sistemin dengede ve sabit kalabileceği de ifade edilmektedir.

Toplumun Turizm Sistemindeki Rolü: Murphy’nin Turizm Planlaması Ekolojik Modeli

Gelişmekte olan ülkelerde turizmin yerel toplum üzerindeki etkilerinin analiz edildiği çalışmasında Murphy, turizmi toplumsal bir düzlemde ele almış ve toplum temelli turizm kavramı vurgusu yaparak bunu literatüre kazandıran ilk araştırmacı olmuştur. Gelişim, planlama ve yönetim uygulamalarının geleneksel yaklaşımlardaki gibi yukarıdan aşağı bir yaklaşımla sürdürülemeyeceğini ifade eden Murphy, turizmin toplum endüstrisi olarak incelenmesi gerektiği tartışmalarını gündeme getirmiştir. Buna göre turizmde, bütünleşik sürdürülebilir, toplum odaklı ve kapsamlı yeni turizm gelişim planlamalarına ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir.

Turizm gelişmesinde ve kalkınma aracı olarak kullanılmasında toplumun bir bütün olarak aktif rol alması gerekmektedir. Bir bütünün içerisinde; yerel halk, doğal, çevresel ve kültürel bileşenler başta olmak üzere turizmde çekicilik unsuru oluşturan diğer bütün elemanlar yer almaktadır. Ancak yerel halk ve buna bağlı olarak toplumsal katılım bu süreçte ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Toplum katılımının sağlanması, turizmde sürdürülebilirliğin olduğunu ve turizm faaliyetlerinden toplumsal fayda sağlandığını gösterir. Böylelikle turizme karşı olumlu bir tutum gelişirken aynı zamanda yerel kaynakların korunmasına yönelik bilinç de artar.

Murphy’nin turizm planlaması ekolojik modeli turizm, toplum ve kalkınma arasındaki çevresel ilişkileri ortaya koymaktadır. Modele göre planlama, turizmi yerel kaynak olarak gören şeffaf ve toplum odaklı saf işletme ve gelişim yaklaşımlarından birine yeniden yönlendirilmesi ile büyük potansiyele sahip turizm endüstrisi ekonomik ve toplumsal açıdan fayda sağlayabilir. Turizm planlaması ve sürdürülebilir turizm ilkelerinin uygulanması süreçlerine toplum katılımı için ekolojik sisteme dayalı model önermiştir. Yerel halkın fiziksel gelişime ayak uydurması gerektiğini belirten Murphy, gelişimin onların toplumlarını ve yaşam biçimlerini etkileyeceğinden karar verme süreçlerinde onlara söz hakkı tanınması gerektiğini açıklar. Kalkınma kapasiteyle uyumlu ve arzu edilen şekilde başarma amaçlanıyorsa, toplumdan bağımsız gelişim ve planlamanın da yerel toplumun beklentilerine uygun şekilde yapılması gerekir.


Bir toplumun turizmin fırsat ve güçlüklerine verdiği karşılığın büyük oranda endüstriye yönelik toplumsal tutuma bağlı olduğunun altını çizen Murphy (1985), söz konusu tutumların kişisel ve karmaşık olduğunu öne sürmüş, tutum açısından şu üç ana belirleyiciden bahsetmiştir:

• Turist ve yerel halk arasında var olan ilişki, • Toplum ve bireyler açısından turizm endüstrisinin önemi, • Hoşgörü eşiği.

Murphy’nin yaklaşımı dikkate alındığında doğal, kültürel ve toplumsal değerlerin turizm ürününün ayrılmaz bir parçası olması açısından turizmin kaynak temelli bir endüstri olarak yapısallaştırıldığı anlaşılabilmektedir. Turizm planlaması ekolojik yaklaşımı, turizmin doğasında bulunan karmaşık süreçlerin model çerçevesinde basitleştirilerek uyarlamasıdır. Modelde önce yerel düzeyden bölgesel; sonrasında ise ulusal faaliyet kapsamları gösterilen sistemde her bir grubun ekolojik turizmin gerçekleştirilmesi anlamında rolleri bulunmaktadır. Modelde yer alan her bir unsur birbirleriyle ilişkilidir ve aynı zamanda birbirlerini etkilemektedir. Ekolojik bir modelin uygulanabilmesi tüm bileşenlerin tehdit edilmeksizin kullanılabilmesiyle mümkün olmaktadır.

Sosyal Mübadele Kuramı

Sosyal mübadele kuramı, birey ve gruplar arası etkileşim durumunda kaynakların karşılıklı değişimini ve alışverişini anlamaya dayanan genel bir sosyoloji kuramıdır. Kuramda etkileşimler; aktör veya taraflardan birinin diğerine değerli kaynaklar sağladığı bir süreç olarak ele alınmaktadır. Aktör veya taraflar, birim olarak hareket eden bir kişiye, bir role sahip olan kimseye veya gruplara gönderme yapmaktadır (Emerson, 1964). Kaynaklar ise aktörler arasında alışverişe uygun olarak değerlendirilen soyut veya somut herhangi bir nesne olarak ifade edilebilir. Buna göre maddi, sosyal veya psikolojik herhangi bir nesne kaynak olarak nitelendirilebilir.

Birey ve gruplar arası etkileşimin önemli bir boyutunu oluşturan sosyal mübadele, her yıl milyonlarca turistin çeşitli nedenlerle bir yerden ötekine seyahat etmesi, bu seyahatler sırasında karşılıklı ilişkiler geliştirilmesi nedeniyle turizm alanında üzerinde durulmaktadır. Diğer taraftan, turizmin toplumsal etkilerini turist yerel halk etkileşimlerinin özelinde ele alması ve turizmin gelişimi karşısında yerel halkın tutumlarını irdelemesi açısından söz konusu kuram toplum temelli turizm açısından da oldukça önemlidir. Sosyal mübadele kuramı turizm alanındaki toplumsal etkileşimle ilgili yapılan çalışmalarda en sık yararlanılan kuramlardan biridir. Sosyal mübadele kuramının genel olarak turizm, özel olarak da toplum temelli turizm kapsamında önemli olmasının nedeni, bireysel veya kolektif düzeyde toplumun turizme karşı olumlu-olumsuz tutumlarına

açıklık getirebilmesi, turist-yerel halk etkileşimlerinin incelenmesi ve anlaşılmasını sağlaması ile ilgilidir. Turizm açısından sosyal mübadele kuramının kuramsal altyapısı insanların, turizmin gelişimi sonucunda meydana gelen fayda ve maliyet değerlendirmesi yapmasına dayanmaktadır. Buna göre turizmin kendilerine fayda sağladığı yönünde bir değerlendirme yapan yerel halk, turizm faaliyet ve planlamalarını olumlu görüp desteklerken; turizm faaliyet ve planlamalarının kendilerine zararı olduğu yönünde bir değerlendirme yapan yerel halk, turizmi olumsuz olarak görmekte dolayısıyla desteklememektedir. Buna ek olarak turizm faaliyet ve planlamalarına yönelik karma bir tutum geliştiren yerel halk üyelerinin de olduğundan bahsedilmektedir. Bunlar için turizm faaliyet ve planlamalarından bireysel olarak yarar yönünde değerlendirme yapılmasına rağmen bu değerlendirmenin gücü destek için yeterli düzeyde değildir.

Sosyal mübadele kuramı, etki yönüyle yerel halk ve turist arasındaki etkileşimin sonuçlarını ortaya koymanın bir yoludur. Sosyal karşılaşmalar esnasında turistler ile yerel halk arasında gerçekleşen alışverişlere bağlı olarak mübadele, fayda sağlayan ve tatmin edici bir fırsat olarak nitelendirildiği gibi yerel halk açısından istismar; turist açısından ise şüphe ve kızgınlık duygularının tetiklenmesine yol açması nedeniyle dengesiz ve asimetrik bir özellik gösterebilmektedir.

Konuya ilişkin uygulamalı olarak araştırma yapan ve kuramsal bir model öne süren ilk araştırmacı olan John Ap (1992) turistik bir destinasyonda yerel halk ile turist ilişkilerini ve yerel halkın turizmin gelişimine yönelik tutumlarını sosyal mübadele kuramından yararlanarak incelemiştir. Araştırmacı, tarafların etkileşimlerine yönelik algılamalarının ve turizmin gelişimine destek verip vermeme durumlarının fayda-maliyet değerlendirmesine bağlı olarak değiştiğini açıklamaktadır. Bu değerlendirmenin süreç içerisinde birbirini takip eden bir dizi aşamadan (Mübadeleye başlanması, olumlu bir mübadelenin oluşturulması ya da mübadelenin gerçekleşememesi, mübadelenin değerlendirilmesi, mübadele sonucunun olumlu olarak değerlendirilmesi; sürecin desteklenmesi ya da mübadele sonucunun olumsuz olarak değerlendirilmesi; süreçten çekilme) meydana geldiği belirtilmektedir.

Ap (1992) ayrıca yerel halkın turizm algılarının anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla bir sosyal mübadele süreç modeli geliştirmiştir. Model, yerel halkın turizm mübadelesine dâhil olma, mübadeleye devam etme ve mübadeleden çekilme süreçlerini özetlemektedir (bkz. Şekil 2.3).

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında