AÖF Soru Bankası

Bitki Su İlişkileriÜnite 1 Özeti

Su Kaynakları ve Yönetimi

TRM211U - BİTKİ SU İLİŞKİLERİ

Ünite 1: Su Kaynakları ve Yönetimi

Giriş

Su canlıların hayatta kalması için gerekli olan en önemli maddelerden biri olup susuz bir hayat düşünülemez. Yirminci yüzyılın son yarısından zamanımıza kadar hızlı nüfus artışı ve tüketim alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak su talebinin sürekli olarak artması ve endüstrideki gelişmeler ile suya olan gereksinimin artışına paralel olarak yerel, bölgesel ve küresel çapta su sorunları ortaya çıkmaya başlamıştır. Su krizinin en önemli etkenleri arasında su ihtiyacı ile kullanılabilir su miktarı arasındaki farklılık, küresel iklim değişikliği, kentsel ve endüstriyel atık suyun deşarjının ortaya çıkardığı su kirliliği sayılabilir. Ayrıca su havzalarındaki aşırı ve çarpık yapılaşmalar, arazilerin yanlış kullanıma bağlı olarak ortaya çıkan taşkın, sel gibi olayların artması ve bütün bu etkenlerin sonucunda ekosistemlerin bozulması su kıtlığına sebep olacaktır.

Su Çevrimi (Hidrolojik Çevrim)

Hidroloji; Dünyada ve atmosferde suyun oluşumunu, yayılımını, dolaşımını, yerüstü ve yer altındaki hareketlerini, fiziksel ve kimyasal özelliklerini, çevre ile ve doğayla ilişkilerini inceleyen bir bilimdir. Sürekli dolaşım halinde olan su tabiatta katı, sıvı ve gaz halinde bulunur. Suyun tabiatta dolaştığı yolların hepsine birden ‘hidrolojik çevrim’ adı verilir. Su, çevrim boyunca, atmosferde, okyanuslarda, denizlerde, göllerde, rezervuarlarda, akarsularda, bitkilerin yapısında, kar içinde, toprak neminde, akiferlerde bulunur. Atmosferden sıvı veya katı halde yeryüzüne düşen sulara yağış adı verilmektedir. Sıvı halde ki yağışlar yağmur ya da çiğ şeklindedir, katı haldeki yağış ise kar, dolu, kırağı şekillerinde olabilir. Kar halinde düşen yağış uzun süre düştüğü yerde kalırken, yağmur yeryüzüne düştüğünde akış haline geçer. Yağışların bir kısmı bitki ve yapı yüzeyleri tarafından tutulurken, tutulamayan kısmı yüzey akış haline geçerek nehirleri ve gölleri besler, bir kısmı ise yer altına sızarak yeraltı sularını besler. Yeraltı suları sonradan eğime bağlı olarak kaynaklardan ve açılan kuyulardan tekrar yeryüzüne çıkar, yeryüzünde ise buharlaşma ve terleme ile atmosfere geri döner. Buharlaşma ve terleme ile yükselen su bulutlarda yoğunlaşarak tekrar yağış haline geçer. Herhangi bir havzaya düşen yağışın, sızma (infiltrasyon) ve buharlaşmadan sonra geri kalan suyun bu alanı terk eden kısmına yüzey akış adı verilmektedir. Uzun ve şiddetli yağışlarda yüzey akış suyu artar, akarsular bu suyu taşıyamadığından taşkın başlar. Yağış hızı toprağa sızma kapasitesinden fazla olduğu zaman yüzey akış meydana gelir. Yağış, iklim ve havza özellikleri yüzey akışını etkiler. Yağış miktarı ve yüzey akış miktarı tarımsal üretimde büyük önem taşımaktadır. Çünkü bitkinin su ihtiyacı doğal yağışlar ile karşılanamıyorsa bu suyun bitki kök bölgesine dengeli bir şekilde verilmesi gerekmektedir. Yağış miktarı, şiddeti, mevsimlere göre dağılışı da önem taşımaktadır. Şiddeti düşük olan yağışa çisenti, şiddetli, yağışa sağanak, çok şiddetli yağışa ise seylap adı verilir. Yağış şiddeti; birim zamanda düşen yağış miktarıdır. Saatte düşen yağışın miktarı mm olarak verilir. Buharlaşma (evaporasyon)

