AÖF Soru Bankası

Genel Dilbilim IÜnite 3 Özeti

Biçimbilim: Çekimsel Biçimbilim

TDE305U-GENEL DİLBİLİM I

Ünite 3: Biçimbilim: Çekimsel Biçimbilim

Giriş

Greenberg’ ün deyişiyle dil evrenseli, Hockett’ ın deyişiyle de dilin tasarım özelliği olarak, bütün doğal dillerin bağımsız ve anlamlı birimleri, yani sözcükleri, barındırdığı ve bunları kendi içlerinde sınıflara ayırdığı bir sistemleri olduğu bilinmektedir. Dil konusunda hiçbir uzmanlığı olmayan anadili konuşucuları bile sözcükleri gruplandırabilmekte, bunlara bir ad veremese de sözcükleri sınıflara ayırabilmektedir. Dil yetisi kaybına neden olan kimi beyin hasarı vakalarında da hastalarda bazı sözcük sınıflarının kullanımı sürerken bazılarının işlevsiz kaldığı izlenebilmektedir. O halde sözcükler beyinde de belli sınıflar halinde depolanmaktadır. Ayrıca, çocukların da anadillerini öğrenirken ilk sözcüklerinden itibaren çok erken yaşlarda nesne-eylem ayrımına duyarlık geliştirdikleri gösterilmiştir. Bütün bunlar dilde sözcük sınıflarının bulunduğunu ve bunların dilin işleyişindeki önemini ortaya çıkarmaktadır.

Sözcük Sınıflandırma

Sözcük sınıflandırma eğilimi tüm dillerde evrensel olarak bulunsa bile kullanılan sınıflandırma ölçekleri ve buna bağlı olarak da ortaya çıkan sözcük sınıfı sayısı dilden dile değişkenlik göstermektedir. Ancak yine de dillerde görülen sözcük sınıfları konusunda bazı evrensel genellemeler yapılabilir. Zaman zaman sözlüksel ulam veya sözcük türü olarak da anılan sözcük sınıfı, üyelerini diğer sözcüklerden ayıran nitelikleri paylaşan sözcüklerden oluşur. Ancak her sınıf için merkez ve merkez dışı üyeler olabilir. Merkez üyeler bir sınıfın tüm ayırıcı özelliklerini taşıyan o sınıfın en tipik üyeleridir. Merkez dışı üyeler ise ayırıcı özelliklerin tamamını taşımadıkları için kimi zaman merkez üyeler gibi hareket edemeyen ve yanı sıra başka sınıfların üyelik özelliklerini de üzerlerinde bulundurabilen periferik üyelerdir.

Her sözcük sınıfının ayırıcı özelliklerinin tümünü taşıyan üyesi, o sınıfı temsil etme niteliği yüksek olan merkez üyedir. Merkez dışı üye ise temsil niteliği düşük olan üyedir.

Sözcük Sınıflandırma Ölçütleri

Sözcüklerin sınıflandırılmalarında üç ölçüt kullanılır. Bunlardan ilki geleneksel sınıflandırmalarda kullanılan anlamsal ölçüttür. Adından da anlaşıldığı üzere, anlamsal sınıflandırılmalar sözcüklerin anlam özellikleri temelinde gerçekleşir.

Dilbilgisel özellikler sözcüklerin biçimbilimsel ve sözdizimsel (dağılımsal) eğilimlerinin toplamıdır. Bu eğilimler biçimbilimsel ve sözdizimsel (dağılımsal) ölçütler kullanılarak saptanır. Biçimbilimsel ölçüt, sözcükleri taşıdıkları ekleri dikkate alarak sınıflandırır. Dağılımsal ölçüt ise sözcükleri öbek ve tümce içinde bulundukları yere göre sınıflandırır.

Sözcük Sınıfları

Daha önce kök sözcüklerin içerik sözcükleri ve işlevsel sözcükler olmak üzere iki gruba ayrıldığından soz edilmişti.

İçerik sözcükleri anlamlı sözcüklerdir ve bu özellikleri nedeniyle sözcelerin iletişimsel değerini ve etkisini artırırlar. Dilbilgisel görevlerini işaretlemek için çekime girerler ve bu sebeple tümcede değişik biçimlerde görünürler. Tipik örnekleri ad, eylem, sıfat ve belirteç olan bu gruplar açık küme sözcükleri adını alırlar. Açıklıkları oldukça üretken ve yeni üye katılımına elverişli olmaları sebebiyledir. İşlevsel sözcükler görevli sözcüklerdir, sözcelere anlamsal katkılarda bulunmaz. Bu yüzden bir iletişimsel değer taşımazlar. Bunun yerine tümcenin bileşenleri arasında yapısal ilişkiler kurarak belli dilbilgisel görevleri yerine getirir. Birkaç istisna dışında çekime girmedikleri için değişken biçimleri yoktur. Oluşturdukları sınıflar yeni üye katılımına elverişli değildir. Bu sebeple kapalı kümeler olarak adlandırılırlar.

Açık Kümeler: Adsıl Çekim

Bir dilbilgisel ulam olarak adsıl çekim, ad ve ad soylu olan sözcükler üzerinde görülür ve durum, cins, sayı bilgisini kodlar. Öyleyse, biçimbilimsel sınıflandırma ölçütüne göre, adlar sayı, cins ve durum çekimlerine giren sözcüklerdir.

Dünya dillerinde yaygınlıkla görülen, adsıl çekimler sayı, cins, durum ve uyumdur. Adlar sayı çekimi alıp almamalarına göre sayılabilen-sayılamayan, cins ulamının donattığı bilgilere göre eril-dişil-yansız, canlı-cansız, insan-hayvan alt ulamlarına ayrılırlar. Dilbilgisel ulamlar olan durum ve uyum eklerine göre de tamlayan-tamlanan, özne, nesne, dolaylı/dolaysız tümleç biçiminde görevlendirilirler.

Sayı

Sayı, adların niceliğini, tekil, çoğul, ikil, üçül gibi karşıtlıklar etrafında kodlayan dilbilgisel ulamdır. Sayı eki yaygınlıkla baş ad üzerinde görülür ama kimi zaman da Farsçadaki gibi ad öbeğinin sonunda kodlandığı da olur. Sayı çekimi birçok dilde bir-birden fazla yani tekil-çoğul karşıtlığını gösterir. Bazı dillerde de bunlara ek olarak ikil ve üçül karşıtlıklarını da kodlar. Bu ulamlar da adların niceliklerini sırasıyla ‘iki tane’ ve ‘üç tane’ olarak işaretlemek amacıyla kullanılırlar. Sayı sistemlerinde yaygınlıkla görülen durum, tekil adların yalın biçimde olmalarıdır. Yalnız yalınlık genel sayı kavramını içeren kimi dillerde çokluk anlamının habercisi de olabilir.

Cins

Cins, adları cinsiyete göre eril-dişil-yansız ve canlılık durumuna göre canlı-cansız, insan-hayvan olarak sınıflandıran; birlikte kullanıldıkları sıfat, adıl ve belirleyici gibi sözcüklerle taşıdıkları cins özellikleri açısından uyum gerektiren bir ulamdır (Anderson, 1985, s. 175; Hockett, 1958, s. 231).

Cins kategorisine ilişkin olarak bir diğer nokta da bu sınıflandırmanın bazen anlamsal (doğal cins), bazen de dilbilgisel (dilbilgisel cins) temeller üzerinden yapılabileceğidir. Türkçe ve İngilizcede dilbilgisel cins ulamı mevcut değildir. Bununla beraber, her iki dilde de doğal cins ayrımını yansıtan içerik sözcükleri (dişi-erkek,


inek-öküz, man ‘erkek’-woman ‘kadın’) ve cinsiyeti kodlayan türetim ekleri kullanılmaktadır: müdür-müdire, hakim-hakime, actor ‘erkek oyuncu’-actress ‘kadın oyuncu’ gibi.

Durum

Durum, adların tümce içindeki dilbilgisel işlevini gösteren ulamdır. Adların bağımlı olduğu baş ögesi ile ilişkisini kodlar. Bu ögeler eylemler, başka adlar veya ilgeçler olabilir. (Blake, 2001). Dilbilgisel ve eğik durum olmak üzere iki alt sınıfı vardır. Dilbilgisel durum, sözdizimsel özellikler taşır ve bir ad üzerindeki temel dilbilgisel işlevleri özne, dolaysız nesne, dolaylı nesne ve tamlayan olmak üzere kodlar. Eğik durum ise anlamsal özellikler taşır. Adların eylemle olan anlamsal bağını kodlar. Eğik durumun taşıyıcısı olan adlar, tümcede özne ve dolaylı/dolaysız nesne işlevi olan adların dışında kalanlardır.

Uyum, iki sözcük arasındaki yapısal ve anlamsal uyuşmayı gösteren bir ulamdır (Steel, 1978, s. 610). Adsıl uyum, yani iyelik, iki ad arasında sahiplik ilişkisi kurar ve bir adın diğer ada ait olduğunu gösterir. Ait olunanın (tamlayan) kişi ve sayısını, ait olan (tamlanan) üzerinde kodlar.

Açık Kümeler: Eylemcil Çekim

Eylemcil çekim, eylem kök ve gövdelerinde zaman, görünüş, kip, olumsuzluk ve uyum kategorilerini kodlayan bir dilbilgisel ulamdır. Öyleyse, biçimbilimsel ölçüte göre, eğer bir sözcük bu çekimlere giriyor ve bunları kodlayan ekleri taşıyorsa eylem olarak sınıflandırılmalıdır.

Dünya dillerinde yaygınlıkla görülen eylemcil çekimler zaman, görünüş, kip, çatı, uyum ve olumsuzluktur.

Zaman

Dilbilgisel zaman, eylemin tariflediği hareket, olay ya da oluşun evrensel zamanda konumlandırılmasını gösteren bir ulamdır. Eylem zamanının dilbilgiselleşmesi olarak da tanımlanır (Comrie 1985, 9-13). Zaman çekiminden, eylemin temel alınan bir gönderim noktasına göre geçmiş, şimdi, gelecek biçiminde kodlanabildiğini öğreniriz.

Dikkate alınan gönderim noktası yalın zaman ve görece zaman ayrımını ortaya koyar. Yalın zaman gönderim noktası konuşma anı olan zamandır. Görece zaman ise konuşma anından önce veya sonra gerçekleşen başka bir eylemin zamanını gönderim noktası olarak seçen zamandır.

Görünüş

Görünüş, dünya dillerinde zaman çekiminden daha sık rastlanan bir çekim kategorisidir. Zaman ulamı bulunmayan diller olduğu halde görünüş ulamının görülmediği dil sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Görünüşten eylemin bu farklı zaman noktalarında nasıl gerçekleştiğini öğreniriz: sürerli, sürersiz, bitmiş, bitmemiş, ilerleyici, alışkanlık gibi.

Örneğin bitmişlik, durum ya da olayların bütünlüğünü, bir kez gerçekleştiğini ve tamlığını gösteren; bitmemişlik ise durum ya da olayların parçalandığını ve yalnızca bir bölümünün geniş bir zamana yayılarak devam etmekte ya

da sık sık yinelenmekte olduğunu gösteren görünüş ulamıdır. Bitmemişlik görünüşünün eylemin devamlılığını kodlayan alt ulamı ilerlemeli görünüş, yinelenmesini kodlayan alt ulamı da alışkanlık görünüşüdür.

Kiplik

Kiplik konuşucunun eylemin gerçekliği ya da gerçekleştirilmesine ilişkin düşünce ve tutumunu yansıtan bir ulamdır. Kiplik anlatımı gerçek dünyada olmayan ve belki de hiç olmayacak olan olay ve durumları ifade etmemizi sağlar. Kipten, konuşucuların her zaman olgusal gerçeklerden değil, olasılık (tahmin), gereklilik (mantıksal çıkarım, zorunluluk), yükümlülük, yetenek ve isteklerden söz ederek değerlendirmeler yaptığını anlarız.

Kiplik, önerme kipliği ve olay kipliği olmak üzere iki başlık altında incelenir. Önerme kipliği, konuşucunun önermenin doğruluk değeri ile ilgili tutumunu kodlar. Bilgisellik ve kanıtlanabilirlik alt ulamlarını barındırır. Bilgisellik, konuşucunun önermenin gerçekliğine ilişkin hükmünü ifade eder. Kanıtlanabilirlik kipliği çerçevesinde ise konuşucu önermenin gerçekliği konusunda vardığı hüküm konusundaki kanıtlarını, bilgi kaynaklarını sunar.

Olay kipliği henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşmesi olası durumları ele alır. Bu kipliğinin alt ulamlarından yükümlülük dilde zorunluluk ve izin biçiminde ifadesini bulur. Bunların oluşumu dış kaynaklı koşullanma yoluyla gerçekleşir. İç kaynaklı koşullanma sonucunda ise devinimlilik kipliği yetenek ve isteklerin ifadesi şeklinde ortaya çıkar.

Çatı

Çatı, eylemin gerçekleşmesinde yer alan katılımcıların eylemle ilişkisini belirleyen bir ulamdır (Bybee, 1985). Çatı ulamından aşağıdaki soruların yanıtlarını bularak eylemin geçişli mi geçişsiz mi olduğunu görürüz: Tümcede birincil katılımcıyı saptamak gerekli mi? (etken çatı: tak), tümcede ikincil katılımcıyı belirtmek daha mı öncelikli? (edilgen çatı: tak-ıl), birincil ve ikincil katılımcılar özdeş mi? (dönüşlü: tak-ın), birincil katılımcı, eylemi gerçekleştirirken bireylerinin birbirini etkilediği bir grup mu? (işteş: tak-ış), eylem gerçekleşirken aracılar kullanılmış mı? (ettirgen: tak-tır).

Uyum

Uyum ise iki sözcüğün yapısal ve anlamsal özellikleri arasındaki uyuşmayı gösteren bir ulamdır (Steel, 1978, s. 610). Eylemler uyum çekimine girdiklerinde, tümcede uyum ilişkisi içinde oldukları diğer ögelerin sayı, cins, kişi bilgisiyle çelişmeyecek eklerle donatılırlar. Eylemdeki uyum çekiminden öznenin hangi kişi (birinci, ikinci, üçüncü) ve kaç kişi (tekil, çoğul) olduğunu anlıyoruz.

Olumsuzluk

Son olarak olumsuzluk, tümcenin anlamının tümünü ya da bir bölümününün yadsınmasını kodlayan bir ulamdır. Olumsuzluk işaretleyicilerinin biçimi ve kapsamı diller arası ve dil içi değişiklikler gösterir.


Açık Kümeler: Sıfat ve Belirteç

Sıfat ve belirteçler niteleyen görevinde olan sözcüklerdir. Niteleyenler sözcük öbekleri içinde baş adı verilen merkez sözcüklerin boyut, zaman, renk şekil, miktar, durum, mesafe gibi çeşitli özelliklerine ilişkin bilgileri kodlarlar. Bu özellikler doğada sabit miktarlarda değil de değişen oranlarda bulunduklarından dile de bunu yansıtacak derecelendirme işlevli işaretleyicilerle kullanılırlar.

Sıfatlar

Anlamları düşünüldüğünde sıfatlar; boyut, şekil, renk, yaş, tat, koku, doku, nitelik gibi özellikleri tanımlayan sözcüklerdir. Bu açıdan bakıldığında tüm dillerde bulundukları düşünülse de, biçimsözdizimsel tanımlar temel alındığında, birçok dilde bağımsız bir sıfat sınıfı olmadığı görülür (Pustet, 2006, s. 60).

Belirteçler

Belirteçler de sıfatlar gibi karşılaştırma ulamlarını taşıyan niteleyicilerdir. Tümce, eylem ve niteleme belirteçleri olarak görev alırlar. Maalesef, belki, iyi ki, açıkçası gibi tümce belirteçleri genellikle yapılan önerme hakkında konuşucunun tutumunu yansıtır. Eylem öbeği tümleçleri eylemleri başlıca zaman, yer/yön ve tarz/durum bakımından nitelerler. Niteleme belirteçleri derecelendirilebilir olan sıfatları ve diğer belirteçleri nitelerler: daha/en/çok güzel, daha/en/çok hızlı, daha/en/çok sıcak, daha/en/çok iyi, go [fast] ‘hızlı git’, go [faster] ‘daha hızlı git’ gibi.

Kapalı Kümeler

Kapalı küme sözcüklerinden bağlaç ve ilgeçler çoğunlukla çekime girmezler ve bu yüzden farklı sözcükbiçimleri bulunmaz. Adıllar ise sayı, kişi, durum; belirleyicilerden bazıları da sayı çekimine girerler.

Bağlaç, ilgeç, belirleyici ve adıllardan oluşan kapalı kümeler, sınırlı üye barındıran, üyelerinin pek çoğu çekime girmeyen, üye sayıları ve üyeleri kişiden kişiye ve zamandan zamana değişmeyen sınıflardır. Kapalılıkları bu sebepledir. Yeni üye katılımına açık değildir.

Bağlaçlar

Bağlaçlar, sözdizimsel olarak eşdeğer konumda olan kurucuları sıralayan sözcüklerdir. Türkçedeki bazı örnekleri ve, ile, ama, hem … hem de, ya … ya da olan sıralama bağlaçları, çekime girmedikleri için farklı sözcük biçimleri de yoktur.

İlgeçler

İlgeçler yalnız başlarına kullanılmayan, tümleç alan, tümleçleriyle eylem arasında ilgi kuran ve anlamları bu ilgiye göre belirlenen sözcüklerdir. Önilgeçler tümleçlerinin önünde: (İngilizce: for you, to you, from you), sonilgeçler ise ardında yer alır: (Türkçe: senin için, sana göre, senin gibi). Bu örneklerin de gösterdiği gibi, Türkçe sonilgeçli, İngilizce önilgeçli bir dildir. Eylem sonlu diller sonilgeçli, ön eylemli diller önilgeçli, orta eylemli diller genellikle önilgeçlidir (Greenberg, 1966, s. 110).

İlgeçler, genellikle çekime girmezler ancak Türkçede bunların bazıları adların oluşturduğu bir alt ulamında, adların aldığı çekimleri alırlar: altında, önünde, üzerinde, karşısında, vb.

Belirleyiciler

Belirleyiciler şu ulamları içerir: tanımlıklar (Türkçe bir, İngilizce a/n, the gibi), gösterimsel belirleyiciler (Türkçe bu, şu, o, benim, senin onun; İngilizce this ‘bu’, that ‘şu’, my ‘benim’, your ‘senin’, his/her ‘onun’, gibi), niceleyiciler (biraz, birkaç, bazı, her, bütün gibi.) Bunlardan bazıları sayı eki alarak çekime girerler: this ‘bu’, these ‘bunlar’, that ‘şu’, those ‘şunlar’. Bazıları da uyum çekimine girerler: Türkçedeki belirleyicilerde sayı ve kişi: benim (1.Tekil), senin (2. Tekil), Almancadaki tanımlıklarda kişi, sayı ve cins: der Mann ‘adam’ (yalın, tekil, eril), die Frau ‘kadın’ (yalın, tekil, dişil).

Adıllar

En yalın tanımıyla ad yerine geçebilen sözcükler olan adıllar, ad gibi işlev gördüklerinden adsıl çekimlere girerler. Adılların sınıflandırılmasında, tıpkı adlarda olduğu gibi, konuşucu, dinleyici ve bir üçüncü tarafı gösteren üçlü bir ayırıma gidilir. Bu ayırımdan birinci, ikinci ve üçüncü kişi adılları ortaya çıkar. Bunlardaki tekil-çoğul karşıtlığını yansıtan sayı çekimi de eklendiğinde Türkçenin adıl dizgesinde olduğu gibi altı tür karşıtlığı içeren bir çekim dizgesi oluşur: ben, sen, o, biz, siz, onlar.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında