TAR418U-MİLLİ MÜCADELE TARİHİ
Ünite 7: Silahlı Mücadele: Türk İstiklal Harbi
Giriş
Mondros Mütarekesi ile birlikte düşman işgal ve faaliyetlerine karşı yerel olarak başlatılan Kuvayı Milliye hareketi bütün ülkeye yayılmıştı, ancak bu kuvvetlerin düzensiz olması beklenilen sonucun alınmasını sağlayamamıştır.
Mustafa Kemal Paşa ordu müfettişliğinden azledildikten sonra, Kuva-yı Milliye’nin liderliğini üstlenmiş, Heyet-i Temsiliye’nin kurulmasıyla birlikte Anadolu’daki orduyu kendi kontrolü altında tutma çabasına girmiştir. Anadolu’da direniş harekâtı güçlendikçe, bu direnişi kırmak için Padişahın askerliği kaldırdığını belirten propagandaların yapılması Kuva-yı Milliye’ye duyulan ihtiyacı her geçen gün arttırmıştır.
Düzenli Ordunun Teşkili ve Birliklerin Kuruluşu
Kuva-yı Milliye grupları tam bir askeri disipline sahip bir güç olmamakla birlikte düşmana en azından istediği yerleri rahatça işgal edemeyeceğini göstermek suretiyle caydırıcı bir rol oynamıştır. İmkânsızlıklarına ve aleyhlerinde yapılan propagandalara rağmen düzenli ordunun kuruluşuna kadar düşman karşında başarıyla mücadele etmişlerdir. Özellikle TBMM Hükümeti’ne yönelik ayaklanmaların bastırılmasında önemli hizmetler yapmışlardır. Kuva-yı Milliye bu dar anlamı yanında, geniş anlamıyla Millî Mücadele’nin bütününü ifade etmektedir.
Yeni yapılanmaya göre, ikiye ayrılan Batı cephesinin kuzey bölgesi Albay İsmet [İnönü] Bey’in emrine, güney bölgesi de Albay Refet [Bele] Bey’in emrine verilmiştir. Batı cephesinin her iki bölgesi de Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmıştır. 8 Kasım 1920 tarihli bu cephe ve komuta kademesi değişikliğine ek olarak düzenli ordu ve büyük süvari kuvveti teşkiline de karar verilmiştir. Kütahya bölgesindeki Çerkez Ethem ve birliği Kuva-yı Seyyare ile Denizli civarındaki Demirci Efe düzenli orduya katılmak istememişlerdir. Düzenli orduya geçiş kararına Çerkez Ethem ve kardeşlerinin tepkisi bir süre sonra isyana dönüşmüştür. Çerkez Ethem isyanının başlaması ile Yunan ordusu Uşak grubuyla Afyon yönünde, Bursa grubuyla da Eskişehir yönünde ileri harekâta başlamıştır.
Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinin (Genelkurmay Başkanlığı’nın Kurulması) Kuruluşu
TBMM 2 Mayıs 1920 tarihinde çıkardığı bir kanunla bakanlar kurulunu seçti. Bakanlar Kurulu 11 vekilden ibaretti ve vekillerden ikisi Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti ile Millî Müdafaa Vekâleti idi. Bu iki vekâlet askeri işlerden sorumluydu. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti’nin görevi, millî hareketin kuruluş safhasına uygun olarak geliştirilmiş ve millî hükümetin geçirdiği değişikliklere göre genişlemiştir. Bu süreç meclisin açılması ve Başkomutanlık Yasası’nın kabulüyle belirlenen üç döneme ayrılmıştır.
Birinci Dönem (19 Mayıs 1919-27 Aralık 1919)
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışından Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelişine kadar geçen 7,5 aylık zamandır.
İkinci Dönem (27 Aralık 1919-2 Mayıs 1920)
Mustafa Kemal Paşa’nın ve Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya gelmesiyle TBMM’nin açılmasına kadar geçen zamandır.
Üçüncü Dönem (2 Mayıs 1920-9 Eylül 1922)
2 Mayıs 1920’de belli olan bakanlar kurulundaki bakanlıklardan birisi de Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti idi. Yeni teşkil edilen bakanlığın başına daha önce Osmanlı Devleti Genelkurmay Başkanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunan Albay (Miralay) Mustafa İsmet Paşa [İnönü] getirildi.
Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinin Yeniden Yapılanması
15 Aralık 1920’de hemen uygulamasına geçilen bu kuruluşta, zaman zaman bazı gelişmeler olmuş ve 20 Aralık 1921’de verilen bir emirle 2’nci Şube bünyesine bir askeri polis teşkilatı eklenmiştir.
Büyük Taarruza hazırlık döneminde, Genelkurmay Başkanlığı kadrosunda 15 Şubat 1922’de yeniden bazı değişikliğe gidilmiştir. Böylece üzerinde yapılan bazı küçük değişikliklerle son şeklini almış bulunan Genelkurmay Başkanlığı kuruluşunun, Cumhuriyetin ilanından üç yıl sonrasına değin yürürlükte kaldığı görülmektedir
Millî Müdafaa Vekâletinin (Millî Savunma Bakanlığı) Kurulması
2 Mayıs 1920 tarihinde İcra Vekilleri Heyeti’nin teşkilinin hemen ardından Millî Savunma Bakanlığı’na Korgeneral Mustafa Fevzi Paşa [Çakmak] atanmıştır. Millî Savunma Bakanlığı’nın görevleri ise şu şekilde belirlenmiştir: Ordu’nun idare, iaşe, silah, cephane, araç ve gereç ikmali yanında gerekli duyulan her türlü eksikliği gidermek. Millî Savunma Bakanlığı karargâh olarak Ankara Atatürk Lisesi (Ankara Sultanisi-Bugünkü İhtisas Hastanesi yerinde) belirlenmiştir. Millî Savunma Bakanlığı Osmanlı Devleti’ndeki Harbiye Bakanlığı ile Bahriye Bakanlığı’nın yerine geçmiştir. Yani her iki yapıyı kendi bünyesinde toplamıştır.
Düzenli Ordu’nun Teşkili ve Birliklerin Kuruluşu
Genelkurmay Başkanlığı’nca Millî Savunma Bakanlığı’na yapılan 24 Ağustos 1920 tarihli bir öneride, gönüllü birlikler teşkilinden vazgeçilmesi; mevcut gönüllü birliklerin düzenli birlikler gibi kadroya bağlanması; her çeşit gereksinmelerinin bağlı bulundukları komutanlıklarca sağlanması istenmiştir.
Türk İstiklal Harbi’nde Doğu, Güney ve Elcezire Cepheleri’nde Silahlı Mücadele
Türk İstiklal Harbi’nde Doğu ve Güney Cephelerinde önce İngilizlerle sonra da Fransızlarla ve Ermenilerle mücadele edilirken, Elcezire Cephesi’nde ilk andan itibaren İngilizlerle mücadele edilmiştir. Fransızlar işgal bölgelerinde Ermenileri kullanırken İngilizler de özellikle Musul ve çevresinde Kürt aşiretlerini Türkiye’den
uzaklaştırma çabası içinde faaliyetlerde bulunmuş, buradaki aşiretleri yanına çekmeye çalışmıştır.
Doğu Cephesi
Ermenilerin Erzurum önlerine kadar gelmeleri üzerine Ankara Hükümeti Bakanlar Kurulu Doğu Cephesi Komutanlığı’na Ermenilere karşı harekete geçilmesini bildirdi.
Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa taarruz zamanını 28 Eylül 1920 olarak belirlemiştir. Türk ordusu 29 Eylül’de Sarıkamış’ı kurtarmıştır. 28 Ekim’de yeni bir karşı harekâta daha başlayan Türk ordusu bu sefer de 30 Ekim’de Kars’ı Ermeni işgalinden kurtarmıştır. Bu durum dahi İtilaf Devletlerinin desteğinin azalmadan devam ettiğini gördükleri için Ermeniler TBMM’nin sunduğu barış tekliflerini kabul etmek istememişlerdir. Türk ordusu bu durum karşısında 7 Kasım’da başlattığı yeni bir taarruzla Gümrü’ye girmiştir. Böylelikle büyük bir yenilgiye uğrayan Ermeniler Misak-ı Millî sınırları dışına atılmışlardır. Barış tekliflerini kabul etmeyen Ermeniler Türk ordusunun yeni bir harekâtta kararlı olduğunu anladıkların için 17 Kasım’da anlaşmaya razı olmuşlardır. 18 Kasım 1920’de başlayan görüşmeler sonucunda 3 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalanmıştır
Güney Cephesi
İtilaf Devletleri Birinci Dünya Savaşı sırasında aralarında yaptıkları paylaşım anlaşmalarına uyarınca Mondros Mütarekesi’nden sonra işgallere başlamışlardır. Doğu Akdeniz havzasına yerleşmek isteyen Fransa Adana’yı işgale başlamış ve bu bölgedeki Ermenileri silahlandırdıkları Ermenilerle birlikte işgal bölgelerini genişletmişlerdir.
Güney Cephesi’ndeki direnişler, Mondros Mütarekesi’nden sonra gerçekleşen işgallere karşı ilk direnişlerdir. Buradaki direnişleri örgütleyen ve yürüten kuvvetler, merkezi Diyarbakır olan 13’üncü Kolordu’ya bağlı kuvvetlerdi. Birisi Fırat’ın doğusunda Elcezire, diğeri Fırat’ın batısında Adana olmak üzere iki cepheli bir faaliyet alanında görev yapan kuvvetlerin mevcudu, 548 subay, 4.225 er, 36 ağır makineli tüfek, 27 toptu. Fransızlarla yapılan çarpışmalar Maraş, Urfa, Antep ve Adana’da yoğunlaşmıştır.
Maraş Savunması (22 Şubat 1919-12 Şubat 1920)
İngilizler tarafından 22 Şubat 1919’da işgal edilen Maraş, 30 Ekim 1919’da Fransızlara devredilmiştir. 29 Ekim 1919 Çarşamba günü Fransız askeri Maraş’a gelmişlerdir. 30 Ekim Perşembe günü de 1000 Fransız ve 500 Cezayir asıllı asker ile Fransız askeri elbisesi giymiş 400 Ermeni Maraş’ı devralma işlemlerine başlamışlardır. 31 Ekim 1919 günü yerli Ermeniler şehri dolaşmışlar ve önlerine gelen Türklere saldırılarda bulunmuşlardı.
Maraş’ta 29 Kasım 1919’da başlayan direniş harekâtı Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasıyla örgütlü bir hale gelmiştir. Fransız ve Ermenilere karşı 22
gün başarılı bir mücadele sergileyen Türk kuvvetleri şehrin önemli bir bölümüne hâkim olmuşlardır.
Direnişin son günlerinde Fransız birliklerinin şehre gelmesi ve Mercimek Tepeyi ele geçirerek Müslümanların yaşadığı mahalleri yoğun top ateşine tutması ağır kayıpların verilmesine neden olmuştur. Bu ağır kayıplar halk üzerinde derin psikolojik etki yaratmış ve halk şehri terk ederek yakındaki yerleşim yerlerine gitmeye başlamışlardır. Ancak millî kuvvetlerin ısrarlı ve tavizsiz mücadelesi Fransız direnişini kırmıştır. Fransızlar 9 Şubat’ta aldıkları bir kararla 11/12 Şubat gecesi gizlice Maraş’tan çekilmişlerdir. Maraş’ta kazanılan zafer İtilaf Devletlerini endişelendirecek ve bu endişenin neden olduğu telaşla İstanbul’un işgalini kararlaştırmışlardır. Diğer taraftan da Türkleri Ermeni kıyımı yapmakla itham edici propaganda faaliyetlerine de başlamalarına neden olmuştur.
Urfa Savunması (9 Şubat-11 Nisan 1920)
İngilizlerle Fransızlar arasında yapılan anlaşmayla Urfa 1919 yılının sonlarına doğru Fransa’ya devredilmiştir. Bu dönemde Mustafa Kemal Paşa tarafından Urfa Jandarma Komutanlığı görevine atanan Yüzbaşı Ali Saip [Ursavaş], aldığı emir üzerine 15 Ocak 1920’de Urfa’da Kuva-yı Milliye teşkilatını kurmuş ve bu teşkilata bağlı 3.000 kişilik bir kuvvet oluşturmuştur. Namık Bey takma adıyla faaliyet gösteren Yüzbaşı Ali Saip Bey 7 Şubat 1920’de bölgedeki aşiret reislerinin desteğini de aldığı halde, Fransız Komutanlığı’na bir gün içinde şehri boşaltmaları yönünde bir ültimatom vermiştir. Fransızların olumsuz cevabı karşısında Urfa’da silahlı direniş fiilen de başlamıştır. 9 Şubat’ta şehrin yarısı Fransızlardan kurtarılmıştır. Yaklaşık iki ay süren çarpışmalardan sonra Fransızlar 11 Nisan 1920’de Urfa’dan çekilmişlerdir.
Antep Savunması (1 Nisan 1920-8 Şubat 1921)
11 Ağustos’ta Fransızlar Antep’e yine saldırmışlardır. Fransızlar şehrin teslim edilmesi ve tazminat istekleri reddedilince Antep’i yine yoğun top ateşi altına almıştır. Ancak halkın kısıtlı imkânlara rağmen Fransızlara karşı direnişi devam etmiştir. Kuşatılmış ve yardım alma yoları tamamen kapatılmış, açlık ve cephane eksikliğine rağmen mücadele azminden bir şey kaybetmemiş olan ve bu uğurda 6.317 şehit veren Antep, on aylık bir direnişin ardından 9 Şubat 1920’de teslim olmuştur. Ancak yerel direniş hiç ara vermeden devam etmiştir. Fransızlar Ankara Antlaşması’nın ardından 25 Aralık 1921’de şehri boşaltmaya başlamış ve iki yıl süren işgal son bulmuştur.
Adana Savunması (21 Ocak 1920-20 Ekim 1921)
Adana ve çevresinde Kuva-yı Milliye güçleri ile işgalci Fransızlar arasında uzun süre devam eden çarpışmalar 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması mile sona ermiştir. 3 Kasım 1921’de İşgal ve Boşaltma Komisyonu kurulmuş, 1 Aralık 1921’de Adana’nın hükümet meydanındaki Fransız bayrağı indirilmiş yerine Türk bayrağı çekilmiştir. 5 Ocak 1922’de Fransızlar bu bölgelerden tamamen çekilmişleridir.
Elcezire Cephesi-Revandiz Harekâtı-Derbent Muharebesi (31 Ekim 1918-24 Temmuz 1923)
TBMM Hükümeti Bakanlar Kurulu tarafından 24-25 Haziran 1920’de Batı Cephesi Komutanlığı teşkil edilerek, Batı Anadolu’daki bütün kuvvetler tek bir komutaya bağlanmış, bir gün sonrasında, 26 Haziran 1920 tarihli bir kararname ile Fırat nehri ile İran sınırı arasında Elcezire Cephesi Komutanlığı adıyla yeni bir ordu kurulmuş ve bu bölgedeki faaliyetlerin düzenlenmesi bu komutanlığa verilmiştir.
31 Ağustos 1922’de Özdemir Bey birlikleriyle İngilizlere saldırmıştır. İngilizlerin uçaklarına rağmen, Derbent Muharebesini kazanan Özdemir Bey müfrezesi alçak uçuş yapan dört İngiliz uçağını düşürdüğü gibi, İngilizlerden pek çok malzeme ile birlikte altı adet makineli tüfek ve iki top ele geçirmiş; on dört civarında da şehit vermiştir.
İngilizler 1923 yılı başlarında Revandiz Müfrezesi’nin ortadan kaldırılması için güneyden sayıca kıyaslanamayacak kuvvetleriyle taarruza geçmiştir. Lozan’da görüşme masasına elini sağlam tutmak ve görüşmeler bitene kadar petrol bölgelerinde hâkimiyeti sağlamak düşüncesiyle Nisan ayı ortalarına doğru bu sefer daha fazla kuvvetle ve uçak desteğiyle başlatılan taarruz karşısında aşiret kuvvetlerinin yeterince direnememesi ve yeterli lojistik desteğin sağlanamaması üzerine İngilizler karşısında geri çekilmek zorunda kalınmıştır. Özdemir Bey Müfrezesi Nisan ayı sonunda İran’a girerek buraya sığınmak zorunda kalmıştır ve böylece Revandiz Harekati tamamlanmıştır.
Türk İstiklal Harbi’nde Batı Cephesi Muharebeleri
Düzenli ordu birliklerinin kurulmasıyla birlikte özellikle Batı Cephesi’nde işgallerini ilerletmiş olan Yunanlıların ilerleyişinin durdurulması ve ardından ülkeden atılması kararlılığı ortaya konularak buna göre hareket edilmeye başlandı. Düzenli orduya ve TBMM Hükümeti’ne güveni artıracak olan gelişme düzenli ordunun üst üste alacağı başarılı sonuçlar olacaktır.
Birinci İnönü Muharebesi (6-11 Ocak 1921)
6 Ocak 1921’de Yunanlılar Afyonu ve Eskişehir’i ele geçirerek Ankara’ya ulaşmak düşüncesiyle ileri harekâtı başlatmıştır.
Bu dönemde Gümrü Antlaşma ile Doğu sınırlarının güvenliğini henüz sağlamış olan TBMM, birliklerini Batıya doğru kaydırmıştır. Batı Cephesi Komutanı Albay İsmet [İnönü] Bey komutasındaki 6.000 kişilik Türk birliği, 20.000 kişilik Yunan ordusunu Eskişehir’in batısındaki “İn-önü” bölgesinde durdurmuştur. Böylece düzenli Türk ordusu çok büyük bir zafere imza atarken, kısa süre önce ayaklanma başlatmış olan Ethem ve Kuva-yı Seyyare de etkisiz hale getirilmiştir.
Birinci İnönü Muharebesi dar alanda küçük çaplı bir muharebe olmasına rağmen ulusal ve uluslararası önemli sonuçları olmuştur.
Birinci İnönü Muharebesi ile İkinci İnönü Muharebesi arasında geçen süre zarfında 20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edilmiş, 21 Şubat-10 Mart 1921 tarihleri arasında Londra Konferansı toplanmış, 1 Mart 1921’de Türkiye-Afganistan Dostluk Antlaşması imzalanmış, 12 Mart 1921’de TBMM’de İstiklal Marşı Kabul edilmiş, 16 Mart 1921’de de Moskova Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.
İkinci İnönü Muharebesi (23 Mart-1 Nisan 1921)
İkinci İnönü Muharebesi’nin zaferle sonuçlanması TBMM Hükümeti için önemli kazanımlar doğurmuştur. Zoraki olarak İngiltere ve ortaklarının yanında bulunan İtalya tavır değişikliği ile Antalya bölgesindeki birliklerini çekmiştir. Fransızlar ise TBMM Hükümeti ile ilişki kurma zemini aramaya başlamıştır. Milletin hükümete ve orduya güveni daha da artmıştır. İngilizlerin Yunanlılara olan güveninde sarsılma başlamıştır. Türkiye’ye karşı mütereddit olan Sovyet Rusya vadettiği yardımları göndermeye başlamıştır. Batı basınında Türk ordusunu öven yazılar çıkmaya başlamıştır.
Aslıhanlar Muharebesi (8-12 Nisan 1921)
İnönü Muharebesi’nden alınan sonuç üzerine, Yunan ordusunun Uşak grubu, derhal geri çekilmeye başlamışlardır.
Aslıhanlar’daki Yunan alayı, Refet Paşa’nın taarruzunu durdurmuş ve çok zaman kazanmıştır. Bu süre içinde geriden gelen birliklerle iki tümene kadar takviye edilmiştir.
Refet Paşa’nın komutası altına verilen kuvvetler, taarruzlarında başarı kazanamadılar, aksine çok fazla can kaybı olmuştur. Düşman, Dumlupınar mevzilerine hâkim olarak yerleşmiş ve orada kalmıştır. Refet Paşa kuvvetleri de Dumlupınar’ın on kilometre kuzeydoğusunda olmak üzere, Aydemir, Çalköy, Selkisaray hattına çekilip durmuştur. Aslıhanlar Muharebesi olarak bilinen bu çarpışmalar bu şekilde sona ermiştir.
Dumlupınar Muharebesi (13-15 Nisan 1921)
Güney Cephesi Komutanı Refet Paşa, Aslıhanlar’dan çekilen Yunan kuvvetlerini, bölgenin en hâkim noktası olan Arpagediği ve Toklusivrisi yararlanılarak Dumlupınar mevzilerinden attıktan sonra, takip harekâtına iki piyade tümeni ve bütün süvari tümenleri ile devam etmek kararındaydı. Asıl piyade kuvvetleri harekât sırasında Dumlupınar’dan ileri geçmeyecektir. Ancak bu plan gerçekleştirilememiştir.
Cephedeki durum sakinleşmeye başladıktan sonra, Refet Paşa’nın komuta ettiği orduda, kendisine karşı güvenin kalmadığı anlaşılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa bizzat yanına Fevzi ve İsmet Paşaları da alarak Refet Paşa’nın yanına gitmiştir. Durum yakından incelendikten sonra bir çözüme varılmıştır. Şöyle ki, Refet Paşa’nın komutası altında bulunan Güney Cephesi, Haziran 1921’de Batı Cephesi’ne bağlanarak İsmet Paşa’nın
komutasına verilmiştir. Refet Paşa’ya da başka bir görev verilmek üzere Ankara’ya dönmesi söylenmiştir
Kütahya Eskişehir Muharebeleri (10-24 Temmuz 1921)
Yunanlılar 10 Temmuz 1921’de genel bir taarruz başlatmıştır. Taarruz Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın tahmin ettiği istikamette gelişmiştir. Eskişehir, Kütahya ve Afyon gibi büyük yerleşim yerleri ciddi bir tehlike ile karşı kalmıştır. Önce 13 Temmuz’da Afyon Yunanlıların eline geçmiştir. Bu sırada 4. Tümen Komutanı Albay Mehmet Nazım Bey de şehit olmuştur. Yunanlıların önlerindeki hedef bu sefer Kütahya idi ve burası da 17 Temmuz’da düşmüştür. Türk ordusu Kütahya elden çıkınca Eskişehir’i boşaltmak zorunda kalmıştır. Eskişehir de 19 Temmuz’da Yunanların işgaline uğramıştır.
Mustafa Kemal Paşa Türk ordunun daha fazla kayıp vermemesi için 24 Temmuz’da Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilme emri vermiştir. Bu geri çekilme Türk İstiklal Harbinin en bunalımlı en sıkıntılı günlerin yaşanmasına neden olmuştur. Türk ordusu 25 Temmuz’dan itibaren bu yeni savunma hattında gerekli tertibatı almaya başlamıştır.
Başkomutanlık Kanunu (5 Ağustos 1921)
TBMM’nin 4 Ağustos 1921’deki oturumunda bazı milletvekillerin “Mustafa Kemal ordunun başına geçmelidir” sözleri üzerine Mustafa Kemal Paşa koşulların oluştuğunu düşünmüş ve kürsüye çıkarak kendisine duyulan güven için teşekkür etmiş ve bir de önerge sunmuştur. Söz konusu önergede Mustafa Kemal Paşa “ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami azami hızla sağlamlaştırmak, tamamlamak ve çoğaltmak için, TBMM yetkilerini fiilen kullanmak koşuluyla” ifadelerini kullanarak Başkomutanlığı üzerine almayı önermiştir.
Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milleti için bir ölüm kalım mücadelesi olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa TBMM’den aldığı yetkiyle derhal Başkomutanlık karargâhını kurmuştur. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönetiminde, Türk milletinin kanıyla yazılan ve dünya harp tarihine “en uzun meydan muharebesi”, Türk İstiklal Harbi tarihine de “subay muharebesi” şeklinde geçen Sakarya Meydan Muharebesi kesintisiz 22 gün 22 gece devam etmiş ve 13 Eylül 1921’de Yunanların Sakarya Nehri’nin batısına atılmasıyla sona ermiştir. Bundan sonra takip harekâtı başlamıştır.
Sakarya Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanmasının askerî ve siyasi sonuçları bakımından Türk tarafına çok önemli katkıları olmuştur.
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922)
Büyük Taarruz’un yapıldığı bölgeyi Afyonkarahisar ve Kütahya bölgeleri oluşturmaktadır. Yunan kuvvetleri 26 Ağustos günü beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik
bir yerden Türklerin taarruza kalkması karşısında, çözülerek geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Cephede sıkıştırılan Yunan ordusu ile Türk ordusu arasında büyük bir meydan muharebesi başlamıştır. Muharebe sonucunda Yunan birlikleri parçalanarak stratejik bir direnişten uzak hâle getirilmiş ve sonuçta bir gün içinde Yunan ordusunun en önemli bölümü imha edilmiştir. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu muharebeyi Nutuk’ta “Başkomutan Muharebesi” olarak adlandırmıştır. Büyük Taarruz Zaferi’ni taçlandıran Başkomutan Muharebesi, Türk İstiklal Harbi’nin son safhasını oluşturmuştu.
Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinde tarafların kayıpları Kitabın 227. sayfasındaki Tablo 7.11'de verilmiştir.
Türk ordusunun kazandığı zaferi destekleyen Fransız kamuoyunun baskısı, Rusya ve İtalya’nın politik yardımları ile mütareke için görüşme kararına varılmıştır. 11 Ekim 1922’de Yunanistan ve İtilaf Devletleri ile TBMM Hükümeti arasında Mudanya Mütarekesi imzalanmış, böylece Türk ve Yunan orduları arasında ateşkes yapılmıştır.
Türk İstiklal Harbi Zayiat Durumu
Türk milleti tarih boyunca savaşlarda şehit veya gazi olmayı bir şeref olarak telakki etmiştir. Daha önceki dönemlerde askerlik ve asker alma sistemi farklı olduğu için şehit ve gazilerın kayıtlarının tutulması mümkün olmamıştır. 1911 ve 1913’te Ordu teşkilatında yapılan değişiklikler ve modern anlamdaki asker alma ve askerlik şubesi işlemlerinin kayıt altına alınmasıyla şehit kayıtları sağlıklı olarak tutulmuştur. İstiklal Harbi şehit sayıları ve listeleri de birliklerin künye defteri, hastane protokol defterleri ve zayiat cetvelleri, askerlik şubesi defterlerine uygun olarak belirlenmiştir.
Kitabın 228. sayfasındaki Tablo 7.12'de “Türk İstiklal Harbi’nde Türklerin Şehit ve Vefat Durumu” 228. sayfasındaki Tablo 7.12'de ise “Türk İstiklal Harbi’nde Cephelere Göre Türk Ordusunun Zayiat Surumu” verilmiştir.