suyun sıvı halden gaz haline geçerek atmosfere iletilmesidir. Buharlaşma deniz, göl, nehir gibi açık su yüzeylerinden ve nemli toprak yüzeyinde meydana gelir. İklim ve yüzeyin özellikleri buharlaşmayı etkiler. Bitkiler topraktan aldıkları suyun bir kısmını yapraklardaki stomalar yolu ile atmosfere verirler ki buna terleme (transpirasyon) adı verilir. İklim, bitki türü ve yoğunluğu, toprak nemi ve toprak özellikleri terlemeyi etkiler. Buharlaşma ve terleme olaylarının ikisine birden evapotranspirasyon adı verilir. Suyun toprak yüzeyinden toprak içerisine girmesi sızma olarak isimlendirilir. Birimi mm/saat veya cm/saat’dir. Sızma kapasitesi; birim zamanda toprağa sızabilecek maksimum su miktarıdır. Sızma kapasitesi yüzey akışın hesaplanmasında önem taşır. Sızma kapasitesi zeminin geçirimli olup olmamasına, zemindeki partikül büyüklüğüne, başlangıçtaki nem miktarına, bitki örtüsüne, organik madde miktarına, zemin yüzeyinin durumuna ve toprağın işlenme durumu ile topraktaki hava durumuna bağlı olarak değişir. İnfiltrasyon hızı ise; yağış sırasında birim zamanda toprağa giren su miktarına denir. Yeraltına sızan suyun bir kısmı toprak partikülleri tarafından tutulurken bir kısmında yeraltı sularını oluşturur. Bu sular topoğrafik yapıya bağlı olarak yer altı akışına bağlı olarak yeryüzüne çıkarak yerüstü sularına katılırlar. Denizlerden ve okyanuslardan ise tekrar buharlaşarak atmosfere geri döner. Su çevrimi bu şekilde devam eder.

Dünyadaki Su Dağılımı ve Türkiye’deki Su Kaynakları

Yerkürenin dörtte üçünü kaplayan dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3’tür. Bu su miktarının hepsi

kullanılamaz. Bunun başlıca nedeni yerüstündeki su miktarının %97,5’i tuzlu su olarak okyanuslarda ve denizlerde bulunmaktadır. Toplam su miktarının ancak %2,5’i tatlı su olarak göllerde, nehirlerde, yeraltı sularında ve buzullarda bulunmaktadır. Bu tatlı su miktarının 2/3 (%68.70) kutuplarda buzul halinde, daimi kar örtüsü halinde veya toprak tabakasında bulunur. Buzullar suyu kar ve buz halinde depolar ve mevsimlere bağlı olarak değişik miktarlardaki suyu yerel akıntılara bırakır. Günümüzde buzullar iklim değişikliğinin sonucunda azalmaktadır. Tatlı suların %30’u yeraltı suları, %0,4’ü ise atmosfer ve yüzey sularıdır. 8.000 km3 civarındaki su, tatlı su göllerinde,

nehirlerde, baraj ve akiferlerde tutulmaktadır. Dünyada bir yılda 3.800 km3 civarında tatlı su kullanılmaktadır. Tatlı

suların %70’i tarımda, %20’si endüstride, %10’u evsel, %0.18’i ise gıda ve içecek sanayinde kullanılmaktadır. Ülkemizin su kaynaklarını yağışlar oluşturmaktadır. Türkiye’de yıllık ortalama yağış miktarı yaklaşık olarak 643 mm’dir. Bu miktardaki yağış yılda ortalama olarak 501 milyar m3 su demektir. Toplam yağışın 186 milyar m3 lük

kısmı yüzey akış ile akarsulara karışır ve akarsular vasıtası ile de denizlere ve göllere ulaşır. 69 milyar m3’lük kısmı ise

yer altına sızarak yeraltı suyunu besler. Yeraltı suyunu besleyen bu suyun 28 milyar m3’ü pınarlardan ve

kuyulardan çıkarak tekrar yerüstü suyuna ilave olur. Toprak ve su yüzeylerinden, bitkilerden buharlaşma yoluyla 274


milyar m3 su ise atmosfere geri dönmektedir. Ayrıca 7 milyar m3 su komşu ülkelerden ülkemize gelmektedir.

Ülkemizin yerüstü toplam su potansiyeli 193 milyar m3’dür. Toplam yerüstü su potansiyeline yeraltı suyunu besleyen akiferlerde bulunan 41 milyar m3 su da ilave edilirse ülkemizin toplam su potansiyeli 234 milyar m3

olmaktadır. Akifer; suyu depolayan yeterli miktarda yeraltı suyu akışına ve kullanılmasına izin veren gözenekli ve geçirgen özelliğe sahip jeolojik birimdir. Ülkemizde yılda ortalama olarak kullanılan 98 milyar m3 yüzey suyunun yurt içindeki akarsularda 95 milyar m3 karşılanmaktadır. 3 milyar m3 su ise komşu ülkelerden ülkemize gelen

akarsulardan sağlanmaktadır. Kullanılabilir yeraltı su potansiyelimiz ise 14 milyar m3’dür. Ülkemizde

kullanılabilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yıllık toplam 112 milyar m3 olmaktadır. Ülkemizde halen sulamada 32 milyar m3, içme suyu olarak 7 milyar m3 ve sanayide 5 milyar m3 olmak üzere toplam 44 milyar m3 su

kullanılmaktadır. Uluslararası standartlara göre, su potansiyeli yönünden ülkeler yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı dikkate alınarak sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmaya göre su kıtlığı olan ülkelerde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yılda 500-1.000 m3 arasında değişmektedir. Su sıkıntısı

olan ülkelerde ise kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yılda 1.000-1.700 m3 arasındadır. Kişi başına kullanılabilir su miktarının yılda 1.700 m3’den fazla olan ülkeler ise su

potansiyeli yönünden zengin bir ülke olarak sınıflandırılmaktadır. Kişi başına düşen su miktarı yılda 500m3’den az ise mutlak su kıtlığı olan ülke olarak

tanımlanmaktadır. Bu sınıflandırmaya göre ülkemiz yüzey alanına düşen ve 234 milyar m3 olan yıllık su potansiyeli

dikkate alındığında ve ülkemizin nüfusunun da 70 milyon olduğu kabul edilirse kişi başına düşen yerüstü suyu potansiyeli yaklaşık 3.343 m³/yıl yapmaktadır. Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı ise 1.600 m³/yıl olmaktadır. Bu değere göre ülkemiz yukarıda verilen su potansiyeli yönünden sınıflandırma ya göre su azlığı yaşayan ülkeler sınıfına girmektedir. Kısacası ülkemiz su potansiyeli bakımından zengin bir ülke değildir. Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı da dikkate alındığında bugünkü koşullarda su zengini olmayan ülkemizin ileriki yıllarda su fakiri ülkeler arasında yer alması kaçınılmazdır. Ülkemiz su sıkıntısı olan ülkeler arasındadır. Dikkat 2030 yılında nüfusumuzun 100 milyon olacağı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından öngörülmektedir. Bu dikkate alındığında 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1.120 m3/yıl civarında olacaktır. Bu değer ancak bugünkü mevcut

su kaynaklarının hiç bozulmadan korunması durumunda sağlanabilecektir.

Hidrolojik Su Havzaları

Tatlı su kaynaklarının hemen hemen tamamı bir toplama alanı içine düşen yağıştan oluşur. Bu toplama alanı havza ya da nehir havzası olarak isimlendirilir. Havzalar çoğunlukla dağlarla sınırlanmış, düşen suyun belirli bir nehir sistemine tahliye olduğu karasal alandır. Büyük bir nehir havzası her biri nehre boşalan birçok küçük alt

havzadan oluşur. Havza; bir akarsu, göl, baraj rezervuarı veya yeraltı suyu haznesi gibi bir su kaynağını besleyen yeraltı ve yüzeysel suların toplandığı bölgenin tamamıdır. İklim koşullarına ve yüzey şekillerine bağlı olarak havzanın genişliği değişir. Akarsu havzaları açık ve kapalı havza olmak üzere ikiye ayrılır. Suları denize ulaşan havzalara açık havza, suları denize ulaşmayan havzalara ise kapalı havza adı verilir. Yer şekilleri, sıcaklık ve nem kapalı havzaların oluşmasında etkili faktörlerdir. Ülkemiz topoğrafik yapısına göre 25 hidrolojik su havzasına ayrılmıştır. Bu havzaların toplam yıllık ortalama akışları 186 milyar m3’tür. Ancak, havzalara düşen yağış miktarı

farklıdır. Havzalar farklı zamanlarda yağış almaktadır. Ülkemizde yağış fazla gibi gözükmesine karşın su ihtiyacı her zaman karşılanamaz. Hidrolojik su havzalarında yıllık yağış miktarı aynı olmadığından, verimleri ve su potansiyelleri de farklılık göstermektedir. Fırat-Dicle Havzası 52,94 milyar m3 ile en fazla su verimine sahiptir. Fırat havzasında yıllık akış 31.61 milyar m3, Dicle Havzasının ise yıllık akışı 21.33 milyar m3’tür. Fırat-Dicle

havzası toplam ülke su potansiyelinin yaklaşık % 28,5’ini oluşturur. Su potansiyeli en düşük havzalar ise 0.49 milyar m3 ile Akarçay Havzası ve yıllık akışı 0.50 milyar m3 olan

Burdur Gölü havzasıdır. Havzalar arasında Fırat-Dicle havzası, Aras havzası, Çoruh havzası, Asi havzası, Meriç- Ergene havzası sınır aşan sular kapsamında yer almaktadır. Su döngüsü içerisinde su kaynaklarını yerüstü ve yeraltı suyu oluşturmaktadır.

Yerüstü Suları

Yerüstü suları akarsular, nehirler, havuzlar, göller ve barajlar gibi akan ya da durgun su kütlesidir. Yüzeysel suyun kalitesi ve miktarı iklimsel ve jeolojik faktörlere bağlı olarak değişir. Yüzeysel suların kalitesi ve miktarı havzanın jeolojisine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin granit gibi geçirimsiz kayalar bulanık yumuşak suları oluştururken, tebeşir taşı ve kireç taşı içeren havzalarda berrak sert sular oluşur. Sert sular; içerisinde kalsiyum, magnezyum ve demir iyonları gibi +2 ve daha yüksek değerli katyonları bulunduran sulardır. Sert suların oluştuğu havzalarda nehirler pınarlar ile oluşur ve su akiferlerden beslenmektedir. Akiferlerde uzun süre kalan su kayaçlarda bulunan kalsiyum ve magnezyumu çözerek pH değeri nötr ile alkali arasında olan sert suları oluşturur. Yumuşak suya sahip olan nehirler ise genellikle dağlardan gelen akışla oluştuğu için yağış ile yakından ilişkilidir. Bu tip nehirlerin sel ve kuraklık gibi durumlarda debileri değişir. Göllerin çoğunda bir giriş ve birde çıkış bulunmaktadır. Akış hızı çok yavaştır. Suyun burada uzun süre kalması sonucu bakteriyel aktivite ile organik maddeler giderilirken su içinde bulunan maddele flokülasyon ve çökme ile suyun temiz olmasını sağlar. Flokülasyon; su içinde bulunan partiküllerin birleşerek çökmesidir.


2015 yılında 29327 sayılı resmi gazetede yayınlanan Yüzeysel Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliği göre yüzey suları, kalitesine göre 4 sınıfa ayrılmıştır.

• Yüksek kaliteli yerüstü suları içeren Sınıf I sular, içme suyu olarak kullanılma potansiyeline sahip sulardır. Bu sınıfa giren sular yüzme ve benzeri amaçlarla kullanılabilir. Rekreasyonel amaçla kullanılabilir. Alabalık üretiminde, hayvan üretiminde ve çiftlik ihtiyacını karşılamak için kullanılabilir. • Az kirlenmiş suları gösteren Sınıf II suların ise içme suyu olarak kullanılma potansiyeli vardır. Alabalık dışındaki balık üretiminde ve rekreasyonel maksatlar için kullanılabilir. • Bu suların sulama suyu olarak kullanılabilmesi için sulama suyu kalite kriterlerini sağlaması gerekmektedir. • Sınıf III sular ise kirlenmiş sulardır ancak uygun bir arıtmadan sonra su ürünleri yetiştiriciliğinde ve sanayinin ihtiyacı olan suyu karşılamak için kullanılabilir. Ancak bu sular gıda, tekstil gibi nitelikli su gerektiren işletmelerde kullanılamaz. • Çok kirlenmiş suları göstere sınıf IV sular ancak belli işlemlerden geçirildikten sonra III. Sınıf su özellikleri kazandırıldıktan sonra kullanılabilir.

