AÖF Soru Bankası

Turizm TarihiÜnite 1 Özeti

Endüstri Devrimi Öncesinde Turizm

TRZ110U-TURİZM TARİHİ

Ünite 1: Endüstri Devrimi Öncesinde Turizm

Giriş

İnsanoğlunun günümüze en yakın atalarının yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Homo Sapiens ailesinin ise yaklaşık 350 bin yıldır yeryüzündeyken, günümüzdeki modern insanın geçmişinin ise 150.000-100.000 yıla uzandığı tahmin edilmektedir. Binlerce yıl boyunca insanların farklı nedenlerle, ancak öncellikle hayatta kalmak için yer değiştirmesi insan hareketliliğinin çok eski olduğunu gösterir.

Sosyal bir olgu olarak, yani insan yaşamının içinde bir olgu olarak turizm sözcüğü daha çok modern döneme ait bir kavramdır. Turizm (tourism) sözcüğüne ilk kez, 1811’de Oxford İngilizce Sözlüğü’nde rastlanır.

Turizm modern döneme ait gibi görünse de tarihe bakıldığında, turizmin temel dinamiği olan seyahatin hep var olduğu ve çağlara göre biçim değiştirdiği görülür. Modern insan, henüz insanlık tarihi içinde çok kısa bir sürede, yaklaşık 10.000 yıl içinde inanılmaz bir değişim geçirmiştir. Günümüzü anlamak için tarih bilgisi olmazsa olmazdır.

İlk Seyahat Hareketleri ve Antik Çağ

Binlerce yıl boyunca hemen hemen aynı biçimde yaşayan insanlık tarihinde bazı önemli dönüm noktaları günümüze kadar gelen süreçte belirleyici oldu. Bunların başında yaklaşık 70 bin ile 40 bin yıl önceki dönemde insanın bilişsel olarak hızla gelişmesi ve “kültür” üretmeye başlaması gelir. Bu dönemde insanlar ateşi günlük ve kontrollü olarak kullanmakta, din benzeri ritüellere başlamış̧, sanatın ilk örnekleri kabul edilebilecek eserler vermekte, basit kayık yapmakta ve sıcak tutacak kıyafetler hazırlayabilmektedir. Dil ve konuşma becerileri de bu dönemde hızla gelişmiştir.

Taş Çağı’nın sonuncusu olan Neolitik Dönem’de (Cilalı Taş Dönemi de denir, MÖ10.000-5500) tarım ile hayvan evcilleştirme ve yerleşik hayat başlarken, dönemin ikinci yarısında çanak çömlek yapımı başladı. Bütün bu gelişmeler kültürel yaşamda hızlı gelişmeleri getirdi.

Dünyanın ilk keşfi veya dünya üzerinde uzak mesafelere yapılan keşifler de aslında 15. yüzyılın sonunda başlayan keşifler kadar önemlidir. MÖ50 binli yıllarda insanların Avustralya’ya ulaşması, deniz yolu kullanma başarısı açısından son derece önemlidir.

Neolitik Dönemi’n merkezi Mezopotamya’dır. Bu bölgede nüfus hızla artarken İran, Hindistan, Pakistan, Güney Arabistan ve İndus Vadisi’ne doğru ticaret yollarından oluşan bir ağ ortaya çıkmıştır. Ulaşımda daha çok deniz ve akarsulardan yararlanılıyordu.

Ticari yaşam, insanların yaşamını sadece ekonomik değil, kültürel karşılaşmalar açısından da etkiledi

Mitolojide Seyahat

İnsanlar eski çağlardan beri dünyayı anlamlandırmak için öykülerden yararlanmıştır. Bu öyküler, yaşanan ve

hissedilen dünyaya dair bütün bir açıklama sunduğu ölçüde, nesilden nesile aktarılan bilgi olmuştur. Evrene dair bir açıklama içeren, olup bitmiş̧ bir olayı veya varoluşu anlatan ve aynı zaman da kutsallık içeren öyküler mit olarak adlandırılır. Mitleri basit masallar olarak görmek yanlıştır.

Bir uygarlığın temellerini atmış̧ olan hemen her toplulukta, insanları bir araya getiren mitlere rastlanır. Bir kahramanın bir nedenle seyahate çıkmasından oluşan olay örgüsüne çok farklı topluluğun mitlerinde rastlanır. Daha sonra edebiyatta da bolca bu tür konuların işlenmesine rastlanır.

Mezopotamya Uygarlıkları

Yerleşik hayata geçilmesinin ardından, ülke içi ve ülkeler arasındaki ticari seyahatlerin artması uygarlıkların etkileşimi ve gelişmesinde önemli olmuştur. Tarihin bilinen ilk uygarlık merkezi olan Mezopotamya, Güney Anadolu’dan doğan Dicle ve Fırat nehirleri arasından Basra (İran) Körfezi’ne inen ve büyük bölümünü Irak’ın oluşturduğu bölgeyi ifade eder. Bilinen en eski uygarlık, MÖ 7000 yılına tarihlenen yerleşim yerleri ile Konya’da bulunan Çatalhöyük’tür. Ancak pek çok önemli gelişmenin gerçekleştiği uygarlıkların başında Sümerler gelir. MÖ 4. bin yıldan itibaren Sümerlerin yaşamına dair çeşitli kanıtlara ulaşılabilmektedir. Yunan Dönemi’ne kadar seyahatler çoğunlukla ticaret amacıyla yapılıyordu. Yunan Dönemi’nde sayısı az olsa da seyahat amaçları çeşitlenmeye başlamıştır. Seyahatlerde başlıca ulaşım nehir ve deniz yoluydu.

Antik Yunan Dönemi

Mitolojik düşünce biçimi gözleme dayanır. Doğayı gözlemleyen ve deneyimleyen insanın görüp, işittiklerini bilgi haline getirme geleneği aslında günümüzde de devam eder. Bu düşünce biçimi Antik Yunan’ın derin merakı ile bir araya gelince düşünce, bilim ve kültürde önemli sıçrayışların önünü açmıştır. Yunan’da bilgi edinmek, seyahat etmek ve seyahatlerdeki gözlemleri gerek bilgi gerekse şiir yoluyla yazıya geçirmek birbirini besleyen konular olmuştur. Yunanlılarda, meraklarını gidermek için uzun ve zorlu yolculukları göze alan ve dünyadaki ilk önemli seyyahlardan kabul edilen kişi Marsilyalı Pytheas (MÖ325)’tır. Atlas Okyanusu boyunca Kuzey Avrupa’yı keşfeder.

Yunanlılar ve turizm dendiğinde akla gelen bir başka konu da Olimpiyatlardır. Yunan’da en çok sayıda insanın bir araya gelmesi bu etkinliklerdeydi. Olimpiyatlar tahminen MÖ 700’lü yılların ortalarında başladı. Seyahatlerin yapılabilmesi için öncellikle bir amaç ̧düşüncesi ve sonra basit coğrafya bilgisi yeterliydi. Bu açıdan bilinen ilk kapsamlı coğrafya ve harita çabaları da Yunan da başladı. Hekaitos’un sadece bilgi verme amacıyla hazırladığı Yeryüzünün Tasviri eseri, coğrafya veya seyahat rehberlerinin geliştirilmesini sağladı.


Roma Dönemi

MÖ3. yy’dan itibaren İtalya’da bir şehir devleti olan Roma genişlemeye başladı ve MSM.S. birinci yüzyılda Britanya adasından, K. Afrika, Avrupa’nın ortasında Tuna boyundan Anadolu ve Mısır’a kadar geniş̧ bir imparatorluk haline geldi. Roma, biraz da Yunan, özellikle Helenistik uygarlığın mirasından yararlandı. Klasik Antik Çağ’ın başlangıcı veya Augustus dönemi olarak da bilinen Roma İmparatorluğu’nun ilk döneminde (MÖ 44-MS 69) Roma’da modern turizmi andıran bir görünümden söz edilebilir. Bu durum, dile de yansıyarak turizmle ilgili bazı kavramların gelişmesini sağlamıştır. Örneğin, seyahat eden kişinin karşılığı olarak peregrinator kavramı ile karşılaşılır. Peregrinator, sadece “uzun mesafe yola çıkanları ve erkekleri” kapsayan bir sözcüktür.

Romalılar, bilindiği gibi mühendislik ve şehircilikte oldukça gelişmişti. Şehir içinde ve şehirlerarasında yararlanmak üzere, farklı türleri ile birlikte “yol” kavramını geliştirdiler.

İpek Yolu

Yola çıkmanın hem Batı’da hem de Doğu’da tehlike ile özdeşleştiğinden, ticaret yolları farklı amaçlarla seyahat edenlerin de ana güzergâhı oldu. Bu güzergâhlardan ilk küresel ticaret yolu olarak ortaya çıkan İpek Yolu’dur. Bu güzergâhlardan ilk küresel ticaret yolu olarak ortaya çıkan İpek Yolu’dur. Milattan önceki dönemde başlayan Çin’den ipek almaya gidildiği bilinmektedir. Bu ticarette daha sonra baharat da önem kazandı. Daha çok Somali ve Kuzeybatı Afrika kıyılarını içeren Baharat Yolu’nda ağırlıkla deniz yolundan yararlanılıyordu. İpek ve baharatın yanı sıra porselen, kâğıt ve diğer değerli ürünler de bu güzergâhlar boyunca yol alıyordu. İpek Yolu’nda ana rota Çin’den batıda Avrupa, güneyde Hindistan, Arap yarımadası ve kuzeybatı Afrika bölgesini içeriyordu. Tarih boyunca bu ana rotaya, çok sayıda ikincil rota da eşlik etti.

Orta Çağ’da Seyahatler

Orta Çağ̆ sürecinin başlangıcı, birkaç ̧yüzyıllık gelişmelere dayanır. MS3. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu’nda başlayacak olan kriz, Kavimler Göçü (375), Hristiyanlığın Roma’nın resmî dini olması (381), Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması (395), Batı Roma’nın yıkılışı (476) ve I. Justiniano’nun Yunan düşüncesinin temsili olan Atina Okulu’nu kapatması (529) ile Antik Çağ̆ artık sona ermiştir. Yaklaşık 13. yüzyıla kadar sürecek olan Orta Çağ’da, Avrupa’da neredeyse sadece hac turizminden söz edilebilir.

Avrupa’da Dini Seyahatler

Orta Çağ’a doğru Romalılarda turizm hareketleri giderek azalıp neredeyse bitmiştir. 381’de Hristiyanlığın Roma’nın resmî dini olmasıyla, din amaçlı seyahatler giderek arttı ve Orta Çağ̆ olarak adlandırılan yaklaşık 1000 yıl boyunca ağırlığını korudu. 13. yüzyılda Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın Asya’da hâkimiyet kurması ve Batı’yla ilişkileri geliştirme politikasına kadar karşılıklı seyahatler yok denecek kadar azalmıştı. 13. yüzyıldan

itibaren Doğu Batı arasındaki ilişkilerin tekrar başlarken, Batı’nın Rönesans’a doğru yol alması, Doğu’ya yönelik ilgiyi giderek arttırdı. Bu ilginin önemli bir kısmı da Hristiyan misyonerlerinin seyahatlerinden oluştu.

Orta Çağ̆ Avrupa’sındaki dinî seyahatler, bir boş zaman etkinliği değildir. Seyahat etmek, eski çağlarda da olduğu gibi, zorlu ve tehlikeli bir yolculuğu göze almak anlamına geliyordu. Hac turizmi bugünkü anlamda olmasa da örgütlüydü, bu açıdan modern turizme en benzeyen turizm türü olduğu söylenebilir.

Batı ve Doğu Asya

Aynı dönemde Doğu’ya bakıldığında, başlıca seyahat nedeni olarak ticari ziyaretler devam ediyor, teknoloji ve düşüncede önemli gelişmeler yaşanıyordu. İslam’da bilim ve düşüncenin hızla yükselişi en önemli gelişmedir. Diğer yandan, Anadolu bir Türk yurdu haline gelmektedir. Çin’de düşünce ve teknolojide en yüksek dönemi yaşanmaktadır.

Gerek Doğu’da gerek Batı’da, seyyahların çoğu sırf gezmek için yola çıkanlar değildi. Ticari faaliyetler, dinî ziyaretler ve bunun yanı sıra önemli oranda devlet görevlileri işleri gereği seyahat ediyordu. Orta Çağ’da Avrupa’daki din amaçlı seyahatler kadar yoğun olmasa da Çinli Budistlerin Hindistan’a Budizm’le ilgili özgün metinlere ulaşmak amacıyla yaptıkları seyahatler önemlidir.

Çin aslında, Avrupa’dan çok daha önce teknolojik açıdan önemli gelişmeler kaydetmişti. İleride bahsedileceği gibi, Avrupa’nın çağ̆ değiştirmesinde başlıca araçlar olan pusula, saat gibi icatların kökeni Çin’dir. Diğer yandan, denizcilik ve gemi yapımında Avrupa’dan çok daha önce uzmanlaşmıştı ve yakın coğrafyada güvenli deniz yolculukları yapılabiliyordu.

Yüzyıllar boyunca, genellikle uzun süreyle gezen kişilerin çoğu, yolculuklarını seyahatname haline getirmişlerdir. Bu seyahatnameler sadece bir gezi günlüğü değil, gidilen yerlerdeki pek çok gözlemi içeren, coğrafya, toplumların sosyoekonomik durumu ve yaşayışları, gelenekleri, adetleri, giyim kuşamı, yiyecek ve içecekleri gibi pek çok konuda bilgi verir. Bu yönleriyle, seyahatnameler başlıca tarihî kaynaklar arasında yer alır. Benzer şekilde, padişahların seferleri de ruz-nameler olarak kaydedilmiştir.

Türkler’de seyahat etme ve seyahatname yazma eğilimi Osmanlılar’da giderek artmıştır. Evliya Çelebi (1611- 1682) en ünlü seyyahtır. Yaklaşık 40 yıl boyunca süren seyahatlerini kendine özgü bir dil ve üslupla, kurmacaya da başvurarak yazmıştır. Benzer eleştirilerin en çok getirildiği bir başka isim Marco Polo’dur.

Müstesna bir isim olarak Kâtip Çelebi (1609-1668), Osmanlı’nın benzerine rastlanmayan araştırmacı seyyahıdır. Kâtip Çelebi, yaptığı seyahatlerini, Cihannüma adını verdiği eserle yazıya geçirdi. Tarihî coğrafya


açısından önemli bir eser olan Cihannüma, Osmanlı’da olduğu kadar Avrupa’da da büyük ilgi gördü.

Rönesans ve Coğrafi Keşifler Çağı

11 ve 13. yüzyıllarda Avrupa’da “karanlık” dönem yavaşça değişmeye başlamıştı. Bu dönemde, aynı zamanda Avrupa’da ortak bir kültür ve düşünce birliği büyük oranda sağlanmıştı. Avrupalılar yavaş̧ yavaş̧, acı çekmek üzere geldiklerini düşündükleri dünyaya, yeniden “bakmaya” ve duygularını dile getirmeye başladı.

13. yüzyıldan itibaren Avrupa’da din ve siyaset birliği ayrılmaya başlamış̧ ve Kilise’nin eğitim anlayışının yerini bilimsel eğitim almaya başlamıştı. Ancak Kilise hemen zayıflamamış̧, etkisini en az 18. yüzyıla kadar sürdürmüştür. Avrupa’yı dönüştüren bir başka olay da veba salgınlarıydı. Özellikle, 14. yüzyılda Avrupa nüfusunun yarıya yakınının azalmasına neden oldu. Bu durum, insanın değer ve özgüven kazanmasını sağladı, özellikle tarım, zanaat gibi üretim alanlarında çalışan insanlar geçmişe oranla daha değerli hale geldi.

Yukarıdaki gelişmelerin sonucunda gelişen dönem Rönesans olarak adlandırılır. Rönesans her ne kadar sanatla özdeşleşse de başlıca üç alana dayanarak gelişmiştir. Bunlar hümanizm, kapitalizm ve sanattır. Bu alanlar birbirini besleyerek Rönesans gelişmesini sağladı. 11. ve 13. yüzyıllar arasında, din amacı dışındaki seyahatler de yavaş̧ yavaş̧ başlar. Artık ulaşım aracı olarak daha çok at arabası kullanılmaktadır.

Rönesans’ın “yeniden dünyaya ve insana dönüş̧” düşüncesini en iyi yansıtan olgu sanat oldu ve ana merkezi İtalya’ydı. Sanat eğitimi almak, sanat eserlerine ulaşmak veya sadece bu merkezleri ve eserleri görmek için Avrupa’nın farklı şehirlerinden çok sayıda ziyaretçi başta Floransa başta olmak üzere İtalya’ya gelmeye başladı. Ticaretle zenginleşen sınıf için, önemli heykel ve resim başta olmak üzere önemli eserlere ulaşmak veya yaptırmak, kitaplar, haritalar satın almak, çocuklarına sanat eğitimi aldırmak aristokrasinin göstergesi haline geldi. Bu nedenle Avrupa’nın farklı şehirlerinde bu arayışlara yönelik seyahatler hız kazandı.

Dünyada başka bir çağı başlatacak olan seyahatler 15. yy. sonunda başladı. Portekiz ve İspanya arasındaki güç̧ mücadelesinin de etkisiyle, denizciler daha zorlu keşifleri göze aldılar.

Keşif olmasa da 1519-1522 yıllarında Ferdinand Macellan’ın Dünya’nın çevresini iki kez dolaşması, dünyaya olan ilgi ve dünya turu düşüncesi açısından önemlidir. Coğrafi keşifler, Avrupa’nın ekonomik olarak gelişmesini sağlayacak olan kapitalizmin hızlanmasını ve yeni bir sömürge paylaşımını başlatıyordu.

16. yüzyılın hemen başında Kopernik, Antik Çağ’da da ortaya atılmış̧ olan “güneş̧ merkezli sistem” düşüncesini getirdi. Hemen arkasından Galileo ise dünyanın yuvarlak olduğunu söyledi. Gökbilimi, matematik, fizik, mühendislik gibi alanlardaki gelişmeler devam ederken,

bunu düşünce dünyasındaki gelişmeler izledi. Artık Avrupa’da sadece ticaret, din gibi belli bir amaca yönelik olmadan, dünyadan keyif almak, gezip görmek, öğrenmek amaçlı seyahatlerin sayısı giderek artacaktı.

Aydınlanma ve Turizm

17 ve 18. yüzyılda merak ve öğrenme, sadece bilim insanlarını değil, başta burjuva sınıfı olmak üzere tüm Avrupa’yı sarmıştı. Avrupa’nın dünyayı keşfi, seyyahlarla da devam ediyordu.

Avrupa’nın nispeten daha barışçıl ortamı Aydınlanma, yani akıl yolu ile aydınlanmanın yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştı. İnsanlar her ne kadar farkında olmasa da, günlük yaşamına kadar etki eden şey öncellikle, içinde bulunduğu tarihin koşulları ve düşünce yapısıdır.

Nitekim Aydınlanma ve Endüstri Devrimi ile birlikte hız kazanacak olan seyahatlerin altında da insanın dünyayı algılayışı ve bilgisindeki değişikler etkili olmuştur.

17. yüzyıldan sonra seyahatlerin artmasıyla birlikte, sonraki ziyaretçilere öğüt verme eğilimi de arttı.

18. yüzyılın başından itibaren Avrupa’da yeni bir entelektüel akım başlar. Romantizm olarak adlandırılan bu akıma göre, Aydınlanmanın akılcı düşüncesi katıdır ve insanın özgürlüğü, duyguları, benliğini yaşaması, yaşamda estetik ve güzeli arayışını her şeyin üstünde olmalıdır. Romantizm akımı, turizmin entelektüel niteliğini arttıran bir etken oldu. Avrupa için yakın ve uzak Doğu, her zaman çekiciliğini korusa da romantizm, Doğu’ya seyahatlere daha fazla ilgi duymasını sağladı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında