TRZ110U-TURİZM TARİHİ
Ünite 7: Selçuklu ve Osmanlılarda Turizm
Giriş
Orta Çağda ipek yolu üzerinden bazı Avrupalılar Doğu’ya, bazı Çinliler de Batı’ya yöneldiler. Bu karşılıklı seyahatler sonucunda kâğıt para, matbaa, barut gibi çok önemli yenilikler dünyayı sarstı. Bu yenilikler önce Orta Doğu’ya, sonra da Araplar ve diğer uluslar aracılığıyla Avrupa’ya taşındı. Anadolu ise bu dönemlerde önce Selçuklular, ardından Osmanlı ile Avrupa ile Asya arasında bir köprü olmaya, gerek nihai varış yeri, gerekse geçiş yolu olarak önemini korumaya devam etti.
Selçuklularda Seyahat
Selçuklular Anadolu’daki yollardaki güvenliği sağlayarak, konaklama tesisleri kurarak hem uluslararası ticaretin hem de seyahatin gelişmesine önem vermişlerdir. Bütün ülkelerin tüccarlarına açık olan ve günümüzün uluslararası fuarlarını andıran pazarlar kurmuşlar ve bunlara Yabanlu Pazarı adını verilmişlerdir. Pazarören beldesinin bulunduğu yerde dünyaca meşhur Yabanlu Pazarı ve Mardin’in güneyindeki Koçhisar pazarı bunlara örnek gösterilebilir. Dönemin diğer önemli pazarları arasında Ziyaret, Yılgın, Ezine, Alemüddin ve Türkmen pazarları bulunmaktadır.
Selçuklular döneminde kervanların gittiği en uzun güzergâh İpek Yolu’dur. Bu tarihî yolun büyük bölümü Türk ülkelerinden geçtiğinden Orta Asya’dan gelen değerli mallar kervanlar aracılığı ile bu yolla taşınıyordu. Bunun yanında Türkiye’nin sahillerinde bulunan Ayas (Yumurtalık), Alanya, Antalya, Ayasuluk (Selçuk), İzmir, Foça, Sinop, Samsun ve Trabzon limanlarına gelen değerli mallar da kervanlarla bir yerden diğer yere naklediliyordu. Özellikle Semerkant bu kervanların birleştiği bir merkezdi. Kervanların güvenliği için başlarında kervansalar veya kervanbaşı bulunan, duruma göre sayısı 100-200 arasında değişen, bir askerî kuvvet eşlik ederdi. Kervanların güvenliği için alınan önlemlerden birisi de yol üzerinde sabit askerî kıtalar bulundurmaktı. Bu askerî kıtalara yol muhafızı denebilecek Rahdar veya Tutgavul komuta ederdi.
Kervansaraylar, kervanların güvenliği ve konaklaması için ana yol kenarında tesis edilen vakıf yapılardır. En tipik örnekleri ribat, tekke, zaviye, hankah, han, düveyre, buka, dergâh gibi adlarla karşımıza çıkabilmektedir. Ribât-ı Mâhî/Ribât-ı Çâh en erken Türk kervansarayıdır. Ribat-ı Şerif ise Selçuklu kervansaraylarından en önemlisidir. Kervansaraylar emniyetli konak yerleri ve yolcular için gerekli ihtiyaçları karşılamak gibi iki önemli amaçla inşa edilmişlerdir. Tüccarlar için güvenli bir barı- nak, yerel bir pazar yeri, askerler için iyi bir konak, önemli yol ve geçitlerin güvenliğini korumak için birer derbent (karakol), gerektiğinde de düşmana karşı koyabilmek için birer kale olarak kullanılmışlardır. Selçuklu dönemine ait 134 kervansaray tespit edilmiştir.
Selçuklularda kuşluk ve zevale (akşam) yemeği olarak iki öğün bulunmakta ve yemek tek bir kaptan, kaşıkla yenirdi. Eğlencelere genellikle meclis adı verilirdi. Selçuklular
tarafından kutlanan baharın gelişi için “Nevruz”, sonbaharın başlangıcı için “Mihrigan Bayramı” olmak üzere iki geleneksel bayram bulunuyordu.
Osmanlı Tarihi (1299-1922)
Osmanlı tarihi Klasik Dönem (1299-1839) ve Tanzimat Dönemi (1839-1822) olmak üzere iki döneme ayrılmaktadır. Kurucusu Osman Bey’den adını alan Osmanlı İmparatorluğu, 14. yüzyılın başları ile 16. yüzyılın sonları arasında gerçekleştirilen bir dizi fetihle ortaya çıktı. Güneydoğu Avrupa’da Macaristan’ın kuzey, Anadolu ve Orta Doğu’da İran, Kuzey Afrika’da Atlas Okyanusu kıyılarına kadar sınırlarını genişlettiler ve üç kıtada egemenlik kurdular. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı İmparatorluğu bir dünya gücü hâline geldi.
18. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu üç önemli tehditle karşı karşıya kaldı. Bunlar: Rusya’nın güçlenmesi, Fransız Devrimi’nden sonra milliyetçi fikir ve hareketlerin ortaya çıkması, imparatorluğun Batı’ya giderek artan mali bağımlılığı ve Avrupalı güçlerin bu bağımlılıktan yararlanarak Osmanlı iç işlerine müdahale girişimleriydi. Tüm bu tehditler Osmanlıları merkezileşmeye ve Batılılaşmaya yönelik yeni bir dizi reforma itti. Tanzimat’ın başlattığı yeni reform ve dönüşüm süreci I. Meşrutiyet (1876) ve ardından II. Meşrutiyet döneminde (1908-1918) getirilen demokratik olarak seçilmiş parlamentoda doruk noktasına ulaşmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri ile imzaladığı Mondros Mütarekesi, Paris Barış Konferansı ve Sevr Antlaşmaları ile işgal edilmeye başlanmıştır. Batı Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Yunan güçlerine karşı kazandığı son zaferden sonra ve Lozan’daki barış görüşmelerinden önce, Ankara Hükûmeti 1 Kasım 1922’de Osmanlı saltanatını kaldırarak Osmanlı İmparatorluğu’nu resmen sona erdirmiştir.
Osmanlı Klasik Döneminde (1299-1839) Ulaşım, Haberleşme ve Seyahatin Tarihi
Osmanlı sınırları içerisindeki yolların önemli bir bölümü, başta Roma İmparatorluğu olmak üzere, kendinden önce bu topraklarda hâkim olan devletlerden kalmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nda yollar, buluşma noktası başkent İstanbul olan, Rumeli ve Anadolu’da birbirine paralel iki ağa sahipti. Bu ağlar üzerinde sağ, orta ve sol kol adı verilen güzergâhlar söz konusuydu. Askeri ve ticari amaçlar için kullanılan, Kırım’a kadar ulaşan Rumeli’deki orta kol ile Mekke-Medine’ye kadar ulaşan Anadolu’da sağ kol güzergâhların en işleği yollardı.
Osmanlılar, denizaşırı toprakların korunması, ticaretin sağlıklı yürütülmesi ve haberleşme ile ulaştırmada en pratik yolun deniz olması nedeni ile gemiciliğe önem vermişlerdir. Aynı kara yollarında olduğu gibi Osmanlı deniz yolları da dört ana kola göre teşkilatlanmıştı. Bunlar Karadeniz ve Akdeniz’de sol ve sağdan olmak üzere belirlenmişti. Karadeniz’de birinci güzergâh İstanbul’dan
Tuna iskelelerine; ikincisi Üsküdar’dan Faş’a(günümüzde Gürcistan’da); Akdeniz’de ilk güzergâh İstanbul’dan Mora ve ilerisi; ikinci kol ise Akdeniz yönünde Üsküdar, İzmir üzerinden İskenderiye, Cezayir ve Cebelitarık tarafına ilerliyordu.
Osmanlılarda askerî ve ticari yolların güvenliği ile halkın emniyetini sağlamak amacıyla köprücü, suyolcu ve derbendci gibi hizmet sınıfları oluşturmuştur. Derbendler kadar etkili olmasa da dervişlerin yol üzerinde ıssız ve tenha yerlerde kurdukları zaviye ve tekkeler de yol güvenliğine önemli katkı sağlamışlardır. Büyük şehirlerde ve kervan yolları üzerinde inşa edilen tekkelerde tasavvufi eğitimin yanında han, imaret (aşevi) ve kervansarayların gördüğü hizmet de yürütülmekteydi.
Osmanlı Devleti’nde haberleşme kurumu “Ulak- Menzilhane” adıyla devlete ait haberleşme işlerini üstlenmiştir. Bu kurum 1840’tan itibaren “Posta Nezâreti” adını almış ve halkın haberleşmesini de üstlenmiştir. Ulak veya tatar adı verilen posta sürücülerinin yol boyunca yorulan atlarını değiştirmesi ve haberleşme işlevlerinin yanı sıra, menzilhaneler, seferler sırasında ordunun ihtiyaçlarının karşılanması ve konaklanmasına da hizmet etmiştir.
Klasik Dönemde, yolcuların konaklamasında birinci sırada şehir için hanlar yer almıştır. Bu yapılar, farklı kültür ve coğrafyadan gelen tüccarların tanışıp mal alışverişinde bulunduğu, getirdiği ürünü depolayabildiği mümkünse ko- naklayabildiği mekânlar olmuşlardır. Osmanlılara özgü şehir içi hanları işlevlerine göre; yolcu ve ticaret hanları olarak ikiye ayrılmaktadır. Ticari hanlar, Osmanlılar döneminde yaygın olarak ortaya çıkan, yolcu konaklama işlevi taşımayan yapı türüdür. Bu hanlara kullanım amaçlarına göre bazen “bedesten” de denmiştir. Hanlar genellikle işlevlerine veya içeride yoğun olarak ticareti yapılan ürünlere göre Koza Han, Kaşıkçı Hanı, İpek Han gibi isimlerle anılmışlardır. Bunun sonucunda, yapıların hangi tüccar grubuna hizmet ettiği, o dönemki halk tarafından kolaylıkla anlaşılmıştır.
Evliya Çelebi’nin (1611-1682) Seyahatnâmesi Osmanlı seyahatnameleri içerisinde en kapsamlısı ve en meşhur olanıdır. Evliya Çelebi kadar etkili olmasa da bir başka seyyah Seydi Ali Reis’tir. Mir’âtü’l-memâlik (memleketlerin aynası) adlı seyahatnameyi yazmıştır. Tımışvarlı Osman Ağa’nın Bir Osmanlı Askerinin Sıradışı Anıları (1688-1700) da önemlidir. İlk Osmanlı sefâretnâmesi, 1665 yılında büyükelçi sıfatıyla Viyana’ya gönderilen Kara Mehmed Paşa tarafından kaleme alın- mıştır. Son sefâretnâme ise Abdürrezzâk Bâhir Efendi’nin 1845’te Risâle-i Sagire (Küçük Risale) adıyla yazdığı Paris-Londra sefâretnâmesidir. Sefâretnâmelerin en meşhuru ise 1720 yılında Paris’e gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in Fransa Sefâretnâmesi’dir.
Klasik dönemde hacılar, Osmanlı başkenti İstanbul’dan hacca, kara veya deniz yolu ile giderdi. İstanbul’dan hacca gidiş-dönüş yaklaşık dokuz aydı. Hacıların Hicaz’a kara
yoluyla ulaşımı büyük kervanlarla topluca sağlanırdı. Üsküdar’dan törenlerle uğurlanan hacılar yaklaşık iki ayda deniz yoluyla Kahire veya kervan yolculuğuyla Şam’a ulaşırlardı. Bu iki şehir, hacı adaylarının toplanma ve asıl yolculuğa hazırlanma noktalarıydı.
Osmanlı mutfağı saray ve halk mutfağı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Buna bir de yoksullara, medrese talebelerine yiyecek dağıtan imarethaneleri eklemek mümkündür. Ayrıca Osmanlı şehir ve kasabalarında bazı yiyecek ve içecekleri hazır satan çörekçi, simitçi, şerbetçi, kebapçı, kadayıfçı, şıracı, bozacı vd. esnaflar da vardı. Osmanlı Devleti’nde halkın eğlence hayatında kır ve sandal gezintileri, kahve ve kahvehaneler, şarap ve meyhaneler, tütün, meddahlar, helva sohbetleri, işret meclisleri ve Karagöz gösterileri öne çıkmaktadır.
Osmanlı Tanzimat Döneminde (1839-1922) Osmanlılarda Turizm ve Seyahatteki Dönüşüm
Tanzimat döneminde turizm alanında yaşanan değişimde en önemli etken Osmanlı Devleti’nin bir hukuk devletine dönüşmüş olmasıdır. Turizm Rehberliğinin Tescillenmesi ve Seyyâhîne Tercümanlık Edenler Hakkında Nizâmnâme, Seyahat İzinleri ve Pasaport Nizamnameleri, Otel ve Misafirhaneler Hakkında Talimat ve Müze-i Hümayun Nizamnameleri bu dönemde yayımlanmıştır.
Bu dönemde ülke genelinde bütün alanlarda olduğu gibi ulaşım ve haberleşme hizmetlerinin geliştirilmesi konusunda önemli gelişmeler yaşanmıştır. 1869 tarihli Turuk ve Ma’abir Nizâmnâmesi (Yollar ve Geçitler Nizamnamesi) ile Osmanlı Devleti’ndeki kara yollarının teknik şartları belirlenmiştir. Osmanlı topraklarında ilk demir yolu hattı 1854’te Kahire-İskenderiye arasında açılmıştır. 1888 tarihinde, lüks donanımlı ve çok ses getirecek olan Paris-İstanbul Orient Ekspres (Şark/Doğu Ekpresi) hattı ise 1 Haziran 1889 tarihinde seferlerine başlamıştır. Böylece Osmanlı Devleti ile Avrupa arasında kesintisiz demir yolu ulaşımı sağlanmıştır. İlk Türk ve Osmanlı demir yolu projesi olan Hicaz demir yolu projesi; İstanbul’dan Şam’a ve oradan Mekke’ye uzanan bir hat olarak planlanmış ve 1 Eylül 1908’de hat Medine’ye ulaştırılarak hizmete girmiştir.
Osmanlı Devleti 1869 yılında İstanbul’da atlı tramvay yaptırılması için Dersaâdet Tramvay Şirketiyle bir antlaşma imzaladı. Dersaâdet Tramvay Şirketi; Temmuz 1872’de Azatkapısı-Galata-Beşiktaş-Ortaköy hattını, Ara- lık 1872’de Eminönü-Divanyolu-Bayezit-Aksaray hattını, 1873 yılında Aksaray-Samatya-Yedikule hattını, 1874 yılında Aksaray-Topkapı hattını tamamlamıştır. Zamanla İzmir, Konya, Selanik, Şam ve Bağdat vilayetlerinde de tramvay hatları kullanılmaya başlanmıştır. Beyoğlu tü- nelindeki tramvay 1910 yılında, İstanbul’daki diğer atlı tramvaylar ise 1914 yılında elektrikli sisteme geçmiştir.
Osmanlılar 19. yüzyılda buharlı gemilerden yararlanmaya başlamıştır. Peyk-i Şevket vapuru, 1839’da Osmanlı bayrağıyla İzmir-İstanbul arasında düzenli sefer yapan ilk
buharlı gemiydi. Osmanlı denizlerindeki yük ve yolcu taşımacılığı için ilk anonim şirket olan Şirket-i Hayriye 1851’de kuruldu. Diğer yandan 1840’larda, Tersane-i Amire tarafından Osmanlı Vapur Kumpanyası 1865’te Fevaid-i Osmaniye adını almıştır. Bütün bu kurumlar Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Devlet Denizcilik İşletmesinin temellerini oluşturmuştur. Osmanlı Devleti’nde ilk telgraf hattı Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında kurulmuştur. Osmanlılar telefon ile 1881 yılında tanışmış, ancak “gizli- saklı” işlerde kullanılma olasılığı üzerine 1886’da yasaklanmıştır.
İmparatorluk döneminin ilk büyük ve uluslararası nitelikteki İstanbul Sergisi, Sergi-i Umumî-i Osmanî’dir. Avrupa şehirlerinden aralarında gazeteci, iş adamı ve sanayicilerin de bulunduğu büyük gruplar halinde ilk turist kafileleri sergiyi gezmek için İstanbul’a gelmişlerdir. İstanbul’a 1863 Nisan ayı başlarında gelen 142 kişilik grubu 450 kişilik bir başka grup takip etmiştir.
İlk modern otel örnekleri 1840 tarihinden itibaren Galata ve Pera (Beyoğlu) semtlerinde açılmış, bu semtleri Eminönü, Kadıköy, Boğaziçi, Adalar ve dönemin yeni gelişen bölgeleri olan Şişli, Feriköy ve Yeşilköy takip etmiştir. Türkiye’nin ve İstanbul’un ilk oteli Hotel d’Angleterre 1841 yılında hizmete girmiştir. Modern otelcilik anlayışını en iyi yansıtan Pera Palas Oteli ise 1895 yılında açılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında bugünkü anlamda ilk lokanta Abdullah Efendi tarafından 1888 yılında İstanbul- Galata’da Viktorya adıyla açılmış ve adı 1890 yılında Abdullah Efendi Lokantası olarak değiştirilmiştir. Bu lokantadan sonra 1897 yılında İstanbul-Sirkeci’de Konya Lezzet Lokantası açılmıştır.
Osmanlı döneminin sonlarına doğru 19. yüzyılda, denize girmek isteyen erkek ve kadınlar için üstü ve etrafı kerestelerle tamamen örtülü deniz hamamları yapılmıştır. 1872 yılına gelindiğinde İstanbul’da 28’i kadınlara, 34’ü erkeklere ait olmak üzere toplam 62 deniz hamamı vardı. Osmanlı Devleti 1875’te Deniz Hamamları Nizamnamesi yayımlanmıştır.