AÖF Soru Bankası

Milli Mücadele TarihiÜnite 6 Özeti

Millî Mücadele’nin Diplomasi Yönü

TAR418U-MİLLÎ MÜCADELE TARİHİ

Ünite 6: Millî Mücadele’nin Diplomasi Yönü

Giriş

Anadolu’nun İtilaf Devletleri tarafından işgaline başlanması ile Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde ortaya çıkan Millî Mücadele hareketinin en önemli hedefi, ülkeyi işgalden kurtararak millî bir Türk devleti kurmak ve bu devletin içte ve dışta bağımsızlığının tanınması olmuştur. Bunu gerçekleştirebilmek için de Mustafa Kemal Paşa’nın ilk amacı siyasi ve askerî teşkilatlanmasını sağlamak şeklinde gerçekleşmiştir. Erzurum ve Sivas kongreleri Millî Mücadele hareketinin dış politikasının belirlenmesinde önemli aşamalardır. Millî Mücadele döneminde uygulanılan Türk dış politikasının şekillenmesinde önemli bir yere sahip olan ve 28 Ocak 1920’de Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misak-ı Millî kararlarının temelleri bu kongrelerde atılmıştır. Bu doğrultuda Doğu Cephesi’nde Ermenilere karşı kazanılan zaferden sonra Ermenistan ile imzalanan Gümrü Antlaşması, Ankara Hükümeti’nin uluslararası alandaki ilk siyasi başarısı olmuştur.

Heyet-i Temsiliye’nin Diplomasi Faaliyetleri

19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele hareketini teşkilatlanmasını sağlamak için önce Havza Genelgesi, ardından Amasya Genelgesi’ni

yayınlamıştır. Toplanan Erzurum ve Sivas kongrelerinde Millî Mücadele hareketinin dış politikasının temel ilkeleri belirlenmiştir. Amasya Genelgesi ile kurulması gündeme getirilen Heyet-i Temsiliye ilk kez Erzurum Kongresi’nde oluşturulmuş ve başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa getirilmiştir. Daha sonra toplanan Sivas Kongresi’nde ise Heyet-i Temsiliye bütün ülkeyi temsil eder hâle gelmiştir. Sivas Kongresi’nden sonra Millî Mücadele hareketinin Osmanlı Hükümeti ve diğer devletlerle ilişkileri Heyet-i Temsiliye tarafından yürütülmüştür.

Batı Dünyası ile İlişkiler

Anadolu’yu işgal eden devletlerin Batılı devletler olması nedeniyle bu devletlerle ilişkiler Millî Mücadele döneminde ayrı bir yere sahiptir. ABD, Birinci Dünya Savaşı’ndan en az yıpranarak çıktığı için savaş sonrasında dünyanın şekillenmesinde çok etkili olmuştur. Aynı dönemde Batılı devletlerin kendi aralarındaki ilişkilerin seyri de Millî Mücadele hareketinin dış politikasının belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

ABD ile İlişkiler

Birinci Dünya Savaşı sırasında yapılan gizli anlaşmalarla paylaşılan Osmanlı Devleti’nin toprakları savaştan sonra işgal edilmeye başlanmıştır. ABD ise Osmanlı Devleti’nin son döneminde büyük ekonomik ayrıcalıklar elde etmesinin yanı sıra Anadolu’da birçok okul açmış, misyoner merkezleri gibi faaliyet gösteren bu okullar sayesinde ülkede çok güçlü bir iletişim ağı oluşturmuştur. Millî Mücadele hareketi, Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla başlamıştır. Bu dönemde bir taraftan Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan işgallere karşı ortaya çıkan yerel direniş birlikleri

birleştirilirken, diğer taraftan diplomasi faaliyetlerine de önem verilmiştir. Bu kapsamda Millî Mücadele hareketinin uluslararası alanda tanıtılması ve İngiltere karşısında diplomatik güç elde etmek için ABD ile diplomatik ilişki kurulmasına da çalışılmıştır. Millî Mücadele döneminde ABD ile ilk temas Sivas Kongresi döneminde gerçekleşmiştir. Bu görüşmenin yapılmasında hem ABD’nin Millî Mücadele hareketini yakından tanımak istemesi hem de Amerikan mandası sorununun etkisi olmuştur. Amerikan mandası sorununu kendiliğinden ortadan kaldırmıştır. Mustafa Kemal Paşa da Millî Mücadele’nin amacı, millî birliğin nasıl kurulacağı, Türklerin gayrimüslim unsurlara karşı duyguları, bazı yabancıların Millî Mücadele hareketine karşı giriştiği propaganda, Türklere yapılan zulümler üzerine kurulan müdafaa-i hukuk cemiyetleri ve bunların Sivas Kongresi’nde nasıl birleştikleri üzerinde durmuştur.

İngiltere ile İlişkiler

Osmanlı Devleti hem çeşitli yeraltı zenginliklerine sahip olması hem de en önemli sömürge merkezi durumundaki Hindistan yolu üzerinde bulunması nedeniyle İngiltere’nin kendi çıkarları gereği dikkatle takip ettiği bir ülke durumunda olmuştur. Nitekim İngiltere, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra da Anadolu topraklarındaki çıkarlarını sürdürebilecek politikalar takip etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı topraklarının işgali büyük oranda İngiltere tarafından yönetilmiştir.

İngiltere ile İlişkiler Osmanlı Devleti hem çeşitli yeraltı zenginliklerine sahip olması hem de en önemli sömürge merkezi durumundaki Hindistan yolu üzerinde bulunması nedeniyle İngiltere’nin kendi çıkarları gereği dikkatle takip ettiği bir ülke durumunda olmuştur. Nitekim İngiltere, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra da Anadolu topraklarındaki çıkarlarını sürdürebilecek politikalar takip etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı topraklarının işgali büyük oranda İngiltere tarafından yönetilmiştir. Millî Mücadele döneminde Fransa ve İtalya, İngiltere’nin gölgesinde kalırken Yunanistan ise onun kararlarından dışarı çıkmamıştır. Diğer taraftan İngiltere bu ülkelerin yanı sıra içerideki Ermeni, Rum ve Kürtleri de denetimi altına almaya çalışarak ülkenin toprak bütünlüğüne karşı bu grupları desteklemiştir. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İngiltere, bu anlaşmanın 7. maddesini gerekçe göstererek 3 Kasım 1918’de Musul’u işgal etmiştir. Bu Mondros Mütarekesi’ne aykırı olarak gerçekleşen ilk işgal olmuştur. Daha sonra İngiltere 9 Kasım 1918’de İskenderun’a asker çıkarmış ardından da Adana, Kilis, Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal etmiştir. İngiltere 15 Eylül 1919’da Fransa ile imzaladığı Suriye Antlaşması ile bu gölgeleri Fransa’ya bırakmıştır. 13 Kasım 1918’de de İstanbul, içlerinde İngiltere’nin de bulunduğu İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiştir. Millî Mücadele döneminde İngiltere ile doğrudan bir savaştan ziyade dolaylı bir savaş yaşanmıştır.


Fransa ile İlişkiler

Fransız kamuoyunda Yakın ve Ortadoğu’da ülkelerinin konumlarını kaybetmekten çekindikleri için İngiltere’ye karşı büyük bir tepki meydana gelmiştir. Bu nedenle Fransa, Millî Mücadele hareketinin başlangıcından itibaren bu hareket ile anlaşmaya çalışmıştır. Fransa, Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin İngiltere’nin koruyuculuğu altında olmasından dolayı bu ülkeye karşı Millî Mücadele hareketini dayanak olarak görmüştür. Diğer taraftan, Anadolu’nun parçalanmasını kendi çıkarlarına uygun olmadığını düşündüğü için Anadolu’da Türk egemenliğinin devam etmesi yönünde bir politika takip etmiştir.

İtalya ile İlişkiler

Birinci Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri İtalya’yı kendi taraflarına çekebilmek içim 1915’te Londra’da gizli bir anlaşma imzalayarak bu ülkeye Anadolu’dan pay vermişlerdir. İngiltere ve Fransa’nın Sykes-Picot Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu’daki topraklarını paylaşmalarına tepki gösteren İtalya’yı yatıştırmak için bir toplantı daha yapmışlar ve 1917’de Saint Jean De Maurienne Antlaşması’nı imzalayarak İzmir ve çevresini de bu ülkeye bırakmışlardır. İtalya, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde yürütülen Millî Mücadele hareketini bağımsızlıkları için mücadele eden bir milletin savaşı olarak görerek sempatiyle takip etmiştir. Bununla birlikte İtalya, bir yönüyle kendisine de karşı olan bu savaşın sonucunun beklentileriyle de yakından ilgili olduğunu bildiği için endişeli bir bekleyiş içerisine girmiştir. İtalya; İstanbul, Boğazlar ve Trakya’nın Osmanlı Devleti’nin egemenliğine bırakılması gerektiğini; fakat Osmanlı Devleti’nin ıslahat yapmasını savunmuştur.

Yunanistan ile İlişkiler

İtilaf Devletleri arasındaki barış görüşmelerinde ve Millî Mücadele hareketinin teşkilatlanmasında en önemli rolü Yunanistan oynamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’ni imzalaması, Yunanistan ve Osmanlı Devleti içinde yaşayan Rumlar arasında büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanistan tarafından işgaline karar verilmiştir. Yunan askerleri Türklerden büyük tepki görmüştür. Bölgesel düzeyde olan direniş örgütlerini (Kuvayı Milliye) ulusal düzeye ulaştırmak için harekete geçilmiş ve bu hareketin liderliğini de 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa üstlenmiştir.

Doğu Dünyası ile İlişkiler

Millî Mücadele döneminde Anadolu’yu işgal eden devletlerin Batılı devletler olması ve aynı zamanda bu devletlerin Bolşeviklerle de ilişkilerinin kötü olması sebebiyle Millî Mücadele hareketi ile Bolşevikler arasında bir yakınlığın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum, Millî Mücadele hareketinin Batılı devletler karşısında konumunun güçlenmesini sağlamıştır.

Bolşeviklerle İlişkiler

1917’de yönetimi Bolşeviklerin ele geçirdiği Sovyet Rusya da, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğinde batılı

emperyalist devletlere karşı başlayan direniş hareketini yakından takip etmiştir. Türkleri İngiltere’ye karşı doğal müttefik olarak gören Bolşevikler, 3 Aralık 1917’de Sovyet Halk Komiserleri Meclisi aracılığıyla Doğulu devletlerin Müslüman halkına karşı bir bildiri yayınlayarak Çarlık Rusya döneminde imzalanan Osmanlı Devleti ve İran’ın parçalanmasını öngören gizli anlaşmaların feshedildiğini bildirmiştir. Bolşevikler Millî Mücadele hareketini başından itibaren takip ederek İstanbul’da İttihatçılar, Anadolu’da ise Kuva-yı Milliyecilerle bağlantıya geçmeye çalışmışlardır. Kafkas Bolşevik orduları başkomutanı İstanbul’da Millî Mücadele’ye taraftar kimselerle görüşmeler yaparak Türklerin haklarını tanıyıp destekleyeceklerini ve hızla yardıma başlayacaklarını ifade etmiştir.

Azerbaycan ve Gürcistan ile İlişkiler

Bu dönem içerisinde Azerbaycan hem Osmanlı Hükümeti hem de Millî Mücadele hareketi ile ilişkilerini sürdürmüştür. Diğer taraftan Azerbaycan, dolaylı yollardan da olsa Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Millî Mücadele hareketi ile de ilişkiler kurmuştur. Gürcistan, Bolşevik Devrimi’nden sonra Rus ordularının Kafkasya’yı boşaltmasından sonra 26 Mayıs 1918’de bağımsızlığını kazanmıştır. Millî Mücadele hareketinin başlarında Gürcistan ile ilişki kurarak bir anlaşmaya varmak için yoğun çaba gösterilmiş, bu doğrultuda hem İstanbul’da hem de iki ülke arasındaki sınırda görüşmeler yapılmıştır. Ancak bu görüşmelerde Gürcistan Hükümeti’nin hem Millî Mücadele hareketi hakkında birtakım tereddütlerinin olması hem de Rusların bu ülkeyi kısa sürede ele geçirmek istemesi nedeniyle bir anlaşma sağlanamamıştır.

İslam Dünyası ile İlişkiler

Heyet-i Temsiliye döneminin Arap politikası; Türkiye’nin Güneydoğu sınırında Arap ülkelerindeki yerli halkla iş birliği sağlayıp Fransızlar ve İngilizleri iki cephede savaşmaya zorlayarak elverişli koşullarda anlaşma imzalamaya zorlamak olmuştur.

İstanbul’un İşgali ile İlgili Diplomatik Girişimler

İstanbul’un işgali haberini 16 Mart sabahı Manastırlı Hamdi [Martonaltı] Bey’den öğrenen Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletleri’ne, ABD siyasi temsilcileri ile tarafsız devletler dışişleri bakanlıklarına bir protesto telgrafı göndermiştir. Mustafa Kemal Paşa telgrafında, İstanbul’un işgali ile Osmanlı Devleti’nin siyasi egemenliğine ve özgürlüğüne son darbenin indirildiğini, özgürlük, yurt ve ulus duygusu gibi insan topluluklarının temeli olan bütün ilkeleri ortaya koyan insanlığın genel vicdanına indirilmiş demek olduğunu belirtmiştir. Ayrıca milletlerin onurlarıyla da bağdaşmayan bu davranış karşısında karar vermeyi bilim, kültür ve uygarlık dünyasının vicdanına bırakmış ve bu olaydan doğacak tarihsel sorumluluğa dünyanın dikkatini çekmiştir. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa, Türk milletine yayınladığı bildiride de İstanbul’un zorla işgal edilerek Osmanlı Devleti’nin egemenliğine son verildiğini, bu nedenle de Türk milletinin yaşama ve bağımsızlık hakkını korumaya çağırmıştır.


TBMM’nin Açılmasından II. İnönü Muharebesine Kadarki Dönemde Diplomasi Faaliyetleri

Erzurum Kongresi’nden TBMM’nin açılışına kadar Millî Mücadele hareketinin diplomatik faaliyetlerini Heyet-i Temsiliye yürütmüştür. TBMM’nin açılması, doğuda Ermenilere karşı kazanılan başarı ve ardından düzenli ordunun kurulmasından sonra Yunanlılara karşı elde edilen zaferler Millî Mücadele hareketinin uluslararası alanda da etkinliğini artırmıştır.

Batı Dünyası ile İlişkiler

TBMM’nin açılmasıyla her alanda olduğu gibi dış politika alanında da önemli kazanımlar elde edilmiştir. Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra toplanan Londra Konferansı, İtilaf Devletleri’nin Ankara Hükümeti’ni muhatap almalarına ve Sevr Antlaşması’nda değişiklik yapabileceklerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aynı zamanda Ankara Hükümeti’nin TBMM’nin açılışından kısa bir süre sonra Sovyet Rusya ile ilişki kurması İtilaf Devletleri karşısında Ankara Hükümeti’ni daha güçlü konuma getirmiştir.

Fransa ile İlişkiler

Mondros Mütarekesi’nden sonra Adana, Kilis, Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal eden Fransa bölgede büyük bir Türk direnişi ile karşılaşmıştır. Fransa, bölgedeki Ermenileri Türklere karşı desteklemiş, Ermeniler de Türklerden intikam almak için faaliyete geçmişlerdir. Bu bölgedeki Türk direnişinin Fransızlara çok ağır kayıplar verdirmesi bu ülkenin 12 Şubat 1920’de Maraş ve 11 Nisan 1920’de Urfa’dan çekilmesine neden olmuştur. Fransa, Türkiye konusunda 1921’den itibaren bir yandan iyi niyetli bir politika takip ederken diğer yandan endişe de duymuştur. Bu dönemde Aristide Briand Hükümeti, İskenderun Körfezi’ne büyük önem verdiğinden buraya sahip olmanın şart olduğunu belirtmiştir. Böylece Fransa İskenderun dışındaki Türk topraklarından çekilebileceğinin işaretini de vermiştir.

Sevr Antlaşması

Sevr Antlaşması genel olarak Birinci Dünya Savaşı’nın sonucu olsa da aslında Mondros Mütarekesi sonrası ortaya çıkan sürecin bir parçasıdır. Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’ne siyasi, askeri ve ekonomik açıdan ciddi sınırlamalar getirerek ülke işgale açık duruma düşürülmüştür. Diğer taraftan Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından birkaç gün sonra 7. maddeye dayandırılarak başlayan işgallerin devam ettiği günlerde toplanan Paris Barış Konferansı da Sevr Antlaşması’na giden yolda önemli bir adım olmuştur.

Sevr Antlaşması’nın İmzalanması ve Maddeleri

İtilaf Devletleri San Remo Konferansı’nda alınan kararları bildirmek için Osmanlı Devleti temsilcilerini Paris’e davet etmişlerdir. Barış koşulları Meclis-i Ayan Başkanı Ahmet Tevfik [OKDAY] Paşa başkanlığında Paris’e giden

Osmanlı Heyeti’ne 11 Mayıs 1920’de sunulmuş ve bir ay içerisinde yazılı cevap verilmesi istenmiştir.

Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti adına 10 Ağustos 1920’de Maarif Nazırı Bağdatlı Mehmet Hâdi Paşa, Şûrayı Devlet (Danıştay) Başkanı Rıza Tevfik [BÖLÜKBAŞI] ve Bern Sefiri Reşat Halis beyler tarafından imzalanmıştır. Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Romanya, Polonya, Sırp-Hırvat-Slovenya, Çekoslovakya arasında imzalanmıştır. 433 maddeden oluşan antlaşma ile Osmanlı Devleti’nden geriye, İtilaf Devletlerinin denetiminde olmak şartıyla başkent İstanbul ve çevresi ile küçültülmüş bir Anadolu toprakları kalmıştır.

Sevr Antlaşması’na Tepkiler

Sevr Antlaşması’nın Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından imzalanması TBMM’de büyük tepkiyle karşılanmıştır. Aynı oturumda milletvekilleri antlaşmaya tepkilerini dile getirmiştir.

Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Sevr Antlaşması’nın geçersiz olduğu da tescillenmiştir.

Londra Konferansı’nın Toplanması

Batı’da da Yunanlıların Türk ordusu karşısında I. İnönü Savaşı’nı kaybetmesi ve Millî Mücadele hareketinin gün geçtikçe güçlenmesi İtilaf Devletlerinin Anadolu’daki planlarını yeniden gözden geçirmelerine neden olmuştur. Bu amaçla İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri 20 Ocak 1921’de Paris’te bir araya gelerek “Şark Meselesi”ni çözmek için Türk ve Yunan hükümetlerinin katılacağı bir konferans düzenlenmesini ve bu konferansa Ankara Hükümeti’ninde davet edilmesini kararlaştırmışlardır.

Bekir Sami Bey’in Londra’daki Girişimleri

Diğer taraftan Londra Konferansı’nın bir sonuç vermeden dağılması üzerine Türk Heyeti Başkanı Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, kendisine verilen yetkilerin dışına çıkarak İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri ile ayrı ayrı anlaşmalar imzalamıştır.

Konferans, herhangi somut bir sonuç vermeden dağılmış olsa da tarafların görüşlerini ortaya koyması ve Ankara Hükümeti’nin siyasal bir varlık olarak tanınmasını sağlamıştır.

Doğu Dünyası ile İlişkiler

TBMM’nin açılışından çok kısa bir süre sonrasında Ankara Hükümeti ile Sovyet Rusya arasında diplomatik ilişki kurulması amacıyla Moskova’ya 181Millî Mücadele Tarihi heyetler gönderilmiştir. İki ülke arasındaki görüşmeler devam ederken Birinci İnönü Savaşı’nın Ankara Hükümeti tarafından kazanılması üzerine taraflar arasında Moskova Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Sovyet Rusya Misak-ı Millî’yi tanımış ve Ankara Hükümeti’ni desteklemeye başlamıştır.


Sovyet Rusya ile İlişkiler ve Moskova Antlaşması 16 Mart 1921

Mustafa Kemal Paşa, TBMM’nin açılışından üç gün sonra 26 Nisan 1920’de Sovyet Rusya Lideri Lenin’e bir mektup göndererek iki ülke arasında ilişkiler kurulmasını, askeri ve siyasi bir ittifak yapılmasını, Batı emperyalizmine karşı birlikte mücadele edilmesini istemiş ve Ankara Hükümeti’nin Misak-ı Milliye dayanan politikası hakkında bilgi vermiştir.

Moskova Antlaşması Ankara Hükümeti’nin Batı devletlere karşı durumunu güçlendirmiştir. Bu antlaşmayla Sovyet Rusya Sevr Antlaşması’nın geçersiz olduğunu kabul etmiş ve Misak-ı Millî sınırları içinde Türkiye’yi tanımıştır.

Ermeniler ile İlişkiler ve Gümrü Antlaşması 2/3 Aralık 1920

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile Elviye-i Selase olarak da bilinen Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakılmıştır. Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nden sonra iktidara gelen Sovyet yönetimi Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri ile 3 Mart 1918’de Brest-Litovsk Antlaşması’nı imzalayarak bu bölgelerden çekilmiştir.

Afganistan ile İlişkiler ve Türkiye Afganistan Dostluk Antlaşması 1 Mart 1921

1921 yılına gelindiğinde Ankara Hükümeti Yusuf Kemal Bey ve Doktor Rıza Nur Bey’i bir anlaşma imzalamak için Moskova’ya göndermiştir. 19 Şubat 1921’de Moskova’ya varan bu heyete Afganistan ile de bir anlaşma imzalama yetkisi verilmiştir. Türk Heyeti Ruslarla görüşmelerine devam ederken aynı zamanda Afgan Heyeti ile de görüşmelerini sürdürmüştür.

Azerbaycan ile İlişkiler

Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulması hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın çıkarlarına uygun her alanda ilişkilerin kurulması için şartların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için Ağustos 1920’de Memduh Şevket [Esendal] Bey, Ankara Hükümeti’nin ilk yurtdışı temsilcisi olarak Azerbaycan’a görevlendirilmiştir.

İslam Dünyası ile İlişkiler

İslam dünyasında Türklere karşı olan saygınlığı iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, İslam ülkelerinin maddi ve manevi desteğini alabilmek için gerekli önlemleri almış, Türkiye’nin sınırlarına yakın ülkelerden başlayarak, doğuda Kafkasya, İran, Afganistan ve Hindistan; batıda Arnavutluk; güneyde Suriye, Filistin, Mısır ve Arabistan; güney batıda Cezayir ve Fas’a kadar tüm İslam ülkelerine Türkiye’nin hedefini anlatmaya çalışmıştır.

II. İnönü Muharebesi’nden Mudanya Mütarekesi’ne Diplomasi Faaliyetleri (1921-1922)

I. İnönü Savaşı’ndan Mudanya Mütarekesi’ne kadar olan dönemde Ankara Hükümeti uluslararası alanda önemli

başarılar elde etmiştir. II. İnönü Savaşı’ndan sonra İtalyanların işgal ettiği yerlerden askerlerini çekmeye başlaması ve Sakarya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın Ankara Hükümeti’ni resmen tanıması İtilaf Devletleri arasındaki görüş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Büyük Taarruz ile Anadolu’nun tamamı işgalden kurtarılmış ve ardından imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Millî Mücadele hareketinin başarısı İtilaf Devletleri tarafından da kabul edilmiştir.

• Londra Konferansı’ndan Sonra İzlenen Diplomasi • Sakarya Savaşı’ndan Sonra İzlenen Diplomasi • Sovyetler Birliği ile İlişkiler ve Kars Antlaşması 13 Ekim 1921 • Azerbaycan ve Buhara ile İlişkiler • Fransa ile İlişkiler ve Ankara Antlaşması-20 Ekim 1921 • İngiltere ile İlişkiler • Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922).

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında