AÖF Soru Bankası

Milli Mücadele TarihiÜnite 4 Özeti

Millî Mücadele’nin Maddi ve Manevi Yönü

TAR418U-MİLLÎ MÜCADELE TARİHİ

Ünite 4: Millî Mücadele’nin Maddi ve Manevi Yönü

Giriş

Anadolu’yu Millî Mücadele döneminde zorlayan durumlardan biri de nüfusun yani insan kaynağının azalmasıdır. Savaş, yetersiz sağlık koşulları, doğum oranının azalması, bebek ölümlerinin artması, bulaşıcı hastalıklar, göç, isyanlar nüfusun sürekli olarak azalmasına neden oldu.

Millî Mücadele’nin Hazırlık Aşamaları

Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşmasında birbirine bağlı hatta birbiri ile iç içe geçmiş pek çok unsur etkili oldu. Millî Mücadele’nin lider kadrosu vatanın kurtuluşu için Anadolu’da millî bir mücadele başlattığında pek çok önemli sorunla uğraşmak zorunda kaldı.

Savaştan, yenilgiden, göç ve toprak kaybından bıkkın, aynı zamanda yenilgiler nedeniyle de büyük bir özgüven kaybı yaşayan ve manen büyük bir çöküntü içinde olan Türk halk, Millî Mücadele önderleri için diğer problemler yanında en önemli sorundu. Zira topyekün bir seferberliğe ihtiyaç duyulan günlerde halkın desteği olmazsa olmaz bir unsurdu. Millî Mücadele önderleri ilk iş olarak toplumun psikolojik olarak yeni bir mücadeleye hazırlanması ve özgüven kazanması durumu ile ilgilenerek işe başladılar. Vatan sevgisinin ve istiklale duyulan özlemin depreştirilmesi halkın ayağa kaldırılması gerekiyordu. Basın, beyannameler, protestolar ve mitingler yanında başta din adamları olmak üzere kanaat önderleri psikolojik hazırlık evresinin önemli araçları oldu.

Millî Mücadele’nin psikolojik hazırlık evresinde en önemli gelişme ise, Paris Konferansı’nda alınan karar sonucunda 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgali olmuştur. Diğer işgaller de Türk halkının tepkisini çekmiş ve protesto edilmişti. Ancak İzmir’in Yunanistan tarafından işgali Türk halkına oldukça ağır gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa bu gelişme üzerine tüm liva ve mutasarrıflıklara, ordu komutalarına gönderdiği telgraflarla işgalin protesto edilmesini, mitinglerin düzenlenmesini isteyerek aslında halkın harekete geçirilmesini ve tepkisini göstermesi sağlamıştı. Düzenlenen mitingler millî iradenin oluşumunda ve duruma hakim olmaya başlamasında, halkın yeni bir mücadeleye psikolojik olarak hazırlanmasında en etkili vasıta oldu. I. Dünya Savaşı yıllarında iş hayatında ve cephe gerisinde daha çok yer almaya başlayan Türk kadını Millî Mücadele döneminde de pek çok alanda aktif şekilde yer aldı. Bu dönemde kadınların son derece etkili olduğu alanlardan biri mitingler oldu. Kadınlar sadece miting alanında değil dönemin en önemli iletişim ve kamuoyu oluşturma aracı olan basında da yer almıştır. Millî Mücadele döneminde kadınların etkili bir şekilde varlık gösterdikleri sahalardan biri de cemiyetler oldu. Kadınların aktif olarak katıldığı cemiyetlerin amacı vatanın bağımsızlığı için yardım toplama faaliyetleri oldu. Bunların dışında bizzat savaşa katılmış ve Türk kadınının azim ve fedakarlığını cephede de göstermiş olan kadınlar da bulunur.

Psikolojik hazırlık evresinde halkı yönlendiren insan kaynağı ise, başta Millî Mücadele önderleri, ordu komutanları, öğretmenler Batıcı, Türkçü, İslamcı aydınlar, gazeteciler ve din adamlarıydı. Din adamları pek çok yerde işgale karşı faaliyette bulunarak, miting ve protestolara da katılmış, halkı yönlendirmiştir. Din adamlarının halkı yönlendirmede etkili olacaklarının farkında olan Mustafa Kemal Paşa da Anadolu’ya çıktığı günden itibaren din adamları ile yakın ilişki içinde oldu. Psikolojik hazırlık aşamasında ve sonrasında millî bilincin uyandırılması, halkın aynı amaç etrafında kenetlenerek toplumsal hareketliliğin sağlanmasında Türk Ocağı ve Türk Ocaklı pek çok aydın önemli bir konumdadır. Türk Ocağı, Balkan Savaşı yıllarında olduğu gibi Mütareke döneminde de millî bilincin uyandırılması, işgallerin protesto edilmesi, kamuoyu oluşturulması, yardım kam- panyaları düzenleyerek mücadeleye maddi destek olunması gibi faaliyetlerde bulundu. Halkın millî hedefler doğrultusunda yönlendirilmesinde etkili olan diğer bir grup da öğretmenler oldu. I. Dünya Savaşı’nda cephede savaşmış ve fazlasıyla kayıp vermiş olan öğretmenler mütareke sonrasında da sıkıntılı günler yaşamıştır. Devam eden işgal ortamında sağlıklı bir eğitim-öğretim ortamından yoksun olan öğretmenler tüm olumsuzluklara rağmen cephe gerisinde ve cephede mücadele etmişlerdir.

Millî Mücadele için liderlik sorunu her siyasal harekette olduğu gibi hayati öneme sahip bir konudur. Mücadelenin lider kadrosunun oluşumu ve görev başına geçmesini sağlayan süreç Mondros Mütarekesi’nden sonra başladı. Mütareke kararları gereği Anadolu ve Trakya’daki 9. Kolordu ve bunlara bağlı olan 20. Tümenden oluşan orduların dağıtılması ve yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Bu durumu fırsat olarak gören Harbiye Nezareti ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti, görev yerlerinden İstanbul’a gelmiş olan pek çok genç ve yetenekli komutanı Anadolu’da etkin yerlerde görevlendirmek için en kısa sürede hazırlıklara başlamıştı. Mondros Mütarekesi kapsamında yapılan düzenlemeler esasında barış süreci içinde yapılmış olmasına rağmen gerek gizli toplantılarda kararlaştırılan esaslar gerekse de sonrasındaki düzenlemeler, ordu müfettişliklerinin geniş yetkileri, koordineli bir şekilde çalışmaya özen gösterilmesi ve atanan isimlere bakıldığında aslında muhtemel bir savaş için stratejik düzenlemeler yapıldığı açıkça ortaya çıkar. Millî Mücadele’nin lider kadrosunun büyük bir kısmı devre farkı olmakla birlikte devletin içinde bulunduğu durumun ve hal çarelerinin en çok konuşulduğu, siyasetin de bir o kadar yakından takip edildiği Harbiye kökenlidir. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kazım Karabekir Paşa, Ali Fethi (Okyar), Ali Fuat (Cebesoy), Halil (Kut), Ali İhsan (Sabis), Cağfer Tayyar (Eğilmez), Selahattin Adil bu isimlerden bazılarıdır. Bu kuşak, Trablusgarp (1911), Balkan (1912- 1913) ve I. Dünya Savaşı (1914-1918) sürecinde aktif şekilde savaş meydanlarında olmuş ve bizzat bu ortamda tecrübe edinmişlerdi.


Vatanın düşman işgalden kurtulması için en öncelikli meselelerden biri askeri güç ve lojistik destek idi. Mütareke sonrasında bu noktada hem asker hem de malzeme bakımından ciddi sıkıntılar mevcuttu. Millî sınırlar içinde bağımsızlığın sağlanması için lider kadro tarafından yapılan hesaplamalara göre yaklaşık olarak 450.000 kişilik bir kuvvet gerekliydi. Oysa mevcut koşullarda bu rakama ulaşmak kolay değildi ve tüm kaynakların devreye sokulması zorunluydu. Bu doğrultuda dört ana kaynak belirlendi:

• Öncelikli olarak eldeki mevcut imkanların sonuna kadar devreye sokulması • Mütareke sonrasında İstanbul’da depolarda toplanmış olan silah ve malzemenin Anadolu’ya naklinin sağlanması • Başta Almanya olmak üzere Fransa ve İtalya’dan silah satın alınması • Sovyet Rusya’dan yardım temin edilmeye çalışılması

Millî Mücadele’nin kazanılması için levazım, ordu- donatım ve personel ihtiyacı hayati öneme sahiptir. Özellikle silah, cephane, savaş için gerekli olan araç ve gereçlerin temini en zorlayıcı konulardan biridir. Mütarekenin imzalanmasından sonra İtilaf Devletlerinin denetiminde bulunan İstanbul’daki büyük depolarda toplanan bu malzemelerin şehirden çıkarılması için pek çok gizli gruptan faydalanıldı. Bu gruplar aracılığıyla Anadolu’ya silah, cephane ve eğitimli personel, subay ve pek çok aydın gönderildiği gibi istihbarat amaçlı bilgi de toplandı. Bu dönemde TBMM ile birlikte hareket eden gruplar şunlardır. Karakol Cemiyeti (devamında Zabitan adını alacak), Felah Grubu (Hamza, Mücahid, Muharib, Felah), Müdafaa-ı Milliye Heyet-i Merkeziyesi, MM Grubu, Muavenet-i Bahriye Heyeti, İmalatı Harbiye Grubu, Namık Grubu, Bizci, Ferhad ve Kerimi gibi ihtiyat gruplarıdır (Aydın, 1992). Bu gruplar İstanbul’daki yoğun baskı altında sıkı bir gizlilik içinde faaliyetlerini sürdürmüştür.

Millî Mücadele’nin hedefi ve ilkeleri mücadelenin liderlerinin İstanbul’da kendi aralarında yaptıkları toplantılardan itibaren belirmeye başladı. Bu toplantılarda varılan ortak nokta vatanın kurtarılmasıydı. Mustafa Kemal Paşa, Şişli’deki evinde Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay), Ali Fethi (Okyar), Refet (Bele) ve İsmet (İnönü) ile toplantılar yaptı. Bu toplantılarda vatanın kurtarılması, tam bağımsızlık, işgallere karşı konulması, Anadolu’ya dayanmak, halkın desteğini almanın zorunluluğu, halkın mücadele için ikna edilmesi gibi Millî Mücadele için her biri oldukça önemli esaslar ve stratejiler ortaya konulmuştur. Millî Mücadele’nin hedef ve ilkelerinin daha sistematik bir şekilde belirmesi Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi olarak İstanbul’da yapacak bir şey kalmadığı ve Anadolu’ya geçme kararı vermesin- den sonra oldu. Osmanlı Genelkurmayının orduyu yeniden düzenlemek amacıyla hayata geçirdiği Ordu Müfettişliği Mustafa Kemal Paşa için uygun imkânı yarattı. Mustafa

Kemal Paşa görev yerinden İstanbul Hükümeti’ne gönderdiği ilk raporunda, birlik olan halkın millî hakimiyet ilkesi ve Türklük duygusunu hedef edindiğini belirtmişti. Bu açıklama ile Millî Mücadele’nin ilkeleri de ortaya konuyordu: millî birlik, millî hakimiyet ve Türklük (Türk milliyetçiliği). Bu ilkeler etrafında ulaşılacak hedef ise, millî sınırlar içinde tam bağımsız Türkiye’dir.

Millî Mücadele’nin Mali Kaynakları

Millî Mücadele yılları için en önemli problemlerden biri para ve kaynak sıkıntısı oldu. Düzenli ordu kuruluncaya kadar Kuva-yı Milliye, ordu kurulduktan sonra da ordu için gerekli olan kaynak Sivas Kongresi’ne kadar birkaç farklı kanaldan tedarik edilmiştir.

Düzenli ordu kuruluncaya kadar Millî Mücadele’nin tek silahlı örgütü olan Kuva-yı Milliye özünde bir halk hareketi olduğundan mali ve lojistik kaynağı da halk olmuştur. Birlikler insan bulma konusunda sıkıntı yaşamamasına rağmen beslenme, hayvanların yem ihtiyacı ve para konusunda ciddi sıkıntı yaşıyorlardı. Sivas Kongresi düzenleninceye kadar Kuva-yı Milliye’nin ihtiyaçları halktan alınan vergiler başta olmak üzere “Nakdi ve Ayni Teberru” (bağışlar) üzerinden karşılandı. Durum her ne kadar bağış şeklinde isimlendirilmiş olsa da ihtiyaçlar nedeniyle bu durum giderek kalıcı ve zaman zaman da zorunlu bir hal almıştır.

Mondros Mütarekesi’nin esaslarına göre Osmanlı ordusu 300.000’den 40.000-50.000 düşmüştü. Mustafa Kemal Paşa, gelinen noktada aradaki bu farkın Kuva-yı Milliye için desteğe dönüşmesini istiyordu ve bunun için hem hükümet hem de Harbiye Nezareti’ndeki bağlantılarını kullandı. 16 Kasım 1919’da iaşe, giyim, silah ve mühimmat ihtiyaçlarının Harbiye bütçesinden karşılanmasını istedi. Bu istek, 28 Aralık 1919’da Harbiye Nezareti tarafında kolordulara gerekli emir verilerek karşılandı.

TBMM açılışından sonraki dönemde elde edilen gelir direk hazineye aktarılmakta harcamalar da ihtiyaç doğrultusunda yapılmaktaydı. Bu işlemler herhangi bir bütçe düzeni içinde yapılmıyordu. Bu durum TBMM’de zaman zaman muhalif milletvekillerinin eleştirisine de neden oluyordu. Gelişmeler üzerine TBMM’de ilk geçici bütçe, “Altı Aylık Muvakkat Bütçe Kanunu” adı ile hazırlandı. Böylece Maliye Vekaleti’ne harcama yetkisi verilmiş oluyordu. Hazırlanan bu bütçe daha çok önceki yılların harcamalarının temel alındığı ve gelirlerin toplanması ve gerekli harcamaların yapılması için Maliye Vekaleti’nin yetkili kılınmasını sağlayan yasal bir düzenleme oldu. TBMM Hükümeti otoritesini tesis etmeye başladıkça Anadolu’daki kaynakları verimli ve etkili şekilde kullanmak için sıkı önlemler almaya başladı. 8 Kasım 1920’de İstanbul Hükümeti’nin halktan ayni ve naktî vergi ve yardım toplanmasına engel olmuş hatta emre uymayanlar İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Böylece yeni gelir kaynakları yaratıldığı gibi tüm


kaynaklar da Maliye Vekaleti’nin denetimi altına alınmıştır.

Osmanlı Devleti’nin uzun süredir savaş halinde olması hem devletin hem de milletin mevcut kaynaklarını tükenme noktasına getirmişti. Vatanın kurtuluşu için Anadolu’da yeniden bir mücadele başlatmak için mali kaynaklar oldukça sınırlıydı. Ancak mücadelenin kazanılması için eldeki tüm imkanların devreye sokulması gerekiyordu. Bu çerçevede Kurtuluş Savaşı’nın mali kaynaklarını iç kaynaklar ve dış kaynaklar olmak üzere iki ana başlık altında ele almak mümkündür. Kurtuluş Savaşı’nın finansmanı bağlamında en önemli kalem iç kaynaklardır. Bu kategorinin en önemli kısmını ise vergiler ve bağışlar oluşturmuştur. Millî Mücadele’nin mali kaynakları arasında dış yardımlar da önemli bir yer tutar. Bu yardımlar arasında en stratejik olan Sovyet yardımı olmuştur. Çünkü Buhara Türkleri’nin ve diğer Türkistan Türklerinin yardımları Sovyet Rusya üzerinden Anadolu’ya ulaşmıştır. Sovyet Rusya yardımları dışında, Hint Müslümanlarının yardımları, Kıbrıs, Azerbaycan, Türkistan Türklerinin yardımları ile dolaylı olarak İtalya, Fransa yardımları Millî Mücadele’nin olumlu yönde ge- lişmesini sağlamıştır.

Millî Mücadele Dönemi Türk Basını

Millî Mücadele dönemi basını Türk basın tarihi bağlamında kendine has özellikleri, basının kamuoyu oluşturma, halkı bilinçlendirme, bir amaç etrafında toplama noktasında etkin bir araç olarak kullanılmasında ve kurumsallaşma çerçevesinde başlangıç olma özelliği ile öne çıkar. Millî Mücadele dönemi basınını genel olarak İstanbul ve Anadolu basını şeklinde ele almak gerekir. Bu dönemde İstanbul dışında Anadolu’da da oldukça etkili bir basın yayın faaliyeti sürdürülür. Dönem basını bu ana kategori yanında Millî Mücadele’yi destekleyen ve Millî Mücadele’ye muhalif basın olarak da kategorize edilebilir.

Millî Mücadele dönemi basınının belirgin birkaç özelliği, toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında en etkili araç olması, savaş meydanlarındaki mücadelenin bir benzerinin basın üzerinden verilmiş olması; basının özellikle de gazete ve dergilerin Türk halkının haklı mücadelesinde, vatanın bağımsızlığının sağlanması noktasında halkın bilinçlendirilmesinde ve bir amaç etrafında toplanmasında yani bir propaganda aracı olarak en etkili şekilde kullanılmış olmasıdır. Bunun yanı sıra Millî Mücadele yıllarında Anadolu’da gazeteciliğin ve yerel basının yükselişe geçmiş olması da hayli dikkat çekicidir. İstanbul’un dışında pek çok Anadolu şehri bu dönemde yeni gazete ve dergilerin yayınlandığı önemli merkezler haline geldi.

Millî Mücadele dönemi İstanbul ve Anadolu’da çıkarılan günlük gazetelerin farklı özellikleri de mevcuttur. İstanbul gazeteleri imkanlarının uygun olması, muhabirlerinin dış temsilciler ile irtibat halinde olması, yurt dışına muhabir gönderebilme imkanları sayesinde özellikle uluslararası gelişmelere yönelik dış haberler bakımından daha dolu bir

içeriğe sahiptir. Anadolu’da çıkarılan gazeteler ise daha yoğun olarak iç politikaya yönelik gelişmeler ve çıkarıldıkları bölgeye dair yerel haber içerikleriyle öne çıkarlar. Millî Mücadele dönemi Anadolu basınının özelliklerinden biri de sol bir basının da ortaya çıkmış olmasıdır. TBMM Hükümeti ile Sovyet Rusya arasındaki yakınlaşma böylesi bir duruma zemin hazırlamıştır. Türk milletinin varoluş mücadelesi olan bu yıllarda Millî Mücadele’yi destekleyen İstanbul ve Anadolu basını oldukça zor şartlar altında yayınlarını sürdürmüş tüm imkansızlıklara rağmen dönemin en etkili propaganda aracı olmuştur. Halkın aynı amaç etrafında kenetlenmesi, işgallere karşı bilinçlendirilerek uyarılması ve yeniden mücadele edecek özgüvenin kazandırılmasında toplumsal bütünleşmenin sağlanmasında dönem basını önemli bir araç oldu.

Millî Mücadele önderleri için öncelikli hedeflerden biri, mücadelenin amaç ve esaslarının hem ülke içinde hem de ülke dışında duyurularak kamuoyu oluşturulmasıydı. Mustafa Kemal Paşa, mücadelenin her safhasında basına ihtiyaç duymuş ve önem vermişti. Ancak özellikle uluslararası düzeyde doğru bilgi akışının sağlanarak Türklerin haklı mücadelesinin dünyaya duyurulması için bir haber ajansına ihtiyaç gün geçtikçe artıyordu. Anadolu hareketinin kendisine ait bir ajans kurmasının gerektiği yönünde ilk teklif Halide Edip (Adıvar) ve Yunus Nadi (Abalıoğlu)’ndan geldi. Anadolu’daki harekete dair ülke içinde ve dışında doğru ve güvenilir kaynaklar üzerinden bilgi ve gelişmelerin duyurulması için 6 Nisan 1920’de Anadolu Ajansı kuruldu. Anadolu Ajansı oldukça güç koşullarda çalışmasına karşın Anadolu hareketi ve TBMM tarafında alınan kararların duyurulmasında son derece etkili oldu. Mustafa Kemal Paşa 8 Nisan’da Vilayetlere, sancaklara, kolordu komutanlıklarına ve Müdafaa-ı Hukuk idarelerine gönderdiği genelge ile savaşla ilgili haberlerin halka ulaşması ve halkın aydınlatılması amacıyla bir ajansın kurulduğunu haber verdi. Aynı genelgede Anadolu Ajansı’nın haber kaynağının Heyet-i Temsiliye olduğu bu en güvenilir kaynaktan gelen haberlerin ülkenin en ücra köşelerine kadar ulaştırılması isteniyordu.

Anadolu’da kendi basınını oluşturmak isteyen TBMM Hükümeti Anadolu Ajansı’nı ve Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’nü kurarak devam ettiği basın alanındaki kurumsallaşmasını işlevini kaybetmiş olan resmî gazete yerine kendi resmî gazetesini çıkararak devam etti. 7 Ekim 1920’de Ceride-i Resmiye adı ile resmini çıkardı (İskit, 2000). Gazete manşetten TBMM Hükümeti’nin resmî gazetesi olarak haftada bir kez yayınlandığı açıklaması ile çıkarıldı. Ankara’nın resmî gazetesi yayın hayatına başladığında Takvim-i Vekayi de yayınlanmaya devam ediyordu. Gazete 4 Kasım 1922 tarihine kadar yayınlandı.

TBMM Hükümeti’nin resmî gazetesi üç farklı ad altında yayımlanmıştır. 1920-1923 yılları arasında Ceride-i Resmiye, 1923-1927 yılları arasında Resmi Ceride, 1927


yılından itibaren de Türkiye Cumhuriyeti Resmî Gazetesi adını almıştır.

TBMM Hükümeti basın alanında yaptığı düzenleme ve kurumsallaşma ile özellikle yanlı, yanıltıcı, moral ve motivasyon bozan haberlerin önüne geçmeyi hedeflediği gibi Millî Mücadele’nin propagandasının yapılarak gerçeklerin kamuoyuna duyurulmasını sağlamak istedi. Bu alanda atılan her adım, cephedeki silahlı mücadele kadar etkileyici ve önemli sonuçlar vermiştir. Özellikle Millî Mücadele karşıtı karalayıcı ve yıkıcı propagandaya engel olmaya çalıştı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında