AÖF Soru Bankası

Uluslararası TicaretÜnite 8 Özeti

Uluslararası Para Sistemi

TİC108U-ULUSLARARASI TİCARET

Ünite 8: Uluslararası Para Sistemi

Giriş

Uluslararası ekonomik ve mali ilişkilerin düzenli biçimde gelişebilmesi her şeyden önce, etkin ve aksamadan görev yapan bir uluslararası para sisteminin varlığına bağlıdır. O nedenledir ki Uluslararası İktisat biliminin kurucusu olan Adam Smith bile uluslararası para sisteminin önemini vurgulamak için, onu bir “büyük teker”e benzetmişti; arabanın (yani uluslararası ekonominin) iyi işleyebilmesi için “teker”in de iyi dönmesi gerekiyordu! Bu bölümde uluslararası para sistemi, genel anlamda ülkelerin döviz kuru sistemlerini, uluslararası anlaşmalarla yapılan düzenlemeleri, öngörülen mekanizmaları ve oluşturulan mali kuruluşları ifade eder.

Uluslararası Para Fonu, uluslararası para konularıyla çok yakından ilgili bir örgüttür. Hatta temel kuruluş amacı da uluslararası para sisteminin aksamadan işlemesine yardımcı olmaktır. Uluslararası Para Fonu’nun kredi faaliyetlerinin tanıtılmasından sonra, özel çekme hakları (SDR) ve uluslararası para sistemi ve IMF’nin yeni düzenlemeleri hakkında bilgiler verilecektir.

Uluslararası Para Sisteminin Tarihçesi

Uluslararası ödeme sistemleri bakımından, dünya ekonomi tarihinde belirli dönemler vardır. Bunlardan birincisi, 1870’lerden 1930’lara kadar süren “altın para çağı”, ikincisi, 1930 ile 1944 arasını kapsayan “buhran dönemi”, üçüncüsü 1944 ve 1973 yılları arasında uygulanan Bretton Woods Sistemidir. Dördüncüsü ise “karma uygulamalar” olarak da nitelendirebileceğimiz hâlen içinde bulunduğumuz dönemi kapsar.

Altın Para Standardı Dönemi

Altın para standardında her ülkenin parasının değeri belirli ağırlıkta saf altın olarak tanımlanmıştır. Bu fiyata altın paritesi adı verilir. Ulusal paranın değerinin parite düzeyinde sürdürülebilmesi için Merkez Bankası veya Darphane gibi görevli bir kurumun bu fiyattan dileyen herkese altın satması ve kendisine arz edilen tüm altın külçeyi satın alması gerekiyordu. Ancak bu sayede ülkenin ulusal parasının altın değeri sabit tutulmuş olur. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, altın standardı uygulamasına ara verildi. Savaş ekonomisinin getirdiği zorluklar nedeniyle, belli başlı paraların altına bağlılığı kaldırılarak serbest dalgalanmaları sağlandı. Fakat bu sürekli bir çözüm olamazdı. Çünkü ülkeler yeniden altın standardına dönmek için âdeta sabırsızlanıyorlardı. Nitekim daha savaş sona erer ermez, birbiri ardından altına dönüş başladı. 1919’da ilk olarak ABD, savaş öncesi fiyattan altına dönüş yaptı. Bu, öbür ülkelere örnek oldu. İngiltere de 1925’te yine savaş öncesi paritesi üzerinden parasını altına bağladı. Nihayet 1928 yılına gelindiğinde hemen hemen tüm ülkeler yeniden altın standardına dönmüşlerdi. Dünya para tarihinde bu ikinci altın standardı denemesi başarılı olamamıştır. Çünkü her şeyden önce, böyle bir sistemin yaşayabilmesi için gereken temel ekonomik ve sosyal koşullar ortada yoktu.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı Arasındaki Buhran Dönemi

1929 Büyük Dünya Depresyonu, altın standardının yıkılışını çabuklaştırdı. 1929 Buhranı önce ABD’nin menkul değerler borsasının çökmesi biçiminde ortaya çıkmış, sonra da bu ülkenin sanayi üretiminde ve istihdam düzeyinde şiddetli düşüşler biçiminde etkisini sürdürmüştür. Sonuçta, bu ülkenin ithalatı birdenbire azalmış ve dış dünyaya sağladığı krediler kesilmişti. Bu ülke ayrıca, içerde yaşanan işsizliği önlemek amacıyla 1930’da Smooth-Hawley Tarife Kanunu ile gümrük tarifelerini oldukça yüksek oranlarda (ortalama %50) artırdı. Oysa Amerikan ekonomisinin canlılığı öbür ülkeler bakımından çok önemli idi. Amerika’da gelişen bu olaylara diğer ülkelerin gösterdikleri ilk tepki, altın standardından ayrılmak ve dış alımlar üzerine kısıtlamalar koymak biçiminde olmuştur. Bu dönemde, millî gelir ve çalışma düzeyindeki düşmeyi önlemek için tarifeler ve öteki ticaret engelleri sık sık kullanılan araçlar durumuna gelmişti. Bireyselci bir yaklaşımla millî gelir ve istihdam düzeyinin, dış ticaret kısıtlamaları gibi araçlarla korunmaya çalışılmasına komşuyu zarara sokma politikası (beggar- thy-neighbor policy) adı verilir. Altın standardı yıkıldıktan sonra ulusal paraları birbirine dönüştürebilme olanağı kalmamıştı. Bu da ülkeleri, uluslararası ödemelerini gerçekleştirebilmek için birbirleriyle iki yanlı anlaşmalar (ödeme anlaşmaları) yapmaya zorlamıştı. İlginç olan bir nokta da şudur ki, para alanları veya para blokları adı verilen mali gruplaşmalar da ilk kez bu dönemde ortaya çıktı. Şöyle ki İngiltere altın standardından ayrıldıktan sonra sterlinin değerini serbest bıraktı. Parasındaki aşırı dalgalanmaları önlemek için piyasaya yapacağı müdahaleleri desteklemek için bir merkez bankasında bir kambiyo denkleştirme fonu (Exchange Equalization Fund) kurmuştu. Bu fonun görevi bugünkü merkez bankalarında olduğu üzere, İngiliz Merkez Bankasının sterlinin değerini korumak üzere, serbest piyasada yapacağı ulusal para ile yabancı paraların alım ve satımına kaynak sağlamaktı.

Bretton Woods Sistemi

Bretton Woods sistemi, İngiltere ile Amerika arasında bir uzlaşmanın sonucunda şekillenmiştir. Konferansa birisi ünlü iktisatçı Keynes tarafından hazırlanan “İngiliz planı”, diğeri de Hazine Bakanı White tarafından savunulan Amerikan planı olmak üzere iki tasarı sunulmuştur. Sonunda ufak bazı değişikliklerle “White planı” benimsendi. Keynes planında dış açıkla karşılaşan ülkelere otomatik kredi sağlayacak bir mekanizmanın kurulması öngörülüyordu. Ayrıca bu plana göre, uluslararası denkleşmenin yükü yalnızca açık veren ülkelerin omuzlarına yüklenmemeli, sistem dış açık veren ülkeleri olduğu kadar, fazla veren ülkeleri de denkleşmeye zorlamalıydı. Bunlardan başka Keynes Planı bir uluslararası Kliring Birliğinin kurulmasını içeriyordu. Birlik bir tür dünya merkez bankası veya ulusal merkez bankalarının merkez bankası gibi çalışacak, bancor adı verilen bir uluslararası ödeme aracı çıkartacak ve dış


ödemeleri çok yanlı biçimde denkleştirme görevleri yapacaktı.

