TAR418U-MİLLÎ MÜCADELE TARİHİ
Ünite 2: Millî Mücadele’nin Hazırlık Dönemi ve Kongreler
Giriş
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul günleri ve kongrelerle hareketin liderliğini elde etmesi, çok sevdiği askerlik mesleğinden istifa ederek milletin arasına bir vatandaş gibi katılması Millî Mücadele Tarihimizin en önemli safhasıdır. İstanbul’da geçen altı ay sonunda önemli bir görevle Anadolu’ya geçmeyi başaran Mustafa Kemal Paşa, Samsun, Havza ve Amasya şehirlerinden ilk gözlemlerini İstanbul’a iletecek, bölgedeki asayişsizliğin gerçek sebeplerinin Rum çetelerinden kaynaklandığını bildirecek, Anadolu’da bulunan komutanlarla irtibata geçecek, başlatmayı düşündüğü direniş hareketinin plan ve programını Amasya Genelgesi ile duyuracaktır.
Mustafa Kemal Paşa ve Millî Mücadele’nin Hazırlık Safhası
İstanbul’da Saray ve Hükümet çevreleri galiplerin her dediğini kabul ederek en az kayıpla bir anlaşmaya razı olmanın makul ve en az zararla atlatılabilecek, Osmanlı Devleti’nin devamını sağlayabilecek bir yol olduğu kanaatindeydiler.
Mustafa Kemal Paşa’nın Mondros Mütarekesi ve İşgaller Karşındaki Tutumu
Mustafa Kemal Paşa Mondros Mütarekesi ile, devletin kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim ettiğini, bunun için bizzat yardım vadettiğini düşünüyordu. Mütareke hükümlerindeki belirsizlikler giderilmeden ordular terhis edilirse ve İngilizlerin her dediği kabul edilirse işgal sahalarının genişlemesi kaçınılmaz olurdu. Sadrazam, mütarekenin imzalanmasında yardımcı olan İngilizlerin samimiyetine karşılık vermek ve Yunanistan’ı pasif bırakmak amacıyla İngilizlerin İskenderun’dan faydalanması gerektiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal, bu görüşlere katılmadığını, VII. Ordu’yu geriye çekmeye başladığını ve İngilizler İskenderun’a çıkarlarsa ateşle karşılık verilmesi için emir verdiğini belirtti.
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki Çalışmaları
13 Kasım’da İstanbul’a gelen ve 16 Mayıs 1919’a kadar İstanbul’da kalacak olan Mustafa Kemal, önce Pera Palas Oteline yerleşti, bir müddet sonra da Şişli’de kiraladığı bir eve geçti, annesini ve kız kardeşini de yanına aldı. Bu ev, o zaman hemen hemen her gün toplantıların yapıldığı ve ziyaretçilerin hiç eksik olmadığı bir merkeze dönüştü. Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa, altı ay kaldığı bu şehirde ilk olarak mevcut hükümette Harbiye Nazırı olmak için çaba sarf etti, başta Minber gazetesi olmak üzere birçok gazetede siyasi ve askeri yazılar kaleme aldı. Bu teşebbüsler siyasi bir hedefe dayanıyordu. Şişli’de yüksek mevki sahibi çok sayıda isimle görüşülmüş, Rauf ve Refet Beylerin dışında bazı fırka komutanları ve kurmay başkanları da Anadolu’da görev almayı kabul etmiştir. İstanbul’daki gelişmeler Anadolu’da millî bir direniş fikrinin Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında İttihat ve Terakki mensupları tarafından ortaya atıldığını, mütarekeden sonra Anadolu
şehirlerinde ortaya çıkan örgütlenmeyi Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiğini göstermektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın IX. Ordu Kıtaları Müfettişliğine Tayini
İstanbul’daki İtilaf Devletleri temsilcilerinin, Orta Karadeniz’de bozulan asayiş sebebiyle Rum köylerinin saldırılara uğradığını iddia etmesi ve hükümetin bu sorunu çözmemesi halinde kendilerinin müdahale etmek zorunda kalacağını Osmanlı Hükümetine bildirmesi Sadrazamı harekete geçirmiştir. Mehmet Ali Bey, bölgeye yetkili bir komutanın gönderilmesi gerektiğini ve bu komutanın da Mustafa Kemal Paşa olabileceğini Damat Ferit Paşa’ya bildirmiştir. 30 Nisan 1919’da IX. Ordu Kıtaatı Müfettişliği görevine Padişah iradesiyle atanan Mustafa Kemal Paşa, görev bölgesinde asayişsizliğin sebeplerini araştırmak, asayişi temin etmek ve dağınık halde bulunan silah ve cephaneyi toplayarak uygun yerlerde koruma altına almakla görevlendirilmişti. Ayrıca bölgedeki şuraların ve çetelerin çalışmalarını da ortadan kaldıracaktı. III. ve XV. Kolordular bu işler için onun emrine verilmişti. Görev bölgesi Trabzon, Sivas, Erzurum ve Van vilayetleri ile Canik (Samsun) ve Erzincan livalarını kapsıyordu, bu bölgelerin vali ve mutasarrıfları da müfettişlik görevi kapsamında verilen emirleri uygulayacaktı. Ayrıca Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Ankara ve Kastamonu’yu da içine alan sınır vilayetler ile buralardaki kolordu komutanlıkları da müfettişliğin yapacağı başvuruları dikkate alacaktı. Müfettişlik askeri konularda Harbiye Nezareti’ne bağlı olacaktı. IX. Ordu Müfettişliği adını alan Mustafa Kemal Paşa’nın bu görevi, ordu sayısının azaltılması üzerine isim değiştirerek 15 Haziran’da III. Ordu Müfettişliği adını alacaktı. Görevine ait talimatnameyi alan Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs günü yola çıkmak için tüm hazırlıklarını tamamlamıştır. Yanına on beş subay ve iki şifre (telgraf) memuru almıştır. Sivas’taki III. Kolordu Komutanlığı’na atanmış olan Albay Refet (Bele) de onunla birlikte yola çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa, 15 Mayıs’ta Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya ve Padişah Vahdettin’e veda ziyaretlerinde bulundu.
Mustafa Kemal’in Samsun’a Gelişi ve İlk İntibaları
19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a ulaşan Mustafa Kemal ile arkadaşları 22 Mayıs 1919 tarihli raporunda, Millî Mücadele’nin ilk ana programını şu şekilde açıklıyordu: 1. Samsun bölgesi Rumları siyasî amaçlarından vazgeçerlerse asayiş kendiliğinden düzelir. 2. Türklüğün yabancı himayesine ve kontrolüne tahammülü yoktur; millet, millî hâkimiyet esasını kabul etmiştir. 3. Yunanlıların İzmir’de herhangi bir hakları yoktur. Mustafa Kemal çalışmalarını çok dikkatli bir şekilde yürüttü. Hedefi, arkadaşlarıyla birlikte ordu, halk ve idarecileri ortak bir düşünce etrafında toplamaktı.
Havza’daki Yazışmalar ve Havza Genelgesi
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’un İngiliz işgalinde bulunması ve etraftaki Rum çetelerinin faaliyetinden dolayı 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geldi. 28 Mayıs’ta Havza’dan valiliklere ve kolordulara gönderdiği bir genelgede,
İzmir’den sonra Manisa ve Aydın’ın da Yunanlıların işgali altına girmesi üzerine, tehlikenin daha açık görüldüğünü bildirdi, vatanın bütünlüğünün korunması için millî tepkilerin daha canlı olarak gösterilmesini istedi. Üç gün süre ile bütün işlerin ertelenerek büyük ve heyecanlı mitinglerin yapılmasını, büyük devletlerin temsilcileriyle hükümete telgraflar çekilmesini tavsiye etti.Millî Mücadele döneminde yayınlanan ilk genelge olan bu Havza Genelgesi ile millî bilinç uyandırılarak halkın işgallere karşı tepki göstermesi sağlandı. Diğer yandan dağınık halde bulunan askeri birliklerin Mustafa Kemal Paşa’nın idaresine girmesi ve terhisin önlenmesi de bu genelge ile istenmişti. Bu genelgeden sonra Anadolu’nun hemen hemen bütün şehir ve kasabalarında Yunan işgallerini protesto eden mitingler düzenlendi, İstanbul’daki yetkililere işgalin sonlandırılmasını isteyen telgraflar çekildi.
