TİC108U-ULUSLARARASI TİCARET
Ünite 3: Tarife Dışı Ticaret Politikası Araçları
Giriş
Devletin dış ticaret akımlarına müdahalede kullandığı geleneksel araç tarifelerdir. Gümrük tarifelerinden başka, serbest ticaret akımlarına müdahale amacıyla kullanılan araçların tümü, tarife dışı araçlar diye ayrı bir grup içinde toplanırlar. Tarife dışı araçların çoğu ithalatın kısıtlanmasına yöneliktir. Fakat bir kısmı da ihracatın özendirilmesi ve hatta caydırılması amacıyla konulmuş olabilir. O hâlde, genel bir tanımlama ile tarife-dışı araçlar kavramı, gümrük tarifelerinden ayrı olarak uluslararası mal ve hizmet akımlarının normal gelişme seyrini etkileyen her türlü politika ve uygulamaları ifade etmektedir.
Miktar Kısıtlamaları
Geleneksel olarak tarife dışı araçların ağırlıklı bir bölümünü miktar kısıtlamaları oluşturur. Bunlar gümrük tarifelerinden farklı olarak ithalat hacmini dolaysız biçimde sınırlandırmaya yönelik uygulamalardır. Miktar kısıtlamaları arasında ithalat kotaları ve ithalat yasakları önemli bir yer tutmaktadır.
İthalat Kotaları
Hükûmetlerin ithal edilecek mal hacmi üzerine fiziki miktar veya parasal değer olarak koyduğu sınırlandırmalara ithalat kotası adı verilir. Değişik uygulama biçimleri olmakla birlikte, kotalar ithalatı doğrudan sınırlandırmaya yönelik uygulamalardır. Kotalar, ithalatı ikame edici sanayileşme politikalarının bir aracıdır.
Kotaların Türleri
Uygulamada farklı kota türlerine rastlanır. Bunlardan birisi global kotalardır. Burada, ithalat hacmi miktar veya değer olarak belirlenir ancak ithalatın kimler tarafından (veya hangi ülkelerden) yapılacağı konusunda bir kısıtlama getirilemez.
Tahsisli sistemde kotalar, başvuruda bulunan firmalar arasında üretim kapasitesi, ihracat, istihdam vs. gibi belirli ölçütlere göre dağıtılır (tahsis edilir). Kotadan pay alanlara ise ithalat izinlerini gösteren birer belge verilir. Bu belgelere ithalat lisansı denir.
Kotaların üçüncü bir şekli gümrük tarife kotaları (tariff quotas)’dır. Burada yine belirli dönemdeki ithalat için belirlenen sınırlar (kota) vardır. Ancak kotanın dolmasından sonra ithalat kapıları kapatılmaz, daha yüksek tarife ödenerek ithalata izin verilir. Kota sınırları içinde kalan ve düşük gümrük tarifeleri ödenen kotalar örneğin ulusal sanayinin temel ham madde ihtiyacını veya zorunlu yurt içi tüketimini temsil eden miktarlar olabilir. Kota sınırına ulaşılmasından sonra yüksek tarifeler uygulanarak da olsa ithalatın sürdürülmesine izin verilmesi nedeniyle tarife kotaları diğer kota türlerine göre daha yumuşak uygulamalar olarak kabul edilir. Ankara Anlaşması kapsamında AET ülkeleri(bugünkü AB nin kurucuları) geçmişteki hazırlık döneminde Türkiye’ye topluluğa ihraç edeceği bazı tarım ürünleri için gümrük tarife kotası uygulamaktaydılar. Bu, bir anlamda Türkiye’ye verilen bir ticari ödün anlamına geliyordu.
İthal Kotalarının Ekonomik Etkileri
Kotaların ilk etkisi, ithal mallarının yurt içinde arzını kısarak fiyatlarını yükseltmektir. Fiyat artışları ise diğer yandan gümrük tarifelerine benzer etkiler doğurur. Bu bakımdan her kotaya denk bir gümrük tarifesi oranı belirlenebilir ve kotalar tarife oranlarının eş değeri olarak incelenebilirler.
Kotaya denk gümrük vergisi: Yurt içi fiyatlar üzerindeki etkileri açısından her kota miktarına eş değer bir gümrük vergisi bulunabilir.
Kotaların etkisi gümrük tarifelerine benzer biçimde incelenebilir. Ancak kotalarda hükûmetin gelir sağlama etkisi yoktur. Bunun yerini şimdi kıtlık rantı veya kota kârları alır. Burada önemli olan, kıtlık rantını veya bu kota kârlarını kimlerin alacağıdır. Kotalarla gümrük tarifeleri arasındaki belli başlı farklardan birisi bu noktadadır.
Kıtlık rantı: Kotaların yurt içi mal arzını kısıtlamaları dolayısıyla fiyatlarda ortaya çıkan artışların neden olduğu kârdır. Kota kârları normalde ithalatçılara gider. Bazen de ihracatçılar veya devlet alır. Eğer kota yerine onunla eş değerde bir gümrük tarifesi konulmuş olsaydı, kıtlık rantı vergi geliri şeklinde hazineye giderdi.nÇoğunlukla ithalatçılar kotaya tabi malları düşük dünya fiyatından alıp içerdeki yüksek fiyatlardan satarak kıtlık rantını ceplerine indirirler (normal gümrük vergisi ödenmiş olmasına karşın). İthalatçıların bu şekilde sağladıkları zahmetsiz kazançlar aynı zamanda ülkenin gelir dağılımındaki eşitsizlikleri de artırır. Ayrıca ithalatta emek harcanmadan cazip kârlar sağlanabildiği için ithalat lisanslarını elde etme amacıyla rüşvet ve yolsuzluklar artar.
Kota kârları normal koşullar altında ithalatçılara gider. Devlet lisansları açık artırma yoluyla en yüksek fiyatı verene dağıtarak bu kârları kendisi de alabilir.
İthal Yasakları
İthalat yasakları, ithalatı kotalarla kısıtlamanın en son şeklidir. Burada yasaklanan malın ülkeye girişi tamamen önlenmektedir. İthalat yasaklarına örneğin şu gibi nedenlerle başvurulabilir: (a) Ekonomi için önemsiz veya lüks sayılan malların ithaline izin verilmeyecek kıt döviz kaynaklarından tasarruf sağlanır. (b) Yerli sanayiyi dış rekabetten tam olarak korunur. (c) Dış açıkların kapatılmasına katkı sağlar.
Türkiye’de kotalar ve ithalat yasakları yerli sanayii koruma ve dış ödeme açıklarını önleme amacıyla geçmişte yoğun olarak kullanılmıştır. 24 Ocak kararlarından sonra başlayan dış ticareti liberalleştirme hareketi içinde kotalara 1981 yılında son verildi. İthali yasak olan malların sayısı da giderek azaltıldı ve 1990 ithalat rejimi ile tamamen (kanunen ithali yasak olanlar dışında) kaldırıldı.
İthalat kotaları ve yasaklamalar aşırı koruma duvarları oluşturarak ulusal ekonomiyi dış dünyadan soyutlarlar. Böylece iç fiyatların dünya fiyatlarıyla bağlantısı kalmaz, kaynak dağılımında etkinlik bozulur ve ihracat geriler.
Döviz Kontrolü
Tarife dışı araçlardan bir diğeri de döviz kontrolü veya kambiyo denetimidir. Döviz kontrolü, devletin döviz alım, satım, ihraç ve ithali üzerine kısıtlamalar koymasına dayanan uygulamalardır. Bu sistem genellikle ithalat kotaları ve çoklu kur sistemleri ile birlikte uygulanır. Kotalar mal akımlarını, döviz kontrolü ise döviz çıkışlarını (dolaylı olarak da döviz girişlerini) sınırlandırır.
En katı döviz kontrolü uygulamalarında serbest bir döviz piyasası yoktur, her türlü döviz işlemleri hükûmet tekeli altındadır. Hükûmetler döviz alım ve satım işlemlerini yürütmek üzere genellikle Merkez Bankasını görevlendirirler. Dış alemden bir döviz geliri elde edenler bu dövizleri belirli bir süre içerisinde, ilgili bankaya satmak zorundadırlar. Bu şekilde biriken döviz gelirleri, çeşitli dış ödeme ihtiyaçları arasında dağıtıyorlar. Merkez Bankasından döviz satın alabilmek için önce yetkili makamlardan, bu ödeme türü ve miktarı konusunda bir izin (“lisans”) almak gerekir. Döviz kontrolleri genellikle sabit kur sisteminde uygulanır ve sabit kurları hükûmetler belirler.
Döviz kontrolünün en aşırı şeklinde, ülkenin tüm döviz gelirleri merkez bankasında bir fonda toplanır ve dış ödemeler de izne tabi olarak bu fondan yapılır. Ancak döviz işlemlerine hükümetin koyduğu kısıtlamalar bundan daha yumuşak olabilir. Kambiyo kontrolü uygulayan bir ülkenin parası konvertibilitesini yitirir ve yumuşak para olur. Döviz kontrolünün doğal sonucu döviz karaborsasının oluşmasıdır. Döviz karaborsası, döviz kontrolünün uygulandığı ülkelerde, izinsiz olarak yapılan döviz alım satım işlemleri ve işlemlere uygulanan yüksek kurlardır. Hangi alanda olursa olsun, resmî bir serbest döviz piyasasının oluşumuna izin verilmeyen durumlarda, bu piyasanın yerini daima gayrıresmî serbest piyasa adı verilen karaborsa alacaktır. Gayrıresmî serbest döviz piyasası, döviz kontrolü uygulayan ülkelerde, yasalara aykırı olarak yapılan döviz alım ve satış işlemleri, döviz karaborsasıdır.
Yakın tarihe kadar döviz karaborsası (Tahtakale piyasası) Türkiye’de de önemli bir olay durumunda idi. Ancak 1981’den sonra esnek kur sistemlerinin uygulanması ve döviz kontrolünün yumuşatılması ile birlikte, serbest döviz piyasasının “karaborsa” niteliği ortadan kalkmıştır.
Çoklu Kur Sistemi
Kambiyo denetimi uygulayan ülkelerde genellikle çoklu kur uygulamaları da yaygındır. Çoklu kur sistemleri de sabit kur sistemleriyle bir arada görülebilir. Ancak burada tek değil, birden fazla resmî kur vardır. Amaç yine, ülkenin döviz gelirlerini artırma ve döviz giderlerini kısma düşüncesidir. Şöyle ki gerekli olmadığı düşünülerek ithali kısıtlanmak istenen mallara yüksek, zorunlu mallara da düşük kur uygulanır. İhracatta ise ihracı özendirmeye çalışılan, örneğin yeni ihraç edilmeye başlanan sanayi ürünlerine yüksek, geleneksel tarım ürünlerine de düşük kur uygulamasına gidilebilir. Çoklu kur uygulamalarının en basit şekli ikili kur sistemidir. Bu sistemde biri genellikle
düşük tutulan bir resmî sabit kur, diğeri de arz ve talep koşullarına göre belirlenen serbest piyasa kuru vardır.
Yeni Korumacılık
Tarifeler, ithal kotaları ve kambiyo denetimi oldukça eski ticarete müdahale araçlarıdır. Ancak zaman içinde bu araçlarda bir indirim sağlanırken çok sayıda yeni müdahale uygulamaları ortaya çıkmıştır. Özellikle 1973 Dünya Enerji Krizi’den sonra baş gösteren “enflasyonla birlikte işsizlik” (stagflasyon) uygulamaları karşısında sanayileşmiş ülkelerde korumacılık akımları yeniden yaygınlık kazanmıştır.
Bu yeni korumacılık başta tekstil, ayakkabı, giyim, çelik vs. olmak üzere daha çok az gelişmiş ülkelerin yeni ihraç etmeye başladıkları emek-yoğun sanayi malları üzerinde ortaya çıktı. Ayrıca koruma aracı olarak da çok değişik önlemlere başvuruldu. Bunların arasında örneğin gönüllü ihracat kısıtlamaları, teknik standartlar ve idari düzenlemeler, ihracata ve iç piyasaya yönelik endüstrilere sübvansiyon, kamu ihalelerinde yerli üreticilere öncelik, yabancı yatırımlar için yurt içi katkı zorunluluğu vs. yer almaktadır.
Gönüllü İhracat Kısıtlamaları
Sanayileşmiş ülkelerde yaygınlaşan “yeni korumacılık” akımları kapsamında en çok kullanılan araçlardan birisi gönüllü ihracat kısıtlamalarıdır. Genellikle ithalatçı durumdaki sanayi ülkesi ile ihracatçı durumda ve çoğunlukla emeğe dayalı az gelişmiş ülke arasındaki anlaşmalar sonucunda, az gelişmiş ülkelerin ihracatı üzerine konulan bir kota niteliğindedirler. O nedenle bunlara ihracat kotaları da denir. Aynı tip kısıtlamalar ayrıca “pazar payı düzenleme anlaşmaları” veya “organize serbest ticaret anlaşmaları” biçiminde de adlandırılmaktadır. Tüm bu uygulamalarda amaç, az gelişmiş ülkenin ihracatını sınırlandırarak onunla rekabet edemeyen sanayileşmiş ülkedeki yerli üreticileri korumaktır. Gönüllü ihracat kısıtlamaları nitelikleri bakımından ithalat kotalarına benzerler. Ancak bunların uygulamasını ithalatçı değil, ihracatçı yerine getirir. Bu tür kısıtlamalar ithalatçı durumdaki sanayileşmiş ülkelerle, ihracatçı durumdaki az gelişmiş ülkeler arasında yapılan ikili veya çok yanlı anlaşmalara dayanırlar. Burada ithalatçı durumdaki sanayileşmiş ülkenin bir tür siyasi ve ekonomik baskısı vardır. Anlaşma gereği örneğin Hindistan AB’ye çelik veya Türkiye ABD’ye tekstil ihracatını belirli bir kota ile sınırlandırır. Bu tür anlaşmalara “gönüllü” (!) ihracat kotaları denmesinin nedeni budur.
İhracat kotası, sanayileşmiş ülke piyasasında bozulmalara neden olduğu gerekçesiyle, az gelişmiş ihracatçı ülkenin ihracatı üzerine konulan kotalardır. Yeni sanayileşmekte olan ülkelerin imalat sanayii ürünleri ile tarım ürünleri ihracatı üzerine konulur. En yoğun uygulandıkları alan “hassas” sektörler olarak bilinen tekstil ve hazır giyimdir.
Sağlık, Güvenlik ve Çevre Standartları, İdari Düzenlemeler, Kamu İhaleleri
Hemen her ülkede halkın sağlık ve güvenliğini ya da doğal çevreyi korumak üzere malların üretim ve dağıtımı
konusunda belirlenen standartlar, çıkarılan idari yönergeler ve konulan kurallar vardır. Bunların kuruluş amaçları oldukça geçerli ve inandırıcı gerekçelerle dayanabilir. Gerçekten de ülkedeki insan, bitki ve hayvan sağlığının korunması hükûmetlerin başta gelen görevlerindendir. Fakat söz konusu teknik standartlar veya idari düzenlemeler bazen gizli birer dış ticaret engeli gibi etki yapabilir; diğer bir deyişle, yerli üreticileri dış rekabete karşı koruyan görünmez bir mekanizma oluşturabilirler.
İhracat Sübvansiyonları
Devletin dış ticarete müdahalesinde amaç her zaman ithalatın kısıtlanması olmayıp bazen de ihracatın özendirilmesidir. Bu amaçla alınabilecek önlemler çok çeşitlidir. Bunlar arasında örneğin ihracatçıya vergi iadesi, dolaysız prim ödemesi, ihracata dönük üretim yapan sanayicilere düşük faizli kredi ve ucuz girdi sağlanması, ihraç malını satın alacak yabancı ithalatçılara uygun koşullu kredi verilmesi vs. yer alır. Bütün bu uygulamalarla, ihracatçıya veya ihracata dönük mal üreten sanayicilere ihracatın karşılığı olarak ulusal para cinsinden daha fazla ödeme yapılmış ya da malın birim üretim maliyeti düşürülmüş olur. Her ikisi de ihracatta kârlılığı yükseltir. İhracatı özendirme önlemlerindeki farklılıklara karşın, ortak yönleri bu noktada toplanmaktadır.
İthalat ve İhracat Vergileri
Hükûmetler zaman zaman ithalattan ve ihracattan çeşitli mekanizmalarla ve çeşitli adlar altında vergiler alırlar. Bunlarla ilgili olarak aşağıda ithalatta fark giderici vergi ve ihracat vergileri ele alınacaktır.
İthalatta Fark Giderici Vergiler
İthalatla rekabet eden yerli endüstrileri korumak için başvurulan yollardan biri de fark giderici (telafi edici) vergi uygulamalarıdır. Telafi edici vergi: Hükûmetlerin döviz gelirlerini artırmak için kendi ihracatçılarına sağlamış oldukları sübvansiyonlara karşı korunmak amacıyla, ithalatçı durumdaki ülkelerin ithalata uyguladıkları ek vergilerdir. Doğurdukları sonuçlar bakımından ithal kotalarına benzerler. Bunlar daha çok tarım kesimi için kullanılırlar. Burada, hükûmetler korumak istedikleri sektördeki üreticiler için yüksek iç fiyatlar belirlerler. Bunlar minimum ithal fiyatını oluşturur. İç piyasada bu yüksek fiyatları geçerli kılmak için de fark giderici vergiler uygulanır.
Fark giderici vergilerin en tipik örneği Avrupa Birliği’nin ortak tarım politikası uygulamalarında görülür. Bu politikalar çerçevesinde Birlik, kendi üreticilerini korumak amacıyla yüksek yurt içi destekleme fiyatları belirler, sonra da dünya fiyatlarını bu yüksek fiyatlara eşitlemek üzere fark giderici vergi uygulamasına başvurur. Bu önlemler dolayısıyla ucuz fiyatlı yabancı malların Birliğe girişi kesinlikle önlenir.
İhracat Vergileri
Çeşitli isimler altında malların ihracından alınan vergilerdir. Diğer araçlardan farklı olarak bunlar ihracatı
sınırlandırmaya yöneliktir. Sanayileşmiş ülkelerde fazla kullanılmamakla birlikte gelişmekte olan ülkelerde oldukça yaygındırlar. Örneğin Gana’da kakao, Brezilya ve Kolombiya’da kahve, Pakistan’da jute, Burma ve Tayland’da pirinç, Sri Lanka’da çay, Malezya’da kalay ihracatından bu tür vergiler alınır. Ülkemizde de fındık ve pamuk ihracatında bir zamanlar uygulanmış olan fon kesintileri de bu tür uygulamaların örnekleri arasında sayılabilir.
İhracattan vergi alınması hazineye gelir sağlamak, ham maddelerin yurt içinde işlenmelerini özendirmek, doğal ham maddenin arzını korumak ve ticaret hadlerini ülke lehine etkilemek gibi nedenlerle ilgili olabilir. Fakat az gelişmiş ülkelerde ihracat vergilerinin yaygın olarak kullanılması daha çok bunların devlet hazinesi için önemli bir gelir kaynağı olmasıyla ilgilidir.
İhracat kısıtlamaları konusunda bir diğer uygulama da ihracat ambargolarıdır. Ambargo, bir ülkeye karşı dış ticaret yasağı konulması, yani o ülkeye mal satışının ve o ülkeden mal alımının yasaklanmasıdır. Ambargo siyasal amaçlı bir önlemdir; genellikle ambargo yoluyla, hasım durumdaki yabancı ülkeye siyasal baskı yapılır.
Monopoller ve Karteller
İhracat çoğu kez değişik ölçülerde monopol gücüne sahip büyük firmalar tarafından yapılmaktadır. Monopolcü uygulamaların temel özelliği yüksek fiyat uygulamaları ile aşırı kazanç elde edilmesidir. Monopolcü firmanın kârını artırabilmek için başvurabileceği bir yol da fiyat farklılaştırması yapmaktır. Bu çerçevede firma daha sonra fiyatları yükseltme düşüncesi ile geçici bir süre dış piyasa fiyatlarını düşürme yoluna yani damping uygulamasına gidebilir.
İhracat Monopolleri ve Damping
İhracat endüstrisindeki bir büyük firmanın malını dış piyasada iç piyasadan daha düşük bir fiyattan satma uygulamasına damping adı verilir. Damping deyimi, başlangıçta üreticilerin yurt içinde satamadıkları malları, iç fiyatları kırmamak için dünya pazarlarına boşaltmaları anlamında kullanılmıştır. Ancak giderek değişik şekiller ve farklı amaçlar ortaya çıkmıştır. Örneğin malın dış piyasada iç piyasadan daha yüksek fiyatla satılması da damping sayılmış fakat buna ters damping denmiştir. Malların dış piyasada iç piyasaya oranla daha düşük fiyatlardan satılması biçiminde tanımladığımız damping üçe ayrılabilir: (1) Arada bir yapılan damping, (2) yıkıcı damping ve (3) sürekli damping.
Ekonomide baş gösteren talep daralması, zevk ve tercihlerin değişmesi ve benzeri geçici nedenlerle, firmanın iç satışlarının yavaşlaması stoklarda aşırı birikmeler doğurabilir. Bu gibi durumlarda üreticiler, bu stok fazlalarını yalnızca değişken maliyetleri karşılayacak bir fiyattan dış piyasalarda satmayı deneme yoluna gidebilirler. Arada bir yapılan damping budur; iç piyasada firmaların yaptıkları mevsim sonu indirimli satışlara benzetilebilir. Bazen büyük bir firma, dış piyasadaki rakiplerini ortadan
kaldırmak için, fiyatlarını onların dayanamayacağı kadar düşürür, rakipler endüstriden çıktıktan sonra da monopolcü olarak aşırı şekilde yükseltir. Buna yıkıcı damping denir.
Bazı durumlarda ise bir firma malını dış piyasalarda sürekli olarak içerden daha düşük fiyatlardan satmayı planlayabilir. Aşağıda görüleceği gibi, sürekli damping bir çeşit uluslararası fiyat farklılaştırması olup monopolcü firmanın normal kâr maksimizasyonunun sonucudur. Burada üretim hacminin genişletilip sağlanacak içsel ve dışsal ölçek ekonomilerle maliyetlerin düşürülmesi amaçlanır. İhracatın özendirilmesi amacıyla alınan vergi iadesi, ihracat sübvansiyonu gibi önlemler de ithalatçı durumundaki ülkeler tarafından çoğunlukla damping olarak kabul edilir. Sonuçta, bu tür mal ihraç eden ülkeler hakkında ilgili uluslararası anlaşmalar ve yasalar çerçevesinde soruşturma açılmakta ve eğer damping yapıldığı sonucuna varılmış bir anti-damping vergisi konmaktadır. Anti-damping vergisi, piyasasında damping yapılan bir ülkede, hükûmetin yerli üreticileri korumak için yabancı satıcıya karşı uyguladığı özel bir vergi uygulamasıdır.
Dampinge Karşı Hükûmet Politikaları
Anti-damping vergileri GATT Sözleşmesi’nde de ele alınmıştır. Sözleşmede bir malın ithalatçı ülke piyasalarında normal fiyatının altında satılması damping olarak tanımlanır. Normal fiyat ise malın, ihracatçı firmanın kendi iç piyasasında satışa sunulduğu fiyattır. Bu şekilde, ithalatçı ülkeye dampingli olarak giren, o ülkede kurulu bir endüstriye maddi zarar tehdidi oluşturan veya endüstrinin kurulmasını geciktiren mallara karşı ilgili ithalatçı ülkeler anti-damping vergisi uygulama hakkına sahiptirler.
Anti-damping konusu ilk kez GATT’ın Kennedy Görüşmeleri sırasında (1964-67) ele alınmış ve bir Anti- Damping Kodu hazırlanmıştır. Anti-damping kodu, damping yapan ülkelerde açılacak soruşturmanın ve uygulanacak vergilerin esasını belirlemek üzere GATT’ın (bugünkü DTÖ) belirlemiş olduğu yönergedir. Tokyo Görüşmeleri sırasında (1973-79) ise bu kod, gözden geçirilerek yenilenmiştir. Bu düzenlemelere göre antidamping uygulamaları, GATT’ın ana sözleşmesinde belirtilen durumlarda ve ancak anlaşmada, yöntemi gösterilen soruşturmalar sonucunda başlatılabilir. Anti- damping soruşturması, yerli üreticilerin ulusal piyasada damping yapıldığı iddiası karşısında durumu araştırmak için yöntemi belirlenmiş olan incelemedir.
Karteller
Serbest ticareti kısıtlamaya yönelik uygulamaların bir diğeri de kartellerdir. Karteller, benzer mal veya hizmetleri üreten firmaların fiyatları belirlemek, üretimi kısmak, piyasaları bölüşmek veya yeni teknolojilerin uygulamaya konmasını sınırlandırmak gibi amaçlarla aralarında yapmış oldukları anlaşmalardır. Böyle bir anlaşmanın, farklı ülkelere ait firmalar arasında yapılması durumunda uluslararası karteller söz konusu olur. Karteller geçici anlaşmalardır; kartele giren firmalar bağımsızlıklarını
kaybetmezler. Bu özellikler onları şirket birleşmelerinden (tröstler) ayırır.
Lisans anlaşmaları ve patent değiş tokuşu kartellerin kurulmasındaki en yaygın yollardır. Patent değiş-tokuşu, belirli yörede tüm diğer firmalar patentleri bir rakip firmaya devrederek onun monopolcü duruma gelmesini sağlarlar. Böylece her firma kendi yöresinde monopolleşir.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Uluslararası Hava Taşıma Birliği (IATA) günümüzün en etkili iki kartel örneğidir.
Dünya Ticaretinde Yaygın Biçimde Uygulanmakta Olan Tarife Dışı Kısıtlamalar
Belli başlı bazı tarife dışı engeller şunlardır:
Antidamping Vergisi: Açılan soruşturma sonucunda ülkesinde damping yapıldığını belirleyen ülkenin ulusal sanayinin koruma gerekçesiyle uygulamasına izin verilir.
Telafi Edici Vergiler: İhracatçı ülkenin ihraç malı üreticilerine verdiği sübvansiyonların olumsuz etkilerini gidermek amacıyla ithalatçı ülke tarafından konulan dengeleyici vergilerdir. WTO’nun uygulamasına izin verdiği bu verilere antisübvansiyon vergisi denilmektedir.
Miktar Kısıtlamaları: İthalat kotası olarak da bilinirler. Yurt içi endüstrileri korumak veya dış ticaret açıklarını gidermek amacıyla konulurlar.
İç Endüstrileri Koruma Önlemleri: Yurt içi üreticileri koruma amacına yönelik önlemlerdir. Yurt içi endüstrileri ithalattan zarara uğramış olan veya böyle bir tehlike ile karşılaşan ülkeler WTO’nun izniyle geçici sürelerle dış rekabete karşı yurt içi üreticilerine koruyucu önlemler alabilirler.
Gıda Güvenliği, Bitki ve Hayvan Sağlığı Önlemleri: Bitki ve hayvan sağlığını koruma amacına yöneliktir. Hükûmetlerin bu amaçla aldıkları önlemler arasında önemli farklılıklar bulunmakta, bu da söz konusu ürünlerin ticareti üzerinde bir tür kısıtlama önlemi gibi etki yapar.
Özel Koruma Önlemleri: Ülkeler özel koruma önlemlerine özellikle çevre Amaç 10-korunması ve toplumsal güvenlik gibi amaçlarla başvurmaktadırlar.
Teknik Düzenlemeler ve Mal Standartları: İnsan sağlığı ve güvenliği ya da çevreyi koruma gibi amaçlarla konulan malın hacim, kullanış veya işlevlerini ya da etiketleme ve paketleme gibi özelliklerini belirlemeye yönelik düzenlemelerden oluşur. Yabancı malın ülkeye ithal edilebilmesi için bu gibi özellikleri karşılaması gerekir; bu ise etkileri açısından bir tür ticaret engeli gibidir.
Konuyla ilgili ders kitabınızın 71. sayfasında yer alan Tablo 3.2’yi inceleyiniz.