Ayarlanabilir Sabit Kur Sistemi

Bretton Woods sisteminin dayandığı ayarlanabilen sabit kur sistemi şu gibi özelliklere sahiptir: Ulusal para, belirli bir kur üzerinden değeri sabit bir varlığa (altın, hesap birimi veya değeri istikrarlı bir başka ülke parası gibi) bağlanmıştır. Buna parite kuru adı verilir. Bretton Woods sisteminde bu para Amerikan dolarıdır. Ancak genellikle piyasada oluşan kurların parite etrafında çok dar sınırlar arasında değişmesine izin verilir.

Bretton Woods Sistemi ve Dolar

Bretton Woods sistemi ile dolar altına bağlı, değeri sabit bir para idi. Öte yandan da bütün ulusal paraların bağlandığı ortak payda (numéraire) oluşturuyordu. Bu özelliklerin sonucunda dolar uluslararası ekonomik ve mali alanda şu gibi fonksiyonları üstlenmiş oluyordu.

1. Uluslararası ödeme aracı: Dolar bir uluslararası ödeme aracı idi çünkü uluslararası ödemelerde ağırlıklı olarak dolar kullanılıyordu. 2. Uluslararası değer standardı: Değeri değişmeyen bir para olduğu için uluslararası borç, alacak, ödeme, bütçe gibi mali değerler dolara bağlanıyor veya bu değerler dolarla ölçülüyordu. 3. Rezerv aracı: Dış ödemelerde yaygın olarak kullanıldığı için dolar altın ile birlikte ülkelerin dış ödemelerinde kullanmak üzere biriktirdikleri bir dış rezerv parası durumunda idi. 4. Müdahale aracı: Tüm ülkeler paralarının resmî değerini dolar cinsinden tanımladıkları için, bu değerin sabit tutulması için piyasaya yaptıkları müdahalelerde (merkez bankasının piyasadan döviz alım ve satımları) dolar kullanılmıştır.

Bütün bu özellikler ise Amerikan dolarına uluslararası ekonomide bir tür anahtar para statüsü kazandırmıştı. Anahtar para, uluslararası ticarette ödeme aracı, değer standardı, rezerv ve müdahale aracı olarak kullanılma gibi görevleri yerine getiren ulusal para, Amerikan doları için yapılan bir nitelemedir.

Amerika dışındaki ülkelerin, ithalat giderlerini finanse edebilmeleri ancak mal veya hizmet ihracı ile veya başka bir yolla önce dolar kazanmalarına bağlıdır. Sistemin yalnız ABD’ye sağladığı bu ayrıcalığa, aşağıda da görüleceği gibi, emisyon (seignorage) kazançları adı verilir. Kuşkusuz doların bu statüsü, Amerika’ya uluslararası siyasal ilişkilerde de çok önemli bir üstünlük sağlamıştır. IMF sistemi bu ülkeye bazı yükler de getiriyordu. Örneğin Amerika, dış denge durumuna herkesten daha fazla özen göstermek ve ödemeler bilançosunda açık doğuracak politikalardan kaçınmak zorundaydı. Çünkü dış açıklar, doların değerini düşürerek bu paraya duyulan güveni sarsabilirdi. Ayrıca ABD, doları bağımsız olarak yani tek başına devalüe etme olanağına da sahip bulunmuyordu. Çünkü dolar hiçbir ülkenin parasına bağlanmamıştı. Zaten

devalüasyon, kambiyo denetimi, dış ticaret kısıtlamaları gibi önlemler doların anahtar para statüsü ile bağdaşmazdı.

Bretton Woods Sonrası Uygulamalar

Bugün dünyada bütün ülkeler tarafından paylaşılan, anlaşmalarla kurulmuş, tek kur sistemine bağlı bir uluslararası para sistemi yoktur. Bunun yerine, sabit kur sisteminden dalgalı kur sistemine kadar değişebilen ve ülkelerin kendileri tarafından seçilen, farklı sistem ve uygulamalar vardır.

Uluslararası Para Fonu (IMF), uluslararası mali ilişkileri düzenleme görevini sürdürmektedir. Ancak Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra üye ülkelerin farklı uygulamalarına yasallık kazandırmak için, IMF’nin kuruluş yasasında değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikle, belirli ilkelere uymak kaydıyla, dileyen üyenin dilediği kur sistemini benimseyebileceği resmen kabul edilmiştir. Bugün uygulanmakta olan bazı kur sistemleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:

(a) Müdahaleli (kirli) Dalgalanma: Dalgalı kur sistemine en yakın bir uygulamadır. (b) Yönetimli Dalgalanma: Yönetimli dalgalanma (managed floating) diye adlandırılan uygulamada döviz kurları için benimsenen pariteler bulunmamaktadır. (c) Dalgalanma Sınırlarının Genişletilmesi ve Sürünen Pariteler: Bu sistemde döviz kurlarının sabit paritelere bağlılığı sürdürülür. Bu yönüyle sistem bir sabit kur sistemi olarak düşünülebilir. (d) Para Kurulu Düzenlemeleri: Ulusal paranın sabit bir kur üzerinden yabancı paraya dönüştürülmesine dayalı bir para ve kur politikası uygulamasıdır. (e) Geleneksel Sabit Kur Düzenlemeleri: Bu sistemde ülke parasını ±%1 veya daha düşük sınırlar içinde ya bir büyük ülkenin parasına ya da bir paralar sepetine bağlar.

Avrupa Birliği ve Tek Para Birimi: Euro

Avrupa Ekonomik Topluluğunun kurucuları, topluluğun ekonomik ve siyasal birleşme yolundaki başarısının büyük ölçüde ortak ekonomik, sosyal ve mali politikalar izlenmesine bağlı olduğunun bilincindeydiler. Her ülkenin bağımsız şekilde uygulayacağı ekonomik ve parasal politikalar, diğer üyeler üzerinde önemli derecede olumsuz etkiler doğurabilirdi. O bakımdan ekonomik birleşme yolunda ileri adımlar atılabilmesi için, parasal birleşme alanında da ortak politikalar benimsenmesi gerekiyordu. Bununla birlikte, Topluluk kurulduğu zaman, üye ülkeler henüz ortak bir para politikası izlemeye hazır durumda değildiler. Başka bir deyişle bütçe, para ve maliye politikası gibi alanlarda egemenlik haklarını kısmen de olsa, Topluluğa devredecek bir anlayışa sahip bulunmuyorlardı. O nedenle böyle bir yola gitmek yerine parasal istikrar, dış denge, fiyat istikrarı ve tam çalışma gibi konuları, ulusal ekonomi politikalarının ortak amaçları olarak benimsemeyi tercih ettiler. Ancak zaman geçtikçe, diğer ekonomik


konularda olduğu gibi, parasal alanda da ortak politikalar izlemenin Avrupa’nın bütünleşmesi için zorunlu olduğu daha iyi anlaşılıyordu.

Avrupa Para Sistemi

Bu amaçla önce Avrupa Para Sistemi diye adlandırılan bir sistem uygulamaya koydular. 1979 Mart’ında kurulan Avrupa Para Sistemi (EMSEuropean Monetary System), Topluluk ülkeleri arasında parasal birlik yolunda sağlanan önemli bir ilerlemedir.

Avrupa Para Sisteminin içerdiği Döviz Kuru Mekanizması (Exchange Rate Mechanism-ERM)’nın bazı özellikleri şöyle idi: Sisteme katılan her üye ülkenin parası sabit bir pariteden ECU’ye bağlanmıştı; ulusal para ile ECU arasındaki bu sabit fiyata “merkezî kur” (central rate) adı veriliyordu. Piyasada kurların merkezî kur (ECU paritesi) etrafında çok dar sınırlar içinde (toplam yüzde 2.25) dalgalanmasına izin verilirdi.

Maastricht Antlaşması ve Parasal Birlik

AB’ye üye on iki üye ülkenin devlet veya hükûmet başkanlarının katılımıyla 1991 yılı sonlarında Hollanda’nın Maastricht kentinde yapılan Konsey toplantısında (Avrupa Zirvesi) ekonomik ve parasal birlik koşulları karara bağlanmıştır. Başka bir deyişle, Maastricht Anlaşması ekonomik ve parasal birliğin aşamalarını, bununla ilgili politika uygulamalarını ve yapılacak kurumsal değişmeleri ortaya koyan temel bir belge niteliğindedir. Söz konusu anlaşma ile o zamanki Avrupa Ekonomik Topluluğu ismi de Avrupa Birliği olarak değiştirilmiştir.

Uluslararası Para Fonu (IMF)

Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Bankası ile birlikte, 1944 yılında toplanan Bretton Woods Konferanslarında kurulmuş ve 1946’da faaliyete geçmiştir. Başlıca amaçları, uluslararası para sisteminin düzenli biçimde işlemesini sağlamak, dış ödeme sorunları ağırlaşan ülkelere kısa vadeli kredi açmak ve uluslararası mali kriz sorunlarının yönetimine katkıda bulunmak vs. biçiminde özetlenebilir.

IMF’nin Görevleri

Uluslararası para ve mali sistemin işleyişinden sorumlu bir kuruluş olan IMF’nin görevlerinde zaman içinde artış ve çeşitlenme olmuştur. Bugün bu görevleri aşağıdaki biçimde sıralayabiliriz:

1. Ekonomik istikrarsızlık içine giren ülkelere dış ödeme açıkları için kısa vadeli kredi sağlamak

2. Uluslararası mali sisteme zarar vermesini önlemek üzere üye ülkelerin kur politikalarını gözetlemek ve denetlemek

3. Mali kriz içine giren ve dolayısıyla ulusal parası yoğun spekülasyona uğrayan ülkelere krizin atlatılması için mali kaynak sağlamak

4. Üye ülkelerin uluslararası ticari bankalara veya resmî kuruluşlara olan ve ödenemeyen borçlarının ortaya çıkması durumunda, sorunun çözümü için

taraflar arasında aracılık yapmak, yeni ödeme planları ve borç erteleme anlaşmaları hazırlamak

5. Dünya Bankası ile iş birliği içerisinde üye ülkelerdeki makro ekonomik ve yapısal uyum politikalarına finansal destek sağlamak

6. Üye ülkelerde dış ticaret ve kambiyo rejimlerinin liberasyonunu özendirici çalışmalarda bulunmak, bu konularda üyelere teknik yardım ve eğitim hizmetleri sunmak

IMF Kotalar

IMF üyesi her ülkeye ilk girişte bir kota belirlenir. Üyelerin Fonla yapacakları mali işlemler ve Fonun yönetimine katılmadaki ağırlıkları onların kotalarına bağlıdır. Daha açık bir deyişle, kotalar ülkelerin üyelik katkıları, oy verme hakkı, çekebilecekleri kaynak miktarı ve Özel Çekme Haklarının (SDR) dağıtımı gibi yönlerden önem taşır.

IMF Kredileri

IMF’nin başlıca işlevlerinden birisi, üye ülkelere geçici dış ödeme açıklarının giderilmesi amacıyla kredi sağlamaktır. IMF kredileri genelde kısa süreli olmaktadır. Üye ülkeler, Fon kredilerinden çeşitli hesaplar içinde ve farklı koşullar altında yararlanabilirler. Kullanılabilecek toplam kredi miktarları ise yukarıda belirtildiği gibi Fondaki kotalarına bağlıdır.

Fonun Kredi Mekanizması

IMF’nin kredi mekanizması geleneksel borç verme işlemlerinden farklıdır. Bir ülkenin Fondan borçlanması, o ülkenin kendi ulusal parasının, Fondan sağlanan diğer bir ülke parasıyla “değiştirilmesi” (ya da kendi ulusal parası karşılığında yabancı ülke parasının “satın alınması”) biçiminde olur. Borçlanmak isteyen ülkeler Fondan, istedikleri ve Fonun da kabul ettiği bir yabancı para veya SDR satın alabilirler.

Fon Üzerindeki Normal Çekme Hakları (Genel Kaynaklar Hesabı)

Üye ülkeler, finansman ihtiyaçlarının niteliklerine göre IMF’den farklı hesaplar veya kaynaklar çerçevesinde kredi sağlayabilirler. Aşağıda Fonun normal ya da genel kredi kaynaklarından (Fondan normal çekme haklarını) yapılacak borçlanmalar üzerinde durulacaktır:

Üye ülkelerin IMF’den çekebilecekleri kaynakların bir sınırı vardır. Borçlanan ülke, Fondan başka bir üye ülkenin ulusal parasını alır ve karşılığında kendi parasından eş değer miktarı Fona yatırır. Ancak Fonun emrinde bulunan bir ülkeye ait toplam ulusal para miktarının ilgili ülke kotasının yüzde 300’ünü geçemeyeceği biçiminde bir kayıt vardır. Ülke, Fondaki ulusal parasının yüzde 75’ini üyelik aidatı olarak yatırmış olduğu için, böyle bir kayıt, normal Fon kaynaklarından borçlanma sınırının en fazla üye ülke kotasının yüzde 225’i kadar olması anlamına gelir. Ancak IMF ile varılacak anlaşma uyarınca Fon bazen bu sınırın üzerinde de kredi verebilmektedir.


Özel Çekme Hakları (SDR)

Özel Çekme Hakları (Special Drawing Rights: SDR), IMF’nin aynı adı taşıyan ayrı bir departmanı tarafından çıkartılır. 1970 yılında mevcut uluslararası likiditeyi artırmak üzere IMF tarafından yaratılan özel bir uluslararası rezerv aracıdır. Bu kanaldan üye ülkelere, IMF’deki normal çekme haklarından ayrı bir dış rezerv sağlanır. IMF’ye bağlı olmakla birlikte, normal çekme haklarından farklı bir statüye sahiptir.

SDR genelde, bir hükûmetin diğerinin merkez bankasından, onun ulusal parasını çekmesine olanak veren bir haktır. Örneğin Türkiye’nin, dolar rezervine ihtiyacı olsun ve bu amaçla SDR’lerini kullanmak istesin. Bunun için bütün yapacağı iş, elindeki SDR’leri Amerikan Merkez Bankasına devretmekten ibarettir. SDR’leri devralan Federal Reserve Bank, bunların karşılığı olan dolar tutarını Türkiye’ye transfer etmekle yükümlüdür. Bu işlem dolayısıyla borçlanan ülke Türkiye, dolar kredisi elde ederken karşı ülkeye yine IMF aracılığıyla bir faiz ödemesinde bulunur. SDR programına göre buna katılan bir üye, diğer üyelerin kendisine devredeceği SDR’leri (ilk tahsisinin üç katına ulaşıncaya kadar) kabul etmek zorundadır.

Uluslararası Para Sistemi ve IMF’nin Yeni Düzenlemeleri

Günümüzde yaygın olarak uygulanan müdahaleci ya da yönetimli dalgalanma modeli bazı önemli sakıncalar içerir. Bunlardan birisi, merkez bankası müdahalelerinin rakip ülkeler karşısında haksız rekabet üstünlüğü sağlamak amacıyla kullanılabilmesidir. Şöyle ki örneğin ülke, piyasa müdahaleleriyle döviz kurlarını denge değerinden yüksek tutmaya yönelik bir politika izleyebilir (ulusal parasının eksik değerlendirilmesi). Yapay biçimde yükseltilen bu kurlar ise ihracatı özendirip ithalatı caydırıcı sonuçlar doğurabilir. Böyle bir uygulama ise ülkenin ticaret ortaklarını zarara sokması demektir. Dolayısıyla uluslararası alanda bu gibi haksız uygulamalara karşı önlem alınması gerekir.

1976 tarihli Jamaika Anlaşması ile IMF’nin kuruluş yasası değiştirilmiş ve üye ülkelerin sabit kur rejiminden dalgalı kur sistemine kadar, diledikleri herhangi bir sistemi benimsemelerine izin verilmiştir. Bunun için tek koşul üye ülkelerin hangi kur sistemini benimsediklerini ve sonradan yapacakları değişiklikleri de Fona bildirmek zorunda olmalarıdır. Jamaika Anlaşması’nda ayrıca IMF’ye uluslararası para sisteminin etkin işleyişini sağlamak üzere, üye ülkelerin kur politikalarını gözetleme görevi (surveillance) verildi.

Fon, kendisine verilen gözetleme görevi ile ilgili olarak üye ülkelerin izleyecekleri kur politikaları konusunda bazı “ilkeler” benimsemiş ve bunları 1977 Nisan’ında yürürlüğe koymuştur. Hâlen uygulanmakta olan bu ilkeler özetle şöyle belirtilebilir.

• Üye ülkeler döviz piyasalarındaki kısa süreli istikrarsızlıkları giderici önlemler alacaklar ancak

bu müdahalelerle kurların uzun süreli eğilimini değiştirmemeye özen göstereceklerdir. • Üyeler döviz piyasasına müdahalelerinde, özellikle paralarına müdahale edilen üyelerin çıkarlarına zarar vermemeyi ön planda tutacaklardır. Başka bir deyişle, kurlara aşırı müdahale ederek rakip ülkeler üzerinde haksız rekabet üstünlüğü sağlamaya çalışmayacaklardır.

Bu ilkelerde, merkez bankası müdahaleleri ile kısa süreli istikrarsızlıkların giderilmesinin istenmesindeki amaç, döviz kurlarının uzun süreli değişmeleri yansıtmasına olanak sağlanmasıdır. Bu değişmeler ise teknolojik gelişme, faktör arzındaki artış, ekonomik yönetimdeki etkinlik ve enflasyon gibi reel etkenlere bağlı bulunmaktadır.

IMF-Dünya Bankası İş Birliği

Daha önce de değinildiği gibi, Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası 1944 Bretton Woods toplantılarında yaratılmış ikiz kuruluşlardır. Bunlardan birisine üye olan ülke, aynı zamanda diğerine de üye olur. Ana sözleşmelerine göre her iki kuruluşun faaliyet alanları birbirinden farklıdır. Birincisi kısa süreli ödemeler bilançosu dengesizlikleri ve uluslararası mali iş birliği konularıyla ilgilenirken ikincisi az gelişmiş ülkelerin kalkınma hızlarını yükseltmek için onlara ekonomik yardımda bulunma gibi alanlarda uzmanlaşmıştır. Ancak bu konular her zaman birbirinden ayrılamaz. Örneğin kalkınma çabası içinde bulunan az gelişmiş ülkelerin çoğu, aynı zamanda yapısal dış ödeme açıklarıyla karşı karşıyadırlar. Sorunların bu şekilde bir bütünlük göstermesi, iki kuruluş arasında sıkı bir iş birliğini gerektirir. Fakat denebilir ki faaliyet alanları aynı olmasa da bu iki kuruluşun asıl amaçları, üye ülkelerde istikrarlı gelişmenin sağlanmasıdır. Bu da üyelere daha uygun koşullarda yardımda bulunmak için, onların deneyim ve uzmanlık bilgilerini birleştirmek, politika önerileri ve mali yardımlarını uyumlaştırmak biçiminde iş birliğine gitmelerini gerektirir.

IMF ile Dünya Bankası arasındaki iş birliğinin özellikle yakın geçmişte geliştiği gözlenmektedir. Bu iş birliği daha çok iki kuruluşun borç verme faaliyetlerinde kendini gösterir. IMF’nin borç verme politikası bir ölçüde kısa vadeli kredilerden, orta vadeli yapısal ve dış denge amaçlı kredilere doğru değişmektedir. Dünya Bankası da geleneksel proje kredilerinin yanında, ülkelerin sektörel uyum ve makroekonomik politikalarının desteklenmesi amacına yönelik kredileri giderek artırmıştır. Amaçlarının aynı yönde değişmesi, Fon ile Banka arasındaki iş birliğini daha da zorunlu hâle getirmiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında