TRZ112U-TURİZM VE GÜVENLİK
Ünite 5: Savaşlar, Afetler ve Turizm Güvenliği
Savaşlar ve Turizm Güvenliği
Turizm, savaşlar ve afetler gibi dış çevresel faktörlere duyarlıdır. Bu felaketler ve krizler, turizm endüstrisinin hayatta kalması ve toparlanması önünde önemli engeller oluştururlar. Turistler genellikle dinlenmeye ve sorunsuz bir tatil yapmaya özlem duyarlar ve bu nedenle tatil yerlerindeki şiddet olaylarına karşı duyarlıdırlar.
Özellikle savaşlar, dünya turizminin sürdürülebilir kalkınmasını ciddi şekilde kısıtlayan anahtar faktörlerden biri hâline gelmiştir.
Savaş Türleri
Tarihsel süreçte savaşların amaçları ve gerçekleştirilme şekli dönemin koşullarına göre şekillenmiştir.
• Modern Dönem Öncesi Savaşlar: Orta çağ ve ondan öncesi dönem savaşları genellikle monarşi, kilise, feodal beyler vb. dâhil olmak üzere çok çeşitli aktörler tarafından, çoğu durumda esas olarak profesyoneller, yani paralı askerler aracılığıyla yürütülüyordu. Nüfusun vergilendirme kapasitesinin düşüklüğü, orduları kiralamak ve/veya silahlandırmak ve donatmak için gelirin yetersizliğine yol açmış ve bu nedenle savaşlar oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır. Düşman ordular savaştan ziyade önlem amaçlı silahlanmışlardır. Bu dönem savaşlarda sivil kayıpların yanı sıra yağma ve tecavüz olayları yaşanmıştır (Howard, 1976). Bu doğrudan sonuçların yanı sıra, bulaşıcı hastalıkların yağmacı ordular tarafından yayılması, hasat veriminde bir azalma ve savaşın finansmanı için daha ağır bir vergilendirme gibi savaşların olumsuz yan etkileri ortaya çıkmıştır. • Modern Savaşlar: Çağdaş savaşlara geçiş ancak 18. yüzyılın sonuna doğru Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi’nin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Sanayi Devrimi orduları daha modern silahlar ile donatmaya imkân tanımış ve Fransız Devrimi de bu tür orduları evrensel zorunlu askerlik yoluyla seferber etmeye izin verdi. Zorunlu askerlik ile insanların devletin savunmasına katkıda bulunmak görevi olduğu fikri Avrupa’nın geri kalanına yayılmıştır. Böylece savaşları daha yıkıcı hale getiren kitle ordular ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda artan savaş maliyetleri düzenli vergilerin alınmasına yol açmıştır. Modern savaşların doruk noktası, her ikisi de benzeri görülmemiş yıkımlara neden olan 20. yüzyıldaki iki dünya savaşı oldu. 1. Dünya Savaşında kayıplar çoğunlukla askeri olmasına karşılık 2. Dünya Savaşında kayıplar, kısmen büyük şehirlerin havadan bombalanmasının sonucu olarak çoğunlukla sivillerdir. • Nükleer Savaş: Ağustos 1945’te Japon şehirleri Hiroşima ve Nagazaki’ye ABD tarafından atılan
iki nükleer bomba, sivil hedeflere yönelik hava bombardımanlarının doruk noktasını oluşturmuştur. Nükleer silahlar ve savaş yalnızca savaşı önlemeye hizmet edebilir çünkü orta ölçekli bir nükleer savaş dahi uzun vadeli radyoaktif kirlenme ve dünyayı insanlar ve diğer omurgalı türler tarafından fazlasıyla yaşanmaz kılacak iklim değişikliklerini meydana getirecektir. Taşıdığı riskler, tarafları çatışma yerine müzakerelere yönlendirmiş ve 1963’te “Sınırlı Nükleer Denemelerin Yasaklanması” antlaşması yapılmıştır. Nükleer caydırıcılık, Soğuk Savaş boyunca iki süper güç arasında bir savaşın çıkmasına engel oldu ancak savaşlar 3. Dünya’da iki blok tarafından vekalet savaşları şeklinde gerçekleşti. • Üçüncü Tür Savaşlar: Soğuk Savaşın bitiminden sonra (1989-1991) Balkanlarda (örneğin, Bosna ve Kosova’da) Afrika’da (örneğin Liberya’da, Sierra-Leone’de ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde) tanık olunan ve 3. tür savaşlar olarak sınıflandırılan savaş biçimleri ortaya çıktı. Bu savaşlar tipik olarak yukarıda bahsedilen modern savaşlarda görülen devletler dışında, nadiren açıkça tanımlanmış siyasi hedeflere sahip gerilla hareketleri, haydutlar, milisler (çocuk askerler dâhil) vb. aktörleri içeriyordu.
Savaşların Turizm Sektörüne ve Güvenliğine Etileri
Turistler genellikle bir destinasyonda kendini güvensiz veya tehdit altında hissederse, varış yeri hakkında olumsuz bir izlenime sahip olur ve artık destinasyonu tekrar ziyaret etmeyebilir veya başkalarına tavsiye etmeyebilir. Bu bağlamda savaşlar, turistik destinasyonlarda fiziki zarar ortaya çıkaran başlıca faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir. Özellikle modern savaşlar ile nükleer savaşlar, turizm bölgelerinin altyapısı ve çekiciliğinin neredeyse tamamen yok edilmesine yol açmaktadır.
Arap baharı, Suriye iç savaşı, İsrail-Filistin çatışması uzun yıllardır bölgesel bir güvenlik sorunu olmuştur ve Orta Doğu bölgesindeki seyahat ve turizmi olumsuz etkilemektedir.
Savaşların turizm sektörü üzerindeki başlıca olumsuz etkileri şunlardır:
• Savaş çatışmaları özellikle turistik destinasyonların çoğunluğunu oluşturan coğrafi araziler başta olmak üzere cazibe merkezlerinin yok edilmesine yol açmaktadır. • Savaş çatışmaları sonucunda rezervasyonların iptal edilmesi ve hâlihazırda otellerde kalan ziyaretçilerin çekilmesi, turizm gelirlerinin azalmasına ve turizm sektörü ile doğrudan ve dolaylı bağlantılı iş kollarının zarar görmesine yol açmaktadır,
• Savaşlar ve ortaya çıkardığı güvensiz ortam, turizm sektöründe doğrudan veya dolaylı olarak istihdam edilen binlerce çalışanın kitlesel işsizliğine yol açmaktadır, • Savaş olan ülkelere yönelik havayolu hizmetleri iptalleri yaşanır ve bu nedenle turizm sektörü çok büyük bir darbe alır, • Savaşların turizm sektörü üzerindeki en önemli etkisi ise artan güvensizlik duygusudur. Güvensizlik duygusu yıkım, ölüm ve trajedi ile ilişkili olduğu için turist talebi üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır, • Savaşlar ülke ekonomisinin zayıflamasına yol açar. Bu dönemde savunma harcamaları artış gösterir ve temel öncelik savunma sektörüne verilir. Savaş sonrası dönemde zarar gören ve imaj kaybeden turizm sektörünün yeniden canlanması, azalan ülke geliri nedeniyle uzun yıllar sürebilmektedir.
Savaşın kısa vadede turizm sektöründe ortaya çıkardığı olumsuz etkilere karşılık uzun vadede birçok savaş alanının popüler turistik yerler haline geldiği görülmektedir. Savaş alanı turistleri, muhtemelen daha ucuz konaklama fiyatlarından yararlanmak için, yüksek turizm akını dönemlerinin dışında seyahat etmeyi tercih etmektedirler.
Savaş sonrası dönemde turizm sektörünün yeniden canlanması uzun zaman almaktadır. Bunun en önemli nedeni ise ülkelerin vatandaşlarına, çatışmalı ülkeleri ziyaret etmekten kaçınmaları için seyahat tavsiyeleri vermesidir. Hükümetler olası güvenlik tehditlerine seyahat tavsiyeleri yoluyla tepki verir ve belirli destinasyonların turizm ürünlerini boykot eder ve seyahat davranışı, yetkililer tarafından yapılan ve yayınlanan risk değerlendirmesinden büyük ölçüde etkilenir.
Doğal Afetler ve Turizm Güvenliği
Afet kelimesi, ölümcül hasar veya yaralanmaya neden olan doğal veya insan yapımı, ani, rastgele veya büyük talihsizlik olarak tanımlanmaktadır. Afetler iki kısma ayrılmaktadır;
• İnsan kaynaklı afetler: Güvenlikle ilgili afetler (terör, iç savaş), mali ve ekonomik krizler ile siyasi huzursuzluklar insan kaynaklı afetleri meydana getirmektedir. • Doğal afetler: Doğal afet terimi ise büyük hasar veya yaşam kaybıyla sonuçlanan, doğal nedenlerden kaynaklanan (tsunami, sel, volkanik patlama, salgın hastalık, yangın, heyelan, kasırga, tropikal siklonlar, tayfun, kasırga, deprem, çığ, kuraklık, kış fırtınaları vb.) ani bir kaza veya doğal felaketi ifade etmektedir.
Deprem felaketleri, ilgili turistik yerleri ziyaret eden turist sayısını büyük ölçüde azaltarak ve turistik yerlere ve tesislere ciddi şekilde zarar vererek turistik destinasyonlarda büyük kayıplara neden olmaktadır.
Orman yangınları turizme etkisi oldukça büyük ve çok yönlüdür. Yangınların turizm tesisleri ve konaklama alanlarına zarar vermenin yanında, altyapı hasarlarının eski haline getirilmesi maliyetli ve zaman almaktadır.
Doğal afetler, turistlerin psikolojik risk algısını tetiklemekte ve turizm talebinde bir düşüşe neden olmaktadır. Bu tür felaketler, yalnızca turizm endüstrisini doğrudan etkilemekle kalmayan, aynı zamanda potansiyel gezginler arasında uzun süreli endişeler ortaya çıkarmaktadır.
Doğal afetlerin öngörülebilir olmaması ve doğal afet riskinin yüksekliği, turistlerin kafasındaki belirsizliği artırmakta ve bir destinasyonun iyileşme aşamasını geciktirebilmektedir. Doğal afetlerin ardından turizm destinasyonunun uluslararası turizm pazarındaki iyileşme ve yeniden yapılanma süreci hızlandırılmalı ve güvenlik imajı bir an önce eski haline getirilmelidir. Ani felaketlerin türbülansına yanıt verebilmek amacıyla turizm endüstrisi için stratejik kriz yönetimi planlaması yapılması gerekmektedir.
İnsan Kaynaklı Afetler ve Turizm Güvenliği
Terör, sokak çatışmaları, iç savaş, siyasi huzursuzluklar ile mali ve ekonomik krizler, insan kaynaklı afetlerdir. İnsan kaynaklı afetlerin yol açtığı güvenlik korkuları ve ekonomik zorluklar, seyahatleri engelleyen ve belirli bir destinasyon seçerken turistlerin karar vermesini etkileyen önemli faktörlerdir.
Mali ve Ekonomik Krizler
Günümüzde herhangi bir ülkede ortaya çıkan mali kriz, kelebek etkisi yaratarak açık ekonomilere sahip ülkelerde ekonomik krizlere yol açmaktadır. Bu durum ekonomik açıklıktan kaynaklanmakta ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin dış ekonomik şoklardan kendilerini koruma kapasitesini sınırlamaktadır.
Alışılmadık güçlü döviz kuru dalgalanmaları, banka krizleri, ekonomik çöküntü ve beraberinde ortaya çıkan güvenlik konusundaki artan endişe, mali ve ekonomik krizlerin turist akışını etkileyen bir afet olarak sınıflandırılmasına yol açmaktadır. Harcanabilir gelirde ve istihdamda yaşanan düşüşler, paranın değer kaybetmesi, turizm harcamalarının lüks harcama olarak algılanmasına yol açmaktadır. Seyahat ederken bütçe yetersizliği ile karşılaşabilme riski özellikle düşük ve orta gelir grubunda yer alan turistler için endişe uyandırır. Bu tür sonuçlar, yolcuları varış noktalarını değiştirmelerine veya seyahatlerini durdurmaya yöneltir. Turistlerin seyahat kararlarında meydana gelen değişiklikler, turistik destinasyonlarda havayolları, konaklama ve tur operatörleri gibi turizm endüstrisi sektörleri üzerinde çoklu negatif bir etki ortaya çıkarmaktadır.
Ülke İçi Karışıklıklar
Varış noktasının çekiciliğinin temel dayanaklarından biri olan siyasi istikrar ve güvenlik algısı, turist ziyaretlerinin ön koşuludur. Küresel turist talebinin gücüne rağmen güvenli olmayan siyasi koşullar nedeniyle, özellikle
gelişmekte olan ülkelerdeki birçok destinasyon turist girişlerinde dalgalanmalarla karşı karşıyadır. Turistler bu nedenle benzer özelliklere sahip ancak daha güvenilir alternatif bir destinasyon yönelirler. Şiddet daha yaygınlaşır ve uzatılırsa turistlerin geldiği ülkelerdeki resmi makamlar, destinasyona seyahat edilmemesine yönünde tavsiyelerde bulunmaya başlamaktadır. Sonuçta oluşan kötü imaj nedeniyle ülke turizmi hem eşzamanlı olarak hem de uzun vadede olumsuz etkilenmektedir.
Afetler karşısında turizm güvenliğini temin etmek ve destinasyonunun uluslararası turizm pazarındaki iyileşme ve yeniden yapılanma sürecini hızlandırmak için alınması gereken başlıca önlemler şunlardır:
• Turistlerin destinasyon seçimi konusundaki kararların da güvenlik önemli bir faktördür. Afet olaylarından sonra bozulan imajın düzeltilmesi amacıyla turizm bölgelerinin tanıtımlarında güvenlik ve huzur temalarına ağırlık verilmelidir. Bu kapsamda yaşanan krizler ve alınan önlemler konusunda açık ve doğru bilgi verilmesi turistlerin güvenini artıracaktır, • Afetlerin krize dönüşmesini engellemek, ulusal bir krize müdahale ve bir turizm kurtarma stratejisi oluşturmak amacıyla çok paydaşlı turizm eylem planları hazırlanmalıdır, • Krizin vurduğu bir destinasyonun algılanan imajını ve iyileşme süresini en kısa sürede düzeltmek için medya ile birlikte hareket edilmelidir. Algı yönetimi ile uluslararası medyadaki olumsuz imaj geri döndürülmelidir, • Ülke içinde veya bölgesel siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik, toplumsal ve kültürel olaylar, doğa- çevre-iklim sorunları vb. faktörleri dikkate alarak turizm faaliyetleri planlanmalı ve sürdürmelidir, • Özellikle yabancı turistleri ülkeye tekrar çekebilmek amacıyla yurtdışı turizm ofisleri açılmalı, turizmin fiili elçileri olarak hareket edecek seyahat yazarlarının ve seyahat endüstrisi profesyonellerinin sayısı artırılmalıdır, • Ülkenin turizme esas olacak simge yapılarını tanıtmak ve büyük eğlence, spor ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapmak gibi farklı pazarlama stratejileri geliştirilmelidir, • Kriz dönemlerini fırsata çevirmek amacıyla ülkenin ekonomik ve politik şartlarını da dikkate alarak, turistlere ve endüstriye yönelik teşvik unsurları uygulanmaya konmalıdır. Komşularına kıyasla destinasyon fiyatını düşürmek, uluslararası ziyaretçiler için varış sürecini kolaylaştıran vize giriş şartlarında iyileştirme yapmak, otel yatırımları için teşvikler verme, tüm sermaye yatırımları için gümrüksüz ithalata izin verme, uçuşlar ve konaklama gibi hizmetler için sübvansiyonlar veya azaltılmış vergiler ile düşük faiz oranlı krediler vb. uygulamaları ile afetlerin yol açtığı krizden daha hızlı çıkılmaya çalışılmalıdır.