TİC108U-ULUSLARARASI TİCARET
Ünite 4: Dünya Ticaretinin Serbestleştirilmesi: Küreselleşme ve Ekonomik Birleşmeler
Giriş
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan dünya ticaretini serbestleştirme eğilimleri günümüzde de hızlı bir biçimde sürmektedir. Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi doğrultusundaki bu süreç iki ayrı doğrultuda gelişme göstermiştir. Birincisi, GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) çerçevesindeki çok yanlı görüşmelerle ticaretin serbestleştirilmesine dayanan evrensel yaklaşımdır. Bu aynı zamanda bugün küreselleşme adı verilen gelişmenin de başlangıcını oluşturur. İkincisi ise iktisadi birleşme hareketlerini kapsar.
Küreselleşme
Evrensel boyutlarda dünya ticaretini serbestleştirme çabalarına küreselleşme denebilir. Küreselleşme, 1980’lerden sonra dünyadaki sosyalist rejimlerin yıkılması ve teknolojideki hızlı gelişmeler sonucu, ülkeler arasında ekonomik sınırların kalkması, dünya ülkelerinin ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel yönlerden birbirine yakınlaşması olarak tanımlanabilir. Ekonomik anlamda küreselleşmenin şu üç boyutu dikkat çekicidir: Ticari küreselleşme, mali küreselleşme ve üretimin küreselleşmesi.
Ticari küreselleşme veya küresel ticaret, diğerlerinden daha eski bir gelişmedir. Bu gelişme, 1947’de kurulan GATT çerçevesinde gümrük tarifeleri ve kotaların kaldırılarak uluslararası ticaretin evrensel boyutlarda serbestleştirilmesi çalışmaları ile başlatılmıştır. Bugün GATT’ın yerine WTO (Dünya Ticaret Örgütü) geçmiş bulunmaktadır. WTO, görevleri ve kapsamı GATT’tan daha geniş ve yaptırım gücü daha yüksek bir kurum niteliğindedir.
Mali küreselleşme, ülkelerin kısa ve uzun vadeli sermaye akımlarıyla ilgili olarak uygulamakta oldukları engel ve kısıtlamaları kaldırıp yurt içi piyasalarını dünya piyasaları ile bütünleştirmelerinin bir sonucudur. Bu gelişmeler dolayısıyla sermayenin uluslararası dolaşımında büyük artışlar olmuş ve dünya âdeta tek bir mali piyasa durumuna dönüşmüştür. Mali küreselleşme olayı 1980 sonrası döneme aittir ve küreselleşme kavramı da özellikle mali liberalleşme ile birlikte yaygınlık kazanmıştır. Ekonomik küreselleşmenin üçüncü boyutu üretimin küreselleşmesidir ki bu da sınır ötesi üretimin yaygınlaşmasını ifade eder. Başka bir deyişle, günümüzde dünya üretiminin çok önemli bir payı çok uluslu işletmeler tarafından ana ülke sınırları dışında gerçekleştirilmektedir. Aslında bu anlamdaki küreselleşme de çok yeni olmayıp İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme kadar inmektedir.
Dünya Ticaret Örgütü (WTO)
1 Ocak 1995 tarihinde faaliyete geçen WTO, Uruguay Görüşmelerinde oluşturuldu ve dünya ticaretini serbestleştirme çabalarını sürdürmek üzere GATT Anlaşması’nı değiştirip geliştirerek kendi bünyesine aldı. Başka bir deyişle, aşağıda belirteceğimiz gibi, WTO’nun yasal dayanağı geliştirilmiş biçimiyle yeni GATT Sözleşmesi’dir. GATT, geçici bir anlaşma olarak ortaya çıkmıştı; ana ilke olarak da sanayi malları üzerindeki dünya
ticaretini serbestleştirmeye yönelik çalışmalar yapmıştır. Oysa WTO, yasal zemine oturtulan, yaptırım gücü artırılmış, sanayi malları ile birlikte tarım, tekstil ve hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi yanında fikrî mülkiyet haklarını da bünyesine alan bir kuruluş niteliğindedir.
Uruguay Toplantılarında GATT Sözleşmesi’nde değişiklik yapılmış ve yeni ortaya çıkan anlaşma metnine GATT 94 adı verilmiştir. Bu yeni anlaşma metni ilk sözleşme olan GATT 47’den çok daha geniş kapsamlıdır. Anlaşmada yapılan bu değişikliklerden sonra GATT 94, WTO’ya bağlandı. Böylece dünya ticaretini serbestleştirme amacıyla GATT’ın yerine kurulan WTO, Bretton Woods’un iki temel kuruluşları olan Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu’nun yanında üçüncü bir örgüt biçiminde ortaya çıktı ve bir anlamda üçlü sacayağı tamamlanmış oldu.
Tüm Batılı sanayileşmiş ülkeler üyesidirler. Eski Doğu Bloku ülkeleri ile Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan ülkelerin çoğunluğu da WTO’ya üye olmuşlardır. Bugün üye sayısı 150’nin üzerindedir. Önemli ülkeler arasında Rusya henüz üye olmamıştır.
Uluslararası ticarette ayrımcılığın kaldırılması için GATT’tan devralınan iki önemli kural vardır: En çok kayrılan ülke kuralı ve ulusal işlem kuralı. En fazla kayrılan ülke kuralına göre, bir üye ülkenin diğerinin mallarının ithalatıyla ilgili olarak ona verilen bir ödün (tarife indirimi gibi) veya sağlanan bir kolaylık, ayrım yapmadan diğer bütün ülkelere de aynen geçerli kılınmalıdır. Serbest ticaret bölgeleri ve gümrük birlikleri bu kuralın dışındadır.
İkincisi ise ulusal işlem kuralıdır ve yurt içinde uygulanan vergi ve öteki müdahalelerde yerli mallarla yabancı mallar arasında bir fark gözetilmeden hepsine aynı işlem yapılmasını ifade eder. Sonuç olarak, ticaretteki bütün bu engellerin ve ayrımcılığın kaldırılması ile uluslararası ticarette serbestleşme sağlanacak ve bütün ülkelerin yararına olarak uluslararası ticaret hacmi genişlemiş olacaktır.
WTO’nun dayandığı yönetim yapısı şöyledir: Üye ülkelerin ilgili bakanlarından oluşan bir Bakanlar Konferansı vardır, en az iki yılda bir toplanır. Ayrıca daha sık toplanan ve tüm üye ülke temsilcilerinden oluşan bir Genel Konseye sahiptir. Nihayet örgütü temsil eden ve ilgili Bakanların atadığı bir Genel Direktörü bulunur, örgütün merkezi Cenevre’dedir.
GATT’tan WTO’ya Varan Gelişmeler
Dünya ticaretini serbestleştirme çabalarını ilk olarak sanayileşmiş ülkeler başlatmış, giderek az gelişmiş ülkeler de bu akımın içine çekilmişlerdir. Bu gelişmeler, temelde 1930’larda dünya ekonomisinde görülen yoğun korumacılık ve iktisadi milliyetçilik hareketlerine bir tepki olarak düşünülebilir. Gerçekten de Büyük Depresyonu izleyen yıllarda dünya ticaretinde uluslararası iş birliğinden tümüyle uzak bir dönem yaşanmıştı. Ülkeler, içinde bulundukları dış ödemeler açığı ve işsizlik sorunlarını çözümlemek için bireysel olarak hareket etmekte, bu da
rekabetçi devalüasyonlara ve karşılıklı tarife yükseltmelerine yol açmaktaydı. Böylece dış ticaret, ikili anlaşmalar kanalıyla yürütülmekte ve dünya ticareti de en düşük düzeylere inmiş bulunmaktaydı. İki dünya savaşı arasındaki bu dönemde ülkelerin gümrük tarifelerini aşırı ölçüde yükseltmelerinin yanı sıra, tarife uygulamalarında da önemli farklılıklar görülüyordu. Bazı ülkeler gümrük tarifelerini ayrımcı biçimde uyguluyorlardı; yani, belli bir mala uygulanan tarife oranları ithal edilen ülkeye göre değişik oluyordu. Bu ise dünya kaynak dağılımında etkinliğin bozulması ve uluslararası ticarette haksız rekabet koşullarının ortaya çıkmasına yol açıyordu.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki uluslararası ekonomik ve mali sistemin temeli 1944’te toplanan Bretton Woods Konferanslarında atılmıştır. Konferansların sonucunda kurulmasına karar verilen iki örgütten birisi olan Dünya Bankası’nın görevi Avrupa ekonomilerinin onarımına katkıda bulunmak (daha sonraları az gelişmiş ülkelere kalkınma yardımı sağlamak), ikincisi olan Uluslararası Para Fonu’nun görevi de uluslararası parasal ve mali sistemin düzenli biçimde işlemesini sağlamaktı.
GATT’ın Kuruluşu ve Faaliyetleri
Uluslararası para sistemi ve dünya sanayi üretimi alanlarında sağlanan iş birliği karşısında uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi yönünde de benzer girişimlere şiddetle gerek doğmuştu. O nedenle, 1947- 48 arasında Havana’da (Küba) toplanan elli kadar ülkenin temsilcisi Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO) adı verilen bir organın kurulmasını kararlaştırdılar. Ancak ITO sözleşmesi, ülkelerin iç ekonomik politikalarına karışma niteliği taşıdığı gerekçesiyle başta ABD olmak üzere, bazı sanayileşmiş ülkelerin yasama organları tarafından onaylanmamıştır. Böylece büyük ülkelerin onaylamamaları nedeniyle, ITO’nun kuruluş girişimi daha baştan suya düşmüş oluyordu. GATT, ITO’nun onaylanmaması üzerine geçici bir anlaşma olarak ortaya çıkmıştır.
GATT’ın Politika ve İlkeleri
Dünya ticaretini serbestleştirmek amacıyla kurulan GATT’ın çeşitli ekonomik konularda benimsediği tutum, politika ve uygulamalar vardır. Bunların başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
Koruma Aracı Olarak Gümrük Tarifelerinin Tercih Edilmesi: GATT, korumanın zorunlu olduğu durumlarda, gümrük tarifelerini kotalardan üstün tutar. Çünkü tarifeler hem daha “saydam” hem de piyasa mekanizması ile daha uyumlu araçlardır.
GATT ve “Haksız Rekabet” Uygulamaları: GATT 47’de “haksız rekabet” konusu da yer alır. Örneğin sözleşmede, bir üye ülkenin damping yapması karşısında, bundan zarara uğrayan ithalâtçı ülkenin “anti-damping vergisi” koyma yetkisi bulunduğu belirtilir. Yine sözleşmeye göre, üye ülke hükûmetlerinin ihracata verdikleri sübvansiyonlar da ithalatçı ülke ekonomisini olumsuz biçimde etkiliyorsa, ithalatçı buna karşı bir telafi edici vergi uygulama hakkına sahiptir.
Zarar gören endüstrilerin damping ve sübvansiyon iddiaları karşısında hükûmetlerin karşı vergi koymadan önce bir soruşturma yaptırmaları gerekir. Bu soruşturmaların yöntemlerini belirlemek üzere GATT Tokyo Görüşmeleri sırasında bir Anti-Damping Kodu ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Vergiler Kodu benimsemiştir. Üye ülkeler damping soruşturmalarına ilişkin ulusal yasalarını bu kodlara uygun biçimde düzenlemişlerdir. GATT ve Çevre Korunması: Son yıllarda doğal çevrenin korunması konusu büyük ilgi toplamaktadır. Bu çerçevede GATT ve onun dayandığı ilkeler, “çevreci” diye bilinen gruplar tarafından yoğun eleştirilere uğramıştır.
GATT ve Yeni Korumacılık Akımı: GATT 47 sözleşmesine göre, bir üye ülkenin ihracatı, ithalatçı üye ülkede ciddi bir zarara yol açıyor veya böyle bir tehlike doğuruyorsa, bu durumda ithalatçı ülke hükümeti iç piyasasını korumak amacıyla kısıtlayıcı önlemler alma hakkına sahiptir. Özellikle 1973’lerdeki Dünya Enerji Buhranı’ndan sonra sanayileşmiş ülkelerde başlatılan yeni bir koruyuculuk akımı bu maddeye dayanmaktaydı. Yeni korumacılık adı verilen bu akım çerçevesinde, özellikle az gelişmiş ülkelerin ihraç ettikleri tekstil, gıda, ayakkabı, çelik vs. gibi emek yoğun ürünler üzerine gönüllü ihracat kısıtlamaları (ihracat kotaları) konulmuştu. Sanayileşmiş ülkelerin bu gibi durumlarda gümrük tarifeleri yerine gönüllü ihracat kısıtlamalarını tercih etmeleri, söz konusu önlemlerin ayrımcı biçimde uygulanmalarıyla ilgilidir. Diğer bir deyişle, tarifeler tüm ülkelere karşı ve aynı oranlarda uygulanır; oysa ihracat kotaları istenen ülkelerin mallarına karşı konulabilmektedir.
GATT Toplantıları
Temel işlevi dünya ticaretini serbestleştirmek olan GATT bu görevini, düzenli aralıklarla yaptığı çok yanlı görüşmeler yoluyla gerçekleştirmeye çalışmıştır. 1947 yılında Cenevre’deki ilk toplantısından 1994 yılındaki son toplantısı olan Uruguay Toplantılarına kadar sekiz toplantı yapmıştır.
Uruguay Toplantıları: 1994’te sonuçlanan son GATT görüşmesi; dünya ticaretinin serbestleştirilmesi konusunda en kapsamlı kararlar bu toplantıda alınmıştır.
Uruguay Görüşmeleri o güne kadar yapılanlar içinde gerek katılan ülke sayısı, gerekse ele alınan konular açısından en geniş kapsamlısıdır. Bu görüşmelerde sanayi malları alanında yeni tarife indirimleri (yüzde 34 oranında) yapılırken, mal ticaretine ek olarak hizmet ticareti de konu edilmiş ve hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi amacıyla Hizmetler Ticareti Genel Anlaşması (GATS) kurulmuş, sınai ve fikrî mülkiyet haklarının korunması ve tarımsal sübvansiyonlarla diğer tarife dışı araçlar tartışılmıştır. Ayrıca, toplantılarda az gelişmiş ülkelerin (özellikle orta ve üst gelir grubunda yer alanların) de ticaretin serbestleştirilme sürecine katılarak tarife indirimlerinde bulunmalarına karar verilmiştir. Toplantının önemli tartışma konularından birisi de tarımsal sübvansiyonların azaltılması ve bu ürünlerin dünya ticaretinin serbestleştirilmesi idi.
Uruguay Görüşmelerinin bir diğer sonucu da daha önce değinildiği gibi, Dünya Ticaret Örgütü WTO’nun kurulmasıdır. Görüşmelerde GATT 47 Sözleşmesi’nde değişiklikler yapılmış ve bu şekilde oluşan GATT 94, WTO’nun kapsamına alınmıştır. Başka bir deyişle, adı geçen kuruluş bir anlamda GATT’ın geliştirilerek örgütsel yapıya kavuşturulmuş bir şeklidir.
Uruguay Sonrası Dönemde WTO’nun Faaliyetleri ve Doha Görüşmeleri
Uruguay Görüşmelerinin başarıyla sonuçlanmasından sonraki birkaç yıl ülkeler, alınan önlemlerin uygulanması konusunda yoğunlaştılar. Ama birçok sorun ortada durmaktaydı. 1990’ların sonlarına doğru çok-yanlı yeni bir görüşme başlatılması doğrultusunda istekler ortaya çıktı. Uluslararası ticarete ilişkin sorunları görüşmek ve bununla ilgili bir gündem belirlemek üzere WTO üyesi ülkelerin bakanları 1999 yılı Aralık ayında ABD’de, Seattle kentinde toplandılar. Bu toplantılara Yeni Binyıl Görüşmeleri adı verilmişti. Ama toplantılarda küreselleşme karşıtlarının yoğun protesto gösterileri ile karşılaşıldı. Bir yandan gündem üzerinde üyeler arasında baş gösteren anlaşmazlıklar, diğer yandan küreselleşme karşıtlarının yoğun gösterileri nedeniyle Seattle Toplantısı bir gündem dahi belirleyemeden dağılmıştır.
Doha Görüşmeleri: WTO’nun daha sonraki toplantısı 2001 yılı Kasım ayında Katar’ın başkenti Doha’da başladı. Doha Görüşmeleri adı verilen bu görüşmelerin gündeminde örneğin, sanayi ürünleri ile birlikte tarım ürünleri ve hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi, tarımsal sübvansiyonların kaldırılması, anti-dampingle ilgili kuralların sıkılaştırılması, uluslararası yatırım ve rekabet politikalarının geliştirilmesi vs. gibi konular yer almaktaydı. Doha Görüşmeleri kapsamında üye ülke bakanlarının katılımıyla birkaç toplantı yapıldı. Toplantıların amaçları arasında uluslararası ticarette özellikle az gelişmiş ülkelere yönelik iyileştirmeler sağlanması gibi hedefler de yer alıyordu. Fakat toplantılar sırasında az gelişmiş ülkeler, hedeflenen amaçların kendilerini daha da yoksullaştıracağını öne sürdüler. Örneğin, G-20 içinde yer alan Güney ülkeleri (Hindistan, Çin, Brezilya, vs.), ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerden uygulamakta oldukları tarımsal sübvansiyonları kaldırmalarını isterken, yoksul ülkelerdeki çiftçilerin korunması yönünde önlemler alınmasını talep ettiler. Tarımsal sübvansiyonlar konusunda ABD ile AB arasındaki görüş ayrılıkları da devam etmekte idi. Doha Görüşmeleri ile ilgili son Bakanlar Toplantısı Meksika’nın Caucun kentinde yapıldı ve öncekiler gibi bir uzlaşma sağlanamadan dağıldı. Böylece WTO’nun Doha Görüşmeleri bugün için bir sonuç alınamadan dağılmış bir toplantı görünümündedir.
İktisadi Birleşmeler Teorisi
İktisadi birleşmeler teorisi, ekonomik ve coğrafi yönden yakın bir grup ülkenin aralarında serbest ticaret bölgesi, gümrük birliği veya ekonomik birlik kurarak dünya ticaretini serbestleştirmeleridir.
İktisadi Birleşme Türleri
Ülkeler arasındaki iktisadi iş birliği hareketleri, sınırlı sayıdaki mallar üzerinde tarife indirimlerinden, kapsamlı iktisadi birliklerin kurulmasına kadar değişebilmektedir. Bazı birleşme hareketlerinde yalnızca ülkelerin aralarındaki mal ve hizmet akımlarını serbestleştirmeleri, bazılarında buna ek olarak üretim faktörlerinin serbest dolaşımı, nihayet diğer bir kısmında ise bunlarla birlikte para, maliye ve ekonomi politikası alanlarında da uyum ve iş birliğinin sağlanması söz konusudur. Günümüzde iktisadi birleşme veya gruplaşma hareketleri çok değişik şekiller almaktadır. Birleşmenin derecesine göre bunları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
a. Tercihli Ticaret Anlaşmaları: En dar kapsamlı iktisadi iş birliği örneğidir. Burada anlaşmaya üye olan ülkeler, tek yanlı veya karşılıklı olarak belirli mallar üzerindeki gümrük tarifelerinde indirimde bulunurlar (tarife ödünleri verirler). b. Serbest Ticaret Bölgesi: Bu tür birleşmelerde, birliğe üye ülkeler, aralarındaki ticarette gümrük tarifelerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırmakta fakat birlik dışında kalanlara karşı her biri kendi özel tarifesini uygulamaktadır. Yani aynı mal, birlik üyesi bir ülkeden ithal edildiğinde tarife ödenmez fakat üçüncü ülkelerden ithal edildiğinde ulusal gümrük vergisi uygulanır. c. Gümrük Birliği: Burada serbest ticaret bölgelerinden daha ileri bir birleşme söz konusudur. Şöyle ki hem üyelerin kendi aralarındaki ticarette gümrük tarifeleri ve kotalar kaldırılmakta hem de birlik dışında kalan ülkelere karşı tek bir ortak tarife uygulanmaktadır. d. Ortak Pazar: Gümrük birliğinden daha ileri bir iktisadi birleşmedir. Çünkü gümrük birliğinde olduğu gibi üyeler, aralarındaki ticareti serbestleştirip dışa karşı ortak tarife uygularlarken, emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin de bölge içinde serbest dolaşımı sağlanmaktadır. e. İktisadi Birlik: İktisadi birleşme hareketlerinin en ileri şeklidir. İktisadi birlikler ortak pazarın ötesinde ekonomik, mali ve para politikalarının koordinasyonunu da gerektirir. Yani iktisadi birliklerde, üye ülkelerin bireysel makroekonomik politika izlemedeki serbestîleri bir ölçüde, birliğe devredilir. Böyle bir aşamaya geçilmiş olabilmesi için tek bir para ve bankacılık sistemi, ortak mali politikalar ve tüm birlik çapında ortak ekonomik politikaları belirleyecek ve uygulayacak ülkeler üstü bir organın kurulmuş olması gerekir. Ekonomik birliğin bir diğer şekli de “parasal birliktir”. Parasal birlik bir grup ülke tarafından tek para sisteminin uygulanmasıdır. Parasal birlik, üye ülkelerin ulusal paraları arasında sabit kur ilişkisi kurulmasını öngörmekte, bunun için de ulusal para ve maliye politikalarının uyumlaştırılmasını amaçlamaktadır. İktisadi
birliği kuran ülkelerin nihai amacı genellikle buradan siyasal birlik aşamasına ulaşmaktır.
Gümrük Birlikleri ve Serbest Ticaret Bölgeleri
Tercihli ticaret anlaşmaları birer uluslararası iktisadi iş birliği örnekleridir. Ancak bunlar örgütsel bir yapıya sahip değildir. Günümüzde iktisadi birleşme hareketleri içinde en sık rastlananlar gümrük birliği ile serbest ticaret bölgeleridir. Bunların her ikisinde de üye ülkeler arasındaki gümrük tarifeleri ve kotaların kaldırılması söz konusudur. Ancak gümrük birliklerinde dışa karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulanırken serbest ticaret bölgelerinde her ülke kendi özel tarifesini sürdürmektedir.
Gümrük Birliklerinin Ekonomik Etkileri
Gümrük birliklerinin doğurduğu etkiler önce, statik ve dinamik etkiler diye ikiye ayrılır. Statik etkiler, teknoloji ve ekonomik yapının sabit kalması varsayımı altında, üretim faktörlerinin yeniden dağıtımı dolayısıyla ortaya çıkacak etkileri ifade eder. Geleneksel dış ticaret analizlerinde daha çok statik etkiler üzerinde durulur. Oysa tek bir piyasanın yerine, birleşme hareketi ile ortak bir geniş piyasanın geçmesi, kaynak arzını, üretim yönetimini ve teknolojiyi değiştiren bir dizi sonuçlar doğurur ki bunlara “dinamik etkiler” denmektedir. Statik etkiler bir defalıktır. Dinamik etkiler ise süreklilik gösteren ve çoğunlukla kalkınmayı hızlandıran etkilerdir.
İktisadi Birlik
Ekonomik bütünleşme hareketlerinin son aşaması iktisadi birliklerdir. İktisadi birlik, uygulanacak ekonomik, parasal, mali ve sosyal politikaların birlik tarafından ortak biçimde belirlenmesini gerektirir. Bunun için de ülkelerin politika belirleme ve uygulama yetkilerinin bir bölümü birlik düzeyinde oluşturulan (ülkeler üstü) bir kuruluşa devredilir. Ekonomik birlik bazen bir parasal birlikle tamamlanır. İktisadi birlik aşamasında birliği oluşturan ülkeler âdeta geniş bir ülkenin farklı bölgeleri durumuna gelirler. Siyasal birleşme ile iktisadi birlikler arasında yakın bir ilişki vardır. Çoğu kez siyasal birleşmeye giden yolun iktisadi birleşmeden geçtiği görülmektedir.
“İkinci En İyi” Teorisi
Viner’in gümrük birliklerinin etkileri konusundaki açıklamalarına kadar benimsenen görüş şu idi: Ülkelerin izleyecekleri serbest (müdahalesiz) ticaret dünya refahı açısından en iyi politikadır; o hâlde, hâlen uygulanmakta olan bir dış ticaret engelinin kaldırılması veya azaltılması da serbest ticaret yönünde atılan bir adım olduğundan, dünya refahını artırıcı etkide bulunur. Ancak gümrük birliği analizleri göstermiştir ki bir grup ülkenin kendi aralarındaki ticareti serbestleştirmeleri, birlik dışına karşı uyguladıkları tarifeleri sürdürdükleri bir durumda ülkenin refahını net bir biçimde artırmayabilir. Bu fikir daha sonraları Genel Ekonomi Teorisi’nde ortaya atılan İkinci En İyi Teorisi’nin de temelini oluşturmuştur.
Tam rekabet ve serbest ticaret, dünya refahını en yüksek düzeye çıkartması bakımından en iyi politikadır; o
bakımdan bu politikalara “birinci en iyi” de denebilir. Tam rekabetin önemli varsayımlarından birisi, özel maliyet- sosyal maliyet (ve özel fayda-sosyal fayda) arasında bir farkın bulunmamasıdır. Diğer bir deyişle, piyasa fiyatları, bir mal veya hizmet üretiminin hem onu üreten özel kişilere hem de topluma olan maliyetini (ve sağladığı faydayı) gösterir, bunların arasında bir sapma söz konusu değildir. Ancak bu varsayım çoğu kez gerçeklere ters düşer. Çünkü gerçek hayatta özel monopoller, hükümet müdahaleleri veya üretimdeki dışsallıklar nedeniyle özel maliyet ve sosyal maliyet (ve özel fayda-sosyal fayda) eşitliği sağlanamamaktadır. İşte, tam rekabet koşullarının geçerli olmadığı böyle bir ortamda, yalnızca ticareti serbestleştirmekle üretimde ve tüketimde Pareto optimumu sağlanamaz. Bu durumda hâlen uygulanan kısıtlamaları dengeleyecek yeni kısıtlayıcı önlemler alınması, ülke refahı açısından daha yararlı olabilir. İşte, tam rekabet ve serbest ticaret politikalarının (birinci-en-iyi) gerçekleşmediği gerçek bir ortamda mevcut piyasa engellemelerini dengeleyecek yeni müdahaleci engellerin konulması (örneğin yeni gümrük tarifeleri gibi), ikinci en iyi politikaları oluşturur. Kısacası, sosyal ve özel fiyat farkını sıfır yapan politikalar birinci en iyidir. Bunun gerçekleşmediği durumlarda, mevcut seçenekler arasında bu farkı en düşük yapanlar da ikinci en iyi politikaları oluştururlar.
Viner’in 1953’te gümrük birliği teorisi üzerindeki öncü çalışmasından (The Customs Union Issue) sonra teori, Meade tarafından geliştirildi ve 1957’de Lipsey ve Lancaster tarafından genelleştirildi. İkinci en iyi teorisi bugün yalnız uluslararası ekonomi için değil, genel ekonomi için de büyük önem taşımaktadır.
Kutuplaşma Teorisi
Farklı gelişme düzeylerinde bulunan ülkelerin, mal ve faktör hareketlerinin serbest olduğu bir iktisadi gruba katılmaları durumunda, serbest piyasa düzeni, bunlar arasındaki gelişme dengesizliğini artırır. Bu yönde yığınlı (kümülatif) hareketler ortaya çıkar. Böylece zengin ülkeler daha zengin, yoksul ülkeler daha yoksul duruma gelirler. İsveçli iktisatçı Gunnar Myrdal tarafından ortaya atılan bu görüş, Kutuplaşma Teorisi diye bilinir. Kutuplaşma teorisi: Gümrük birliği içinde geri kalmış ülke ile göreceli olarak ileri ülkeler arasındaki farkın giderek açılması, geri kalmış ülkenin daha da yoksullaşması olarak özetlenebilir.
Dünyadaki Ekonomik Birleşmeler
Hâlen dünyadaki gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasında oluşturulan çok sayıda iktisadi birleşme hareketi vardır. Bunların içinde kuşkusuz en başarılı olanı Avrupa Birliği’dir. AB’den başka sanayileşmiş ülkeler arasında geliştirilen başka birleşmeler de vardır. Avrupa Kıtasında Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi (EFTA), Amerika Kıtası’nda da Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA) bunlara örnek olarak gösterilebilir.