AÖF Soru Bankası

Genel Dilbilim IÜnite 4 Özeti

Biçimbilim: Sözlüksel Biçimbilim

TDE305U-GENEL DİLBİLİM I

Ünite 4: Biçimbilim: Sözlüksel Biçimbilim

Giriş

Dilin önemli görevlerinden biri de dünyada deneyimlediğimiz olguları ve nesneleri adlandırmamıza veya tariflememize olanak sağlamasıdır. Aslında, bunlara adlar bulmak, bir yandan da onların dünyadaki bulunuşluklarını teyit etmenin ve böylelikle de insanların bunları fark etmelerini sağlamanın da önünü açmaktadır. Yalnız biliyoruz ki dünya devamlı olarak değişmekte ve buna koşut olarak, yeni gereksinimler doğmakta ve bunları yansıtan yeni kavramlar, yeni anlayışlar, yeni buluşlar ortaya çıkmaktadır. İşte bu yeniliklerin dilde ifade bulması için de öncelikle yeni adlar bulunması gerekmektedir. Bu şekilde, bir dilin söz varlığına sürekli yeni sözcükler eklenir ve bu esnada işlevselliğini kaybetmiş ve artık gereksinim duyulmayan eskileri de gündemden düşerek kaybolur veya kullanılmaz duruma gelir. İşte insan dilinde ortaya çıkan bu türden sözcük ve söz dağarcığına ilişkin değişimler sözlüksel biçimbilim kapsamındadır.

Konuşucular yeni bir anlamı ifade etmek için tamamen yeni bir kök sözcük oluşturmak yerine öncelikli olarak dilde zaten kullanımda olan sözcüklerin yapısını, bileşme ve türetme gibi biçimbilimsel süreçler yoluyla değiştirerek bunları bu yeni kavramı karşılayacak biçime getirmeyi seçebilirler. Böylesi bir süreçten geçen basit bir sözcük, karmaşık sözcük adını alır. Örneğin, vana ve çay sözcükleri, daha küçük anlamlı parçalara bölünemeyen basit sözcüklerdir. Tek bir biçimbirimden oluşmuş, ek almamış ve bir başka sözcükle de birleştirilmemiştir. Oysa vanalı çaydanlık, hem yapı hem de anlam bakımından birden fazla bileşen içerdiğinden karmaşık sözcüklerdir.

Dilbilimciler sözcük yapımında bu yollara başvuran dilleri incelediğinde bu yeni oluşumların kuralgüdümlü bir biçimde gerçekleştirildiğini gözlemlerler. Bu da sözcüklerin bileşenleri arasında sistematik bir ilişki olduğunu ve hatta kullanıcıların da bunlardan haberdar olduğunu göstermektedir. Bunun en güzel kanıtı konuşurların daha önce hiç duymadıkları sözcükleri anlayabilmeleri ve aynı zamanda kendilerinin de böylesi sözcükleri üretebilmeleridir.

Sözlüksel Biçimbilim

Anadili kullanıcılarının sözlükçedeki kurallara sorunsuz olarak erişebildiği ve bunları hem yeni sözcükler üretmede hem de yeni üretilen ve hiç tanıdık olmayan sözcüklerin anlamlarını çözümlemede kullandığı söylenebilir. İşte bu kural güdümlü işlemler sözcük yapmada dilsel bir sürecin iş başında olduğunu göstermektedir. Bu sürece de sözcük yapma süreci adı verilmekte ve sözlüksel biçimbilim altında incelenmektedir. Sözlüksel biçimbilim çalışmalarında kabaca üç temel sözcük yapma sürecinden söz edilir. Bunlardan birincisi türetme ve bileşme, ikincisi en az çaba yasasıyla uyumlu olan kısaltma ve üçüncüsü de yeni kök sözcükler oluşturan yeniyapım süreçleridir. Sözcük yapımında dilin kendi olanaklarının kullanımına izin veren bu öz kaynaklı süreçlerin yanı sıra, aynı amaçla

kullanılan ödünçleme ve ödünçleme çeviri gibi yabancı kaynaklı süreçlere de değinilir.

Diller kendi öz kaynaklarını kullanarak sözcük yaparken yeni kök yaratma yoluna gitmekten çok dilde zaten kullanımda olan yapıları kullanma yoluna seçerler. Böylece eski tabanlardan türlü sözcük yapma yollarıyla yeni türevler üretirler. Kimi zaman da dil dışı etkenlere (siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik, vb.) dayalı olarak başka dillerden ses, biçimbirim, sözcük ve sözdizim düzeylerinde öge alma yolunu benimserler. Ancak tüm bunlar gerçekleştirilirken bazı temel evrenseller doğrultusunda hareket ederler.

Sözcük Yapmaya Dair

Sözcük yapımında edimsel gerekliliklerden biri olguların varlığı diğeri ise adlandırılabilirliğidir. Bu koşulların karşılanmasında tüm dillere özgü ortak eğilimler, sözcük yapımına ilişkin evrensellerdir.

Öz Kaynaklı Süreçler

İnsan dili yaratıcı ve üretken olma özelliği sayesinde konuşurlarını ortaya çıkan her yeni anlam için yeni bir sözcük bulmak zorunda bırakmaz. Örneğin, ‘ders alan kimse’ anlamını ifade etmek için öğrenmek’ten öğrenci sözcüğünü türetemeyip cedis diye yeni bir buluş veya iyi sözcüğünden iyilik sözcüğünü türetmek yerine oşra diye bir başka buluş yapmak zorunda kaldığımızı bir düşünün. Bu durum dili ekonomik bir sistem olmaktan çıkarıp deneyimlediğimiz olası her kavram ve nesne sayısı kadar sözcük üretmek zorunda kalan hantal bir sistem haline getirirdi. Bu sebeple, pratikte de bunun yerine tüm dillerde konuşucuların kullanımda olan sözcükleri ve sözcük bileşenlerini dolaşıma çıkarmasına ve bunları yeni sıralamalar ve düzenlemelerle yeni anlamları karşılar hale getirmesine olanak sağlayan yollar mevcuttur. Ana dili konuşucularının bu şekilde, dillerinin yalnızca kendi olanaklarını kullanarak dilsel gereksinimlerini karşılamak amacıyla oluşturdukları sözcükler, öz kaynaklı sözcük yapma süreçlerinin çıktıları olurlar. Doğru koşullar oluştuğunda da bu yeni ögeler o dili konuşan dilsel topluluk tarafından kabul görmeye başlar ve sonrasında da artık dilin bir parçası haline gelir.

Yeniyapım

Yeniyapım, bir sözcüğün herhangi bir sesbilimsel, biçimbilimsel veya yazımsal geri dönüştürme yöntemi kullanılmadan tamamen yepyeni bir ses dizisi-anlam eşleştirmesi yapılarak sıfırdan üretildiği bir süreçtir. Böylece dile yeni kök sözcükler kazandırılmış olur. Ingilizcedeki geek ‘ebleh, inek’ ve dweeb ‘embesil’ ergen dilinin bu türden yaratımlarındandır. Yalnız, bu hem Türkçede hem de dünya dillerinde çok sıklıkla rastlanan bir sözcük yapma süreci değildir. Nadiren görüldüğü durumlara ise genellikle yeni kavramlara ve açılımlara elverişli olan edebiyat ve reklam/pazarlama dilinde görülen yaratıcı örnekler gösterilebilir. Unutulmamalıdır ki, bilindik hiçbir şeyi çağrıştırmadığı söylenen böylesi


sözcükler bile yine sesler, ses kuralları, seslem yapısı gibi dilin öz kaynaklarından faydalanılarak yaratılmıştır.

Türetme

Dilin öz kaynakları kullanılarak sözcük yapılırken sözlüksel biçimbilim süreçleri işletilir. Bu anlamda anadili konuşucularına iki seçenek sunulur: türetme ve bileşme. Her ikisi de oldukça üretken olan bu iki süreçten, türetme seçilirse konuşucuların karşısına eklemeli ve eklemesiz olmak üzere iki yol çıkar. Süreç, ekler yoluyla gerçekleştirildiğinde eklemeli türetme, herhangi bir ek kullanmadan gerçekleştirildiğinde ise eklemesiz türetme adını alır. Eklemeli türetme önek, içek, sonek ve sıfır ek yardımıyla önekleme, içekleme, sonekleme ve sıfır türetim biçiminde gerçekleştirilir. Eklemesiz türetme ise tabanı büyüten ikileme, tabanı indirgeyen gerioluşum ve kısaltma biçiminde gerçekleştirilir.

Türetim ekleri, türetme güçleri bakımından derecelendirilebilir. İşlek olanlar, seçtiği sözlüksel ulamın hemen her üyesiyle bir araya gelebilen ve yeni sözcükler türetmek için yaygınlıkla kullanılabilen eklerdir. Yani işleklik, bir ekin üretkenliğinin kısıtlı olmaması ve yeni türetimlere açık olması hâlidir. Eklemeli türetmenin önemli bir yanı, türetimi olası her sözcüğün ortaya çıkmasına izin vermeyen tıkama kuralını işletmesidir. Tıkama kuralı karmaşık bir sözcüğün üretimini çeşitli sebeplerle engelleyen bir kuraldır. Bu sebeplerden birisi dilde aynı anlamı karşılayan başka bir sözcüğün bulunmasıdır. Tıkama edimsel gerekçelerle de gerçekleşebilir. Örneğin, Türkçede sevinici ve kalemlemek sözcüklerinin bulunmaması bu kavramların dünyada bir karşılığının olmaması ve dolayısıyla da bu dilde söz etmeye değer bulunmamasından kaynaklıdır.

Türetimsel ekleme, yinelemeli kullanıma, yani birden fazla türetim ekinin aynı sözcük içinde ardışık olarak ve birbirlerini kapsayarak sıralanmalarına olanak sağlar. Türetim eklerinin birbiri ardına yinelemeli olarak sıralanmaları türetimi sonlandırma işlevini üstlenen bir kapatma eki devreye girene kadar devam edebilir. Kapatma ekleri yinelemeyi durdurduğundan, sınırsız türetme mümkün değildir.

Bazen türetilen sözcükle tabanı arasında türetimsel bir ilişki bulunduğu halde sesletimsel bir başkalaşma olmadığı durumlar da olabilir. Bu bağlamda sıfır türetim açık ek bulundurmayan türetme biçimidir.

Eklemesiz türetme ise her hangi bir ek kullanmaksızın yeni sözcükler oluşturma sürecidir. Çıktılarında taban büyümüş veya indirgenmiş olabilir. İşlekliği dilden dile değişkenlik gösteren ikileme, gerioluşum ve kısaltma adı altında incelenen süreçlerdir. İkilemeler tabanın tamamen veya kısmen kopyalanıp tekrarlanmasıyla oluşurlar.

Yeni sözcükler oluşturulurken tüm dillerde görülen temel eğilim basit sözcüklerin farklı yapılarla bir araya getirilerek daha karmaşık görünümlere bürünmeleri yönündedir. Yani sözcük yapmada türetimin varsayılan yönelimi basitten karmaşığa doğrudur. Yalnız gerioluşum bu gidişatın ters

çevrildiği bir sözcük yapma sürecidir. Bu nedenle ters türetim dendiği de olur. Özetle gerioluşum, türevi tabandan küçük olan sözcükler yapma sürecidir.

Bir sözcük yapma süreci olarak kısaltma, dilde en az çaba yasası gereği hem söyleyiş kolaylığı sağlamak hem de akılda kalıcılığı artırmak amacıyla bir ya da birden fazla çok seslemli sözcüğün az seslemli sözcüklere indirgenmesi biçiminde ortaya çıkar. Başlıca türleri kırpma, başlık kısaltma ve karmadır. Bunlardan kırpma ve başlık kısaltma yeni sözlükbirim türetmediği için bu süreçlerin hem girdileri hem de çıktıları aynı anlam ve ulamın taşıyıcısı olurlar.

Bileşme

Bazen yeni kavramları adlandırmak üzere iki veya daha fazla sözlükbirim yan yana getirilerek bir arada kullanılır. Bu sürece bileşme, sürecin çıktılarına ise bileşik adı verilir. Değişik anlamların taşıyıcı olan bu bağımsız birimler, bileşik olduklarında artık yeni bir anlamın ortak taşıyıcısı haline gelir ve bir bütün olarak işlev görmeye başlar.

Bileşikler yalnızca baş ögesinin dilbilgisel kimliği olan, niteleyiciler ya da çekim ulamlarıyla ayrılamayan ve tek sözcük vurgusuyla sesletilen iki ya da daha fazla bağımsız biçimden oluşur.

Bileşikler, birden fazla sözlük içermeleri ve bu sözcükler arasında da bir içyapılanma sergilemeleri sebebiyle sözcük öbeklerine benzetilebilir. Bileşikler de aynen sözcük öbekleri gibi bir baş ögesi ve bu ögenin niteleyicileri veya tamlayanları görevinde bulunan kuruculardan oluşur. Baş anlamca bileşiğin temelini oluşturur. Başın konumu dilbağımlı bir değişkendir. Bazen Türkçe ve İngilizcedeki gibi sağda, bazen de Maori dilinde olduğu gibi solda yer alabilir. Öbekler başın yansıması olarak görülür. Yani başın sözlüksel ulamı, grubun sözlüksel ulamını belirler. Örneğin, kara ağaç gibi bir sözcük öbeği bir renkten değil bir ağaçtan söz eder. Öyleyse merkez öge yani baş, ağaç sözcüğüdür ve başın ad olması bütünü de ad yapar. Oysa karaağaç biçimi de aynı baş (ağaç) ve niteleyenden (kara) oluşmasına rağmen öbek değil sözcük olarak sınıflandırılır. Bunları ayıran özellikler bileşenlerinin bağımsızlık derecesi ve sesletimsel özellikleri ele alınarak açıklanır.

Dışmerkezli bileşikler başın bir alt türünü göstermeyen bileşiklerdir ve anlamları geçirimsizdir. Geçirimli sözcükler, anlamları kendilerini oluşturan parçaların anlamlarıyla ilişkilendirilebilen sözcüklerdir. Geçirimsiz sözcüklerde ise böyle bir ilişkilendirme bulunamaz. İçmerkezli bileşikler başın bir alt türünü gösterirler ve anlamları birleşimseldir. Türkçedeki Bileşikler için Tablo 4.15’in incelenmesinde yarar vardır.

Yabancı Kaynaklı Süreçler

Çocukların anadillerini edinirken yalnızca evlerinin içinde konuşulan dile değil, dışarıda konuşulanlara da maruz kalarak bu verilerden yararlanmakta olduğunu biliyoruz. Benzer şekilde yetişkinler de türlü sebeplerden ötürü kendi anadillerinin yanı sıra başka dillere de maruz kalıp bunlarla


etkileşim halinde olabilmekte ve bu dillerden aldıkları dış kaynaklı girdileri kendi dillerine aktarabilmektedirler.

Sözcük yapımında dilin öz kaynakları seçilmediğinde de başka dillerden kopyalama veya ödünçleme çeviri yoluna gidilir.

Ödünçleme

Ödünçleme kültürel, siyasi ve ekonomik bakımdan daha güçlü olan yabancı toplumların, diğer toplumların dillerinin gelişimine etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Bu durumda temasa geçen diller, toplumsal saygınlığı daha fazla olan dilden kopyalama yoluyla sözcükler alır ve bunları genellikle kaynak dildeki anlamlarıyla kullanıma geçirir. Kuralcı yaklaşımda katı eleştirilere maruz kalan bu durum, aslında bütün dillerin evrilirken deneyimlediği doğal ve oldukça da yaygın bir süreç olarak kabul edilir. Bunun sonucunda dile giren sözcükler alıntı sözcük veya ödünç sözcük olarak adlandırılırlar.

Özetle ödünçleme, sözcüklerin başka dillerden doğrudan kopyalanarak bir dilin söz varlığına eklenmesi sürecidir. Ödünçlemeli çeviri ise alıtılanan sözcüklerin kaynak dilden alıcı dile birebir çevrilmesiyle yeni sözcükler kazandırma yoludur.

Bazen bir dilde başka kültürlerde olmayan birtakım dini, toplumsal, politik, ekonomik, teknik, bilimsel ve kültürel unsurları, nesneleri, olayları veya kavramları ifade eden sözcükler bulunabilir. Alıcı dilin konuşurları bu unsurları kendi kültürlerine taşırken dillerinde bunları karşılayacak sözcükler bulunmadığından bu taşımayı adlarıyla birlikte gerçekleştirir ve böylece kendi dillerindeki boşluğu doldurmuş olurlar. Her alıcı dil konuşuru bu yönde davrandığı için de birçok dilde birbirine çok benzeyen sözcükler bulunabilir. Örneğin otomobil sözcüğünü karşılayan Türkçe otomobil, İngilizce automobile, Almanca automobil, İtalyanca automobile, Rusça avtomobilj veya kahve sözcüğünün karşılığı olarak Türkçe kahve, Rusça kofe, Fince kahvi, Japonca kōhii gibi. Alıcı dilde bir karşılığı olmaması sebebiyle yapılan böylesi alıntılamalar sonucu dile giren sözcükler, bilgi değeri oldukları için ve alıcı dilin söz dağarcığına katkıda bulundukları için gereksinim alıntıları olarak değerlendirilir. Kopyalamanın çıkış noktası her zaman gereksinim karşılamak amacıyla olmayabilir. Bazen de alıntı sözcüklere yakıştırılan toplumsal üstünlük buna zemin sağlar. Alıcı dilde eşdeğeri olmasına rağmen gerçekleştirilen bu kopyalama eylemleri, verici dile atfedilen saygınlık ve öykünme ile de açıklanmaktadır. Böylesi alıntı sözcükler kaynak dilin konuşurlarının gücünü temsil etmekte ve bunun kabul gördüğü alıcı dilin konuşulduğu toplumda bir etki alanı yaratmaktadır. Bu sebeple, alıcı dilin konuşurları bunları dillerine pelesenk ederek sosyal bir imtiyaz ve saygınlık kazanma eğiliminde olurlar. Böylelikle o dili bildikleri, toplumun diğer kesimlerine göre daha donanımlı, bilgili ve eğitimli oldukları imajını yaratmaya çalışırlar. Bu türden alıntılamalar bir dilsel gereksinimi karşılamak yerine dilde zaten mevcut olan sözcükleri tekrarlamaktan başka bir işlev

görmedikleri için bunlara ‘gereksinim dışı’ anlamında lüks alıntılar denmektedir (Campbell, 2004, s. 58).

Konuyu sonlandırmadan önce çoklu sözcük yapma süreci konusuna da değinmek gerekir. Gelinen noktaya kadar ele aldığımız örneklerde yalnızca tek bir süreçten geçen sözcükler incelenmişti. Oysa sözcükler birden fazla süreçten geçerek de yeni anlamlar ifade edebilirler. Örneğin, İngilizcede phone company ‘telefon şirketi’ bileşiği, kırpma ve bileşme süreçleri kullanılarak oluşturulmuştur. Önce telephone sözcüğü kırpılarak phone elde edilmiş, bu da ikinci aşamada company ile birleştirilmiştir. Türkçede de fakslamak sözcüğü ödünçleme ve ekli türetme süreçlerinden geçmiştir. Önce faks batı dillerinden Türkçenin söz varlığına girmiş. Bundan da addan eylem yapan -la ekiyle yeni bir sözcük elde edilmiştir. Özetle çoklu sözcük yapma süreci terimi, yeni sözcükler yaparken birden fazla sürecin uygulanmasına vurgu yapar.

Genel bir özet yapmak gerekirse sözcük yapma süreci öz kaynaklarla ve yabancı kaynaklarla olmak üzere ikiye ayrılabilir. Öz kaynaklarla sözcük yapmanın alt kolları yeniyapım, türetme (eklemeli/eklemesiz) ve bileşme (içmerkezli/dışmerkezli) olarak sıralanabilir. Yabancı kaynaklarla olanı ise ödünçleme ve ödünçleme çeviri olarak ikiye ayırmak olanaklıdır.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında