AÖF Soru Bankası

Milli Mücadele TarihiÜnite 1 Özeti

Mondros Mütarekesi’nin Tatbiki, İşgaller ve İşgallere Tepkiler, Alınan Önlemler

TAR418U-MİLLÎ MÜCADELE TARİHİ

Ünite 1: Mondros Mütarekesi’nin Tatbiki, İşgaller ve İşgallere Tepkiler, Alınan Önlemler

Giriş

Mondros Ateşkes Antlaşması, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanarak yürürlüğe girdi.

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin İmzalanması, Uygulanması ve İşgaller

27 Ekim’de başlayıp 30 Ekim 1918 tarihine kadar beş oturum halinde dört gün süren hararetli tartışmaların sonunda tespit edilen ateşkes şartları şu şekildeydi:

1. Boğazların istihkamlarıyla birlikte İtilaf Devletleri’ne teslimi ve serbest geçişin sağlanması;

2. ve 3. Osmanlı karasularında mevcut torpil ve mayınların temizlenmesi ve bu işlerin yapılması esnasında Osmanlı ordusunun yardımcı olması;

4. İtilaf Devletleri’ne mensup harp esirleri ile Ermeni esir ve tutukluların teslim edilmesi;

5. Hudutların muhafazası ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli askerin dışında kalan birliklerin tamamen terhis edilmesi;

6. Osmanlı karasularında güvenliğin sağlanmasına memur küçük gemiler dışında bütün donanma, tersane, liman ve stratejik noktaların teslimi;

7. İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde, herhangi bir askerî-stratejik noktayı işgal edebileceği;

8. ve 9. limanların İtilaf Devletleri’ne düşman olan ülkelere kapalı tutulması ve bütün Türk liman ve tersanelerinde İtilaf Devletleri gemilerinin tamir ve bakımına kolaylık gösterilmesi;

10. Toros tünellerinin -askerî/stratejik açıdan çok önemli- İtilaf kuvvetleri tarafından işgal edilmesi;

11. Kafkasya ve Azerbaycan’da bulunan Osmanlı ordularının harpten evvelki sınırlara geri çekilmesi;

12. ve 13. hükümetin iletişim vasıtaları müstesna tutulmak kaydıyla bütün telli-telsiz muhabere (iletişim) vasıtalarının İtilaf memurlarının kontrolüne verilmesi, deniz ve kara ordusuna ait malzemelerin tahrip edilmesi;

14. Osmanlı ülkesinin ihtiyacı karşılandıktan sonra İtilaf Devletleri’nin kömür vb. ihtiyacının Osmanlı kaynaklarından karşılanması;

15. Osmanlı demiryollarının İtilaf Devletleri kontrolüne bırakılması;

16. Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’ta bulunan Osmanlı kuvvetlerinin İtilaf komutanlıklarına teslim edilmesi;

17. ve 18. Maddelerde Trablusgarp, Bingazi ve Mısrata’da bulunan askeri birliklerin İtalyanlara teslim olması;

19. İttifak Devletleri’ne ait bütün askerlerin ve sivil memurların bir ay içinde Osmanlı ülkesini terk etmesi;

20. Terhis edilen Osmanlı ordusuna ait silah-teçhizatın İtilaf komisyonlarına teslim edilmesi;

21. Osmanlı İaşe Nezareti’nin istenildiğinde bütün bilgileri İtilaf Devletleri komisyonlarına teslim etmesi;

22. Türk harp esirlerinin İtilaf Devletleri nezdinde tutulması;

23. Osmanlı Hükümeti’nin İttifak Devletleri’yle olan her türlü münasebetini kesmesi;

24. Vilayât-ı Sitte (altı vilayet: Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Mamuretü’l-Aziz ‘Elazığ’)’de karışıklık çıkması durumunda bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgal edilmesi;

25. İtilaf Devletleri’yle Osmanlı Hükümeti arasındaki savaşın 31 Ekim 1918 günü saat 13.00’te sona ermesi.

Mütarekenin Uygulanmasına Ordu Komutanlarının Tepkisi

Mondros Ateşkes Antlaşması şartları askerler arasında hoşnutsuzlukla karşılandı. En çok dikkati çeken husus, İtilaf Devletleri’nin mütarekenin 7. maddesine dayanarak Türk ülkesinde istedikleri yerleri işgal edebilecekleri gerçeğiydi. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’nın İstanbul’a dönmeleri emrine karşı komutanlar şifre mesajla neden diye sordular. Osmanlı ordusu personeli görevinin başında idi. Mütarekeyi Osmanlı delegelerine dikte ettiren İngilizler, Osmanlı ordusunun bir an önce lağvedilerek, silah-teçhizat ve her türlü askeri malzemenin teslimini, personelin de terhis edilmesini istiyorlardı. Milletin orduya yaptığı yardım parasıyla alınan silah ve teçhizatın imhası veya teslimi, askerin ve vatandaşın tepkisine yol açmıştır.

Mütareke Sonrası Osmanlı Ordusunun Yeniden Düzenlenmesi

1., 2., 3., 5., 6., 7., 8., 9. Ordular, Adana’da bulunan Yıldırım Ordular Grubu karargâhı, Bakü’deki Kafkas İslam Ordusu Mütareke sonrası lağvedilmiştir. Harbiye Nezareti ve Erkân-ı Harbiye Riyaseti tarafından yapılan yeni düzenleme Osmanlı ordusunu hazarî/barış düzenine uygun dokuz kolordu halinde yeniden teşkilatlandırmıştır. Karargâh-ı Umumi Teşkilatı ile Başkomutanlık Vekaleti 7 Ekim 1918’de lağvedildi. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti, Harbiye Nezaretine bağlı yedi şubeye indirildi. Osmanlı Genelkurmay’ı 29 Ekim 1919’da yeni bir düzenlemeye tabi oldu. Buna göre;

1. Şube Harekât, 2. Şube İstihbarat, 3. Şube Şimendifer ve Menzil, 4. Şube Teşkilat, 5. Şube İkmal, 6. Şube Eğitim, 7. Şube Askeri Kanunlar, 8 Şube Harp Tarihi, 9. Şube Zati (Personel) İşler ve 10. Şube de Evrak ve Kütüphane


işlerinden sorumlu bulunacaktı. Ankara’da TBMM hükümetinin kuruluşu üzerine İstanbul’da 13 Haziran 1920’de yeni bir düzenleme yapılmış, buna göre Osmanlı Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinde:

1. Şube, teşkilat, nizam ve kanunlardan, 2. Şube, istihbarat ve nakliyeden, 3. Şube, eğitim ve harp tarihinden, 4. Şube, personel

işlerinden sorumlu tutulmuştur.

Anadolu ve Trakya’daki İşgaller (Musul, Çukurova, İlk Kurşun-Dörtyol, Urfa, Antep Maraş, Doğu Trakya, vd.)

13 Kasım 1918 tarihinde fiilen işgal altına giren İstanbul, galip devletlerin ordu komutanları ile komiserlerinin karargâhı haline getirildi. 21 Aralık 1918 tarihinde, Sultan Vahdettin’in emri ile Osmanlı Mebusan Meclisi feshedildi. 14 Aralık 1918’de Divan-ı Harb-i Örfiler kuruldu. Seferberlik sırasında Ermenilerin zorunlu iskanında suçlu görülenlerin tahkik heyetlerinin verecekleri raporlar doğrultusunda yargılanmalarına başlandı. 30 Ocak 1919 tarihinden itibaren İttihat ve Terakki Fırkası’nın önde gelen isimleri tutuklanmaya başlandı. İstanbul’da asayişin giderek bozulduğu yolunda görüşler ortaya atan İngiliz Generali Wilson, 17 Ocak 1919’da Osmanlı zabıtasının kontrolünü üzerine aldığını bildirdi. Buna göre, İstanbul’un Rumeli yakası Beyoğlu ve Rumeli olmak üzere ikiye ayrıldı; bütün İstanbul’un inzibat işlerinden ise General Fuller sorumlu tutuldu. Mütareke şartları hukuksuz bir şekilde Musul’da çiğnendi. Ahmet İzzet Paşa, 8 Kasım 1918’de duruma itiraz eden Ali İhsan Paşa’ya gönderdiği telgrafta, Musul’un boşaltılması ve İngilizlerin gösterecekleri hatta kadar Türk birliklerinin geri çekilmesini istedi. Bölgedeki Kürt aşiretlerini Türklere karşı kışkırtarak Musul’da denetimi ele geçirmek isteyen İngilizler, 17 Kasım 1918’de aşiret reislerinden Şeyh Mahmut’a, kendi himayelerinde Süleymaniye’de bir “Kürt Hakimliği” kurdurdular. Ali İhsan Paşa’nın devlet merkezini bu konuda uyarması, ayrıca Cerablus’un 6. Ordu tarafından tekrar kontrol altına alınması İngilizlerle gerginliğe yol açtı. Harbiye Nezareti, 9 Şubat 1919’da 6. Orduyu lağvetti. Bunun üzerine İngilizler 1919 Şubat’ında Maraş’ı, Mart’ta da Urfa’yı işgal etti. Harbiye Nezareti’nin daveti üzerine 21 Şubat 1919’da Diyarbakır’dan yola çıkan Ali İhsan Paşa, 2 Mart 1919’da Haydarpaşa’da trenden inerken İngilizler tarafından tutuklanarak, Malta’ya sürgüne gönderildi. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti’nin çağrısı üzerine Adana’dan İstanbul’a dönerken, Yıldırım Ordular Grubu’nun kılıç artığı birliklerini 2. Ordu Komutanı Nihat (Anılmış) Paşa’nın komutasına bırakıp birliklerin İskenderun-Adana hattına çekilmesini istemiştir. İngilizler, 9 Kasım 1918’de İskenderun’da halkın Erzak Ambarı önünde çıkardığı kargaşayı bahane ederek şehri işgal etti. Ayrıca, Türk polis ve memurlarının İskenderun’u terk etmelerini istediler. İskenderun’a Fransız birlikleri de çıkarıldı. Fransızlar İskenderun’daki Türk memurlarına karşı, yanlarına aldıkları Ermeni çeteleriyle birlikte çok sert tavır

sergilediler, Kırıkhan’daki silah depo ve ambarlarına el koydular. Fransız Doğu Lejyonu’ndaki Ermeni çeteleri, Fransızlardan aldıkları cesaretle İskenderun, Dörtyol ve Adana bölgesinde Müslüman ahaliye saldırganca hareketlere giriştiler. Hatay Dörtyol’da işgalci Fransızların desteklediği Ermenilerin Türklere yönelik saldırgan hareketleri millî direniş örgütlerinin kurularak mücadeleye atılmasına yol açtı. Dörtyol’un Karakese ve Özerli köylerine saldıran Ermeniler halka zulüm ve işkencelerde bulundu. Özerli’den Dörtyol’a giden yolları kapatan köylüler, kendilerini savunmaya kalkınca çıkan çatışmalarda Fransız askerleri ve Ermeni çetecileri püskürtülüp dağıtıldı. 19 Aralık 1918 günü gerçekleşen bu saldırıda şaşkına dönen Fransızlar ve Ermeniler Dörtyol’daki karargâhlarına geri çekildi. Hatay Dörtyol’da 19 Aralık 1918’de atılan ilk kurşun, daha sonra Anadolu’nun diğer bölgelerinde başlayan silahlı millî direnişe örnek oldu. Ordu Komutanlığı’ndan Adana valiliğine atanan Nihat Paşa işgallere karşı halkı uyanık tutmaya, kurulan cemiyetlerle el altından silahlandırmaya çalıştı. Gelişmeleri yakından takip eden İngilizler, hükümete baskı yaparak 22 Ocak 1919’da Nihat Paşa’nın valilikten aldırdılar. Kasım-Aralık 1918’den itibaren Hatay, Adana daha sonra Maraş, Antep, Kilis ve Urfa’nın işgali ile Anadolu’nun güneyi tamamen İtilaf Devletleri’nin denetimine geçmiş oldu.

Antalya, Muğla, Burdur, Isparta İtalyanlar tarafından işgal edilirken, Aydın vilayetinden kuzeye uzanan Batı Anadolu kesiminde ise Yunan istek ve emellerinin olduğu biliniyordu. 18 Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı ile Anadolu ve Trakya’nın kaderi yeniden masaya yatırıldı. Yunanlar, Trakya ve Batı Anadolu üzerindeki isteklerini ısrarla siyasi sahada dile getirmeye ve destek aramaya başladılar. Boğazlar ve Trakya’da tam bir denetim kurmak isteyen İtilaf Devletleri, önemli stratejik noktaları işgal etmiş böylece Karadeniz sahil kesiminde bulunan önemli geçit noktaları ve stratejik kaynaklar da İtilaf Devletleri denetimine geçmiştir. Doğu Trakya, mütarekeden sonra Fransız birlikleri tarafından işgal edildi. Trakya’da Fransızlardan cesaret bulan Rum çeteleri Çorlu Metropolit’i ve İstanbul Fener Patrikhanesi’nin desteğiyle Uzunköprü, Keşan, Gelibolu, Çorlu, Malkara, Pınarhisar, Vize, Kırklareli ve Lüleburgaz taraflarında Türklere yönelik gasp ve yağmalama hareketine girişmişlerdir. Bu sırada halk üzerinde etkili olan Trakya-Paşaeli Cemiyeti, Ocak 1919’dan itibaren bölgedeki Türkler üzerinde etkili olmaya başlamış, Fransız destekli Yunan ve Rum çetelerinin saldırılarına karşı kurulan Kuva-yı Milliye birlikleriyle engel olunmuştur.

İtilaf Devletleri Ordularının İstanbul’a Gelişi

13 Kasım 1918 günü, İtilaf Devletleri’nin 61 parça harp gemisinden oluşan donanması, mütareke şartlarının kendilerine verdiği yetkiye dayanarak, İstanbul önlerine demirlemişti. 13 Kasım 1918’deki işgali takip eden günden sonra İstanbul’da çeşitli resmî ve gayr-ı resmî binalara yerleştirilen İtilaf kuvvetlerinin sayısı günden güne artmış, kısa sürede on binleri geçmiştir. İşgal sırasında İngilizler


önemli stratejik noktaları kontrol altına alırken, Fransızlar ondan sonra gelen büyük bir güç olarak İstanbul’da yerlerini almışlardır. İtalyan ve Yunan askerleri de İstanbul’da kontrol bölgeleri oluşturmuşlardır. İstanbul sokaklarında serbestçe dolaşmak, şehir dışına çıkmak özel izne tabi olmuş, hatta şehre giriş-çıkışlar işgalcilerin verdiği pasaportla yapılmıştır. İstanbul’da denetimi ellerine alan İngilizler, 20. yüzyıldan beri himaye ettikleri gayrımüslim Osmanlı vatandaşlarının koruyucusu olduklarını göstermişlerdir. Mütareke devrinde İstanbul’da tam 12 kez kabine değişikliğine gidildi. İstanbul’daki siyasi otoritenin yaşadığı güç kaybı, başkentin siyasî-sosyal ve iktisadî hayatını büyük bir kargaşaya sürükledi. Başkentte fiyatlar artmış; halkın alım gücü günden güne azalmış, sağlık problemleri giderek artmıştır. Temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatları %1350 oranında yükselirken, memur maaşları ancak %50 nispetinde artırılmıştır. Bu da insanların satın alma gücünü etkilemiştir. Anadolu’dan getirilen hububat ve diğer yiyecek maddeleri ulaşım güçlüklerinden dolayı pahalıya mal olurken, dışarıdan ithal edilenler daha ucuza getirilmiş; bundan da müttefikler büyük kârlar elde etmiştir.

İstanbul’un 13 Kasım 1918’de başlayan yaklaşık ve 4 yıl 11 ay 7 gün süren işgal devri, İtilaf orduları komutanlarının 2- 4 Ekim 1923 tarihinde Dolmabahçe’de Türk bayrağını selamlayarak şehirden ayrılmaları ile son bulmuş, Lozan Barışından sonra 6 Ekim 1923’te TBMM hükümetine bağlı Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki 10. Kafkas Fırkası şehre girerek İstanbul’u işgalden kurtarmıştır.

Ermeni ve Yunanların Osmanlı Devleti’nden Toprak Talepleri

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Meclisinde bulunan gayrımüslim mebuslar -Ermeni, Rum- , özerklik taleplerini dile getirmeye başlamıştır. Özellikle Ermeni milletvekilleri, 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç konusunu gündemde tutarak, görevi kötüye kullanan Osmanlı idarecileri ve memurlarının yargılanmasını istiyorlardı. Hürriyet ve İtilaf Partisi hükümetleri de İtilaf işgal orduları komiserlerine şirin görünme uğruna, muhalif oldukları İttihatçıları suçlu göstermek istercesine Divan-ı Harplerde yargılamaları başlatmışlardır. Paris Barış Konferansı’nda Yunan Başbakanı Venizelos, Batı Anadolu, Trakya ve İstanbul üzerinde hak iddiasında bulunurken, Ermeni Bogos Nubar da Doğu Anadolu’da Ermenilere yurt verilmesini talep ediyordu. Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey ile Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Ermenilerin zorunlu iskanı esnasında görevi kötüye kullanmak töhmetiyle yargılanıp idama mahkûm edilmişlerdir.

İzmir’in İşgali, İşgallere Tepkiler (Mitingler, Protestolar vs.)

Mütarekeden hemen sonra İtilaf donanmasına ait gemiler İzmir limanına demirledi. Bu durum yerli Rumların taşkınlıklarına yol açtı. İzmir’de önce 17. Kolordu Komutanı, sonra da vali olan Sakallı Nurettin Paşa, Rum ahalinin İzmir’de taşkınlıkları giderek artınca 21 Şubat

1919’da şehirde sıkıyönetim ilan etmiştir. Bu arada Osmanlı Devleti’nde iktidara Damat Ferit Paşa hükümeti getirilmiş, 22 Mart 1919’da Nurettin Paşa valilikten ve kolordu komutanlığından alınmış, yerine İttihatçı ve Türk Ocakları karşıtı olan (Kambur/Hımbıl) Ahmet İzzet Bey valiliğe, Balkan Harbinden sonra emekli edilen, ancak mütarekeden sonra tekrar göreve getirilen Mirliva Ali Nadir Paşa 17. Kolordu Komutanlığı’na, eskiden ordudan atılan Hürriyet ve İtilaf Partisi üyesi Kalkandelenli Tahsin Bey Polis Müdüriyeti’ne getirilmiştir. İzmir’de Rum propaganda faaliyetinin arttığı bir dönemde yönetimde böyle bir değişimin gerçekleştirilmesi gelecekte İzmir’in kaderinin olumsuz etkilenmesine yol açmıştır. İtilâf Devletleri, Paris Barış Konferansı’nda İngilizlerin baskın siyasetiyle 6 Mayıs 1919’da Batı Anadolu’nun “Megali İdea”’yı gerçekleştirmek isteyen Yunanistan’a verilmesini kararlaştırdı. İngiliz Hükümeti, 12 Mayıs 1919’daki toplantısında İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgalini onaylamış, karar İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Koramiral Arthur Calthorpe’a bildirilmiştir. 15 Mayıs 1919 Perşembe sabahı saat 06.00 sularında İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan gemileri himayesinde 07.00 itibariyle Yunan askerleri Yunan gemilerinden saat Punta ve Pasaport iskelelerinden Alsancak tarafına karaya çıkarıldı. İşgalle birlikte Rumlara ait fabrikalar siren, kiliseler çanlarını çalmaya başladı. İzmir Metropoliti Hrisostomos karaya çıkan Yunan Efzun Alayını haç ile takdis edip, geleneksel tuz ve ekmek merasimi yapıldıktan sonra Albay Stavrianos komutasında Konak istikametindeki yürüyüşe iştirak etti. “Zito (yaşa) Venizelos!” sloganları ile Konak Meydanına gelen Efzun Alayı birliklerinin önünde İzmirli gönüllü Rum gençlerinden oluşan milisler yer almıştır. Konak Meydanı’nı Kemeraltı caddesine bağlayan köşe dönülürken, Yunan bayrağını taşıyan Teğmen Yannis açılan ateş sonucunda yere yuvarlanınca ortalık bir anda karışmış, çatışma başlamıştır. İzmir’de Millî Mücadele’nin başlamasına sebep olan bu ilk kurşunun kimin tarafından atıldığı meçhul olmakla birlikte bu olay, Hukuk-ı Beşer gazetesinden Hasan Tahsin’e (Osman Nevres) izafe edilmiştir. Karıkışla ve hükümet binası işgal edilip Yunan bayrağı asıldı. 15 Mayıs 1919 tarihinde başlayan Batı Anadolu’yu yangın yeri, harabe ve kan gölüne çeviren Yunanların asker-sivil ayırt etmeksizin 48 saat süren kıyımında 2.000’den fazla Türk’ün öldürüldüğü rapor edilmiştir. Uluslararası Tahkik Heyeti raporuna göre, işgalde Türkler dehşet verici işkencelere uğramışlardır. 9 Eylül 1922 tarihinde işgal son bulmuştur.

Ordu Müfettişlikleri’nin Kurulması ve İşgaller Karşısında Kamuoyunun Tepkisi: Cemiyetler ve Kuva-yı Milliye

Cevat Paşa, Kavaklı Mustafa Fevzi Paşa ve Mustafa Kemal Paşa’nın bir araya gelerek gerçekleştirdikleri toplantıların sonunda “Üçler Misâkı” -Üçlerin Andı- olarak geçen bir ahitleşme yapılmıştır. 1919 yılı Nisan ayında gerçekleştirilen gizli toplantılarda Anadolu ve Rumeli’deki orduyu denetim altına almak üzere ordu müfettişliklerinin kurulması, iskelet kadro olarak bütün ordunun yeniden


teşkilatlanıp bunlara bağlanması; silah, cephane ve her türlü mühimmatın depolarda toplatılıp İtilaf Devletleri’ne teslim edilmemesi, İstanbul’daki hükümet işgalcilerin elinde esir olduğundan verilecek emirlerin icra ediliyormuş gibi gösterilip yapılmaması, Anadolu’da millî bir idarenin oluşturulması, Kuva-yı Milliye’nin tüm ülke sathına yaygınlaştırılarak millî iradeye dayandırılması, işgalcilere karşı savunmada kalınmayıp taarruza geçilmesi kararlaştırılmıştır. Üçler Misakı’nda alınan kararlar çerçevesinde Erkân-ı Harbiye Riyaseti tarafından hazırlanan gerekçelerle Harbiye Nezareti’ne sunulmuş; 30 Nisan 1919 tarihinde padişah iradesi alınarak gerekli atamalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Kıtaatı -daha sonra 3. Ordu oldu- Müfettişliği’ne atanmasında pek çok asker ve bürokratın olumlu kanaati etkili olmuştur. Harbiye Nazırı Şakir Paşa, hazırlanan müfettişlik talimatnamesini 6 Mayıs 1919’da imzalayıp tebliğ etmiştir. Ordu Müfettişlikleri’ne verilen görev formunda, mıntıkalarında iç güvenliği sağlamak, dağınık halde bulunan silah, cephane ve teçhizatı depolarda muhafaza altına aldırmak, valilikler ve kolordularla koordineli iş birliği yapmak, her türlü konuda Harbiye Nezareti ve Erkan-ı Harbiye Riyaseti’yle şifreli doğrudan haberleşmek, bölgelerindeki her türlü görevden alma ve tayinleri yapmak gibi sorumlulukları vardır. Mustafa Kemal Paşa’ya verilen özel talimatta, Orta Karadeniz kesimindeki asayişsizliğin sebeplerini araştırıp sona erdirmek, Mondros Mütarekesi hükümlerinin uygulanmasına nezaret etmek, mıntıkasında hükümet aleyhine olabilecek faaliyetleri engellemek olarak belirtilmiştir. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919 pazartesi sabahı erken saatlerde müfettişlik karargâhıyla Samsun’a çıkmıştır.

İşgaller Karşısında Basın

Mütareke döneminde Osmanlı basını İtilaf Devletleri’nin denetim ve sansür komisyonlarının baskısı altında yayın yapmıştır. İttihat ve Terakki iktidarının ardından yönetime gelen Hürriyet ve İtilaf Partisi hükümetleri ile tarafsız tabir edilen hükümetler zamanında da basın özgürlüğü kısıtlanmıştır.

İşgaller Karşısında Halkın Durumu

Türk halkı, işgallere karşı hemen teşkilatlanmaya başladı. Hükümet ve idareciler halka pasif direniş tedbirleriyle tepkide bulunmalarını öğütleseler de millî duyarlılığı yüksek vatandaşlar Müdafaa-i Hukuk-ı Millîye Cemiyetleri etrafında birleştiler. Her vilayet, kaza, nahiye ve köylerde teşkilatlanmaya gidildi. Millî Mücadele hareketinde Kuva-yı Milliye’nin temelini oluşturan bu teşkilatlanma, halkın milis güçleri oluşturarak, yerini-yurdunu bizzat kendisinin savunmasına zemin hazırladı.

Millî Mücadele’de Cemiyetler

Millî Cemiyetler

Mütareke döneminde kurulan cemiyetler içinde Türk halkının bağımsızlık ruhunu ve mücadele azmini kamçılayan millî cemiyetlerdi. Genel adıyla Müdafaa-i

Hukuk-ı Milliye/Osmaniye Cemiyeti olarak adlandırılan millî cemiyetler, başlangıçta her vilayet, kaza veya nahiyede farklı isimlerle anılmışlardır. Cemiyetlerin en önemli faaliyeti, mütareke döneminde halkın birlik ve beraberlik ruhu etrafında millî duygular içinde kenetlenmesini sağlamak, savundukları bölgenin Türk yurdu olduğunu kanıtlamak, işgallere karşı uyanık tutup silahlı mücadeleye yönlendirmek olmuştur.

Millî Varlığa Zararlı Cemiyetler

Azınlıkların kurduğu millî varlığa zararlı cemiyetlerden başka, Müslüman ahaliden aymazlık içinde bulunan, ümidini yitirmiş, işgalcilerden medet umanlar da cemiyetler kurarak, İtilaf Devletleri’nin mandası/ himayesi altında yaşamayı göze almışlardı. Kürt Teali Cemiyeti, Teali-i İslam Cemiyeti, İngiliz Muhipler Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti bunlardan bazıları idi. Bu cemiyet mensupları, İngiliz veya Amerikan mandasının kabulüyle Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürebileceğini, Millî Mücadele’nin başarılı olamayacağını düşünüyorlardı.

Kuva-yı Milliye’nin Doğuşu

Kuva-yı Milliye, Türk İstiklal Harbi döneminde ülkeyi işgal edenlere karşı mücadele eden, amaçları tam bağımsızlık olan, merkezî bir komutanlığa bağlı olmadan gayri nizami harp usûlü ile savaşan gönüllü yerel silahlı direniş birlikleri/milis güçleri demekti. Kuva-yı Milliye, dar anlamıyla düzenli ordu birlikleri dışında bir tür vur-kaç taktiği ile düşmanla savaşan kuvvetlerdir. Geniş anlamda düşünülecek olursa, Kuva-yı Milliye, Türk İstiklal Harbi’nin bütününü ifade ediyordu. Bu ifade, siyasî-askerî içerikli idi. Kuva-yı Milliye karşıtı olan Damat Ferid Paşa hükümeti gözünde Kuva-yı Milliye hareketi, devlet düzenini bozan bir yapılanma olduğu kadar, barış çabalarını baltalayan, yeni işgallere ve savaşa sebebiyet verecek bir çılgınlık idi. Türk İstiklal Harbi başında düzenli ordu birlikleri ile değil de, milis kuvvetleriyle mücadeleye girişilmesinin asıl sebebi, Mondros Mütarekesi gereği ordunun terhis edilip teşkilatının dağıtılmış olması idi. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından 1919 yılında Anadolu’da millî hareketin -ordunun- Sivas Kongresi ile Temsil Heyeti tarafından kontrol altına alınmasına, hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağlı düzenli ordunun kurulmasına kadar geçen zamanda Kuva-yı Milliye düşmanla mücadelede etkili oldu. Kuva-yı Milliye kuruluşunda etkili olan emekli subaylar, mülki idareciler, müderris, öğretmen, imam ve halktan önde gelenlerin komutasında oluşturulan milis güçlerle işgalcilere, işbirlikçi Rum ve Ermeni çetelerine karşı mücadeleyi sürdürdü. Kuva-yı Milliye’nin yerelde örgütlenmesinde “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri”nin büyük katkısı olmuştur. Zaman zaman kanunsuz eylemleri olsa da Kuva-yı Milliye, Millî Mücadele’nin başlangıç döneminde etkili olmuş, düzenli ordu kurulduktan sonra da teşkilatı, 2 Ocak 1921’de tamamen kaldırılarak birlikleri yeni orduya dahil edilmiştir.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında