AÖF Soru Bankası

Milli Mücadele TarihiÜnite 5 Özeti

Millî Mücadele’ye Karşı Oluşumlar, Hareketler, İsyanlar ve Alınan Tedbirler

TAR418U-MİLLÎ MÜCADELE TARİHİ

Ünite 5: Millî Mücadele’ye Karşı Oluşumlar, Hareketler, İsyanlar ve Alınan Tedbirler

Giriş

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918), savaşa son vermek yerine bilâkis yeni bir savaşın fitilini ateşlemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918), savaşa son vermek yerine bilâkis yeni bir savaşın fitilini ateşlemiştir. Nitekim bu antlaşmadan kısa bir süre sonra (13 Kasım 1918) İtilâf Devletleri İstanbul’a asker çıkarmak suretiyle gerçek niyetlerini göstermişlerdir. Anadolu’nun Güney ve Doğu vilayetleri de aynı tehlike içinde idi. Mütareke sonrası İstanbul hükümetleri ise gelişmelere sessiz kalmış, meselelerin daha çok diplomatik yollarla çözülebileceğini ummuştur. Ancak 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali bu sessizliği bozmuş, Türk Milletini ayağa kaldırmıştır. Türk Milleti Kuva-yı Milliye denilen silahlı birliklerle vatanını savunmaya geçmiştir. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, halkı bir yandan işgaller karşısında sessiz kalmamaları yönünde uyarırken diğer taraftan da Kuva-yı Milliye oluşumunu desteklemekteydiler.

Bu mücadelede Mustafa Kemal Paşa yalnız değildi elbette. Kendi yerine vekâleten atanan Kâzım Karabekir Paşa başta olmak üzere Rauf Bey (Orbay), Refet Bey (Bele), Ali Fuad Paşa (Cebesoy) ve diğer silah arkadaşları ilk günden itibaren en yakın destekçisi olmuşlardır. Keza Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti de Mustafa Kemal Paşa’ya açıkça destek vermiş, kongre sonunda ona Heyet-i Temsiliye başkanlığını vermek suretiyle yanında olduklarını göstermişlerdir.

Millî Mücadele’yi Engellemeye Yönelik Girişimler

İstanbul hükümetinin millî hareketi yürütenlere karşı baskısı ve görevine son verdikleri o günlerde sadece Mustafa Kemal Paşa ile sınırlı değildi. İngilizlerin Samsun’u işgal etmesine tepki gösteren ve iç kısımlara asker sevk etmelerine izin vermeyeceğini açıklayan 3. Kolordu Kumandanı Refet Bey de 13 Temmuz 1919 tarihinde görevinden alınmıştır. İtilâf Devletleri’nin ve hükümetin desteğiyle çıkartılan birtakım ayaklanmalarla da millî hareket büyümeden boğmak istenmiştir.

Anadolu’daki Memurlara Yönelik Uyarılar

Mustafa Kemal Paşa’nın görevine son verilmesinden sonra hükümet, kamuoyunun Millî Mücadele’ye yönelik desteğinin önüne geçmek ve şehirlerdeki Müdafaa-i Hukuk yapılanmasını ortadan kaldırmak için Anadolu’daki diğer komutan, vali, belediye başkanı gibi mahallî idareciler üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Hükümet, Erzurum Kongresi’nin toplanma hazırlığının yapıldığı 1919 yılı Temmuz ayı başlarında millî faaliyetleri durdurmak için çabasını daha da yoğunlaştırmıştır. Hükümet uyarı ve baskıya rağmen Erzurum Kongresi’nin toplanmasını engelleyemeyince daha sert önlemler almaya yönelmiştir. Hükümet Erzurum Kongresi’nin toplanması konusunda başarısız olunca, aynı baskıyı Sivas Kongresi’nin

toplanmaması için yapmıştır. Hükümet Sivas Kongresi’nden sonra da baskılarını sürmüştür. Bu sefer de kongrede alınan kararların etkisinin diğer şehirlere sıçramasından korktuğu için vali ve mutasarrıflar uyarılmıştır.

Hükümetin politikalarını ısrarla destekleyen Konya Valisi Cemal Bey’e Dahiliye Nazırının gönderdiği telgrafta; muhterem Konya ve civar halkının hilafete bağlılığının bilindiğini, mukaddes vatanı felakete sürüklemek isteyenlerden nefret ettiklerini dolayısıyla Erzurum ve Sivas Kongresi benzeri bir gelişmenin iç vilayetlerde de meydana gelmesine kesinlikle izin vermemesini istemiştir.

Dinî Önlem: Fetva Yayımlamak

Damat Ferit Paşa hükümeti kurmakla görevlendirilmiştir. Gelir gelmez aldığı sert kararlar, 1919 yılı içinde bitiremediği Kuva-yı Milliye’nin bu sefer “kökünü tamamen kazıyacağına” niyetlendiğini göstermiştir. Bunlardan ilki, verilmesinde İngiliz baskısının daha çok hissedildiği Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi’nin 10 Nisan 1920 tarihinde yayımlanan fetvasıdır. Fetva, Takvim-i Vekayii ve dönemin İstanbul gazetelerinde de yer almıştır. İstanbul hükümeti bu fetva ile halkı dinî açıdan korkutup Ankara’da TBMM’nin açılış hazırlıklarının yapıldığı bu günlerde Kuva-yı Milliye’ye destek olmaktan uzak tutmayı amaçlamıştır.

Askerî Önlem: Kuva-yı İnzibatiye

Damat Ferit Paşa’nın 1920 Nisan’ında ikinci kez hükümeti kurduğu zaman Kuva-yı Milliye’yi ortadan kaldırmak için başvurduğu yöntemlerden birisi de 18 Nisan 1920 tarihinde kurduğu Kuva-yı İnzibatiye adlı askerî birliktir. Kuva-yı İnzibatiye birlikleri Kuva-yı Milliye karşısında hezimete uğramıştır.

Hukukî Önlem: Divân-ı Harb-i Örfî Mahkemesinde Verilen Cezalar

Kuva-yı Milliye’ye katılan, para, silah ve cephane yardımında bulunanları da yargılama yetkisi verildi. İşgallere karşı vatanı savunan herkes “asi”, “padişah ve halifeye karşı gelmiş” kişiler olarak itham edildi ve bu mahkemede yargılandılar. İngilizlerle yakın dayanışma içinde hareket eden Nemrut Mustafa Paşa da birçok Kuvayı Milliyeciye idam dahil ağır cezalar vermekteydi. Millî Mücadele’yi yürütenler içinde idam cezasına çarptırılan ilk “suçlular”, 11 Mayıs 1920 tarihinde açıklanan Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Vasıf Bey (Kara Vasıf), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Osmanlı Devleti’nin Washington büyükelçiliği yapmış olan Alfred Rüstem Bey, Dr. Adnan Bey (Adıvar) ve Halide Edip (Adıvar) Hanım’dır. Mahkemeye göre suçları; Kuva-yı Milliye adı altında bozgunculuk yapmak, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para ve asker toplamak, kabul etmeyenlere işkence ve eziyet yapmak şeklinde sıralanmıştır.


Millî Mücadele Dönemi Ayaklanmaları

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce ülkede oldukça kötü durumda olan siyasi, sosyal ve ekonomik yapı savaşın yaptığı tahribatla birlikte daha da kötüleşmiştir.

Dört yıl boyunca birçok cephede mücadele eden Osmanlı Devleti girdiği bu büyük savaşı kaybedince mevcut düzen tamiri mümkün olmayan bir noktaya evrilmiştir. Siyasi kamplaşmalar, fakirlik, hastalık, eğitimsizlik sanki toplumun kaderi haline gelmiştir. Türk Milleti’nin karşı karşıya kaldığı bu çoklu meseleler yumağı Anadolu’daki birliği, bütünlüğü, dayanışmayı neredeyse tamamen tahrip ettiğinden iç ve dış kaynaklı ayaklanmalar baş göstermiştir. Farklı amaçlar taşısa da her bir siyasi, dinî veya sosyal zümre bulundukları şehirlerde güç öbeği oluşturmuş, devlet ve millet bilincini ortadan kaldırma tehlikesini doğurmuştur.

Ayaklanmaların sebepleri arasında yukarıda sayılan gerekçelere ilaveten, yıllarca süren savaşın doğurduğu yorgunluk ve bıkkınlık, Ankara hükümetinin düzenli ordu kurulduğu zaman askerlik çağındakileri askere çağırması ve bunun doğurduğu tereddüt de etkili olmuştur. Bu ayaklanmaların bazılarının arkasında İtilaf Devletleri, bazılarının arkasında İstanbul hükümeti bazılarının arkasında ise bölgesel güç haline gelmek isteyen kişiler olmuştur.

Ali Batı Ayaklanması (11 Mayıs-18 Ağustos 1919)

İngilizler mütarekeden sonra Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Kürtleri ayaklandırıp vatanı parçalama bölme gayretine girişmiştir. Bu girişimin bir sonucu olarak 11 Mayıs 1919 tarihinde Mardin bölgesinde Ali Batı adlı bir aşiret reisinin öncülüğünde ayaklanma çıkmıştır. 11 Mayıs günü başlayan ayaklanma 18 Ağustos’ta son bulmuştur.

Birinci Bozkır Ayaklanması (27 Eylül-4 Ekim 1919)

Konya’nın güneyinde bulunan Bozkır ilçesinde meydana gelen ayaklanma, bölgede etkinliği bulunan Hürriyet ve İtilâf Partisi mensuplarından Zeynelabidin, İngiliz casus papaz Frew ve Konya Valisi Cemal Bey’in ortak hareketlerinin bir sonucudur. Amaç bölgede gelişen millî hareketi yok etmektir. Bozkır’daki isyancılara da nasihat heyeti gönderilmiş, üzerlerine millî kuvvet gönderilmeyeceği garantisi verilerek dağılmaları sağlanmıştır.

İkinci Bozkır Ayaklanması (20 Ekim-4 Kasım 1919)

Birinci Bozkır ayaklanmasının bastırılmasından sonra Zeynelabidin’in kardeşi yetmiş kadar silahlı ve yüzlerce silahsız insanla yeniden isyan çıkarmıştır. Olayın yatışmasıyla beraber altmışa yakın muhtar Konya vilayetine gönderdikleri yazıda; Zeynelabidin’in akrabaları tarafından kandırıldıklarını ve zorla isyana teşvik edildiklerini dile getirmişlerdir. Onların kaçmasına da çok sevindiklerini dile getiren muhtarlar, İzmir’in kurtuluşu için Müslüman kardeşleri ile birlikte omuz omuza çalışacaklarını ifade etmişlerdir.

Birinci Anzavur Ayaklanması (1 Ekim-25 Kasım 1919)

Emekli Jandarma Binbaşısı olan Ahmet Anzavur, Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı mücadele eden Kuva-yı Milliye’yi ortadan kaldırmak amacıyla İngiliz ve İstanbul hükümeti destekli olarak bir ayaklanma çıkarmıştır. Bu ayaklanmada Çerkez Ethem de bölgeye gönderilmiş olup Anzavur’un yenilmesinde önemli rol oynamıştır.

Şeyh Eşref Ayaklanması (26 Ekim 24 Aralık 1919)

Şeyh Eşref, Bayburt’a bağlı Hart beldesinde kendisini şeyh ilan eden ve mehdi olduğunu savunan birisi idi. Erzurum ve Sürmene yörelerinde oldukça etkili olmuştur. Hükümeti dinsizlik ve gavurlukla suçlayıp halkı kışkırtmıştır. 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın gönderdiği askerî birlikler tarafından etkisiz hale getirilmiştir.

İkinci Anzavur Ayaklanması (16 Şubat-16 Nisan 1920)

İsyan, 16 Nisan 1920 tarihinde 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey, diğer gönüllüler ve Çerkez Ethem tarafından bastırılmıştır. Anzavur da İngilizler aracılığıyla İstanbul’a kaçmıştır.

Birinci Düzce Ayaklanması (13 Nisan-31 Mayıs 1920)

Ayaklanmayı başlatan ve yönetenler idam edildiler. Böylece Düzce isyanı bastırılmış oldu.

Postacı Nazım ve Zile Ayaklanması (4 Mayıs-12 Haziran 1920)

İsyanın bastırılması için Beşinci Tümen görevlendirildi. Asilere teslim olmaları yönündeki uyarıyı dikkate almayınca millî kuvvetler Zile’ye girdiler. Ayaklanmayı başlatan Postacı Nazım’la birlikte 22 kişi yakalanarak idam edilmiştir. Böylece isyan 12 Haziran 1920 tarihinde sona ermiştir.

Cemil Çeto Ayaklanması (20 Mayıs-7 Haziran 1920)

Amacı kendi bölgesinde bir Kürt oluşumu sağlamaktı. Ancak 13. Kolordu tarafından üzerine gön derilen kuvvetler sonucu Cemil Çeto ve adamları yakalanmış, 4 oğlu ile birlikte 7 Haziran 1920 tarihinde teslim olmuştur. Böylece ayaklanma fazla büyümeden etkisiz hale getirilmiştir.

Çapanoğulları İsyanı (15 Mayıs-30 Aralık 1920)

Millî hareketi kabul etmekte zorlanan ve TBMM’nin otoritesini benimsemek istemeyen ayaklanmalardan birisi de Yozgat yöresinde çıkmıştır. İlerleyen aylarda bölgede yer yer isyanlar devam ettiyse de 30 Aralık 1920 tarihinden itibaren tamamen sona erdirildi.

Millî Aşireti Ayaklanması (1 Haziran-8 Eylül 1920)

Güneydoğu Anadolu’da yaşayan bazı Kürt aşiretleri, İngiliz ve Fransızların tahrikiyle yüzlerce yıl huzur içinde yaşadıkları devlete karşı isyan edip bağımsız olma hayalini kurmuşlardır. Bu amaçla ayaklanan aşiretlerden birisi de Millî Aşireti’dir. Beşinci Tümen ve devlete bağlı aşiretlerin de yardımıyla Millî Aşireti ikinci kez yenilince daha güneye doğru bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır.


İkinci Düzce Ayaklanması (8 Ağustos -23 Eylül 1920)

20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa isyanın bastırılması ve kan dökülmeden barış yoluyla çözülmesi için nasihat heyeti gönderdi. Yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanınca 2 Eylül 1920 tarihinde yapılan bir anlaşma ile isyan kan dökülmeden sona erdi.

Konya’da Delibaş Ayaklanması (2 Ekim-15 Kasım 1920)

Bozkır ayaklanması bastırılmış olmasına rağmen Konya Valisi Cemal Bey’in valiliği sırasında oluşturduğu ortam sebebiyle isyan tamamen yok edilememişti. İtilâf Devletlerinin ve İstanbul hükümetin uyguladığı politikalara ilaveten İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi Said Molla ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası mensubu Zeynelabidin’in kışkırtıcı faaliyetleri de Konya’da isyan çıkması için gerekli ortamı sağlamış oldu. Delibaş ayaklanması 15 Kasım 1920 tarihinde tamamen sona erdi.

Koçkiri Ayaklanması (Ekim 1920-Haziran 1921)

Koçkiri ayaklanması, Zara, Suşehri, İmranlı, Refahiye, Kemah, Divriği ve Kangal ilçelerinin yanı sıra bağlı köylerinde Batı cephesinde savaşın şiddetli şekilde devam ettiği günlerde çıkmıştır. 11 Nisan’da başlayan hareket 17 Haziran 1921 tarihine kadar sürmüş, İngilizlerin güdümündeki aşiret reisleri amaçlarına ulaşamadan etkisiz hale getirilmişlerdir.

Pontus Rum Ayaklanması

Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yenilmesi ile birlikte Samsun’dan Trabzon’a kadar olan bölgede bağımsız Pontus Rum devleti kurma hayali tekrar canlanmıştır. Bu amaçla bölgede yaşayan Rumlar Pontus Cemiyetini kurdular. Merzifon Amerikan Koleji de buradaki Pontusçuluk ruhunu besleyen eğitimler vermiş, mezunları bu düşünceyi gerçekleştirmek için çetecilik faaliyetleri yürütmüşlerdir.

24 Nisan 1920 tarihinden itibaren binlerce kişilik kuvvetle çetelerin üzerine gidilmiş, suçlular tutuklanarak İstiklâl Mahkemesinde yargılanmışlardır. Böylece bölgedeki Pontus tehlikesi 1923 yılının ilk aylarına gelindiğinde tamamen sona erdirilmiş oldu.

Demirci Mehmet Efe

Güney cephesinin komutanı olan Albay Refet Bey, Demirci Mehmet Efe’nin Çerkez Ethem güçleriyle birleşip daha ciddi bir probleme yol açabileceğini düşündüğünden 15 Aralık 1920 tarihinde üzerine yürümüş ve kuvvetleri dağıtılmıştır.

Çerkez Ethem Ayaklanması

Çerkez Ethem ve kardeşi, 150’likler diye bilinen vatan hainleri arasındadır. Bir müddet Yunanistan ve Almanya’da yaşamış, daha sonra Irak’a geçmiştir. 1926 yılında gerçekleşen Şeyh Said ayaklanması sırasında Kürt ayrılıkçı hareketi ile bağlantısı olduğu anlaşılmıştır. 150’likler 1938 yılında affedilmiş olmasına rağmen Çerkez Ethem yurda dönmemiş, ayrılıkçı faaliyetlerini ölümüne kadar sürdürmüştür.

Millî Mücadele Karşıtı Cemiyetler ve Basın

Mondros Mütarekesi’nden sonra ülkenin işgale uğraması, yüzlerce yıldır aynı vatanda Türklerle birlikte yaşayan gayrimüslim unsurları harekete geçirmiştir. Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler parçalanmakta olan vatan torakları üzerinde kendileri için ayrı bir devlet kurma derdine düşmüşlerdir. İtilâf Devletleri’nin de her türlü destek verdiği bu unsurlar kurdukları cemiyetler aracılığıyla amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Bu dönemde zararlı cemiyetler gibi İstanbul’da ve Anadolu’da çıkmakta olan bazı gazete ve dergiler de yazılarıyla Millî Mücadele’ye zarar vermişlerdir. İtilâf Devletlerinin ve İstanbul hükümetlerinin desteklediği bu gazeteler, maalesef bir kısım halkın Millî Mücadele’ye katılmada tereddüt yaşamasına neden olduğu için de bağımsızlık sürecini uzatmıştır.

Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler

Rum Cemiyetleri

• Mavri Mira Cemiyeti • Pontus Rum Cemiyeti • Etnik-i Eterya Cemiyeti • Kordos

Yahudiler

Ermeniler

Millî Mücadele’ye Zararlı Diğer Cemiyetler

Savaş sonrasının doğurduğu belirsiz ve umutsuz ortam artık Osmanlı Devleti’nin sonunun geldiği düşüncesine yol açarken, bundan sonra ne olacağı sorusunun cevabını ise kimse net olarak bilmiyordu. İstanbul’un ve Anadolu şehirlerinin işgal altında bulunuşu yeni “heyet” ve “cemiyet” gibi sivil teşekkülleri ortaya çıkardı. Bu cemiyetler;

• Kürt Teâli Cemiyeti • İngiliz Muhipleri Cemiyeti • Wilson Prensipleri Cemiyeti • Hürriyet ve İtilâf Partisi • Teâli-i İslâm Cemiyeti • İlâ-yı Vatan Cemiyeti • Nigehban-ı Askerî Cemiyeti

Basın

Basın, kamuoyunu yönlendirmede her zaman önemli bir güç kaynağı oluşturmuştur. İtilâf Devletleri bunu çok iyi bildiği için İstanbul’a geldikleri zaman Sansür Komisyonu kurmak suretiyle kendi aleyhlerinde yayın yapılmasına izin vermemişlerdir. Özellikle Millî Mücadele başlayınca baskılarını daha da artırmışlardır. Dolayısıyla Millî Mücadele hareketini yürütenler işgalci devletlerin yanı sıra bir de onların her türlü desteği verdiği yerli ve yabancı basınla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

Dönemin basını, İstanbul ve Anadolu basını olarak adlandırıldığı gibi düşman işgali altında bulunanlar veya


işgal bölgesi dışında yayımlananlar diye de iki kısma ayrılmıştır.

Millî Mücadele’ye karşı en sert şekilde yayın yapan, Mustafa Kemal Paşa’yı ve Kuva-yı Milliyecileri ağır ifadelerle eleştirenler Alemdar, Peyam-ı Sabah ve Türkçe İstanbul gazeteleriyle Aydede ve Ümit dergileridir. İngilizlerin her türlü desteği verdiği bu gazetelerde Refik Halit (Karay), Refii Cevad (Ulunay), Ali Kemal ve Said Molla gibi gazeteciler yazılarında Kuva-yı Milliyecileri, “çete reisi” ve “serseri” olarak nitelendirip kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır.

İstanbul’un dışında İzmir’de de millî hareket aleyhinde yayın yapan gazeteler mevcuttu. Bunlar Hürriyet ve İtilâf Partisi’nin destekçileri olan Köylü, Müsavat ve Islahat gazeteleridir. İttihat Terakki düşmanlığını oldukça abartan bu gazeteler işgal süresince Yunan politikasını desteklemişlerdir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik suikast teşebbüsleri olmuş ancak her biri ortaya çıkarılarak suçlular gereken cezalara çarptırılmışlardır. Bunlar içinde 1926 yılında eski İttihatçıların yapmayı plânladığı İzmir suikastı en ciddi olanıdır. Sanıkları deniz yoluyla kaçıracak olan Giritli Şevki isimli şahsın ihbarı sonucu plân ortaya çıkarılmış ve suçu sabit görülenler idam edilmiştir. Daha sonra 1927’de, 1935 ve 1938 yıllarında da iç ve dış kaynaklı suikast plânları ortaya çıkmış ancak eylemciler amaçlarına ulaşamadan etkisiz hale getirilmişlerdir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında