değil, başkasıdır; başka bir söylemdir, başkalığın Ruhçözümleyimci Eleştiri: Ruhçözümleyim söylemidir, bilinçdışıdır. Kuramı, Tanımı ve Temeli Jung ve Lacan’ın Freud Kuramına Yaklaşımları Ruhçözümleyimci (Psikanalitik) eleştiri, yirminci yüzyılın ilk yarısında kendini güçlü bir biçimde hissettiren, Freud’un çalışmalarını izleyen, görüşlerini savunan ve ruhbilim alanının ünlü ruhbilimci ve hekimlerinin, hatta 1910’lu yıllarda, onun ardılı gözüyle bakılan, sırasıyla Sigmund Freud, Carl G. Jung ve daha sonra İsviçreli ruh hekimi Carl Gustav Jung, 1912 yılında Jacques Lacan’ın öğretilerinin yazınsal yapıtların yayınladığı Libido’nun Değişimleri ve Simgeleri başlıklı çözümlenmesi ve yorumlanmasında yararlanılan gerçek yapıtında, ilk kez Freudçu savlardan, libido’nun yapısı bir yönteme dönüştürülerek ortaya çıkan bir eleştiridir. konusunda ayrı düşer. Jung’a göre, libido “yaşamsal enerji”nin ruhsal düzeydeki anlatımıydı ve yalnızca cinsel Ruhçözümleyicilik gibi bir akım, söz konusu dönemde kökenli değildi. Freud’un tersine, Jung, yetişkinlerdeki yazın araştırmacıları arasında coşkulu izleyicilerini ruhsal rahatsızlıklarda çocukluğa belirleyici bir yer bulmaktadır. Örneğin Charles Baudouin, Sanatın vermez; Oidupus ve Elektra karmaşalarını tanımayarak, Ruhçözümleyimi (Psychanalyse de l’art, 1929) ve Victor rahatsızlıkları kişi ile dünya arasındaki diyalektiğe göre Hugo’nun Ruhçözümleyimi (Pyschanalysede Victor tanımlar. Hugo, 1943) gibi yapıtlarda, bir yandan yazarın yaşam öyküsünü, bir yandan da yapıtını inceleyerek, her ikisinin Freud’un düşüncelerini benimseyen Fransız Jacques de ortak öğesi olan “gizli içerik”i bulmaya, aralarında Lacan, 1966 yıllarında kendi okulunu kurdu ve gizlenen temel “karmaşaları” ortaya çıkarmaya çalışır. derslerinde, ruhçözümleyim klinik tedavisiyle sınırlı kalmayarak, öğretisini Freud’un kuramının şu iki Ruhçözümleme ve yazınsal eleştiri arasındaki etkileşimsel söylemine dayandırdı: “bilinçdışı Öteki’nin söylemi” ve ilişki -soru ve yanıt- tekbir biçimde dile getirilemez. “bilinçdışı bir dil ile kurulur”. Lacan, düşüncesinin ana Bununla birlikte, soru ve yanıt araştırma konusu, yalnızca dayanaklarını üç ilke çerçevesinde kurar: birbirleriyle iç içe girdiği düzlemde ve Freud’culuğun nerdeyse tümden egemen olduğu Fransız eleştirisiyle 1. İstek ötekini istemektir. sınırlandırıldığında basitleşir. 2. Simgesel düzen, insanın var olabildiği kendi öz düzeni, yani söz alanıdır. Freud, Ruhçözümleyim Kuramı ve Bilinçdışı 3. İstek bilinçdışının kilit taşıdır.
Avusturyalı hekim Sigmond Freud (1856-1839), Yirminci yüzyılda, Freud’le oluşan, Jung ve Lacan’ın psikanalizin kurucusudur. Psikanaliz (ruhçözümleyim) bakış açılarıyla zenginleşen bu ruhçözümleyim bilimsel “konuşan tedavi” olarak doğmuştur. Terim, Freud’un ilk yöntemi, etkisini yazın dünyasında yazarın yaşamına ve çalışma arkadaşlarından Josef Breuer’in kadın kişiliğine ilgi gösteren, yaşamöykücü yazarlar tarafından hastalarından birine aittir. Bu hasta, yaşadığı olayları, coşkuyla uygulanmıştır. Böylelikle Freud’un etkisiyle, sıkıntıları, gördüğü düşleri anlatırken, sırf konuşmakla bile ruhçözümleyime dayanan yeni bir eleştiri yöntemi, sanat sıkıntılarından, bilinmezliğin tutsaklığından eleştirisinde önemli bir yer almıştır. kurtulabildiğini, rahatlayabildiğini fark edince, Breuer ve Freud, henüz sistematikleştirmeden uygulamakta oldukları Ruhçözümleyim ve Yazınsal Eleştiri bu serbest çağrışım yöntemine “konuşan tedavi” adını Freud bilinçdışı öğretisi aracılığıyla, ilkin kendisi, sanat takmıştır. yapıtlarındaki “yaratma” sürecine eğilerek,
1950 yıllarında, hasta tedavi uygulamalarında artık ruhçözümleyimin nasıl uygulanacağını gösteren ilk unutulmaya başlanan, “konuşan tedavi” yeniden ön plana örnekleri vermiştir. çıkmıştır. Böylece dil ile bilinçdışı arasındaki ilişki Freud, sanatçının yaratma eylemi ile nevroz arasında sıkı sorunu sorgulanmaya başlanmıştır. bir ilişki bulur ve ‘yaratma’daki rolünü belirlemeye çalışır.
Bu ilişki çerçevesinde, ruhçözümleyim, hem anlamaya ve Yaratma, bilinci aşan ve bilmediğimiz içsel bir gücün yorumlamaya dayalı düşünsel disiplinler için hem de (dehanın) dışa vurumudur. açıklamaya dayalı gözlemsel bilimler için bir sorun Freud’un sanat kuramında açıkladığı bu ilişkiyi şöyle oluşturur. özetleyebiliriz: insanların bir takım istekleri, itileri vardır, Refleksif düşünce, bir şey üzerinde düşünürken aynı fakat toplum içinde yaşadığından, dış gerçekliğe uymak zamanda kendi üzerinde de düşünen düşünce demektir. zorunluluğu duyar ve bu isteklerini bastırma, örtme yoluna Refleksif düşünceye, kendi nesnesinin oluşumunda bir gider. Bundan ötürü insan gerçek hayatta kavuşamadığı bu payı olan, döngüsel ya da bakışık düşünce de diyebiliriz. istekleri hayal kurma (düşleme-imgelem) yolu ile elde etmeğe çalışır. Ancak bu hayal kurma eylemi aşırı kaçar, Özne ya da düşünce, ki burada Freud’dur, kendi normal sınırları aflarsa ruh hastalığı, bir bağlamda nevroz düşüncesini çözümlemek için hastasına dönmektedir, ama için ortam hazırlamış olur. Freud, kuramında, sanatçının hastasının üzerinde düşünebilmek için de yine kendine yaratıcı gücünü düşleme yolu ile ilişkilendirir. dönmektedir. Geri döndüğünde bulduğu şey de kendisi
Yöntemin yerleşmesi için düşlerin anlatımlarının ne denli “yaşanmış bir yorum” sunarak, okurun yazınsal imgeleri önemli olduğu bilinir. Bu noktada Freud’un nevroz “yaşamasına” olanak sağlar. kuramını geliştirip, psikanaliz tedavi yöntemini bulmamış olsaydı bile, rüya yorumlarını ortaya çıkarmasıyla, bu bilinçdışı imgesel görüngü evreninin simgesel anlatımla Ruhçözümsel Eleştiriye Bakış ve Yeni Yönelimler gözden sakladığı gerçek anlamı çözümlemesine bilimsel Dominique Fernandez ve Ruhsalyaşamöykücü Eleştiri bir temel kazandırmıştır. Ruhçözümleyimden esinlenmek, ruhçözümlemesi yapmak Ruhçözümleyici Eleştiride Yazar/Yapıt Denklemi değildir; beraberinde getirdiği temel güçlükleri ortadan Yazınsallık ve Ruhçözümleyim kaldırmaz.
Yirminci yüzyılın başında bile söz ile imge arasında Fernandez, ruhsalyaşamöyküsel incelemenin ilgi alanını yaratılış bakımından bir ayrım gözetilmez; yazınsal sözde, şöyle tanımlar: Ruhsalyaşamöyküsü Freud’cu şemaları “sözel imge” ile görsel ve işitsel imgeler öyle bir biçimde genelleştirerek değil, yapıtın kimi özelliklerinde yan yana konulur ki, Freud bunu, düşte, nevrozda, zihinde çocukluktaki ruhsal yaralanmaların (travmalar) simgeleşen her şeyle özdeşleştirir; simgeleri çözümlerken, yansımalarını inceleyecektir. Çünkü onun için, kişiliğinin onlar› çok anlamlılıklarını artıran yepyeni bir bağlama bilinçdışı, gözden kaçan bu gizli bölgede gerçekten olup yerleştirir; oysa ruhçözümsel bağlam metinlerin bitmiş her şeyi anlamaya izin veren yapıtın kendisidir. okunmasını, yorumlamasını değiştirir. Ruhçözümleyimci İnsan yapıtın kaynağındadır; bu da insanın ancak ve ancak yöntemde simgelerin kaynağı bilinç dışındadır. yapıtta olduğu anlamına gelir.
Bir yazınsal metin, ergin bir kişi olan yazar tarafından O halde ruhsalyaşamöyküsü: bir yaşamın olayları ile yaratılıyorsa ve anlaşılıyorsa, bu “yazma edimi” bir yapıtların ruhsal evrimi arasındaki koşutluğun ya da kısaca davranış olduğundan, yazın (imgesel dil) yaratımı da öteki insanla yapıt arasındaki etkileşimin incelenmesidir. davranışlar gibi çözümlenebilir. Yeni Yönelimler Yazar/Yapıt Denklemi Bugün, ruhçözümsel eleştiri, ruhçözümleyim bilimi gibi,
Birinci yaklaşım yapıttan hareket ederek yazarı açıklamayı insanlık kültürüne mal olmuş bir tarihçeye sahiptir. Bu amaçlar; bu ruhçözümleyimci eleştiri, yazarın yapıtını, eleştiri, zaman içinde, yazınsal metin üretimi konusunda klinik tedavi sürecindeki bir hastanın sözleri gibi ele yeni yaklaşımların, yeni metin açıklama kuramlarının alarak, yazarın bilinçaltı dünyasını ve gizli isteklerini, ortaya çıkmasıyla ve sosyal bilimlerin farklı alanlarında cinsel eğilimlerini, saplantılarını, ilk çocukluk dönemi kaydedilen ilerlemeyle doğan yeni yazınsal metin okuma yaralanmalarını (travmalar), güdülerini, dürtülerini, ortaya biçimleriyle karşı karşıya kalmıştır. çıkartmayı amaçlayan incelemeleri kapsar. Jean Bellemin-Noël ve “Metin Bilinçdışı” İkinci yaklaşım ise ruhçözümleyim yöntemini, yazarın “Ruhçözümsel okuma”nın ya da ruhçözümleyim özyaşam öyküsüne ulaşmanın ötesinde, yapıtın derin yönteminin giderek geliştirildiği, yazınsal eleştiride yankı anlamsal yapısını, yapıta ait özellikleri açıklamak için bulan Noël’in “metin bilinçdışı” yaklaşımı, içkin metin kullanır. çözümlemesine ağırlık veren çağdaş eleştiride bir diğer
Charles Mauron ve Ruhçözümsel Eleştiri yönelim olur. Metin bilinçdışı çözümlemeleri ikili Yöntemi boyutuyla ele alınır:
Mauron, ele aldığı yazar ve yapıtlarda, bol bol • Bir kuram ruhçözümleyim bilim alan› terimler kullanır, ve yazarın • Bir yöntem “bilinçdışı” kişiliğinden kaynaklanan, metnin derin Ruhçözümlemeyi yazınsal eleştiride kullanmak isteyen yapısını oluşturan ve gözden kaçan olgular› ve durumlar› araştırmacıların, yaşamöyküsel yöntemin kolaylıklarını bir bulur; ilk çocukluk, cinsellik, “bu”, “ben”, “üstben”, tarafa bırakıp, yazınsal yapıta yönelmeleri gerekir. “bilinçdışı”, Oidipus/Elektra karmaşası, yaşam-ölüm Yazınsal yapıt sonuçta yazınsal dildir, sözcüklerden dürtüleri, vb. Bütün bunlarla, Mauron, yalnızca yapıtın ya oluşan uyumların simgesel bütündür. Eleştirinin da yazarın aydınlatılmasında, insan› aydınlatmayı geçerliliği, imge evreninin dışsal bir gerçeklikle yani bir hedefleyen ruhçözümleyimin “bilimsel” gerçekleriyle ileri yaşamöyküsünün olaylarıyla- uyumuyla değil, imge sürülen tüm savları örnekçelerle ortaya çıkartır. evreninin kendi kendisiyle uyumuyla tanımlanır. Bachelard’ın kökenlik eleştirisi: Bir eleştirmenden çok, bir Ruhçözümleyim, eleştirinin Sinderella’sıdır bir bakıma, ozan olan Bachelard, ozan ya da anlatıcıların imge ve hep çağın gereksinimlerine göre yeni yöntemlerle biçimini eğretilemelerinin okura ulaşması için, derin bir “düş değiştirerek, insan oluşun anlamını, anlatılmak istenenle gerçeği”ne dalmaları gerektiğini vurgular ve yazın anlaşılma arayışı arasında var olmayı sürdürecektir. yapıtlarında etken olan şiirleştirici güçler (eğretilemeler) için “imgelemin devingen niteliğini yeniden canlandıracak Böylece Freud’dan başlayarak, uygulamalardan kuramlara bir ruhbilimsel eleştiri”yi önerir. Böylelikle okura geçerken gerçekleştirdiği tüm dönüşüm ve
dönüştürümleriyle, ruhçözümleyimci eleştirinin, dar bir uzmanlık alanından çıkarak, genel kültürün, bilimin gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunduğu bir gerçekliktir.