AÖF Soru Bankası

Birinci Dünya Savaşı'nda Türk CepheleriÜnite 6 Özeti

Hicaz-Asir-Yemen Cepheleri

TAR326U-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRK CEPHELERİ

Ünite 6: Hicaz-Asir-Yemen Cepheleri

Giriş

Yavuz Sultan Selim 1517’de Ridaniye Muharebesi’ni kazanarak Memlûk Devleti’ne son verince Mısır ile birlikte Arap Yarımadası da Osmanlı hâkimiyetine geçti. Osmanlı Devleti Arap Yarımadası’nın Kızıldeniz kıyılarını Hicaz Vilayeti, Asir Sancağı ve Yemen Vilayeti (1872 öncesi Yemen Eyaleti), yarımadanın iç kısımlarını Necid Sancağı ve Basra Körfezi kıyılarını da Lahsa Eyaleti şeklinde idari bölümlere ayırarak yönetti. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti Arap Yarımadası’nda Hicaz, Asir ve Yemen olmak üzere üç farklı cephede ve beş harekât bölgesinde mücadele etti. Bunlar; Hicaz Cephesi Medine bölgesi, Hicaz Cephesi Mekke bölgesi, Asir Cephesi, Yemen Cephesi Tehame bölgesi ve Yemen Cephesi Taiz bölgesi idi.

Harekât Alanının Coğrafi ve Stratejik Durumu

Arap Yarımadası Asya kıtasının güneybatısında yer alır. Yarımada’nın kuzey sınırı Kuveyt-Akabe hattından geçer. Yarımada’nın batısında Kızıldeniz, doğusunda Basra ve Umman Körfezleri, güneyinde Umman Denizi (Hint Okyanusu) ile çevrilidir.

Bölgenin Coğrafi Özellikleri

Yarımada’nın batı kesimleri doğuya oranla yüksek sıradağlarla, iç bölgeleri çöllerle kaplıdır. Kızıldeniz boyunca kıyıya paralel uzanan sıradağlar Sera Dağları olarak adlandırılır. Sera Dağları güneye gittikçe yükselir. Sera Dağları ile Kızıldeniz doğu kıyıları arasındaki çöl kesimine “Tehame” denmektedir. Sıradağların doğusuna doğru arazi giderek alçalır ve çöle dönüşür. Yarımada’nın büyük kısmı çöl niteliğindedir.

Tehame kesimi; yolların ilkel, arazinin kayalık, geniş ovaların kum tabakalarıyla kaplı bulunması, havanın aşırı nemli, bitki örtüsünün zayıf, su kaynaklarının sınırlı ve gündüz sıcakların çok yüksek olması sebebiyle harekâta uygun değildir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce inşa edilmiş, Hicaz cephesinde; Cidde, Mekke ve Taif ’de, Yemen cephesinde; Hudeyde, Luhye, Sana ve Mendep gibi tarihî kaleler, o dönemin koşulları ve silahlarına göre inşa edilen eski tip kaleler olduğundan birlikler için etkili bir koruma sağlamamıştır.

Hicaz Vilayeti’nde yaşayan halkın tamamına yakınını Müslüman Araplar teşkil ediyordu. Büyük çoğunluk Sünni mezhebine bağlıydı. Resmî dil Türkçe olmasına rağmen halk Arapça konuşuyordu. Halkın büyük kısmı köy, kasaba ve şehirlerde, bedevi veya urban adı verilenler göçebe olarak çöllerde çadırlarda yaşamaktaydı.

Yemen ve Asir’de halkın çoğunluğu yine Arap olsa da Hicaz’a göre farklıydı. Bu bölgelerde azınlıkta kalsalar da Yahudiler, ticaretle uğraşan Yunanlılar, Hintliler, İtalyanlar, Almanlar ve köle ticareti ile geçinen Sudanlılar vardı. Araplar arasında mezhep, renk, yaşayış, örf ve âdetler bakımından da farklılıklar vardı. Yemen’de başlıca

altı mezhep yaygındı. Bunlar; Hanefi, Şafii, Zeydi, Mükerremi, Davudi ve Vehabi mezhepleri idi.

Birinci Dünya Savaşı’nda Hicaz, Asir ve Yemen Cepheleri

Birinci Dünya Savaşı’na girerken Osmanlı Devleti için Hicaz, Asir ve Yemen cepheleri öncelikli konumda değildi. Buralardaki birlikler öteden beri personel, silah ve teçhizat yönünden eksikti. Buna karşın Başkomutanlık, noksanlıkların bölgedeki kabilelerden teşkil edilecek mücahitlerle (paralı askerlerle) giderilebileceği düşüncesindeydi.

Harekât Alanında Tertiplenme

Birinci Dünya Savaşı’na girerken Arap Yarımadası’nda Osmanlı birlikleri; Medine’de Medine Muhafızlığı, Mekke’de 22’inci Tümen, Asir’de 21’inci Tümen ve Yemen’de 7’inci Kolordu şeklinde konuşlanmıştı.

7’inci Kolordunun iki tümeninden 39’uncu Tümen karargâhı Sana’da, 40’ıncı. Tümen karargâhı Hudeyde’de bulunuyordu.

21’inci ve 22’nci Tümen ile 7’nci Kolordu bağımsız (doğrudan İstanbul’daki Başkomutanlık Vekâletine bağlı) iken Medine Muhafızlığı Şam’da bulunan 4’üncü Orduya bağlıydı. Medine Muhafızlığı Hicaz Ayaklanması başladıktan sonra Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığına dönüştü ve Şam’dan gönderilen takviyelerle desteklendi. Osmanlı Devleti savaşa dâhil olduktan sonra Mekke’deki 22’nci Tümen de 4’üncü Ordu Komutanlığına bağlandı.

Almanya’nın Rusya’ya harp ilanından bir gün sonra 2 Ağustos 1914’te Almanya ile Osmanlı Devleti arasında İttifak Antlaşması imzalandı. Bununla birlikte henüz hazır olmadığından Osmanlı Devleti savaşa dâhil olmadı, bunun yerine aynı tarihte genel seferberlik ilan etti. Böylece bir yandan yeni askere alma işlemleriyle birliklerin eksik kadrolarını tamamlamaya ve eksik ikmal maddelerini tedarik etmeye, diğer yandan sefer planı doğrultusunda birlikleri yığınaklanma bölgelerine intikal ettirmeye başladı.

Hicaz Cephesi

Osmanlı idaresi Arabistan yarımadasında genellikle eski sistemi muhafaza etmeye çalıştığından Hicaz’ın idaresini şeriflere bıraktı. Ancak kontrolü sağlamak için Cidde, Mekke ve Medine’de bir miktar asker bulunduruyordu.

Savaş başladığında Osmanlı Devleti’nde herkesin aklında Mısır Seferi vardı. Osmanlı Devleti savaşa dâhil olduktan yaklaşık bir ay sonra Şam’daki 4’üncü Ordu Komutanlığına Cemal Paşa görevlendirildi.

Savaş Başladığında Hicaz’daki Gelişmeler

Şerif Hüseyin, Şurayı Devlet üyesi olarak İstanbul’da bulunurken Şerif Abdi Lillah Paşa’nın ansızın vefatı üzerine 1908 yılında Mekke emirliğine tayin edildi. Başlangıçta devlete sadakatle bağlı görünmekle birlikte zamanla Şerif Hüseyin, merkezî kontrolden rahatsızlığını


belli etmeye başladı. Hicaz’a tayin edilen vali ve diğer devlet görevlilerinin rahat çalışmalarını engellemek için elinden geleni yaptı.

Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerine savaş ilanından üç gün sonra 14 Kasım 1914’te Osmanlı Sultanı ve Halife tarafından “Cihâd-ı Ekber” ilan edildi.

Hicaz’da İsyanın Başlaması

Hicaz Ayaklanması öncesi asiler Suriye ile bağlantıyı keserek Medine’yi düşürmek amacıyla 3-5 Haziran 1916 tarihleri arasında çeşitli istikametlerden demir yolu hattına saldırıya geçtiler ve 140’dan fazla telgraf direğini hasara uğrattılar. Hasarlar demir yolu koruma birlikleri tarafından kısa sürede onarıldı.

Arap Ayaklanması esas olarak 5 Haziran 1916 gece yarısına doğru Medine çevresindeki çeşitli karakollara yapılan baskınlarla başladı. Alınan tedbirlerle boşa çıkan bu saldırıların ardından 6 Haziran 1916 günü bu kez Ali ve Faysal kuvvetleri Medine güneybatısında Türk mevzilerine saldırıya geçtiler. Akşama kadar süren çatışmaların sonunda asi Araplar bozguna uğrayarak çekilmek zorunda kaldılar. İsyancı Araplar, başarısız geçen bu ilk saldırılardan sonra Medine kuzeyi ve güneyine çekilerek yeni saldırılara hazırlığa başladılar. Artık takviye kuvvetler de Medine’ye yaklaşıyorlardı.

Mekke Bölgesinde İsyanın Genişlemesi

Mekke bölgesinde ayaklanma öncesi yaklaşık 5.000 mevcutlu 22’inci Hicaz Tümeni üç ayrı şehirde, Mekke, Taif ve Cidde’de konuşlanmıştı. Hicaz’da ayaklanma başlarken Şerif Hüseyin’e katılan kuvvetlerin sayısı tam olarak bilinmese de İngiliz kaynaklarına göre Arapların genel olarak 50.000 civarında olduğu, bunlardan 10.000 kadarının Medine bölgesinde bulunduğu değerlendiril- mektedir. Fahrettin Paşa’nın emrine de demir yolu koruması hariç Medine savunması için yaklaşık bu kadar kuvvet gönderilmiştir.

Arap Ayaklanması’nın başlamasından 3,5 ay sonra Hicaz’ın Mekke kesimindeki son Osmanlı garnizonu da Şerif Hüseyin’in kontrolünde asi Arapların eline geçmiş oldu (Ünal, 2021). İsyana Mekke, Taif, Cidde gibi şehirlerin halkı katılmamıştır. İsyancı Araplar büyük oranda bedeviler ve başındaki şeyhler oluşturmuştur.

Medine Bölgesi

5-6 Haziran 1916’da saldırıya geçtiklerinde aldıkları darbeyle sarsılan asi Araplar saldırılara bir süre ara verdiler ve Medine çevresinde tertiplenme hazırlıkları ile meşgul oldular.

Asilerin Üzerine Taarruz

17 Haziran 1916’da 4’üncü Ordudan gelen emirle Fahrettin Paşa’ya Medine civarının düşmandan temizlenmesi görevi verildi. Bu emir üzerine o güne kadar takviye olarak gelen iki alay ile 26-27 Haziran 1916’da harekete geçen Fahrettin Paşa bu ilk taarruzla Medine’nin yaklaşık 50 km çevresini asilerden temizledi. Bu ilk darbenin Medine halkı ve

çevredeki Bedeviler üzerinde etkisi büyük oldu. Bu çatışmalardan sonra bir süre Medine’ye yönelik ciddi bir saldırı olmadı.

1916 Haziran ayının sonlarına yaklaşırken Cidde düşmüş, Mekke ve Taif ’te sarılan Türk kuvvetleri kahramanca garnizonlarını savunuyorlardı. Bu dönemde Mekke garnizonunun kurtarılması için bir Mekke seferi düzenlenmesi konusu üzerinde duruldu. Ancak böyle bir harekât için gerekli 10- 15 bin devenin kısa sürede temin edilemeyeceği ve mevcut kıtaların bu sefer için yeterli eğitim ve donanıma sahip olmadığı değerlendirilerek bu dü- şünceden vazgeçildi.

Bir hafta bölgede kalan birlikler Medine’den uzaklaştıkça güçleşen lojistik sorunlar nedeniyle yaklaşık 100 km güneye, Elhamra’ya çekildi. Fahrettin Paşa bundan sonra ağırlığını Elhamra güneydoğusundaki Ali kuvvetlerine verdi. asi Araplar bu bölgede nerede toplandıysa taarruz edildi.

Taarruzdan Savunmaya Geçme

Fahrettin Paşa bir yandan harekâtı genişletirken diğer yandan Cemal Paşa’dan sürekli yeni takviye taleplerinde bulunuyordu. Oysa o dönem Kanal- Sina cephesinde de durum iyi değildi. İkinci Kanal Seferi başarısızlıkla sonuçlanmış, İngilizlerin Sina Çölündeki ilerleyişleri durdurulamamıştı.

İngilizlerden sürekli yardım alan isyancılar 22 Ocak 1917’de top ve makineli tüfeklerle takviyeli yaklaşık 1.500 asi ile Müceyyiz istikametinde saldırıya geçti. Arapların ilk defa düzenli kuvvetler hâlinde gerçekleştirdikleri bu saldırı, bölgedeki bir taburun başarılı savunması karşısında ağır darbe aldı ve asiler çekilmek zorunda kaldılar.

Verilen onca desteğe rağmen isyancı Araplar Medine bölgesinde başarısız kalmaları üzerine İngilizler yeni bir strateji geliştirdiler ve Vech Limanı’nın ele geçirilmesine karar verdiler.

1917 yılı ilkbaharında binden fazla isyancının Medine doğusundaki mevzilere saldırısından sonra 6 Temmuz 1917’de Akabe Limanı düşünceye kadar olan dönemde zaman zaman küçük çaplı saldırılar hariç cephe hattında önemli bir gelişme olmadı. Akabe’nin kaybedilmesi zaten yoğun olan demir yolu saldırıları daha da arttı. Bundan sonra Hicaz cephesinde her geçen gün daha kötüye gitti.

Hicaz’ın Boşaltılması ve Tahliyesi

Birinci Dünya Savaşı başından beri Hicaz’ın boşaltılması düşünülmekteydi. Fakat dinî, siyasi ve askerî sebeplerle bu fikir fiiliyata geçirilememişti. Sina cephesinin kaybedilmesi ve Filistin cephesinde işlerin kötüye gitmesi üzerine Hicaz’ın boşaltılması konusu ilk kez 1917 yılı başlarında gündeme geldi. İlk tedbir olarak Cemal Paşa 10 Ocak 1917’de Medine’deki sivillerin Şam’a nakline karar verdi. Medine’den boş dönen trenlerle 40 bin kadar Medine halkı düzenli bir şekilde Şam’a nakledildi.


24 Şubat 1917’de Cemal Paşa, 4’üncü Ordu Kurmay Başkanı Miralay Ali Fuad Bey ve Mustafa Kemal Paşa’nın katıldığı toplantıda Hicaz’ın geleceği konusu da görüşülerek Medine’nin tahliyesinin zorunlu olunduğu kabul edildi. Şam’da askerî mecburiyetler sebebiyle alınan karar Enver Paşa tarafından uygun bulundu.

Akabe Limanı’nın İngilizlerin eline geçmesi sonrası demir yoluna saldırılar daha da yoğunlaştı. Artan demir yolu saldırılarıyla 1918 yılı Nisan ayından itibaren iyice aksayan ikmal faaliyetleri Eylül ayından itibaren tümüyle kesildi. Hicaz kuvvetleri kendi başlarına kaldılar.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin 16’ıncı maddesi; Hicaz, Asir ve Yemen’in boşaltılmasını ve buradaki kuvvetlerin İngilizlere teslim olmasını gerektiriyordu. Ancak Fahrettin Paşa, aradan birkaç ay geçmesine rağmen mütareke hükmüne uymak istemiyor, direnmeyi sürdürüyordu.

Bir süre daha dirense de sonunda 12 Ocak 1919 akşamı teslim olmaya razı oldu. Medine, asi Araplar tarafından 13 Ocak 1919’da işgal edildi. Ardından Medine’deki kuvvetler (500 civarında subay ile 6.000 kadar er) Şubat 1919’un ilk haftasına kadar bölgeyi boşaltarak Mısır’daki esir kamplarına gönderildi.

Asir Cephesi

Asir’de mevcut 60 civarında kabile ve buna yakın Bedevi toplumunun bir kısmı Seyit İdris veya Şerif Hüseyin’in safında yer alsa da adaletli yönetim sergileyen mutasarrıf ve komutanlar olduğunda çoğunluğu devlete karşı tertibe karışmamışlardı. Asir’de geçmişte sıkça yaşanan ayaklanmalar genellikle buraya gönderilen, görevlendirilen yönetici ve komutanların kötü idarelerine tepki olarak patlak vermişti. 20’inci yüzyılın başlarında Seyit İdris de böyle bir ortamda bölgedeki etkinliğini arttırarak bir lider olarak ortaya çıktı.

Savaş Öncesi Gelişmeler

Birinci Dünya Savaşı öncesi 1913 yılı başlarında Asir’e Mutasarrıf ve Tümen Komutanı olarak Albay Muhiddin Bey görevlendirildi. Yeni komutan hayli sarsılan devlet otoritesini yeniden tesis için köklü önlemlerle işe başladı. Kritik yerlerdeki Şerif Hüseyin’e bağlı idarecileri uzaklaştırdı. Kışla binalarını onarıma aldı, askerleri sıkı disiplin ve eğitime tabi tuttu. Zayıf idareli, disiplinsiz subayların işine son verdi. Tümenin merkezi olan Ebha çevresinde esaslı tahkimat oluşturdu.

Ricalülma ayaklanmasının bastırılmasından sonra Muhiddin Paşa, Ebha’nın güneydoğusunda Asir’in Tehame kesimine egemen konumdaki Temniye bölgesine yöneldi. İdris, Asir’deki hâkimiyetini genişletmek için bu bölgeye el atmıştı. Ebha’yı doğrudan tehdit eden bu kritik mevkiin ele geçirilmesi önem kazanmıştı. Topçu ile takviyeli bir müfreze tarafından baskın şeklinde yapılan süngü hücumu sonucu Temniye ele geçirildi. Bu taarruzla bölgedeki İdris kuvvetlerine ağır darbe indirildi.

Savaş Süresince Gelişmeler

Savaş başladıktan sonra Asir’deki en önemli gelişme 1916 yılı yazında Konfide kıyı kasabasının İngilizler tarafından işgali oldu. İngilizler kasabayı bir muharebe sonrası değil, buradaki müfreze komutanının, İngilizlerin teslim olun çağrısı üzerine 8 Temmuz 1916’da karşı koymadan birliğiyle teslim olması üzerine ele geçirdiler.

Konfide’yi bu denli kolay işgal eden İngilizler cesarete kapılarak Mihail’e doğru ilerlediler. İngiliz kuvveti ile birlikte hareket eden asilerle sayıları toplamda 2.000’e ulaşan düşman kuvveti karşısında buradaki Türk müfrezesi ve sonradan onlara katılan gönüllüler arasında Mihail’de üç gün süren muharebelerde düşmana ağır kayıplar verilerek geri atıldılar. Sonrasında Mihail müfrezesi ve gönüllüler Konfide’ye ilerleyerek 27 Eylül 1916’da burayı da düşmandan temizlediler. Böylece 2,5 ay sonra Konfide yeniden Osmanlı yönetimine geçmiş oldu. Bu muharebelerden sonra savaşın sonuna değin iki yıl süresince yine hükûmet aleyhine tertipte bulunan birkaç kabilenin üzerine gidilerek bastırıldı ve bunların de devletin yanında yer alması sağlandı. Böylece Asir Cephesi, tüm cepheler içinde en sakin geçen Osmanlı cephesi oldu. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra mütarekenin 16. maddesi gereği Asir’deki 21’inci Tümen 1 Şubat 1919’da teslim oldu. Tümen personeli buradan Mısır’daki esir kamplarına götürüldü.

Yemen Cephesi

Kızıldeniz’e geçişin kontrol altına alınmasında önemli bir mevki durumunda olan Yemen 17’nci yüzyılın ortalarından itibaren sorun olmaya başladı. 18’inci yüzyılın başlarından itibaren Avrupalı devletler Yemen’e gönderdikleri casus ve misyonerler vasıtasıyla Arap halkını Türklere ve Türk yönetimine karşı kışkırttılar.

Birinci Dünya Savaşı’nda Yemen Cephesi, İngiltere’nin Hindistan’dan Mısır’a kuvvet naklini Kızıldeniz girişinde önlemek bakımından önem kazandı. İngilizlerin kontrolündeki Aden ve çevresinin ele geçirilmesi hâlinde İngiltere’nin hem Sina cephesini hem de Avrupa cephesini takviye etmesi geciktirilebilirdi. Bu düşünceyle Osmanlı Başkomutanlığı savaş başladığında 7’inci Kolorduya, ileride muhtemel böyle bir harekât için hazırlık emri vermişti.

Taiz Harekât Bölgesi

Kolordunun hazırladığı genel harekât planına göre, kuzeyde Tehame Harekât Bölge Komutanlığını oluşturan 40’ıncı Tümen Asir sınır hattı boyunca İdris kuvvetlerinin saldırılarına karşı savunmada kalacak, güneyde Taiz Harekât Bölge Komutanlığını oluşturan 39’uncu Tümen Taiz bölgesini İngilizlerden geri almak için Aden doğrultusunda taarruz edecekti. Harekât Bölge Komutanlıkları olabildiğince bölgedeki kabilelerden toplanarak teşkil edilecek mücahit unsurlarla takviye edilecekti.


Aden Harekâtı’na Hazırlık

Osmanlı Devleti savaşa dâhil olunca Aden Harekâtı’na yönelik hazırlıklara başlandı. Bu harekât için elinde yeterli kuvvet olmayan Aden Harekât Bölge Komutanı, takviyeler ve toplayabileceği mücahitlerle Aden’e girilmese bile, kapısına kadar ilerlenebileceğini düşünüyordu.

Aden Harekâtı/Taarruzu

Aden Harekâtı 30 Haziran 1915 günü başladı. Dürayce- Havaşip-Döküm istikametinde muharebe ederek ilerleyen birlikler 4 Temmuz 1915’de Lahic’e yaklaşırken düşmanın şiddetli topçu ve makineli tüfek ateşine maruz kaldılar. Ateş yoğunluğu şehre yaklaştıkça arttı, akşam hava kararırken birlikler şehre girmeyi başardı. Bundan sonra çok çetin sokak muharebeleri başladı. Bütün gece ve ertesi sabaha kadar 15 saat kesintisiz süren kanlı boğuşmalar sonrası şehir 5 Temmuz 1915’te ele geçirildi, düşman Aden’e doğru kaçmaya başladı. Şehirden kaçamayan İngiliz ve Hint askerleriyle bazı kabile liderleri ve bunların adamları çok dayanaklı, mazgallı üç katlı burç hâlindeki evlerine sığınarak makineli ve çabuk ateşli tüfekleriyle ateş açarak ertesi güne kadar inatla muharebeyi sürdürdüler.

Tehame Harekât Bölgesi

Yemen’in kuzeyinde Tehame bölgesinde 40’ıncı Tümenin mevcudu yaklaşık 5.000 kişi iken İdris kuvvetlerinin sayısının 10.000 civarında olduğu tahmin edilmekteydi. Seyit İdris, karargâhı ile Asir hududuna yakın Meydi köyünde bulunuyordu. Tehame bölgesindeki İdris kuvvetleri Asir’dekilerden farklılık gösteriyordu. Buradaki kuvvetler büyük oranda maaşlı ve nispeten düzenli birlik niteliğindeydi. Buna karşın uyguladıkları muharebe yöntemi yine gerilla harbi idi.

Savaşın Başlarında Gelişmeler

Osmanlı Devleti savaşa girdiğinde Yemen’in güneyinde Aden taarruzu ile ilgili hazırlıklar sürerken Yemen’in kuzeyinde Tehame bölgesinde sessizlik hâkimdi. Seyit İdris Yemen’in kuzeyinde henüz hareketlenmemişti. Savaşın başlarında bu bölgede daha ziyade İmam Yahya ile hâkimiyet mücadelesi içerisindeydi. İngilizler ise Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettikten sonra bu bölgedeki küçük birkaç adayı işgal etmekle yetinmişti. 1915 yılı başlarında Tehame Harekât Bölge Komutanlığı karargâhı Hudeyde’de, komutanlığın kuruluşundaki dört mürettep (sonradan derlenmiş) alaydan biri merkezde Hudeyde’de, diğer üçü parça parça Luhye’nin kuzeydoğusuna doğru tertiplenmişti.

Savaşın Sonlarına Doğru Gelişmeler

İdris savaşın başından beri Vazat ve Hacur’da giriştiği saldırılardan sonra 1916 yılı sonlarında kuvvetlerini büyük oranda Abis bölgesine çekti. Bu durumda 1917 yılında İdris kuvvetleri ile çatışmalar çoğunlukla Abis bölgesinde yaşandı. Öncekiler gibi bu bölgedeki çatışmalarda da İdris kuvvetlerine ağır kayıplar verdirildi.

Seyit İdris, Türk kuvvetlerinin çoğunluğunun Abis bölgesinde olmasından yararlanarak Eylül 1918 ortalarında

2.000 civarında asi ile bir kez daha Luhye’ye çıkarma yaptı. Ancak burada bulunan bir bölük, mevcudu asilerin onda biri kadar olmasına karşın kahramanca çatışarak İdris kuvvetlerini çekilmek zorunda bıraktı. Bundan sonra Mondros Mütarekesi imzalanıncaya kadar bölgede genellikle top ve piyade silahlarıyla ateş muharebesi ile küçük çaplı çatışmalar dışında büyük çaplı bir muharebe yaşanmadı.

Mondros Mütarekesi Sonrası Yemen ve Asir Cephelerinin Tahliyesi

Asir bölgesinde 64 subay ve 2.620 erden oluşan kafilenin büyük bölümü 1 Şubat 1919 günü Kızıldeniz kıyısındaki Şükeyik İskelesi’ne doğru harekete geçti. İskeleye geldiklerinde kafileler hâlinde Mısır’a götürüldüler. Yemen Cephesi’nde Tehame bölgesinde tahliye işlemlerine 40’ıncı Tümen 143 subay ve askerî memur, 2120 er ile başladı. Ancak parasızlık, ulaştırma araçlarının yetersizliği ve bazı birliklerin teslim olmada gösterdiği pasif direniş sebebiyle tahliye işi planlanandan uzun sürdü. Tahliye işlemleri esnasında tümenin bir kısım silahları İmam Yahya’ya bırakıldı. Sorumluluk bölgelerini tahliye eden birlikler teslim işlemleri için Hudeyde’ye intikal ettiler. Buradan da kafileler hâlinde 15 Şubat-25 Mart 1919 arasında İngiliz gemileri ile Mısır’daki esir kamplarına götürüldüler. Böylece Yemen ve Asir cephelerinde Türk askeri hiç yenilgi tatmasa da savaşın genel sonucu her iki cephe de hüsranla kapanmış oldu.

Cephelere İlişkin Genel Değerlendirme

Stratejide genel kural: “Her yerde kuvvetli olmak isteyen, hiçbir yerde kuvvetli olamaz”. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na girerken her yerde kuvvetli olmak istemiş, ordularını geniş İmparatorluk sınırları boyunca dağıtmıştır. Bunun yanında savaşın muhtemel gidişatını hesap edeme- miş, cephelerin kaderini belirleyecek karar noktalarını seçememiştir.

Hicaz Cephesi’nde Fahrettin Paşa kendisine verilen vazifeyi kahraman askerleri ile birlikte bir namus addedip, Haremi Şerifi düşmana teslim etmemek için ölümü göze alarak sonuna kadar savaşmıştır. Yürüttüğü başarılı mücadele sebebiyle Hicaz halkı kendisine Çöl Kaplanı adını vermiştir.

Yemen ve Asir cepheleri, henüz savaşın başında ana vatanla her türlü temaslarının kesilmesine karşın, yokluklar ve imkânsızlıklar içinde savaşın sonuna kadar ayakta kalma başarısını göstermiştir.

Harekât Alanında İkmal Faaliyetleri

İtilaf donanmasının Akdeniz ve Kızıldeniz’de sağladığı deniz üstünlüğü sebebiyle Hicaz, Asir ve Yemen Cephelerini ana vatandan deniz yolu ile desteklemek mümkün değildi. Bununla birlikte Şam-Medine demir yolu hattı ikmal yönünden Hicaz Cephesi’ne büyük avantaj sağladı.

Bu ünitenin sorularını uygulamada çözŞıklar, doğru cevaplar ve süreli sınav modu AÖF Soru Bankası uygulamasında