TDE302U-XIV-XV. YÜZYILLAR TÜRK DİLİ
Ünite 1: Harezm-Altın Ordu Türkçesi
Harezm-Altın Ordu Türkçesi
XI-XII. yüzyıllarda hem etnik yapı hem de siyasî hayat bakımından Türkleşen Harezm bölgesinde Türk dilinin doğu kolunu teşkil eden Karahanlı Türkçesi temelinde güneybatı kolunu teşkil eden Oğuz Türkçesi ve kuzeybatı kolunu teşkil eden Kıpçak Türkçesinin karışıp kaynaşmasından oluşan Türkçeye Harezm Türkçesi veya Harezm-Altın Ordu Türkçesi adı verilir.
Farklı Türk boylarının gelip yerleştiği, çeşitli boyların birbiriyle karıştığı bir bölge olan Harezm bölgesinin XIII. yüzyıldan itibaren büyük oranda Türkleşmesiyle birlikte bu bölgede yeni bir yazı dili kurulmaya başlamıştır. Bu yazı dilinin kuruluşunda Oğuz ve Kıpçakların rolü büyüktür.
Harezm Türkçesi, Alį Şįr Nevāyį’den başlayarak farklı isimlendirmelerle de olsa Orta Türkçe dönemi içinde ayrı bir devre olarak ele alınmıştır. Altın Ordu Türkçesi ile Harezm Türkçesini birbirinden ayıran ölçütlerin tam olarak ortaya konulamamış olmasından dolayı genellikle “Harezm-Altın Ordu” ismi tercih edilmektedir.
Harezm-Altın Ordu Türkçesinin Tarihi Gelişimi
Bugün Özbekistan ve Türkmenistan sınırları içinde kalan, Ceyhun (Amu Derya) ırmağının döküldüğü Aral gölünün güneyinde bulunan bölgeye ve aynı zamanda bölge halkına Harezm adı verilir. Arap istilasından sonra bu ad sadece ülke adı olarak kalmış, burada yaşayan halka da Harezmî denilmiştir.
1097’de Taştdar Anuş Tigin’in oğlu Kutbüddin Muhammed’in Harezm valisi olarak tayin edilmesiyle Selçuklulara bağlı Harezmşahlar Hanedanı kurulmuştur. Bu dönemde Harezm en parlak devrini yaşamıştır. Cengiz Han’ın ölümünden (1227) sonra Harezm bölgesi -doğu kısmı hariç- en büyük oğlu Coçi’nin payına düşmüştür. Coçi Hanlığının yönetimi XIV. yüzyılda Kongrat Türklerine geçmiştir. Kongratlardan Ĥüseyn Śūfį’nin Harezm’in doğusunu işgal etmesi ile Timur, Harezm’e yürümüş ve yağmalamıştır (1379). Timur’un ölümünden (1405) sonra Harezm’i Özbekler (Şibaniler) işgal etmişlerdir.
XVI-XIX. yüzyıllar arası Harezm’in gerileme devresi olmuştur. Kültürel faaliyetleri gerileyen, ticaret hayatı Kalmuk saldırıları ile alt üst olan bölgeyi 1873’te Ruslar tamamen ele geçirmiş, Batı Harezm hanlığı Ruslara tabi olarak yönetilmiştir. Bolşevik ihtilalinden sonra hanlığa son verilmiş; 1920’de Harezm Halk Cumhuriyeti, 1921’de Harezm Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. 1924’te ise Hive Hanlığının doğu tarafı Özbekistan, batı tarafı ise Türkmenistan Cumhuriyetlerine bırakılmıştır.
Harezm Türkçesi Eserleri
Kışaşü’l-Enbiyā, peygamber kıssaları anlamına gelir. Kıśaśü’l-Enbiyā, Nāśırü’d-dįn bin Burhānü’d-dįn Rabgūzį tarafından 1310 tarihinde yazılmıştır. Moğol şehzadesi
Nāśırü’d-dįn Tok Buia’ya sunulmuştur. Eserin yazarı ile ilgili bilgiler, kendisinin eserinde verdiği bilgilerden ibarettir. Kendisi için Ribat Oġuzluġ yani Oğuzlarla meskûn Ribat adlı mevkiden olduğunu belirtmiştir. Rabgūzį mahlasını da bundan dolayı aldığı anlaşılmaktadır. “Kervansaray” anlamına gelen Ribat’ın Oğuzlarla meskûn bir bölge olduğu ve bundan dolayı Rabgūzį’nin de Oğuz Türklerinden olduğu tahmin edilmektedir.
Nehcü’l-Ferādįs, dinî ve didaktik nitelikte bir eserdir. Kırk hadis türünde mensur olarak kaleme alınmıştır. Nehcü’l- Ferādįs, Harezm Türkçesinin dil özelliklerini tespit etmek için en önemli kaynak eserlerden biridir. Eser dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını ortaya koyan Müslümanlık bilgilerini içerir. Sade bir dil kullanan yazar, dinî konuları aktarırken konuyu aydınlatıcı mahiyette menkıbeler, hikâyeler de nakletmiştir.
Mukaddimetü’l-Edeb, Arapçayı öğretmek üzere yazılmış, Arapça kelime ve kısa cümlelerden oluşan pratik bir sözlüktür. Mukaddimetü’l-Edeb ünlü tefsir ve lügat âlimi Mahmūd bin Ömer ez-Zemahşerî tarafından yazılmıştır. Harezmşah Atsız bin Muhammed bin Anuş Tigin’e sunulmuştur. Mukaddimetü’l-Edeb’in yazılış tarihi eserin hiçbir nüshasında kayıtlı değildir. Fakat Atsız’ın hüküm sürdüğü yıllar (1127-1156) ve Zemahşerî’nin ölüm tarihi (1144) göz önünde bulundurulduğunda yazılış yılının 1128-1144 yılları arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Mu’inü‘l-Mürid, didaktik mahiyette bir eserdir. Dinî- tasavvufî konuları ele almış ve bu konularda bilgi vermeyi amaçlamış manzum bir eserdir. Mu’įnü‘l-Mürįd Karahanlı ve Çağatay Türkçelerine geçiş dönemini kapsayan Harezm Türkçesinin en önemli eserlerinden biridir. Eser, 1313 tarihinde yazılmıştır. F. Köprülü ve Janos Eckmann eserde yer alan bilgilerden hareketle yazarının “İslām” olduğunu kabul eder. Ebulgazi Bahadır Han ise Şecere-i Terâkime adlı eserinde Mi’įnü‘l-Mürįd’in müellifini Şeyħ Şeref Ħˇāce olarak göstermiştir.
Satır Arası Kuran Tercümesi, Kuran’ın Harezm Türkçesi ile yapılmış tercümesi İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi, Hekimoğlu Alipaşa Bölümünde bulunmakta olup 1363 yılında istinsah edilmiştir. Satır arası kelime kelime tercüme olan metin, harekesizdir. Her sayfada 9 satır Arapça, 9 satır Türkçe olmak üzere toplam 18 satır bulunan metnin tamamı 583 varaktır. Harezm Türkçesi ile yapılmış bu tercüme dil incelemeleri bakımından son derece önemlidir. Çünkü tercümeye konu olan metnin kutsallığı tercümeyi yapanın daha titiz davranmasına sebep olmuştur. Kuran’ın diğer tercümelerinde olduğu gibi bunda da metin bakımından yanlışlar bulunmamaktadır.
Cevāhirü’l-Esdāf, Mu’įnü‘l-Mürįd’in bulunduğu mecmuanın sahife kenarlarına yazılmış altı kıtalık bir metindir. Dörtlükler halinde yazılmıştır. Tasavvufî, didaktik bir parçadır. F. Köprülü (1928:344), dil ve
edebiyat özelliklerini dikkate alarak bu eseri Harezm İstanbul’da Müze-i Hümāyūn’un kütüphanesinde bulduğu muhitine dâhil etmiştir. yeni bir nüshayı İstanbul’da yayımlamıştır. Bu nüshada eserin yazarının adının İbni Mühennā olarak kayıtlı olması Harezm-Altın Ordu Türkçesi Eserleri sebebiyle eser, İbni Mühennā Lügati olarak tanınmıştır.
Hüsrev ü Şirin, 1341 yılında Altın Ordu şairi Kutb tarafından Altın Ordu hükümdarı Tını Beg Han ile eşi Melike Hatun adına yazılmış bir mesnevidir. Kutb eserini aynı addaki Genceli Nizamį’nin mesnevisinden tercüme etmiştir. Tını Beg Han’ın babası Özbek Han’ın ölümünden sonra 1341 yılında tahta geçmesinden ve 1342 yılında da kardeşi tarafından öldürülmesinden hareketle eserin yazılış tarihi 1341 veya 1342 olarak tahmin edilmektedir.
Muhabbet-nāme, 1353 yılında H’ārezmį tarafından Sir Derya’da yazılmış, Altın Ordu sarayı etrafında oluşmuş klasik edebiyata örnek teşkil eden, mesnevi tarzında uzunca bir manzumedir. Asıl adı bilinmeyen Ħˇārezmį’nin, kullandığı mahlastan Harezmli olduğu anlaşılmaktadır. Ħˇārezmį, o devirde Altın Ordu adına Sıgnak eyaletini idare eden Muhammed Ħˇāce Beg’in isteği üzerine kışı onun sarayında geçirmiş, söz konusu eseri burada yazıp kendisine sunmuştur.
Dāsitān-ı Cümcüme, 1368-1369 yılında Ĥüsām Kātib tarafından Altın Ordu’da edebî bir gaye güdülmeden geniş halk kitleleri için mesnevi nazım şekli ile yazılmış dinî lirik bir hikâyedir. Eserin konusu, İlyas Peygambere iman etmediği için çok eziyetler çeken, fakat kendi adamlarına iyi davrandığı için kendi adamları tarafından diriltilen Kesikbaş adlı meşhur bir dinî menkıbeye dayanır.
Mi’rāc-nāme, Dil, üslup ve işlediği konu bakımından Nehcü’l-Ferādįs’e benzer. Mirac olayını anlatan anonim bir eserdir. Konularının sıralanışı bakımından Nehcü’l- Ferādįs’e benzemekle birlikte, gök tasviri kısmındaki ayrıntılar farklıdır. Mi’rāc-nāme’nin Uygur harfleriyle yazılmış tek nüshası Paris Bibliothègue Nationale’de bulunmaktadır.
Yarlık ve Bitikler, Altın Ordu sahasında yazılmış olan yarlık ve bitikler Kıpçak tesirinin ağır bastığı Harezm Türkçesi veya Altın Ordu Türkçesi dil yâdigarlarındandır. XIV. yüzyılın sonu ile XV. yüzyılın başlarında yazılmış iki yarlık ve bir bitik Harezm Türkçesi ürünleri arasında değerlendirilmektedir. Uygur harfleriyle yazılmış olan Toktamış ve Temir Kutluk yarlıkları, ayrıca Arap harfi Uluğ Muhammed Han bitiği Harezm Türkçesi dönemi metinlerindendir.
Sirācü’l-Ķulûb, Mensur bir eser olup didaktik mahiyette dinî-tasavvufî konuları işlemektedir. Harezm Türkçesi ile tercüme edilmiş birkaç nüshası bulunmaktadır. Bu nüshalardan biri Moskova Devlet Arşivi’ndedir. 1554’te istinsah edilmiş olan bu nüshada on dokuz sual ve cevabı yer alır.
İbni Mühennā Lugati / Hilyetü’l-Lisān ve Hulbetü’l- Beyān, XIV. yüzyılda İbni Mühennā tarafından yazılmış Arapça-Türkçe-Moğolca bir sözlüktür. Eserle ilgili ilk yayını, Avrupa’da bulunan 5 yazmaya dayanarak P. M. Melioranskiy yapmıştır. 1923 yılında Kilisli Rıfat,