Amasya Tamimi (Genelgesi)
Kemal Paşa’nın çevresinde bir güç oluşturmaya başladığını gören İngiliz Komutan General Milne, 6 Haziran’da Harbiye Nezareti’nden hemen geri çağrılmasını istedi. Bu baskılara karşı koyamayan Harbiye Nezareti Paşa’yı İstanbul’a çağırmış, durumu öğrenen Paşa görevi bırakmayacağını bildirmiştir. Paşa’nın bir komutan olarak durumu idare etmesi artık mümkün değildir. İstanbul’a dönmesi hakkında verilen emri dinlememesinden ve İngilizlerin ona karşı gittikçe artan şüphelerinden sonra görevinde kalamayacağı açıktır. Bu yüzden yapılacak işlerin kişisel nitelikten çıkarılması ve milletin birlik ve beraberliğini sağlayacak ve temsil edecek bir heyet adına yapılması gerekmektedir. Mustafa Kemal Paşa, kendisini engellemek için bir İngiliz müfrezesinin gönderilebileceğinden kuşkulandığından Havza’dan Amasya’ya gitmeye karar vermiştir. Amasya’da 20 Haziran 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın yönlendirmesiyle Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından büyük bir miting yapılmıştır. Paşalar arasında yapılan görüşmelerde Anadolu’daki işgal olayları, cemiyetlerin faaliyetleri, hükümetin tavırları, güvenlik sorunu ve daha birçok konu üzerinde çalışılarak bir durum değerlendirmesi yapıldı. Bu değerlendirmeler sonunda Amasya Tamimi (Genelgesi) kabul edildi ve 21-22 Haziran 1919’da yayınlandı. Amasya Tamimi şöyleydi:
1. Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet İtilâf Devletlerinin tesir ve kontrolü altında bulunduğundan üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu hal milletimizi yok olmuş gösteriyor. 2. Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 3. Milletin durumunu ele almak ve sesini dünyaya duyurmak için her türlü tesir ve kontrolden uzak bir millî heyetin varlığı gereklidir. Anadolu’nun en emin yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için Osmanlı vilâyetlerinin her livasından ve siyasi görüş dikkate alınmaksızın milletin güvenini kazanmış üç kişinin mümkün olan süratle hemen yola
çıkarılması gerekmektedir. Her ihtimale karşı bunun millî bir sır halinde tutularak karışıklığa mahal verilmemesi ve gerekli görülen yerlerde yolculuğun gizli bir şekilde yapılması lâzımdır. 4. Doğu vilâyetleri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da toplanması kararlaştırılmış olan kongre için bu vilâyetlerin müdafaa-i hukuk cemiyetlerinden seçilmiş üyeler zaten Erzurum’a doğru yola çıkarılmışlardı.
Bu tamimle askerî ve millî teşkilâtın hiçbir şekilde kaldırılmayacağı öngörülüyordu. Buna göre, kumanda hiçbir şekilde terkedilmeyecek ve başkasına verilmeyecekti. Vatanın herhangi bir tarafında yeniden meydana gelecek düşman işgali hareketleri bütün orduyu ilgilendirecek ve ortaya çıkacak duruma göre ülke savunmasına hep beraber girişilecekti. Bu sebeple komutanlar böyle bir durumda hemen birbirlerini haberdar edecekler, silâh ve cephane kesinlikle elden çıkarılmayacaktı. Bu kararların altında Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa, Albay Refet Bey, Kurmay Başkanı Albay Kâzım ve kurmay heyetinden Hüsrev Bey’in imzaları bulunmaktaydı. Mülki ve askeri idarecilerin uygulamaya çalışacakları bu kararlar Millî Mücadele Tarihinin dönüm noktalarında birisi sayılmaktadır.
Erzurum ve Sivas Kongrelerinden Meclis-i Mebusana Geçiş
Mustafa Kemal Paşa’nın Askerlikten İstifası
Amasya Tamiminin yayınlanmasından sonra Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919’da Rauf Bey ve müfettişlik kurmay heyeti ile birlikte Erzurum’a geldi. 8/9 Temmuz gecesi Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı Ferit Paşa ile telgraf vasıtasıyla görüştü. Görevinden uzaklaştırılacağını hisseden Mustafa Kemal, ordudan istifa ettiğini açıkladı. Rauf Bey de Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer aldı. Anadolu’daki bundan sonra konumu Kazım Karabekir Paşa’nın kendisi hakkında göstereceği tavra bağlıydı. Kazım Karabekir Paşa’nın kendisini ziyaret ederek kolordusu ile birlikte emirlerine eskisi gibi hazır olduğunu söylemesi ve bunu bir telgrafla kendisine bildirmesi önemli bir gelişmeydi. Mustafa Kemal Paşa’nın istifa ettiği haberini alan Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti idare heyeti Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’i cemiyetin yürütme kuruluna kabul etmişlerdi. Bununla da kalmayarak, Mustafa Kemal Paşa’yı heyetin reisliğine, Rauf Bey’i de ikinci reisliğe seçtiklerini kendilerine bildireceklerdi.
Erzurum Kongresi
Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti 30 Mayıs 1919’da Trabzon, Diyarbakır, Sivas, Mamuretülaziz (Elazığ), Bitlis, Van, Erzincan müdafaa-i hukuk cemiyetleri şubelerine ortak bir toplantı yapmak için telgraflar göndermiştir. Bu telgraflarda, bölgedeki Ermeni ve Rum tehlikesinden bahsedilerek genel bir kongre yapılması isteniyordu. Trabzonlular Erzurum’un teklifini kabul
ederek kongre için Erzurum’un her yönden uygun olduğunu, vatanın kurtarılması için ittifak halinde olunacağını bildirmişlerdi. Erzurum’un kongre teklifini alan doğu vilâyetleri de delegelerini kısa süre içinde seçip göndereceklerini cevaben bildirmişlerdir. Erzurum’da yapılacak genel kongre tarihi 10 Temmuz 1919 olarak kararlaştırıldı. Kongre hazırlıkları Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’a gelmesinden sonra daha da hızlanmış ve genişlemişti. Delegelerin Erzurum’a vaktinde gelememeleri yüzünden kongrenin 23 Temmuz’da yapılmasına karar verildi. Erzurum Kongresi 23 Temmuz 1919’da açıldı. Kongrenin ilk gününde Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongre Başkanlığı’na seçilmiştir. Kongre 7 Ağustos’a kadar on dört gün sürdü ve aynı gün bir beyanname yayınladı. Erzurum Kongresi Beyannamesi on maddeden oluşuyordu ve “Şarki Anadolu Vilayatı (Doğu Anadolu Vilayetleri) Erzurum Kongresi Beyannamesidir” başlığını taşıyordu. Beyannamede şu noktalar üzerinde durulmuştu: Trabzon Vilâyeti ve Canik Sancağı ile doğu vilayetleri birbirinden ve Osmanlı camiasından ayrılması düşünülmeyen öz kardeştir. Vatanın bütünlüğü, bağımsızlığın temini ve Saltanat ve Hilâfetin korunması için Kuva-yı Milliye’yi etkin, millî iradeyi hâkim kılmak esastır. Her türlü işgal ve müdahale Rumluk ve Ermenilik amacına yönelik düşünüleceğinden birlikte müdafaa ve direniş kabul edilmiştir. Hıristiyan halka sosyal dengeyi bozacak ayrıcalıklar verilmeyecektir. Devletlerin baskısı karşısında hükümetin bu bölgeyi bırakmak zorunda kalması ihtimaline karşı direniş kararı alınmıştır. Müslümanların çoğunlukta bulunduğu toprakların bölünmesinden vazgeçilmelidir. Bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korunmak şartıyla işgal amacı gütmeyen bir devletin fennî, sanayi yardımı kabul edilebilecektir. Beyannamede, hükümetin millî iradeye dayanması ve millî meclisin hemen toplanması gerektiği ihtar edilmiştir. Millî vicdandan doğan cemiyetler “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilerek genişletilmiş, köylerden il merkezlerine kadar birleştirilen bu teşkilat bir Hey’et-i Temsiliye seçmeyi kabul etmiştir. Beyannamedeki bu kararlardan da anlaşılacağı üzere, Erzurum Kongresi bölgesel nitelikte olmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin tamamını ilgilendiren önemli kararlar almıştır. Millî Mücadele Hareketinin ilk genel yönetim birimi olan Heyet-i Temsiliye, Erzurum Kongresi’nde oluşturulmuştur. Erzurum Kongresi’nin particiliği reddetmesi ve kendisini siyasetin üstünde görmesi, dağılmakta olan millî birliğin tekrar tesisi açısından atılmış önemli bir adımdır.
Kongrenin Etkileri
Anadolu’nun birçok vilayetinde olumlu etkiler meydana getiren Erzurum Kongresi, İstanbul Hükümeti ve İngilizler üzerinde olumsuz etkileri ortaya çıkardı. Anadolu’da başlayan millî hareket, Erzurum Kongresi ile teşkilâtını genişleterek güçlendi ve Bolşevikler üzerinde de etkili oldu. Kongreden sonra Bolşeviklerle yakınlık daha da artacak ve tabii şartlardan doğan dostluğa doğru gidecektir.
Sivas Kongresi’nin Toplanması ve Kararları
Mustafa Kemal Paşa 2 Eylül’de Sivas’a geldi. Millî Mücadele Hareketinin önemli aşamalarından birisi olan Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nde verilmiş olan kararlarda bazı değişiklikler yapmış, bu kararları bütün Anadolu’yu içerisine alacak şekilde uygulamaya koymuştur. Sivas Kongresi’ne katılan delege sayısının Erzurum Kongresi’nden az olmasının en önemli sebebi, İstanbul Hükümeti’nin kongreyi kanun dışı ilan etmesidir.
Sivas Kongresi 11 Eylül 1919’da bir beyanname yayınlayarak sona ermiştir. On maddeden oluşan beyannameye göre; Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte hudut içinde kalan ve her noktası Müslümanlarla yerleşik olan Osmanlı toprakları, hiçbir sebeple Osmanlı toplumundan ayrılmaz bir bütündür ve Müslümanlar öz kardeştir. Osmanlı Hükümeti dışarıdan bir baskı ile memleketin bu yerlerinden herhangi birini terk etmek zorunda kalırsa, Saltanat ve Hilafetin, vatanın ve millî hakların korunmasını sağlayacak tedbirler alınacaktır. Bunun için her şeyden önce Kuva-yı Milliye’yi ve millî iradeyi hâkim kılmak gereklidir. Osmanlı topraklarının herhangi bir kısmına yapılacak saldırı ve işgale karşı birlikte savunma ve direniş esası kabul edilmiştir. Eskiden beri aynı devlet idaresinde birlikte yaşanılan gayrimüslimlerin her türlü hakları koruma altında olduğundan bunlara sosyal dengeyi ve siyasi hâkimiyeti bozacak ayrıcalıkların verilmesi kabul edilmemelidir.
Beyannamede İtilaf Devletlerine ve Amerika Birleşik Devletlerine de hitap edilerek, bu topraklar üzerinde yaşayan Müslümanların coğrafî, tarihî, ırkî ve dinî hukukuna saygı gösterilerek bunlar aleyhine çalışmaların sona erdirilmesi ve adaletli bir kararın alınması isteniyordu. Türk milletinin insani ve çağdaş amaçları kabul ettiği, sanayi ve ekonomi açısından eksikliklerini bildiği, kendisi hakkında istila emeli beslemeyen, millî değerlerine saygılı bir devletin teknolojik ve ekonomik yardımının kabul edilebileceği belirtiliyordu.
Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin ettiği bir dönemde İstanbul Hükümeti’nin de millî iradeye tabi olması ve bunun için millî bir meclisi toplantıya çağırması isteniyordu. Beyannamenin son iki maddesi, köylerden vilayet merkezlerine kadar bütün millî teşkilatların “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildiği ve bunun idare merkezinin Heyet-i Temsiliye olduğuyla ilgiliydi.
Kongre, Heyet-i Temsiliyenin kendisini bütün Anadolu’ya kabul ettirme sürecinin önemli bir parçasıdır. Mustafa Kemal Paşa kongreden sonra, Anadolu’yu temsilen yönetimi fiilen ele almaya başladığı için bir bakıma millî hükümetin başkanı olmuştur. Kongre ile ilgili önemli belgelerden birisi de, Heyet-i Temsiliye tarafından Sivas Kongresi tüzüğüne ek olarak hazırlanan “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Teşkilat Nizamnamesine Lahika”dır. Bu ek belge ile silahlı millî teşkilatların kurulması ve özellikle işgal altındaki bölgelerde silahlı kuvvetlerin nasıl kurulacağı ve idare edileceği açıklanmıştır. Böylece bütün Anadolu’yu
içerisine alan askeri bir teşkilatın planı hazırlanmış ve kabul edilmiştir. Sivas Kongresi’nde alınan kararların uygulanması ile millî bir meclise gidiş süreci ve millî teşkilatlanma tamamlanmıştır.
Manda Sorunu
Sivas Kongresi’nin ele aldığı en önemli konulardan birisi de Amerikan mandasının kabul edilip edilmeyeceği sorunudur. İstanbul’da bir kısım Türk aydın tarafından kurulmuş olan Wilson Prensipleri Cemiyeti üyeleri ABD’nin mandasına girerek ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtulabileceğini savunuyorlardı. Kara Vasıf Bey, Halide Edip (Adıvar) Hanım ve Bekir Sami (Kunduk) Bey manda teklifinde bulunanların başında geliyorlardı. İstanbul’daki tıp öğrencilerini temsil eden Hikmet (Boran) Bey manda fikrine şiddetle karşı çıktı ve bazı delegeler de ona destek verdi. Uzun ve münakaşalı devam eden manda görüşmeleri, nihayet arabulucu bir teklif ile sona erdi.
Ali Galip Hadisesi ve Damat Ferit Hükümetinin İstifası
Ali Galip ile İstanbul Hükümeti’nin yazışmalarını elde eden Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’ni askerle dağıtmaktan bahseden bu yazışmaları “İhanetin Belgeleri” olarak bütün Anadolu’ya duyurdu. Bu belgeler Damat Ferit Paşa’nın iktidardan düşürülmesi için Mustafa Kemal Paşa’ya uygun ortamı sağlamış oluyordu. Anadolu hareketini önlemekte başarısızlığa uğrayan Damat Ferit Paşa 1 Ekim 1919’da istifa etmek zorunda kaldı. 2 Ekim’de kurulan Ali Rıza Paşa Kabinesi Anadolu’ya karşı daha yumuşak davranacaktı.
Amasya Görüşmeleri ve Protokolleri
2 Ekim 1919’da kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin bu süreçteki faaliyetleri olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Yeni hükümet Heyet-i Temsiliye ile irtibata geçmiş ve millî hareketin İstanbul’da tanınmasına yardımcı olmuştur. Ali Rıza Paşa Hükümeti, kurulduğu andan itibaren Mustafa Kemal Paşa ile kopan ilişkilerin düzeltilmesi için gayret gösterdi, Kuva-yı Milliye hareketini meşru bir hareket olarak gördü. Özellikle Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa Kuva-yı Milliye hareketine silah ve cephane yardımında bulundu. Mustafa Kemal Paşa’ya, işgal güçlerinin tüm baskılarına rağmen itibarının iade edilmesi, Anadolu hareketine ait İstanbul basınına konulmuş olan sansürün kaldırılarak Erzurum ve Sivas Kongreleri ile ilgili haberlerin yayınlanmaya başlanması da bu hükümet zamanındaki olumlu gelişmelerdendir. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa 7 Ekim 1919’da müdafaa-i hukuk cemiyetlerine İstanbul ile yapılacak haberleşmeye koyduğu yasağı kaldırdı. Aynı gün Padişaha, sadakatini bildiren bir telgraf göndererek, Damat Ferit’i görevden alıp, milletin istekleri doğrultusunda hareket edecek yeni bir hükümet kurduğu için teşekkür etti. Mustafa Kemal, yeni Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’yı, Heyet-i Temsiliye’nin bir danışman üyesi ve İstanbul’daki bir temsilcisi olarak kabul ediyordu. Hükümetin atacağı adımlar konusundaki istekler Cemal Paşa’ya iletildi. Karşılıklı atılan adımlardan sonra hükümet, Heyet-i Temsiliye ile görüşmesi için Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı
Amasya’ya göndermeye karar verdi. Amasya’da 20-22 Ekim 1919 tarihlerinde Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Mustafa Kemal Paşa, Rauf ve Bekir Sami Beyler arasında yapılan görüşmeler (tarihimizde Amasya Mülâkatı diye de adlandırılır) başarı ile sonuçlandı. Görüşmeler sonunda imzalanan beş protokolde özetle şu konular yer aldı:
1. Mondros Mütarekesi ile belirlenen sınırlar içinde kalan ve Türklerin oturduğu yerlerden herhangi bir bölge hiçbir sebeple terkedilmeyecek, yabancı himaye ve mandası kabul edilmeyecektir. 2. Gayrimüslimlere siyasî egemenliği ve sosyal düzeni bozacak hiçbir ayrıcalık verilmeyecektir. 3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hukuki bir kurum olarak İstanbul Hükümeti tarafından tanınacaktır. 4. Barış görüşmelerine Heyet-i Temsiliye’nin de uygun gördüğü kişiler gönderilecektir. 5. Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanması güvenlik açısından uygun değildir.
Amasya’da imzalanan bu protokollerle İstanbul Hükümeti Heyet-i Temsiliye’yi resmen tanımış oluyordu. Seçimler serbestçe yapılacaktı, tayinlere karışılmayacak, hükümetin güç duruma düşmemesine özen gösterilecekti. Görüşmelerde imzalanan iki gizli protokolde de, millî direnişi hızlandırmak için atılacak adımlar ve Türkiye’yi barışa götürecek konferansa katılacak Osmanlı delegasyonunu belirleyecek konular yer alıyordu.
Sivas’ta Komutanlar Toplantısı
Hükümet seçim hazırlıklarına başladıktan sonra meclisin nerede toplanacağı konusunda Heyet-i Temsiliye ile görüşmelerde bulunuyordu. Ali Rıza Paşa’ya göre, yeni meclis kesinlikle İstanbul’da toplanmalıydı. Mustafa Kemal Paşa ise, güvenlik açısından meclisin İstanbul’da rahat bir şekilde çalışamayacağını belirterek Anadolu’nun güvenli bir yerinde, Eskişehir ya da Ankara’da toplanmasını istiyordu. Bu görüşmelerin yapıldığı sırada Amasya’dan Sivas’a dönen Mustafa Kemal, seçim sırasında ve sonrasında uygulanacak politikaları görüşmek üzere III., XII., XIII., XV. ve XX. Kolordu komutanlarını Sivas’ta toplantıya çağırdı.16-29 Kasım 1919 tarihleri arasında yapılan toplantıda, bütün tehlikelere ve sakıncalara rağmen meclisin İstanbul’da toplanması gereği ortaya çıktı. Meclis-i Mebusan için seçilen milletvekilleri İstanbul’a gitmeden önce Ankara’ya uğrayacaklar ve millî konularda aydınlatılacaklar, mecliste birlik halinde hareket etmeleri sağlanacaktı.
Millî Mücadele’de Bölgesel Kongreler
Millî Mücadele sırasında Erzurum ve Sivas kongrelerinden başka kongreler de toplanmıştır. Bu kongreler bulundukları bölgelerde işgal tehlikesine karşı halkı uyarmak, Rum ve Ermeni çetelerine karşı halkı koruyacak tedbirler almak, işgal sahalarında silahlı birlikler kurmak ve bunları desteklemek görevini yerine getirmişlerdir. Bunlardan bir kısmı Erzurum ve Sivas kongrelerinden önce bir kısmı da bu kongrelerden sonra toplanmışlardır. Sivas Kongresi’nin
birleştirme kararına rağmen bazı yerel örgütler ve kongreler ayrı ayrı çalışmalarına devam etmişlerdir. Bu kongreleri;
• Batı Anadolu Kongreleri, • Doğu Anadolu Kongreleri, • Trakya Kongreleri ve • Çukurova Kongreleri
olarak sınıflandırabiliriz. Bu kongreler kurdukları Kuva-yı Milliye birlikleri ile işgal bölgelerinde düşmanı durduramasalar da düzenli birlikler kurulana kadar zaman kazandırmışlardır. Millî Mücadele’de yapılan bölgesel kongreler, büyük fedakârlıklarla toplanmıştır ve bunların temel felsefesi; Osmanlı Devleti sınırları içinde tam bağımsızlık, yabancı işgal ve müdahalesine karşı silahlı mücadeledir.