TDE103U-OSMANLI TÜRKÇESİNE GİRİŞ-I
Ünite 7: Kelime II: Alıntı Kelimeler
Alıntı Kelimeler ve Heceleri
Osmanlı Türkçesi döneminde Arapça ve Farsça’nın yanında İtalyanca, Grekçe, Sırpça, Lehçe, Macarca, Fransızca ve İngilizce’den Türkçe’ye girmiş kelimeler bulunmaktadır. Bütün bu kelimelerde Türkçe’nin düzenli hece yapısına uyan heceler yanında uymayan heceler de bulunmaktadır. Dilimiz başlangıçtan beri bunları kendi hece yapısına uydurmuş, Türkçeleştirmiştir. Düzensiz Hecelerin Türkçeleştirilmesi: Türkçe’ye yabancı dillerden giren kelimelerin bütün düzensiz heceleri Türkçeleştirilmiştir. Bu işlem birkaç yolla gerçekleştirilmiştir. a. Çift ünsüz baştaysa:
1. Başa dar bir ünlü getirilerek: ﺍاﺳﻜﻠﻪﮫ iskele (< İt. Scala)
ﺍاﺳﻜﻤﻠﻪﮫ iskemle (< Grek. scamni,), ﺍاﺳﻜﺪﺍاﺭر Üsküdar
(<Scutari), ﺍاﻳﯾﺴﺘﺎﺗﻴﯿﺴﺘﻴﯿﻖ istatistik ( Fr. statistique).
2. İki ünsüz arasına bir dar ünlü getirilerek: ﺍاﻝل ﻗﺮ ḳırał (<
Slav kral) ﻓﺮﻧﻚ firenk, (< Fr. franc). Birleşik yapılarda kelime içinde ikinci hece başında kalan
çift ünsüzler de aynı yolla bölünmüştür: ﺍاﺗﻮﻗﻮﻧﻄﻮﺭر ḳonturato (< Fr. con-trat). 3. Kelimenin kendi ünlüsünün yerini değiştirip iki ünsüz
arasında kullanarak: ﺳﻪﮫ ﺑﻮﺭر Bursa (< Pruse), ﻧﺎﻝلپﺮ pırnał (< Grek. prinali). b. Düzene uymayan çift ünsüz sondaysa: 1. Türkçeleştirme daha çok iki ünsüz arasına bir dar ünlü getirilerek sağlanmıştır:
ﻋﻘﻞ aḳıł (<‘aḳl), ﺍاﺻﻞ asıł (< asl), ﻁطﺒﻞ tabuł, davuł
(<tabł), ﺧﺼﻢ hısım (< hısm), ﻗﻬﮭﺮ ḳahır (< ḳahr), ﻟﺤﻢ
lahım (< lahm), ﻗﺪﺭر ḳadır (< ḳadr),ﻛﻔﺮ kufur (< kufr). 2. Bir ekle ya da birleşme yoluyla genişlemiş tabanlarda ünlü çoğu zaman ikinci ünsüzden sonra getirilmiştir:
ﺑﺎﻥنﻣﻬﮭﺮ mihruban/mihriban (< mihrban), ﻳﯾﺎﺭرﺷﻬﮭﺮ şehriyar
(< şehryar), ﺩدﺑﺎﺭرﺑﺮ burdibar/burdubar (< burdbar). 3. Ünlü türemesi olayı kimi zaman birleşme sırasında yan
yana düşen iki ünsüz arasında da gerçekleşmiştir: ﻛﺎﻣﺮﺍاﻥن kamuran (< kamran). Arapça ve Farsça kimi tek doruklu, düzenli hecelerde de bu bölünme yapılmıştır: zülüf (< zülf), ḳayıt (<ḳayd), vasıf (< vasf), rabıt (< rabt), ḳatil (<ḳatl) gibi. Bunun sebebi bu tür hecelerin Türkçe’nin hece örneklerine, yani belirli ünsüz öbeklerine benzer olmamalarıdır. Türkçe hece örneklerine benzer düzenli heceler ise olduğu gibi bırakılmıştır: sert (< Fars.
ﺩد ﺮﺳ serd), mert (< Far. ﺮﺩدﻣ merd) gibi. Hece sonundaki çift ünsüzler arasında türeyen ünlü, hece ünlüden ibaret ya da başında ünlü bulunan bir ekle bölündüğü zaman çoklukla düşürülür: ömür, ama: ömre, ömrün; şükür, ama: şükrü; kahır, ama: kahrından gibi. Ancak düşürülmediği de olur: davulun havuzun, tohuma gibi. Bu durum kelimenin halklılaşma derecesiyle ilgilidir. 4. Arapça’nın kimi tek heceli kelimelerinin sonunda ikiz
ünsüz bulunur: ﺑﺮّ birr, ﺳﺮّ sırr gibi. Şeddeli kelimeler yalın hâllerinde tek ünsüzle söylenmiş, başı ünlü bir ek
aldıklarında ise ikiz ünsüz ortaya çıkarılmıştır: bir, cer, hur, dur, zul, ama: birri, sırrı, cerri, hürriyet gibi. Söz zincirinde yan yana gelen kelimelerin komşu heceleri arasındaki kurallı sıralanış bakımından bu gibi kelimeler Türkçe’nin kelimeleri gibi davranırlar: hür-rol-mak değil hü-rol-mak, sır-rol-mak değil sı-rol-mak. 5. Düzensiz hecelerin Türkçe’de düzene sokulması çift ünsüzden ikincisinin düşürülmesi yoluyla da yapılmıştır.
Yazıya yansımış bir örnek: af (< Ar. ﻋﻔﻮ ‘afv). Bu da Türkçeleştirmenin bir başka yoludur. Osmanlı Türkçesi metinlerine bakıldığında, konuşma dilinde Türkçe’nin hece örneklerine uymayan bütün yabancı heceler değiştirilmiş, Türkçe benzerlerine uydurulmuştur. Alıntı kelimelerdeki düzensiz ve Türkçe hece örneklerine uymayan heceler kitaplarda, divanlarda kullanılmış, yalnızca okurken öyle okunmuştur.
Arapça Kelimeler
Arapça İslam dininin yaygın olduğu coğrafyanın dilidir. Türkler bu dini kabul ettikleri tarihten başlayarak, Farslar gibi, Arapça ile yakından ilgilenmişler, geniş İslâm coğrafyasında kurulan öğretim kurumlarında (medreselerde) bu dili ikinci dil olarak öğrenmiş ve yüz yıllarca ilim dili olarak kullanmışlardır. Türkçe’nin bir ünlüler dili olmasına karşılık, Arapça ünsüzlere dayanan bir dildir. Bir Arapça kelimede anlamlı bir ses birliği en az üç ünsüz sesten oluşur:
ﺭر ﺙث ﺍا : ﺍاﺛﺮ eser “iz; ürün”,
ﺩد ﻉع ﺏب : ﺑﻌﺪ bu‘d “uzaklık”,
ﻁط ﺱس ﺏب: ﺑﺴﻂ bast “döşeme, yayma”,
ﻥن ﻁط ﺏب : ﺑﻄﻦ batn “karın”,
ﻝل ﺫذ ﺏب: ﺑﺬﻝل bezl “verme, dağıtma, saçma”,
ﺭر ﺹص ﺏب : ﺑﺼﺮ basar “görme”,
ﺭر ﻡم ﺙث: ﺛﻤﺮ semer “meyve,
Bu ünsüz seslerin yazıda harfle gösterilmeyen a (e), i, u ve
bunların uzunları olup yazıda ﺍا ﻭو ﻯىile gösterilen â, î, û ile ünlülendirilmesiyle kökün çekirdek anlamına bağlı, ama yeni anlam katkılarıyla farklılaşmış kelimeler elde edilir: ﻛﺘﺐ ketb “yazma”, ﻛﺘﺐ ketebe “yazdı”, ﻛﺘﺎﺏب kitâb “yazılmış şey”, ﻛﺎﺗﺐ kâtib “yazıcı”, ﺑﻤﻜﺘﻮ mektûb “birine yazılmış yazı”, ﻣﻜﺘﺐ mekteb “yazı öğrenilen yer”, ﻛﺘﺎﺏب küttâb “kâtipler”, ﻣﻜﺎﺗﻴﯿﺐ mekâtîb “mektuplar/okullar”, gibi. İşte yeni anlamlardaki kelimelerin, ünsüzlerinin sırası değiştirilmeden, bu ünsüzlerin önüne ve ardına yalnızca belli ünlüler getirilerek elde edilir olması, Türkçe’ye hiç benzemeyen, çok farklı bir düzendir. Arapça’da ünlülerle oluşturulan kalıplar sözlük ve gramer kelimelerini meydana getirmektedir. Arapça’nın bu kendine özgü yapısına bükümlülük (=tasrîf) denir. Bu özelliği taşıyan diller de bükümlü diller (=tasrîfî diller) olarak anılır. Arapça’nın ünsüzlere dayanan bir dil olması yüzünden, nasıl bir kalıbı olursa olsun, anlam çekirdeği üç ünsüzün oluşturduğu bir köktür. Bu kök ünsüzlerinde ise, Türkçe’deki gibi belli niteliklere göre kurulmuş ve belli kurallara göre işleyen bir sisteme bağlı
bulunmaksızın, dilin bütün ünsüz sesleri yer alabilir. Bu ﺟﺎﺋﺰ cấiz, ﺍاﺟﺪﺍاﺩد ecdấd, ﺍاﺩد ﺰﻣ mezấd, ﺍاﻧﺴﺎﻥن insấn, yüzden Arapça’nın temel sözlükleri, ilkin üç ünsüz harfin ﺍاﻋﺼﺎﺭر a‘sấr, ﺣﺎﺻﻞ hấsıl, ﺝج ﺧﺎﺭر hấric, ﺍاﺷﺨﺎﺹص
sonda bulunanına göre, sonra da başta bulunandan başlamak üzere alfabetik olarak giden bir sıra izler. Arapça’nın başka bir önemli özelliği de, kelimelerinde cins ayırımı bulunmasıdır. Bütün Arapça kelimeler ile fiil çekimleri erkeklik ve dişilik niteliği taşır. Bu ayırım kimi kelimelerde saymaca (itibarî), kimilerinde ise biçimcedir. Biçimce dişiliği, ﺕت te başta olmak üzere, kimi harfler gösterir. Örnek olarak, Arapça’da güneş dişi, ay erkek sayılır; yazdı denilecek olduğunda, erkek için ﻛﺘﺐ ketebe, kadın için ise ﻛﺘﺒﺖ ketebet biçimleri kullanılır. İsimlerle bir araya gelen sıfatlar ve zamirler cinsiyet yönünden uyuştuğundan isimlerden hangilerinin dişi, hangilerinin erkek olduğunu ya da sayıldığını bilmek gerekir. • Osmanlı Türkçesi’nde Arapça Kelimeler Osmanlı Türkçesi döneminde XVI. yüzyıl ortalarından sonra giderek sayısı artan Arapça kelimelerin çoğu edebiyat dilinde kullanılmış, ortak konuşma diline inme ölçüsü oldukça sınırlı kalmıştır. Pek çok kelime yalnızca kitaplarda kalmış; bir de aydın kesimlerin dilinde, onlara özgü dil zenginliği olarak, onların kelime dağarcıklarını doldurmuştur. • Arapça Kelimelerin Seslendirilmesi Arapçanın sesleri günlük dile inen kelimelerde değiştirilmiş, ünlüleri Türkçe’nin zengin ünlüleriyle çeşitlenmiş, ünsüzleri ise dilin kendi ünsüz seslerine benzetilmiştir. 1. Ünlüler Bakımından:
a. İçinde kalın ünsüz harflerinden ( ﻁط ﻅظ ﻉع ﻍغ ﻕق ﺥخ
ﺹص ﺽض ) biri bulunan hecenin uzun olmayan düz geniş ünlüsü eğitimli kimselerce kalın, ancak klasik Arapça’nın e’ye yakın kapalı, incelmiş a’sı gibi söylenmiştir:
ﺧﺮﺝج hárc, ﺻﻼﺕت sálât, ﺻﺪﺭر sádr, ﺿﺮﺏب zárb,
ﺿﺮﺭر zárer, ﻁطﺮﻑف táref, ﻅظﺮﻑف zárf, ﻋﻮﻥن ‘ávn,
ﻋﻠﻢ ‘álem, ﺗﻌﻠﻴﯿﻢ tá‘lîm, ﻏﺮﺏب gibi. Ancak XVI. yüzyıl metinlerinde, okumuşlarca da bu a’nın Türkçe’nin olağan a’sı gibi söylendiğini ve
okunduğunu gösteren örnekler vardır: ﺟﻠﻖﺧﺮ harcłıḳ kelimesinde olduğu gibi.
b. İçinde ince ünsüz harfleri یی ﺏب ﺕت ﺩد ﺝج ﺙث ﺫذ ﺭر ﺯز
ﺱس ﺵش ﻑف ﻙك ﻝل ﻡم ﻥن ﻭو ﻩه ’den biri bulunan hecenin uzun olmayan düz geniş ünlüsü ise, ince, yani e
gibi söylenmiştir: ﺍاﺩدﺏب edeb, ﺑﻴﯿﺖ beyt, ﺗﺜﺒﻴﯿﺖ
tesbit, ﺗﺠﻠﻠﻰ tecelli, ﺛﺮﻭوﺕت servet, ﺟﻤﺮﻩه cemre,
ﺩدﺭرﺟﻪﮫ derece gibi. Yazıya yansıtılan bu söyleyiş
için iki örnek: ﺍاﺩدﺑﻠﻚ edeb-lik, ﺭرﺋﻴﯿﺴﻠﻚ reis-lik.
c. Bir ünsüzden sonraki ﺍا (elif) her zaman uzun a okunur. Ancak bu a da bilgili kimselerin okumalarında daralmış ve incelmiş bir sestir, uzun e’ye yakındır:
eşhấs, ﺻﺎﺩدﻕق sấdıḳ, ﺻﺪﺍاﻗﺖ sadấḳat gibi. Okuma dilinin bu söyleyişi XVI. yüzyıl
metinlerinde yazıya geçirilmiştir: ﻛیﻣﺰﺍاﺭرﻳﯾﺪﻭو
mezấr-idugi, ﻛی ﻛﻨﺎﺭرﻧﺪﻩه kenấrindegi gibi. Ancak bu a, yine XVI. yüzyıl metinlerine göre, bu yüzyılda bilgili kimselerce de, yaygın olarak, Türkçe’nin a’sı gibi söylenmekte ve
okunmaktaydı: ﻏی ﻛﻨﺎﺭرﻧﺪ kenarındağı, ﻛی
ﺟﻮﺍاﺑﻨﺪﻩه cevabındağı, ﻛی ﺟﻮﺍاﺭرﻧﺪﻩه civarındağı gibi. d. Arapça’da ı ünlüsü yoktur, kalın ve ince ünsüz harfleri önünde ve ardında bulunduğu var sayılan
esre (kesre) ince, yani i gibi okunur: ﺣﻜﻤﺖ
hikmet, ﺁآﺧﺮ ấhir, ﺣﺎﺻﻞ hấsil, ﺿﻴﯿﺎ ziyấ, ﻳﯾﺰﺍاﺑﺮ
ibriz, ﺍاﻋﺠﺎﺯز i‘cấz, ﺍاﺳﻨﺎﺩد isnấd gibi. Arapça’nın tek düz dar ünlüsü Osmanlı Türkçesi’nde yalnızca ince değil, kalın olarak da söylenmiştir. Nitekim düzensiz çift ünsüzlü hecelerde (kelimelerde) iki ünsüz arasındaki türeme ünlüyü hem ı, hem de i olarak
göstermiştir: ﻋﻘﻞ aḳıl, ﺍاﺻﻞ asıl, ﺧﺼﻢ hısım, ﻓﻜﺮ
fikir, ﻮﺯز ﺟceviz, ﺷﻬﮭﺮ şehir.
e. Arapça’da bir ünsüz önündeki یی (ye) genel olarak uzun bir i olarak okunur. Çeviriyazılı metinlerde, kalın ünsüz harfleriyle birlikte bu ünlünün uzun ı olarak da okunduğu görülür:
ﻧﺤﻴﯿﻒ nahīf, ﺑﺨﻴﯿﻞ bahīl, ﺮﻳﯾﺢ ﺻ sarīh, ﻳﯾﺺﺣﺮ
harīs, ﻳﯾﺾ ﻣﺮmarīz gibi. Kapalı hecelerdeki bütün uzun i’lerin XVII. yüzyıldan sonra ortak konuşma dilinde ortalama i
gibi söylenmiş olduğu tahmin edilebilir: ﺮﻳﯾﻢﻛ
kerim, ﺳﻠﻴﯿﻢ selim, ﻳﯾﻪﮫﻧﺰ nezih, ﻗﺪﻳﯾﺮ ḳadir, ﺗﺄﺧﻴﯿﺮ
te‘hir, ﻧﺼﻴﯿﺮ nasir, ﻧﻈﻴﯿﺮ nazir gibi. Arapça'nın i’si Türkçe söyleyişte son açık hecede
kısalmıştır: ﻋﺎﺻی ası, ﻗﺎﺿی ḳadı, ﺍاﺿی ﺭر razı,
ﻗﺮﻣﺰیی ḳırmızı gibi. Türkçe bir ekle uzatıldıklarında bu tür kelimelerin aldıkları ekler kalın sıradandır:
ﻋﺎﺻﻴﯿﻠﻖ ası-łıḳ, ﻗﺎﺿﻴﯿﻠﻖ kadı-łıḳ, ﺍاﺿﻴﯿﻠﻖ ﺭر razı- łıḳ, gibi. f. Arapça’nın ötre ile karşılanan dar yuvarlak ünlüsü, kalın ünsüz harfleriyle birlikte ve onların yer aldığı heceler önündeki hecelerde kalın, ince ünsüz harfleriyle birlikte ise ince okunmuştur:
ﺭر ﺣﻀﻮ huzur, ﻄﺒﻪﮫﺧ hutbe, ﺍاﻥنﺧﺴﺮ husran, ﺻﻠﺢ
sulh, ama: ﺑﻨﻴﯿﺎﻥن bünyan, ﺃأﺕتﺟﺮ cür‘et, ﺕتﺍاﺟﺮ
ücret, ﺩدﻧﻴﯿﺎ dünya, ﻣﺪﺑﺮ müdebbir, ﻧﻜﺲ nüks gibi. Bununla birlikte, daha önce de söz konusu edip örneklerini verdiğimiz gibi, bu ünlü Türkçe
söyleyişte çeşitlenmiştir: ﺗﻬﮭﻤﺖ töhmet, ﺗﺨﻤﺖ
tohmet “hazımsızlık”, ﻟﻘﻤﻪﮫ loḳma, ﻧﻘﺼﺎﻥن noḳsan,
ﻧﻘﻄﻪﮫ noḳta, ﻋﺜﻤﺎﻥن Osman, ﻣﺤﻜﻢ mühkem, ﻋﺬﺭر ﺮچچ ﺧ harç gibi. Bu arada zarf-fiil eki up/üp’ün de ‘özr gibi. çoğu kez پپ p ile yazılması, söyleyişi aktaran bir
g. Arapça'nın uzun u’su Türkçe söyleyişte çeşitlenmiştir. Kapalı hecelerde bu ünlünün de uzun söylenmediği, ancak açılan hecede bu özelliğini koruduğu söylenebilir. XVI. yüzyıl
metinlerinde görülen ﻧﻠﻚ ﺯزﻳﯾﺘﻮ zeytûnlik ve ﻧﻠﻖﺯزﻳﯾﺘﻮ zeytûnlık gibi ikili biçimler bu çeşitlenmenin örnekleridir ve belki de ilki zeytün/zeytin, ikincisi zeytun söyleyişlerini (yani kısalmış olarak söylendiklerini) gösterir. 2. Ünsüzler Bakımından: Arapça’nın seslerini tanıtırken bu dile özgü ünsüzlerin değerleri üzerine bilgiler vermiş, bu arada bunların hemen hepsinin söyleyişte Türkçeleştirildiğini belirtmiştik. Tecvide göre Kur‘an okumayı öğrenenlerin, sesleri Arapça’daki değerleriyle çıkarabilme alışkanlığı kazanmaları yüzünden, bir Türkçe metindeki Arapça kelimeleri okurken de, ünlüleri gibi, ünsüzlerini de özel değerleriyle seslendirmeleri olağan sayılabilir. Ne var ki, çeviriyazılı kaynaklar böyle bir seslendirmenin söz konusu olmadığını, Arapçaya özgü söyleyiş biçimlerinin tamamen Türkçeleştirildiğini bildirirler. Nitekim kullandıkları çeviriyazı alfabesi de buna göredir:
ﺱس ﺹص ﺙث için s, ﻅظ ﺽض ﺯز ﺫذ için z kullanmaları gibi. a. Arapça bir kelimede alfabenin bütün
ünsüzleri yan yana gelebilir: ﻋﻬﮭﺪﻩه ‘uhde, ﻡمﻣﺨﺪﻭو
mahdûm, ﻩهﺒﺮ ﻣﻖ maḳbere, ﻝلﻣﻘﺒﻮ maḳbûl, ﺍاﻗﺪﻡم
aḳdem, ﺗﻘﺪﻳﯾﺮ taḳdîr, ﺍاﺛﺒﺎﻁط isbât. b. Tek hece olarak okunan kalıplarda ise, yine her türden ünsüz çift ve ikiz olarak sonda yer alabilir:
ﺮﺯز ﻁط tarz, ﺮﺽض ﻓ farz, ﻅظﻠﻢ zulm, ﻗﻄﻊ ḳat‘, ﺑﺤﺚ
bahs, ﺭرﺽضﺍا arz, ﻗﺘﻞ ḳatl gibi. Bu durum Arapça kelimelerin Türkçe’de seslendirilmeleri bakımından üç önemli konuyla bağlantılıdır: 1. Hece sonunda bulunmayan ünsüzler. 2. Ünsüz benzeşmeleri. 3. Düzensiz hecelerde ünsüzler arasında ünlü türemesi. • Arapça Kelimelerde Hece Sonu Ünsüzleri Türkçede b, c, d ünsüzleri hece sonunda bulunmaz, buna karşılık bir Arapça kelimede bulunabilir:
ﺟﻠﺐ celb‘, ﻋﺠﺐ aceb, ﺍاﺩدﺏب edeb, ﻛﺴﺐ kesb,
ﺳﺒﺐ sebeb, ﺮﺝج ﺧ harc, ﺍاﺧﺮﺍاﺝج ihrac, ﻋﻬﮭﺪ ‘ahd,
ﻗﺼﺪ ḳasd, ﺟﻬﮭﺪ cehd gibi. Türkler tarafından bu sesler tonsuzuyla, yani p, c, t ile söylenmiştir. Çeviriyazı malzemeleri bunu açıkça göstermektedir. Yazımın henüz kalıplaşıp donuklaşmadığı XVI. yüzyıl metinlerinde ise, bu Türkçeleştirmenin yazıya yansıtılmış, özellikle
c’nin چچ (c) ile yazılmış örneklerine rastlanır:
yazım özelliği olarak göze çarpar. Bu seslerin eklemede iki ünsüz arasında yeniden tonlulaşmaları, Türkçe kelimelerdeki düzene göre işlemiştir; yani sebep, harç, ama sebe-bi, har-cı. • Arapça Kelimelerde Ünsüz Benzeşmesi Konuşma dili Arapça kelimelerde iç seste karşılaşan çift ünsüzler arasında da Türkçe’nin benzeşme kanununu işletmiştir. Türkçe’nin iki ana kanunundan biri olan bu ünsüz benzeşmesi çeviriyazılı malzemelerde gösterilmiştir:
hd-ht: ﻋﻬﮭﺪﻩه uhte,
ḳb-ḳp : ﻩهﺒﺮ ﻣﻖmaḳpere,
ḳd-ḳt: ﺍاﻗﺪﻡم aḳtem,
sb-sp: ﺍاﺛﺒﺎﻁط ispat gibi. Bu benzeşme Osmanlı Türkçesi yazımında gösterilmediğinden, okurken yazıya bağlı bir seslendirme yapan okumuş kesim Türkçe’nin temel seslendirme kanununu dikkate almamış, bu durum da bu kesimin konuşma dillerini etkilemiştir. • Düzensiz Hecelerde Ünlü Türemesi Türkçe’de tek doruklu ve bir araya gelebilirlik açısından belirli çift ünsüzlü hecelere karşılık Arapça kelimelerde her türlü ünsüz bir arada bulunabilir. İşte çoğu çift doruklu bu hecelerde Türkçe, iki ünsüz arasına bir dar ünlü katarak bu heceleri çoğaltma yoluna gitmiştir. • Arapça Kelimelerde Hece Yapısı ve Sayısı Her Arapça kelime belli bir kalıba uyar ve her yalın Arapça kelimede kalıbı oluşturan hece sayısınca hece bulunur. Bunların sayısı da en çok dörttür:
ﺍاﺛﺮ eser,ﻣﺮ mürr, ﺍاﻣﺮ emr,ﺁآﻣﺮ amir, ﺍاﻣﺮ emerr,
ﺣﻖ haḳḳ, ﺍاﻓﻜﺎﺭر efkâr, ﻡمﺮﺍا ﺍاﻛikrâm, ﺍاﺿﺎﻋﺘﺮ i‘tirâz,
ﺍاﻧﻘﻼﺏب inḳılâb, ﺍاﺭر ﺗﻜﺮ tekrâr, ﺗﻤﺜﻴﯿﻞ temsîl, ﺭرﻗﺼﻮ
ḳusûr, ﺭرﻛﺜﻮ küsûr, ﻣﻤﺜﻞ mümessil, ﺣﻘﻴﯿﻘﺖ haḳiḳat,
ﺣﻤﺖ ﻣﺮmerhamet, ﺍاﻧﻘﻼﺑﺎﺕت inḳılâbât gibi. • Arapça Kelimelerin Eklerle ve Birleştirme Yoluyla Uzatılması Arapça’dan alınmış her kelime, Türkçe’nin isim tabanlarına denk bir isim tabanıdır. Onlar gibi yapım ve çekim ekleri alabilir ve türlü söz kalıplarının yapısına girer:
ﻳﯾﻨی ﺍاﺛﺮeserini, ﻧﺪﻥن ﺍاﻣﺮemrinden gibi. Arapça kelimelerin heceleri arasında ünlü uyumu bulunmadığından, bu dilin kelimeleri kalın ve ince sıralı olmak üzere iki öbek oluşturamaz. Bu durumda bir Arapça kelimenin aldığı ek, konuşma dilindeki söyleyişe göre, son hece ünlüsüne uyar ve ancak sonraki eklerin ünlüleri uyum içinde gelir:
ﺍاﻧﺴﺎﻧﻠﻖ insân-łıḳ, ﻣﻼﻳﯾﻤﻠﻚ mülâyim-lik,ﺑﻴﯿﺘﺠﻜﺰ
beyt-ciğez, ﻳﯾﺎﺩدﻫﮬﮪھﺠﻪﮫ ﺯز ziyade-ce, ﺣﻘﻨﺪﻩه haḳḳ-ında,
ﺩدﻥنﺭرﺍاﻣﻜﺰ ﺍاﻙك ikram-ınızdan, ﺩدﻥنﻫﮬﮪھﻜﺰ ﺑﻠﺪ belde- Kök harfleriyle birlikte bulunan bu harfler,
nizden gibi. Ancak mesele, konuşma diliyle eğitimli kimselerin yazıya bağımlı okuma dili arasındaki fark yüzünden, Osmanlı Türkçesi metinlerinde bir Arapça kelimenin son hece ünlüsünün nasıl okunacağını belirlemektedir. Türkçe’nin, içinde damak ünsüzü bulunan ekleri bu meselede bir ölçüde kılavuzluk eder. Bunlar arasında isimden isim (söz içinde sıfat ve zamir) eki ki’nin uyumlu biçimleri ile, bugün ekler hâlinde varlığını sürdüren imek fiilinin geçmiş sıfat-fiili idük’ün iyelik ekleri almış olarak kalın ve ince sıralı biçimleri de vardır. Özellikle bunların XVI. yüzyılda da yaygın olarak kullanılmaları, Osmanlı Türkçesi metinlerinde Arapça kelimelerin son hece ünlülerinin değerini belirlemekte yol göstericidir:
ﺟﻠﻖ ﺧﺮ harç-łıḳ, ﺭرﺋﻴﯿﺴﻠﻚ reîs-lik, ﻣﺤﻜﻤﻠﻚ
muhkem-lik, ﺗﺠﻚ ﻋﻮﺭر avretcik gibi. Ne var ki, XVI. yüzyıl metinlerinde aynı kelimenin iki türlü söylenişini gösteren yazılışlar çoğu kez bir arada bulunur: Mesele alıntı kelimelerin halklılaşması, başka bir deyişle, söyleyişçe Türkçeleşmeleri ile ilgilidir. Önceki dönem metinlerinde yer alan oldukça çok sayıda örneğin gösterdiği gibi, Arapça’dan (ve Farsça’dan) alınan kelimeler önceleri Türkçe’nin sesleriyle seslendirilmiş, ünlüleri çeşitlenmiş ve ünlü uyumu kanunlarının baskısı altında kalarak uyumlu söyleniş biçimleri kazanmışlardır. Bunların, ortak konuşma dilinin söyleniş biçimleri olarak okumuşlarca da benimsenip kullanıldığı, metinlere yansıyan örneklerden açıkça anlaşılmaktadır. • Arapça Kelimelerin Kalıpları Her Arapça kelime bir kalıba uyar ve Arapça kelimeler bu kalıplara göre tanınır. Kök ünsüzleri bir takım kalıplar içine sokulmakla taşıdıkları çekirdek anlam yeni anlam katkıları alır ve kelime tür bakımından çeşitlenir. Bu yüzden bir Arapça kelimeyi kalıbına göre tanımak, ne tür bir kelime olduğunu ve buna göre de anlamını belirlemek açısından büyük bir önem taşır. Kalıplar, ünsüzlerin bir ünlüyle ünlülendirilmesi, yani hece oluşumu sırasında ünlü çeşitlerine göre çeşitlenir. Örnek olarak, üç harfli bir kelime değişen ünlü çeşitlerine göre 6 kalıba uygun olarak 6 çeşit okunur: fa‘l, fi‘l, fu‘l, fa‘al, fi‘al, fu‘al:
ﺑﺤﺮ bahr, ﺑﺬﻝل bezl, ﺒﺮ ﻙك kibr, ﻗﺸﺮ ḳışr, ﺻﻠﺢ
sulh, ﻓﻠﻚ fülk, ﺍاﺛﺮ eser, ﺟﺪﻝل cedel, ﺒﺮ ﻙك kiber,
ﺟﻤﻞ cümel gibi. Ünlüyle çeşitlenme uzun ünlülerle de olur. Bir
ünsüz önündeki یی ﻭو ﺍا harfleri genel olarak
hecedeki ünlünün uzunluğu içindir: ﺍاﺭر ﻗﺮ ḳarâr,
ﻛﻤﺎﻝل kemâl, ﺻﺎﻝلﻭو visâl, ﻗﻴﯿﺎﻡم ḳıyâm, ﺻﺪﺍاﻉع sudâ,
ﻛﺎﻣﻞ kâmil, ﺮﻳﯾﻢ ﻛkerîm gibi.
kalıplar içine fazladan katılmış harflerdir, kelimenin yazımında harf sayısını arttırır. İşte bu yüzden bu harflere “artık (ya da katma) harfler” denir. Ünlü uzunlukları için olan bu üç harften
başka, ﺍا elif’in de içlerinde yer aldığı bir öbek harf vardır, belli kelime kalıplarında bulundukları belli yerlerde bunlar da artık harflerdir: Bu harfleri tanımak ve örneklerini görmek için bkz. sayfa 134-135.
Farsça Kelimeler
Hind-Avrupa dil ailesinin bir koluna bağlı olan Farsça, geniş bir coğrafi alanda edebiyat dili olarak kullanılmıştır. Bu dile eskiden “İran saray dili” anlamında Derî denmekteydi. Farsça’da, az sayıda da olsa, ön ekler de vardır. Bunların
en önemlileri ﺩدﺷﻤﻦ düşmen, ﺭرﺩدﺷﻮ düşvar ve ﺩدﺷﻨﺎﻡم düşnâm kelimelerindeki “kötü” demek olan düş- eki ile, Türkçe’nin -sız ekine karşılık olan, aşağıdaki örneklerdeki
ﻧﺎ na- ve ﻥن ne-’dir: ﻣﻴﯿﺪ ﻧﻮ nevmîd, ﻧﺎپﺎﻙك nâ-pâk, ﻛﺎﻩه ﻧﺎ nâ- gâh gibi. Farsça’nın en belirgin özelliği kelime birleşmeleri açısından taşıdığı zenginlik ve serbestliktir. Takıların yanı sıra bütün söz bölükleri ile yapılan birleşik kelimeler bu dile büyük bir ahenk, edebî değer ve anlatım gücü kazandırmıştır. 1. Osmanlı Türkçesinde Farsça Kelimeler Osmanlı Türkçesi döneminde Farsça’dan çok sayıda kelime dilimize girmiştir. XIV. yüzyıl boyunca ve XV. yüzyılın ilk yarısında, aruzla yazılmış Farsça manzum eserlerin Türkçe’ye yine aruzla manzum olarak çevrilmiş olması, kafiye başta olmak üzere, birtakım gerekçelerle çok sayıda kelimenin alınması yolunu açmıştır. Sonraları ise Fars yazarlarının eserlerine duyulan hayranlık, onlar gibi yazma isteği uyandırmış, bu da taklide yol açarak açılan yolu giderek genişletmiştir. Ancak, tıpkı Arapça alıntılarda olduğu gibi, edebiyat dilinin kullandığı Farsça alıntılar da günlük dile inme, ortak konuşma diline mal olma ölçüsünde yaşama şansı bulabilmiş, dilin olağan gelişme ve değişme süreci içinde pek çoğu ise varlık alanına çıkamayıp metinlerde kalmıştır. 2. Farsça Kelimelerin Seslendirilmesi Farsça'nın ünsüz sesleri arasında Türkçedekilerden farklı ünsüz hemen hemen yoktur. Ünlüleri açısından başlıca ayrılık ise Farsça'nın ünlülerinin a, i u (o) ve bunların uzunlarıyla sınırlı olmasıdır. Bu dilden alınmış kelimeler üzerinde gerçekleşen halklılaştırma sonucunda, Arapça kelimelerde olduğu gibi, ünlüler çeşitlenmiş, ünsüzlerin nitelikçe başkalıkları değiştirilerek bunlar dilin kendi ünsüzlerine benzetilmiştir. Ancak Farsça’yı iyi bilenlerin bu dilin seslerini çıkarabilme yeteneği
kazanmış olmaları yüzünden, eğitimli kişiler arasında farklı söyleyişlerin, daha çok da okuyuş seslendirmelerinin bulunduğunu hem Arap harfli metinlerden, hem de çeviriyazılı metinlerden