Yeraltı Suları

Kar ve yağmur suları yerüstü ve yeraltı sularının ana kaynağını oluşturmaktadır. Yağışların bir kısmı toprağın içine sızar. Sızan suyun bir kısmı içinden geçtiği partiküller tarafından tutulur. Bu sulara asılı su adı verilir. Geri kalan su aşağıya doğru hareket eder. Hareket ederken önündeki tüm boşlukları doldurur. Yeraltı sularını havalanma zonu ya da doygun olmayan zon ile doygun zon oluşturur. Havalanma zonu yağışların süzülerek ulaştığı ilk bölge olup doygun zonun üstünde bulunur. Bu bölgede bitki kökleri çevresinde toprak nemi görülür. Havalanma zonunda toprak suyu, çekim suyu ve kapiler saçak zonlar bulunur. Havalanma zonunun altında ise doygunluk zonu bulunur. ‘Doygunluk Zonunda’ ise asıl yeraltı suyu bölgesi bulunur. Havalanma zonu ile doygunluk zonunu ayıran yüzeye su tablası adı verilir. Kapillar saçak (kılcal saçak bölge) bölge; doygunluk kuşağında düzensiz olarak yukarıya doğru değişik kalınlıklarda olabilen bölgedir. Bu bölgede yüzey gerilim nedeniyle su yukarıya doğru hareket eder. Yer altına sızan sular geçirimsiz bir tabaka üzerinde birikerek yeraltı sularını oluşturur. Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerler ‘Kaynak’ olarak isimlendirilir. Kaynaklar yatay olarak hareket eden yeraltı sularının yüzeyi kestiği bölgelerde oluşur. Yeraltı suları yeraltında birikerek topraktaki boşlukların tamamını doldurarak akan sulardır. Yeraltı suları, başlıca sedimanter kayaçlarda bulunur. Sedimanter kayaçlar, pekişmiş ve pekişmemiş oluşuklar diye ikiye ayrılır. Bunun dışında magmatik kayaçların bir bölümü de akifer özelliği göstermektedir. Kaynak sularının bir kısmı bu tür oluşuklardan çıkmaktadır. Yeraltı suları derinlere doğru sızarken geçtikleri yerdeki

minerallere ve kimyasal değişmelere göre tat alırlar. Yeraltı suları yağış miktarına, yağış türüne, zeminin geçirimliliğine, arazinin eğimine ve bitki örtüsüne bağlı olarak önemli ölçüde etkilenir. Yeraltında biriken sular serbest yeraltı suları, basınçlı su yüzeyli (artezyen) suları ve kaya çatlakları içindeki yeraltı suları olarak 3 kısımda toplanabilir. Artezyen; iki geçirgen olmayan tabaka arasında sıkışmış halde bulunan yeraltı suyunun üst tabakanın delinmesiyle fışkırarak yeryüzüne çıkması ile oluşan kaynaklardır. Yeraltı suyu kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, daha az oranda demir ve manganez gibi birçok iyon içermektedir. Yeraltı suları kalitelerine göre 3 sınıfta incelenmektedir. I. Sınıf yeraltı suları (Sınıf YAS I) yüksek kaliteli yeraltı sularıdır. II. Sınıf yeraltı suları (Sınıf YAS II) orta kaliteli yeraltı suları, III. Sınıf yeraltı suları ise (Sınıf YAS III) düşük kaliteli yeraltı sularını içermektedir. İçme suyu olarak ve gıda sanayinde kullanılan sular Sınıf YAS I sulardır. Bu sular her türlü kullanım amacına uygun sulardır. YAS I sular içme suyu olarak uygun bir dezenfeksiyon işleminden geçirilerek kullanılabilir. Sınıf YAS II sular herhangi bir arıtma işlemi uygulanmadan hayvan sulamada, tarımsal amaçlı sulamada ve sanayide soğutma suyu olarak kullanılabilir. II. Sınıf yüzeysel sulara ait kalite parametrelerini sağlayan yeraltı suları Sınıf II YAS olarak kabul edilir. Bu sınıfa giren yeraltı sularında, II sınıf yüzey üstü sularda istenilen amonyum, demir, mangan ve çözünmüş oksijen için konulmuş sınırların sağlanması gerekli değildir. Düşük kaliteli olarak sınıflandırılan III sınıf yeraltı sularının kullanım yerleri ekonomik, teknolojik ve sağlık açısından sağlanabilecek arıtma derecesi ile belirlenir.

Su Kaynaklarının Sektörel Kullanımı

Günümüzde suyun %65-%70 i tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Tarımda kullanılan su gerçek su tüketimi olup suyun çok az bir kısmı geri dönmektedir. Sanayide kullanılan su ise %20 ile %25 civarında olup bu miktarın büyük bir kısmı termik santrallerin (8.88 milyar m3/yıl)

soğutulmasında kullanılmaktadır. Bu su ise sıcak sudur ya da buharlaşmış haldedir. Sanayi ve imalat sektörleri içerisinde son yıllarda en çok su kullanan sektörlerden biri de madenciliktir. Bu sektör Ülkemizde bu sektörler tarafından tatlı su kaynaklarından çekilen su miktarı 2020 yılında %4.7 iken 2022 yılında %4.9 olmuştur. Su kullanımı açısından önem taşıyan diğer bir sektör de turizmdir. Turizm sektöründe en fazla suyun kullanıldığı alanlar ise golf ve kayaktır. Suyun %10’u ise evlerde tüketilen sudur. Bu suyun %2’si içme diğerleri ise çeşitli faaliyetlerde kullanılmaktadır. Evsel amaçlı su kullanım miktarı bir kişinin bir günde tükettiği su miktarı üzerinden hesaplanmaktadır. Evsel su kullanım miktarı gelişmişlik düzeyi ile değişmektedir. Kişi başına günlük su kullanımı gelişmiş ülkelerde 500-800m3 iken gelişmekte olan

ülkelerde ise bunun yaklaşık on katıdır. Ülkemizde 112 milyar m3 olan kullanılabilir su miktarın 32 milyar m3’ü sulamada, 7 milyar m3’ü içme ve kullanmada, 5 milyar m3’ü sanayide kullanılmak üzere yaklaşık 44 milyar m3’ü

kullanılmaktadır. Dünyada su kaynaklarının %69 ‘unun


sulamada, %19’ unun sanayide ve %12’sinin ise evsel tüketimde kullanılmaktadır. Avrupa’ da ise bu oranlar %22, %57 ve %22 iken ülkemizde sulamada su kaynaklarının yaklaşık %73’ü, sanayide %11’i, evsel tüketimde ise %16’sı kullanılmaktadır. Sulamada kullanan suyun miktarı ürün tipine, iklim ve toprak yapısı bağlı olarak değişmektedir. Ayrıca su kalitesi ve sulama teknikleri de kullanılan suyun miktarına etki yapmaktadır. Sulamada modern teknolojilerin kullanılmaması çevresel ve ekonomik sorunlara neden olmaktadır. Etkin kullanım önlemleri alınmaz ise tarımsal su kullanım oranının 2030 yılında 4.500 km3 olacağı tahmin edilmektedir. Birleşmiş

Milletler tarafından hazırlanan raporda, 2030 yılına kadar tarımsal üretim, gelişmekte olan ülkelerde %67 oranında artması beklenmektedir. Bu artışın mevcut su potansiyeli ile karşılanmasının zor olduğu görülmektedir. Bu nedenle birtakım düzenlemelere ihtiyaç vardır. Tarım sektörü daha az su kullanarak daha fazla tarımsal ürün üretmek zorundadır.

Su Kalitesi ve Yönetimi

Geleceğin en önemli sorunlarından biri sürekli olarak artan nüfusun ihtiyacı olan suyu sağlamak olacağı görülmektedir. Burada mevcut kaynakların yönetimi büyük önem taşımaktadır. Otlakların aşırı kullanımı, geniş baraj göllerinin oluşturulması, ormansızlaştırma su çevrimini önemli ölçüde etkilemektedir. Ayrıca tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerin neden olduğu kirlenme de su dolaşımının dengesini bozmaktadır. Ülkemizde özellikle kentsel yerleşim bölgeleri ile tarım, endüstri ve enerji faaliyetlerinin fazla olduğu bölgelerde iklim değişikliğine bağlı olarak gerek yerüstü ve gerekse yeraltı su kaynaklarını tehdit altındadır. İklim değişikliği ile tarım arasında önemli bir ilişki vardır. Tarımsal faaliyetler sonucu atmosfere metan ve sera gazları salınımı iklim değişikliklerine neden olur. İklim değişikliği de en fazla tarımsal üretimi etkilemektedir. Dünyada su kullanımı sıralaması beş başlık altında toplanmaktadır. Bunlardan ilk sırada gıda ve tarım gelmektedir. Bunu enerji ve sanayi takip etmektedir. Evsel su kullanımı ve içme suyu kullanımı 4. sırada yer almaktadır. Son olarak ise ekosistemlerin su ihtiyacı gelmektedir. Gıda üretimi, toprak verimliliği, taşkın kontrolü, karbon tutumu gibi karasal ve sucul ekosistem su ile desteklenmektedir. Tatlı su kaynakları ise sürekli ve sağlıklı ekosistemlere ihtiyaç duymaktadır. Bütün bu hususlar dikkate alınarak kısıtlı su kaynaklarının nasıl kullanılacağını ve nasıl sürdürülebileceği planlanmalıdır. Bu nedenle yerüstü su kaynakları ve yeraltı suları sürekli izlenmek zorundadır. Bu şekilde hem su kalitesi korunabilir hem de su kaynaklarının iyileştirilmesi amacıyla alınması gereken önlemler belirlenebilir. Yerüstü su kaynaklarının ve yeraltı sularının kalitesinin korunabilmesi, izlenebilmesi, etkin ve verimli bir şekilde yönetilebilmesi ancak gerekli hukuki ve teknik esasları ortaya koyan yasal düzenlemelerle sağlanabilir. Su kaynaklarının yönetimi, doğal su çevrimi içerisinde suyun insanlar tarafından ekonomik, sosyal ve çevresel faydalar içinde en verimli şekilde kullanımıdır. Su yönetiminde

suyun farklı amaçlarla kullanımının sağlanması yanında bunun sürekliliğinin de sağlanması önem taşımaktadır.

Su güvenliği bir toplumun ihtiyacı olan suya erişimi, bunun sürekli olarak sağlanması ve suyun ortaya çıkarabileceği zararlarından korunma etkinliği olarak tanımlanmaktadır. Dünya, su krizinin çözümünde ‘bütünleşik su kaynakları yönetimi’ gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, 2000 yılında yürürlüğe giren Avrupa Birliği (AB) ‘Su Çerçeve Direktifi’ile havza bazlı yönetimi benimsenmiştir. Bu şekilde su kaynaklarının miktar ve kalite olarak korunması ve kontrol edilmesi hedeflenmiştir. Su çerçeve direktifi ile su yönetiminde ortak yönetim ile sektörel uyum sağlanarak Avrupa’daki yüzeysel suların ekolojik ve kimyasal açıdan, yeraltı suların ise miktar ve kimyasal açıdan iyi duruma ulaşması hedeflenmiştir.

Türkiye’deki Su Kaynakları Yönetimi

Türkiye’de su kaynaklarının korunmasında uygulanan en önemli mevzuatlardan biri ‘Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’dir. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği suların korunması ile ilgili esasları, havza planı ve havza korunması, su kalitesi ile ilgili yasakları düzenlemektedir. Su kirliliği kontrol yönetmeliği ayrıca yeraltı suları ile ilgili kirletme yasaklarını ve düzenlemelerini, atık su boşaltım ilkelerini, atık su boşaltım izni esaslarını, atık su altyapı tesisleriyle ilgili esasları ve su kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılacak izleme ve denetleme usul ve esaslarını da kapsamaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ‘Yüzeysel Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliği’nin yayınlanması ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği içerisindeki maddelerden bazıları yürürlükten kaldırılmıştır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğin’deki revizyon çalışmalarına 2011 yılında başlanılmıştır. Bu çalışmalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. 2011 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Avrupa birliği nezdinde su ile ilgili konularda yetkili bir otorite olup su yönetiminde koordinasyonu sağlamaktadır.

Su Yönetiminden Sorumlu Kurumlar

Ülkemizde doğrudan ve dolaylı olarak su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve yönetimi için çeşitli, kamu ve özel sektör kuruluşları görev almaktadır. Bu yapı karar verme, yönetim ve kullanıcılar olmak üzere üç aşamadan oluştuğu görülür. Karar mekanizmasında ve ilgili diğer bakanlıklar yer alır. Yönetim ve geliştirmede Devlet Su İşleri Genel müdürlüğü, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, İller Bankası, İl Özel İdareleri ve benzer kuruluşlar görev almaktadır. Çiftçiler, Su Kullanıcı Birlikleri ve diğer su tüketicileri de kullanım aşamasında yer almaktadır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında
TRM211U Ünite 1 Özeti — Bitki Su İlişkileri | AÖF Soru Bankası