hemen bütün alıntı kelimelere bu Türkçe seslendirme Osmanlı Türkçesi Yazımının Başlıca Özellikleri uygulanmıştır. Mesele, süreç içinde bu değişmelerin ortak
Arapça ve Farsça kelimelerin yazılışlarının yazıma yansıtılamamasıdır. değiştirilmeden, olduğu gibi aktarılması Osmanlı Türkçesi yazımının en mühim özelliğidir. Bu mesele kural olmanın 2. Ana harflerin değiştirilmesi yoluyla yapılan bu yanında belli bir anlayışı da göstermektedir. Bu anlayış bir uygulama yanında bir de yalnızca biçimle ilgili, ama bakıma eski yazımın önceliğidir ve doğru yazmak, her yazımda kural değeri kazanmış değiştirmelerden söz şeyden önce dile girmiş yabancı unsurları kendilerine özgü edilebilir. Bunların
biçimleri ve harfleriyle yazmak demektir. Fakat bu başlıcaları da şunlardır: uygulama, söyleyişteki değişmelerin yazıyla aktarılması yolunu kapamıştır. Bundan dolayı, eğitim yoluyla, alıntı a. Arapça’da kimi kelimelerin sonunda üstünlü okunan bir
kelimeleri alındıkları dilleri konuşanlar gibi söyleme ünsüz harfinden sonraki یی ye uzunluk içindir. Buna
becerisini kazananlarda bir metni okurken farklı bir “kısaltılmış elif” anlamında elif-i maksûre denir. Bunlar ﺍا seslendirme dili yani okuma dili oluşmuştur. Bu özellikle elif ile yazılmıştır: şehirli okur-yazarların dilini büyük ölçüde etkilemiştir. Öte yandan Türkçe kelimelerin Arapça ve Farsça ’ya göre ﻣﻌﻨی yerine ﻣﻌﻨﺎ mana ﻓﺘﻮﻯى yerine ﻓﺘﻮﺍا fetva, ﻣﺼﻄﻔی
oldukça farklı ve zengin ünlülerini karşılamakta alfabe yerine ﻣﺼﻄﻔﺎ Mustafa gibi. yeterli olmamış, buna bir de Türkçe kelimelerin yazımında b. Arapça’da yalın kelimelerin sonlarındaki ünsüz harfler kendi ünlülendirme sistemini yansıtacak kuralların un katılarak okunur: kitabun “kitap”, babun “kapı” gibi. bulunup uygulanamaması eklenmiştir. Buna tenvinli okuma denilir. Türkçe söyleyişte bu Arapça ve Farsça Kelimelerin Yazımında Yapılan tenvinler düşürülmüştür: kitab (kitap), bab “kapı” gibi.
Değişiklikler c. Tenvin işaretlerinden biri olan ve iki üstün denilen ًـ an Arapça ve Farsça’dan alınan kelimelerin yazımlarının yazıda ء hemzeﺓة , yuvarlak te ve ﻯى ye dışındaki yerlerde ﺍا umumiyetle değiştirilmediğini belirtmiştik. Bu durum elif üstüne konulur. Arapça’da tek başlarına zarf olarak yazımın temel kuralıdır. Yazıda bazı işaretlerin kullanılan zaman ve yer gösteren isimler bu iki üstün ile düşürülmesi başta olmak üzere, biçimle ilgili değişiklikler yazılır ve okunur. Bunların çoğu dilimize alınmış olup bu de yapılmış, ayrıca ortak dile inen bir çok kelimenin yazılış ve okunuş özelliklerini korumuşlardır. Bazen, Türkçe söylenişindeki farklılıklar da zaman zaman yazıya nisbeten, muvakkaten gibi. yansıtılmıştır. Başlıca değişiklikler şunlardır: d. Hemze’nin yazılışı tek ve birden çok heceli kelimelerde 1.Kelimenin ana harfleri değiştirilmiştir. bulunduğu yere ve ünlüsüne göre çeşitlilik gösterir: Arapça Kelimelerde: • Kapalı tek heceli kelimede, hareke üstün ise, kürsü a. Yazıda benimsenmiş olanlar sayıca azdır: görevindeki elif üzerine konur:
ﺳﻔﺮﻩه yerine ﺻﻔﺮﻩه sofra ﻯى ﻗﺮﻣﺰyerine ﻗﻴﯿﺮﻣﺰﻯى kırmızı, ﻳﯾﺄﺱس ye‘s gibi.
ﺧﻠﻴﯿﻔﻪﮫ yerine ﻗﻠﻔﻪﮫ kalfa gibi. • Kapalı tek heceli kelimede hareke esre ise bitişen ve bitişmeyen harften sonra kürsüsü bir diştir: b. Belli metinlerde kalmış olanlar ya Evliya Çelebi’nin yaptığı gibi bir amaç uğruna bilerek yapılmış ﺑﺌﺮ bi‘r , ﺫذﺋﺐ zi‘b gibi. değiştirmelerdir, ya da birçok yazarın söyleyişi yazılışa • Kapalı tek heceli kelimede hareke ötre ise kürsüsü ﻭو yansıtabilmek arayışının sonuçlarıdır: ﻫﮬﮪھﻮﻝل yerine ﺣﻮﻝل vav’dır:
havl (can havliyle), ﺯزﺭرﻩه yerine ﺯزﺭرﺥخ zırh, ﺣﻼﻝل yerine ﻫﮬﮪھﻼﻝل helal, ﺣﻜﺎﻳﯾﻪﮫ yerine ﻫﮬﮪھﻜﺎﻳﯾﻪﮫ hikaye gibi. ﺑﺆﺱس bu‘s, ﺷٶﻡم şu‘m gibi.
Farsça Kelimelerde: • Çift ünsüzle biten tek heceli kelimede hece harekesi ne olursa olsun son ses olarak Arapça’da bağımsız yazılır: Dilde geniş kullanım alanı bulmuş kimi Farsça kelimelerin yazılışlarında da değişiklikler yapılmış, bunlardan da ﺷﺊ şey‘ gibi.
yazımda benimsenenler olmuştur: • İkinci ve sonraki hecelerin başında, tıpkı kelime başında
ﺑﺖ yerine پﻮﺕت put, چﺎﺩدﺭر yerine چﺎﺩدﻳﯾﺮ çadır ﻛﻴﯿﺮ ﺑﺎﺭر olduğu gibi, bir ünlü ses olarak okunur, yazıda düşürülmez: yerine ﺑﻴﯿﻜﻴﯿﺮ beygir gibi. ﻣﺘﺄﺛﺮ muteessir gibi. Çoğu bugün de kullanılmakta olan yukarıdaki Arapça ve Farsça asıllı kelimelerin hepsi söylenişlerindeki bir ya da • Hemze Osmanlı yazısında ayrıca uzunluk elifleri (a) birden çok değişikliği aksettirmek amacıyla öyle önünde de düşürülür: ﻋﻠﻤﺎء yerine ﻋﻠﻤﺎ gibi. yazılmışlardır. Konuşma diline indiği ölçüde hemen
TDE103U-OSMANLI TÜRKÇESİNE GİRİŞ-I
Ünite 5: Yazım
• Hemze Türkçe kelimelerde kelime başındaki elif üzerine de konulmuştur:
ﺃأﺕت et gibi.
Türkçe Kelime Kökleri ve Eklerinde Ünlüler ve Ünsüzlerin Yazılışı
1. Ünlüler Günümüz yazısında Türkçe kelimelerdeki ünlüler söyleyişi oldukça eksiksiz bir biçimde aktarır, daima gösterilir: ak, ek, el, ır, il, ok, oc, un, un; bak, tek, kır, dil, yol, goz, kul, kul; ata, ote, arı, ceki, buru, boru; yatak, doşek, acık, ezik, bozuk, curuk, adım, ekim, kolu, kola, kolda, koldan, kolun, kolunun gibi. Osmanlı Türkçesi alfabesi ünlüleri kendi değerleriyle aktarabilmeye imkân vermemiştir. Eski yazımda ünlülerimizden iki geniş-düz (a, e), iki dar-düz (ı, i) ve dört yuvarlak (o, o, u, u) ünlü için dört işaretin kullanılması söz konusu olmuştur: Elif, vav, ye, he. Lakin ünlüleri karşılayan bu dört harf yazıda ünlüler için her zaman ve her yerde kullanılmamıştır. 1. Kelime köklerinde: Kelime köklerinde ünlülerin yazılışı için şu yaygın ve gelenekleşmiş uygulamalardan söz edilebilir: a. Tek heceli kelime köklerinde ön sesteki bütün ünlüler harfle gösterilmiştir. Bunun klasik yazımımızda bir kural olduğu söylenebilir:
ﺍاﻙك ek, ﺍاﻝل el, ﺍاﻳﯾﺮ ır, ﺍاﻳﯾﻞ il, ﻭوﻕق ﺍا ok gibi. b. Tek heceli kelimelerde, iç seste e dışındaki bütün ünlüler harfle gösterilmiştir: ﺩدﺍاﻝل dal, ﻗﻴﯿﺮ kır, ﺩدﻳﯾﻞ dil ﻳﯾﻮﻝل yol. c. İki ve üç heceli köklerde de hece ünlülerinin her biri çoklukla harfle gösterilmiştir:
ﺁآﻳﯾﺎﻕق ayak, ﻗﻮﻻﻕق kulak. d. Kimi tek ve iki hecelilerde ünlüler için harf kullanılmamıştır. Bunlar zamirler, sayı adları gibi
çok kullanılan kelimelerdir: ﺑﻦ ben, ﺳﻦ senﺑﺰ ,
biz, ﺳﺰ siz, ﺳﻜﺰ sekiz, ﺁآﻟﺘﻤﺶ altmış gibi. 2. Eklerde. Türkçe’nin yapım ve çekim eklerinin çoğu ya ünsüz ve ünlü tek ses, ya da tek hece yapısındadır. Bütün eklerimiz isme gelen ekler ve fiile gelen ekler olarak iki ana bölükte toplanır. Her ek ayrıca yapım eki ve cekim eki oluşuna göre iki alt bölüğe ayrılır. Eklere dair değerlendirme ve örnekler için Bkz. Tablo 5.1-5.9.
Tabloların sonunda yapılan değerlendirmelerin ortak sonucu şudur: Türkçe eklerin yazılışındaki tek şekilli yazma eğilimi, birçok ekte kurallı bir uygulamaya dönüşmüştür. Bu uygulamanın, yazıda ortak hareket etme ve kolaylık olsun diye yapıldığı açıktır. Lakin, örneklerde görüldüğü üzere bu düşünceden dolayı eklerimizin çoğunu ünlülendirmek, dilimizin zengin ünlü sisteminin işleyişini göstermek mümkün olamamıştır. Bunun sonucu da, yazının okuyuşu yönetmesi ve yönlendirmesi olmuş,
bundan okuma dili diye adlandırılan bozuk bir dil vücuda gelmiştir.
2. Ünsüzler Türkçe kelimeleri yazmakta ünsüzler bakımından alfabenin önemli bir eksikliğinin bulunmadığı söylenebilir. Damak ünsüzlerimiz ve l dışında, kalın ve ince ünlülere göre çeşitlenmiş ünsüzlerimiz yoktur. Arapça’da ünlüleri ünsüzler yönetirken Türkçe’de ünsüzleri yöneten ünlülerdir; bu yüzden Türkçe’de Arapça’daki gibi kalın ünsüz harfleri ( ﺹص ﻅظ , ﻁط , ﺽض ) bulunmaz. Arap asıllı Osmanlı Türkçesi alfabesinin Türkçe’nin ünsüz seslerini karşılama açısından başlıca eksiği bir damak sesi olan genizsi n ile, kalın ve ince türleri bulunan l için ayırıcı
işaretlerin bulunmamasıdır. Öte yandan ﻕق kaf ve
ﻙك kef harflerinin karşıladığı patlamalı-tonsuz iki damak ünsüzünün patlamalı-tonlu türleri için
kullanılmış olan ﻍغ gayın ve ﻙك gef harfleriyle bu ünsüzlerin değişen değerleri yansıtılamamıştır; bu da bir eksiklik sayılmalıdır. Genizsi n: Türkçe'ye özgü bir sestir. Bu ses bugün ortak söyleyişte, diş sesi olan n’ye dönmüştür. Osmanlı Türkçesi döneminde de n’ye döndüğünü biliyoruz. Bugün yalnızca kimi yöre ağızlarında yaşamaktadır. Bu sesi yazıda
göstermek için eski dönemden beri ﻙك kef harfi kullanılmış, buna da sağır kef ya da kâf-i nûnî
(nun kefi) denmiştir: ﺍاﻛﻠﻤﻖ, ﺑﻮﻛﺎﻣﻖ, ﺻﻮﻙك, ﻳﯾﺎﻟﻚ,
ﻳﯾﻜﻰ . Yeni harflerin kabulüne kadar bir yazım kalıntısı
olarak eski ﻙك kef’li yazılışlar devam ettirilmiştir.
Bu kelimelerden kimilerinin dönem içinde ﻥن nun
ile yazıldıkları da görülür: ﻛﺎﻟﻤﻖ ﺑﻮ yerine ﻧﺎﻟﻤﻖ
ﺑﻮ bunalmak, ﻳﯾﺎﻟﻚ , yerine ﻳﯾﺎﻟﻦ yalın gibi. Bu yazılışlar da seste meydana gelen değişmeyi yazı ile aktaran örneklerdir. Aynı harfin g, (ğ) sesi için de kullanılması yüzünden, ayırıcı bir işaret olmak üzere, önceki dönemde üzerine üç nokta konmuş,
ancak bu üc noktalı kef ( ڭڭ , ڭڭ) Osmanlı Türkçesi yazımında kullanılmamıştır. İki Türlü l: Türkçe’de aslında iki türlü l vardır. Bugünkü alfabemizde ayırıcı bir işaret bulunmaz, ses kalın ve ince ünlülerle birlikte söylenirken iki ayrı niteliğe bürünmüş olur. Örnek olarak almak’taki l ile bilmek’teki l aynı nitelikte sesler değildir. Bunlardan ilki dilin ön kısmının çukurlaştırılması, arka kısmının ise geriye, damak eteğine doğru itilmesiyle avurttan daha çok havanın geçmesi sağlanarak çıkarılan bir sestir. Buna cukur l, ya da kalın l denir. İkincisi dil ucu ön dişlere dokunurken havanın dilin iki yanından avurtlara çarparak salınmasıyla çıkarılır. Buna da düz l ya da ince l denir. Arapçanın l’si incedir; ancak bu l, Allah kelimesinde, önceki harekenin
(unlunun) a ve u olması durumunda kalın okunur: vallahi, nasrullah gibi. Kalın ünsüz harflerinden sonra uzun ünlüyle birlikte kalın okunması da
yanlış sayılmaz; örnek olarak ﺻﻼﺕت salatﻁطﻼﻕق , talak kelimelerindeki l’ler kalın da okunabilir. Bunun dışında her yerde ince l olarak söylenen bu sesin Türkçe’ye girmiş olan kelimelerdeki söylenişini yazıya aktarmak, bugünkü yazımımızın da çözüm bulamadığı bir meseledir. Uzun ünlüden önceki l’nin inceliği ünlü üzerine konan şapka işaretiyle belirtilir (mesela gibi); ama işaretsiz yazıldığında, ya da başka durumlarda farklı okunuşlara yol açar: halbuki ile kaldı ki farklı iki l ile söylenir, ama halbuki’nin çoğu kez kaldı ki gibi söylendiği duyulur. Osmanlı Türkçesi alfabesinde bu iki ayrı ses için ayrı işaretlerin bulunmamış olması, bu seslerin Arapça ve Farsça’dan alınmış kelimelerin söylenişinde uğradığı değişmeleri izlememize yol vermez. Örnek olarak aslı ince l ile lala olan kelimenin ne zamandan beri kalın l ile lala biçiminde söylendiğini bilemiyoruz. Türkçenin seslerini ayrıntılı olarak değerlendirmiş olan Meninski gibi Avrupalı gramerciler bu iki türlü sesi ayırmışlar, kalını için üzeri çizgili bir l (ł) kullanmışlardır: ałmak, yałak, boł, catłamak gibi. İki Damak Ünsüzü İçin Kullanılan Harfler: ﻍغ ve ﻙك. Bu harflerin karşıladığı sesler Türkçenin patlamalı-tonlu iki damak ünsüzüdür. Bunlar Türkçe kelimelerde iç ses olarak l, m, n, r, v, y ünsüzlerinden sonra patlamalı (süreksiz) nitelikleriyle gelebilirler: bulgur, gölge, damga, yangın, engin, karga, burgu, gergin, savcı, sevgi, yaygı, toygar gibi. ﻍغ ile karşılanan art damaklı ünsüzümüz, yansılamalar ile kimi ekler hariç, Türkçe kelimelerde başta bulunmaz. Alıntı kelimelerde boğazlı bir nitelikle, ğ gibi yumuşak (sızmalı ya da sürekli) söylenirler: galip, galiba, gani, gayret kelimelerinde söylenişteki g böyledir. ﻙك ile karşılanan ön damaklı ünsüzümüz ise patlamalı (süreksiz) niteliğiyle Türkçe’de kelime başında bulunabilir: gece, gelmek, görmek, geçmek, gerçek, gölge gibi. Bu iki ünsüzümüz hece sonunda kaldığında sızmalı (sürekli) bir nitelik kazanır: bağ, dağ, sağ, beğ, tuğ, değmek, değnek, eğmek, eğlenmek gibi. Arap harfli yazımda bu söyleyiş değeri yazıya aktarılamamıştır. Diğer yandan aynı iki ünsüz özellikle iki ünlü arasında kaldığında söyleyişte eriyip yok olur ve bir ünlü çatışmasına yol açar: baır (bağır), saır (sağır), deil (değil), kızcaız (kızcağız) gibi. Avrupalı gramercilerin kaydettikleri söyleyişteki bu nitelik değişmesi de yazıya aktarılmamıştır. Bugünkü yazımımızda çoğu yumuşak g (ğ) denilen harfle, bir bölüğü de y ile yazılan kelimelerde bu seslerin dayandıkları
ses, yani g, eski yazımda hep ﻙك kef ile karşılanmıştır. Viguier’in (1790) y ile aktardığı g
ile yazılan bu kelimeler tablo 5.10’da gösterilmiştir. Bu kelimeler söyleyişte süreklileşip y’leşmiş ve eski okuma dilinde hep g olarak söylenmiştir: beg, eger, egri, begenmek, ege, eglenmek, bögü, ögle gibi. Ek Ünsüzü C/Ç Ve D/T İçin Kullanılan İki Harf: ﺝج ve ﺩد Türkçe’nin ünsüzlerinin yazımda gösterilmesi bakımından bir başka önemli mesele, söyleyişte ünsüz uyumuna göre c/c ve d/t