TAR326U-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRK CEPHELERİ
Ünite 5: Kanal-Sina ve Suriye-Filistin Cephesi
Giriş
Birinci Dünya Savaşı süresince Arap coğrafyasında cereyan eden savaşların tamamını Türk-İngiliz mücadelesi teşkil eder. Bunun nedeni, Türklerin Orta Doğu’nun iki kilit noktasında İngiltere’ye karşı tehdit teşkil etmesiydi. Bu noktalardan birincisi Süveyş Kanalı, ikinci nokta ise savaş gemilerinin yakıt ikmal kaynağı olan Basra Körfezi idi.
Harekât Alanının Coğrafi ve Stratejik Durumu
Kanal-Sina ve Filistin-Suriye cephelerini kapsayan harekât bölgesinin sınırları kuzeyde Fırat Nehrinin dirseği ile Asi Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü ağzın güneyi hattı, doğuda Hicaz demir yolu hattının doğusu ile güneyde Süveyş Körfezi, batıda Akdeniz kıyıları ve Nil Nehri ile çevrelenmiştir. Bu bölge, kuzeyinden Anadolu yarımadası, doğusunda Irak, güneyinde Arabistan yarımadası, batısında Akdeniz ve Trablusgarp ile ayrılan Sudan arazisi ile çevrelenmiştir. Sina Çölü-Filistin-Suriye bütünüyle Mısır- Arabistan-Irak ve Anadolu arasında bir geçit bölgesi olması dolayısı stratejik öneme sahiptir. 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ile Sina-Filistin-Suriye’nin önemi daha çok artmıştır (Sina-Filistin Cephesi, 1979).
Filistin-Suriye Bölgesinin Coğrafi Özellikleri
Filistin genel olarak Suriye, Mısır, Şeria Nehri ve Akdeniz arasında yer alan bölgedir. Filistin bölgesi kuzeyde Lübnan Dağları, doğuda Doğu Filistin Dağları, güneyde Refah-El Halasa-Lut Gölü ve batıda Akdeniz ile çevrilidir. Şeria nehrinin döküldüğü Ölü Deniz de (Lut Gölü) Filistin’in doğu sınırına dâhildir. Yüzölçümü 28.000 kilometre kare civarındadır.
Harekât Alanının Nüfusu, Toplumsal Yapısı ve Başlıca İskân Yerleri
Filistin’in nüfusu, Birinci Dünya Harbi sırasında 810 bin (700 bin civarında Müslüman Arap, 60 bin civarında Hıristiyan Arap, 32 bin civarında Yahudi, 14 bin civarında Latin, 2.500 civarında Fenike kökenli Maruniler ve 1.500 civarında Ermeni) idi. İki çeşit Arap nüfus vardı: Yerli Araplar ve Araplaşmış (Çok eski zamanlarda Arabistan Yarımadasından gelerek buranın yerli milleti Asuri, Geldani ve Fenikelilerle karışarak yeni bir Arap nesli oluşturanlar) olanlardı. Genellikle Yahudiler, Latinler ve Ermeniler Kudüs civarında, Maruniler, Akka bölgesinde yaşardı.
Bölgedeki önemli şehirler, Birüssebi, Gazze, Kudüs, Yafa, Akka, Nablus, Şam, Beyrut, Halep, Hama ve Humus idi. Anadolu’da İskenderun, Antep ve Adana bu cephelerle ilişkili şehirlerdi.
Kanal-Sina ve Filistin-Suriye Cepheleri (Ocak 1915-Ekim 1918)
Birinci Dünya Savaşı’nda açılan cephelerden Kanal-Sina ve Filistin-Suriye Cepheleri, birbiriyle irtibatlı iki cephedir. Bu iki cepheden Kanal-Sina Cephesi, Filistin-Suriye Cephesini doğrudan etkilemiştir. Dört yıllık savaş süresince bölgede cereyan eden muharebeler önce 1915-1916
yıllarında Kanal-Sina Cephesi’nde; 1917-1918 yılları zarfında da Filistin-Suriye Cephesi’nde gerçekleşmiştir.
Kanal-Sina Cephesi
Başkumandan Vekili Enver Paşa İngilizleri Mısır’da meşgul etmek, Batı cephesine sevk etmekte oldukları Hint kıtalarını Mısır’da alıkoymaya mecbur kılmak ve Çanakkale’ye çıkarma kuvveti göndermelerine engel olmak maksadıyla Süveyş Kanalı’na doğru bir taarruz harekâtı planlıyordu. Eğer Kanal geçilebilir ise Mısır ahalisinin Osmanlı ordusunun yanında İngiltere’ye karşı ayaklanacağını umuyordu.
Birinci Kanal Seferi/Harekâtı
Çok üstün İngiliz kuvvetleri karşısında Kanal’a taarruzu sürdürmek sefer kuvvetinin tümüyle imha veya esir olmasına yol açabilirdi. Bu nedenle Cemal Paşa taarruzu daha fazla sürdürmeyerek birliklere çekilme emrini verdi.
Çölü 17 günde geçen sefer kuvveti, 3 Şubat gecesi karanlıktan yararlanarak Kanal’dan çekilmeye başladı. İngilizler çekilmenin hiç farkında olmadılar, taarruzun sabah tekrar edileceğini beklediler. Takip için hiçbir teşebbüste bulunmadılar, sadece uçakları toplu gördükleri Türk kıtalarını bombaladılar. Kanal seferi için Birüssebi’yi terk eden ordugâh tam bir ay sonra 15-18 Şubat 1915’te Birüssebi’ye geri döndü. Böylece büyük umut ve hedeflerle çıkılan Mısır Seferi, Kanal’ı geçemeden bitti.
Maurice De Bunsen Komitesi
1915 Nisanında hükûmet, Sir Maurice de Bunsen başkanlığında bakanlıklar arası bir komite kurdu. İngiltere’nin Orta Doğu’daki istekleri konusunda İngiliz kabinesine öneri sunmak üzere Başbakan Asquith’in kurduğu bakanlıklar arası de Bunsen Komitesi, 8 Nisan 1915’te işe başladı. Komitede Başbakanlıktan, Deniz Kuvvetleri Bakanlığından, Hindistan Bakanlığından ve diğer gerekli dairelerden birer temsilci bulunuyordu.
İkinci Kanal Seferi (Harekâtı) Öncesi Gelişmeler
Başarısızlığa uğrayan Birinci Kanal Seferinden sonra Kanal’a tekrar taarruz etmek üzere hazırlıklara başlandı. Türk tarafında birlikler modern silah ve vasıtalardan mahrumdu. Suriye’de yeni teşkil edilen ve çoğu Arap erlerinden kurulu tümenlerin harp kudretleri azdı. Cemal Paşa gelişmiş vasıtalar olmadan Mısır’a sefer yapmak niyetinde değildi.
Almanlar, İngilizlerin Mısır’daki birliklerini Avrupa Cephesi’ne göndermeye başlamalarından rahatsız olduklarından, Çöl ortamının sıkıntılarına rağmen seferin 1916 Temmuz ayında icrasına karar verdiler. Seferin amacı, Kanal’ın doğusunda Katya’ya kadar ilerleyen İngiliz kuvvetini geriye atarak Kanal’ın doğu tarafına hâkim olmaktı.
Şerif Hüseyin’in Osmanlı Devleti’ne Karşı İsyanı
İkinci Kanal Seferinin hazırlıklarının yapıldığı sırada ortaya çıkan en önemli gelişmelerden biri, Mekke Emiri
Şerif Hüseyin’in İngilizlerin yanında Osmanlı Devleti’ne karşı Hicaz’da başlattığı ayaklanma oldu.
Şerif Hüseyin’in asıl hedefi, bütün Arap dünyasının kralı olmak ve halifeliği ele geçirmekti. Hatta kuzey sınırlarını Toroslar bölgesine kadar uzatmayı tasarlamış ve bu yolda İngilizlerle pazarlığa bile girişmişti.
Şerif Hüseyin ve oğulları silahlanıp ayaklanarak Mekke’deki Osmanlı mevzilerine saldırıları başladığında Şerif ’in arka arkaya gelen başarıları üzerine Osmanlı Hükûmeti yeni ve meşru emir olarak Şerif Haydar’ı Medine’ye gönderdi.
Hüseyin 1916 Kasım ayında kendisini “Arap Ülkelerinin Kralı” ilan etti. Bu noktada İngilizlerin savaş propagandası etkili olmuşsa de yine buna ilk itiraz eden İngiltere oldu. Bunun sebebi İngiltere’nin Fransa’ya olan yükümlülükleri ve savaşın ertesinde Arapların acıyla görecekleri gibi bölgedeki siyasi planlarıydı.
İkinci Kanal Seferi
Birinci Kanal Seferi doğrudan Süveyş Kanalı’na yapılmışken, İkinci Kanal Seferi Kanal’ın 30-35 kilometre doğusunda Sina (Tih) Çölünde gerçekleşmiştir. Türk tarafında Birinci Kanal Seferinden sonra oluşturulan Çöl Komutanlığı, 23 Nisan 1916’da Katya’daki İngiliz ordugâhına bir baskın düzenledi. Yaşanan muharebede Katya’daki bir İngiliz süvari alayı imha ve esir edildi.
Filistin-Suriye Cephesi
Kanal bölgesinde bu savaşlar olurken Orta Doğu’nun kâğıt üzerinde paylaşıldığı Sykes-Picot Anlaşması, 16 Mayıs 1916’da Fransa ile İngiltere arasında imzalandı. Mark Sykes ile François Georges Picot’un adını taşıyan Sykes- Picot Antlaşmasına göre; Fransa, Akka limanının kuzeyinde kalan Akdeniz sahiline sahip olurken, İngiltere Irak bölgesi ile Hayfa çevresinde sınırlı bir yerleşim yeri kazanacaktı. Diğer Arap toprakları İngiltere ya da Fransa koruması altında kalacaktı. Bu anlaşma aynı zamanda sonraları Necef Çölü hariç İngiliz mandası altına girecek olan sınırlar içinde Filistin denilen bir bölgenin ortaya çıkacağına da işaret etmekteydi.
Birinci ve İkinci Gazze Muharebeleri (Mart-Nisan 1917)
Filistin’i savunma ile görevli Osmanlı Birinci Sefer Kuvveti birlikleri, karargâhı Telleşşeria’da olmak üzere Gazze Grubu, Cemame Grubu, Telleşşeria Grubu ve Birüssebi grubu olmak üzere dört grup hâlinde yerleşmişlerdi.
1917 itibarıyla Türk birlikleri, 30 kilometre uzunluğundaki Gazze ve Birüssebi arasında bir savunma hattı oluşturdu.
Birinci Gazze Muharebesi’nde İngiliz taarruzunun püskürtülmesinden sonra, Türkler Birüssebi-Gazze hattındaki mevzilerini güçlendirmeye giriştiler. Nisan 1917 de kara ve deniz topçusunun yoğun bombardımanını müteakip İngiliz birlikleri taarruza geçti. Türk cephesi yarılamadı, zehirli gaz mermisi de kullanan İngilizler ileri
atıldığında Türklerin çok şiddetli makineli tüfek ve topçu bombardımanı ile karşı karşıya kaldılar.
İkinci Gazze Muharebesi olarak cereyan eden savaşta İngiliz taarruzu püskürtüldü, bu başarısız taarruzdan sonra General Murray görevden alındı, yerine General Sir Edmund Allenby geçti. Allenby’nin komutayı alması, savaşın seyrini değiştiren bir karar oldu.
Yıldırım Orduları Grubunun Kurulması
Gazze Muharebelerinden kısa bir süre önce Irak cephesinde İngilizlerin Bağdat’ı ele geçirmesi (11 Mart 1917) Arap ve İslam âleminde çok kötü bir etki yapmış, İngilizlerin üstünlüğünü arttırmıştı. Alman Başkomutanlığı, bu kötü durumun düzeltilmesi için Bağdat’ın geri alınmasını istiyordu. Bu harekât için gerekli askeri ve maddi yardımı yapacağını Türk Başkomutanlığına vaat etti. Bu amaçla Galiçya, Makedonya ve Romanya’dan dönen birliklerle yeniden kurulan tümenlerden yararlanılarak Halep’te 7’nci Türk Ordusunun kurulmasına ve Irak’taki 6’ncı Türk Ordusuyla bu yeni kurulan 7’nci Ordunun bir Ordular Grubu hâlinde birleştirilmesine karar verildi ve Komutanlığına Alman General von Falkenhayn atandı.
Üçüncü Gazze Muharebesi (Birüssebi Muharebesi) - (Ekim-Kasım 1917)
31 Ekim 1917’de cereyan eden ve bir gün süren Birüssebi Muharebesinde İngilizler üstün kuvvetlerle taarruzda bulundu.
Mustafa Kemal Paşa’nın yerine atanmış olan 7’nci Ordu Komutanı Fevzi (Çakmak) Paşa ve 3’üncü Kolordu Komutanı Albay İsmet, Birüssebi’den kuzeye doğru geri çekilmeye devam ettilerse de General Allenby’nin sağ ka- nadını durduracak kadar birliği asla toplayamamışlardı. Bu durum 22’nci Kolordu Komutanı Albay Refet’i, 6-7 Kasım’da Gazze’nin geceleyin tahliye edilmesi için emir vermek zorunda bıraktı. Savaş, aynı gün İngilizlerin Gazze’ye girmesiyle sonuçlandı.
Kudüs’ün Kaybı (9 Aralık 1917)
İngilizler Üçüncü Gazze Muharebesinde kapsamlı bir zafer elde edememişlerdi. Oysaki General Allenby ağır silahlardaki büyük üstünlüğüyle güney Filistin’i mahvedebilecek her türlü imkâna sahipti. Ancak Birüssebi’ye saldıran İngiliz kuvvetleri vaktin çoğunu boş yere su aramakla geçirdi. Gazze’deki kuvvetleri de geri çekilen Türk ordusunu takip edemedi.
9 Aralık 1917 günü Osmanlı Devleti’nin son Kudüs Mutasarrıfı İzzet Bey, Belediye Başkanına bir teslim mektubu vererek şehirden ayrıldı. İngiliz birlikleri şehre girdikten iki gün sonra 11 Aralık 1917’de Kudüs’e gelen General Allenby, burada törenle karşılandı. Bu gelişmeler karşısında Enver Paşa, başarısız gördüğü Yıldırım Ordular Grup Komutanı Mareşal von Falkenhayn’ı görevden aldı, yerine 1 Mart 1918’de General Liman von Sanders’i atadı.
Nablus (Megiddo) Muharebesi (1918)
Eylül 1918’e gelindiğinde Filistin cephesindeki İngiliz ordusu, General Allenby komutasında iki piyade kolordusuyla Çöl Atlı Piyade Kolordusu, Fransız ve İtalyan müfrezeleriyle ordu bağlı birliklerinden kurulmuş bulunuyordu. Liman von Sanders komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ise 4’üncü (Komutanı Cemal Mersinli Paşa), 7’nci (Komutanı Mustafa Kemal Paşa) ve 8’inci (Komutanı Cevat Çobanlı Paşa) Ordulardan müteşekkildi.
Türk ordularının 1918 yılı Eylül ayından itibaren geri çekilmesi, bu durumda mütarekenin de imzalanmasını kaçınılmaz bir hâle getirdi. Mustafa Kemal Paşa, Liman von Sanders’in İstanbul’a çağrılmasından sonra, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı gün (30 Ekim 1918), Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına tayin edildi.
Mondros Ateşkes Antlaşması Sonrasında Yaşanan Gelişmeler
Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı zaman İngilizler tüm Suriye ve Irak’ta yönetimi ellerine geçirmiş bulunuyorlardı. Yıldırım Orduları Grubu, Allenby’i Halep’in kuzeyinde 4-5 ay kadar durdurması beklenen kudretli bir muharip kuvvet olarak duruyordu. Nitekim Türk ordusu Kasım 1918’de silahlarını bırakıp yurduna dönmedi. Bu konuda Mustafa Kemal’in Halep’e geldikten sonra yayınladığı günlük emirlere bakıldığında fırkaları teftişte yaptığı tespit ve aldırdığı güvenlik tedbirleri ile elde kalan kuvvetleri istifade edilebilir hâle getirerek savunmayı olabilecek saldırılara karşı güçlü kılmayı amaçladı.
Harekât Alanında İkmal Faaliyetleri
Savaş süresince Osmanlı ordularının ihtiyaçlarının karşılanmasında Yurt İçi Tedarik, Yurt Dışı Tedarik ve Mahallinden Tedarik olmak üzere üç ikmal yöntemi uygulandı. 4’üncü Ordu Bölgesinde, mahallinden tedarik imkânları sınırlı olduğundan Yurt İçi Tedarik yöntemiyle Anadolu’dan ikmale ağırlık verildi. Silah, mühimmat, motorlu araçlar ve teknolojik gereçler Almanya’dan temin edildi.
Seferberliğin başlamasıyla birlikte ordunun lojistik desteğini sağlamak maksadıyla Başkomutanlık seviyesinden başlayarak Ordu, Kolordu ve bağımsız Tümen seviyesine kadar menzil teşkilatları kurulmaya başlandı. Her seviyedeki menzil teşkilleri tedarik, depolama, dağıtım ve ulaştırma hizmetlerini yürütüyordu.
Ulaştırma
Suriye ile Anadolu arasında düzgün bir yol yoktu. Bunun sebebi, ihmal ve gaflet olmakla birlikte denizden ikmal sağlama alışkanlığının da var olduğu idi. Ancak harp başladığında donanmadan yoksun olan Osmanlı Devleti, düşmanın deniz hâkimiyeti karşısında kara nakliyatına yönelmek zorunda kaldı. Ancak bu ihtimal düşünülerek ön- ceden hazırlık yapılmadığı için kara nakliyatında savaş boyunca türlü zorluklarla karşılaşıldı.
Muhabere
Bölgede başlıca haberleşme vasıtası telgraf idi. Harbe girildiğinde Sina Çölü’nde son telgraf yeri Katya idi. Sonra çölün orta kesimi ile güneyine kadar da yeni telgraf hatları döşendi. 1916 yılı ortasına kadar 12 bin direk kullanılarak Filistin bölgesinde toplamda 500 kilometrelik telgraf hattı döşendi. Telgraf hattının kesilmesi kolay olduğundan birlikler için telefon ve telsiz de gerekliydi, ancak bunların sayısı çok yetersizdi.
Filistin cephesinde göze çarpan en büyük eksiklik, muhabere sistemindeki aksaklıktı. Türk birliklerinin içine düştüğü vahim durum, 7’nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal’in İstanbul’daki Başkomutanlığa gönderdiği 21 Eylül 1918 tarihli telgraftan da anlaşılmaktadır.
Sağlık
Savaş süresince 4’üncü Ordu birliklerinde kütle hâlinde bulaşıcı hastalık salgınları olmamıştır. Tifo, tifüs ve kolera gibi bu çeşit salgın hastalık belirtileri görüldüğünde hemen birlikler hemen karantinaya alınarak hastalık söndürülmüştür. Malarya ve dizanteri ise devamlı var olmuş, yok edilememiştir. Hastalıkların sayısı genellikle kış mevsiminde, harp uzadıkça iaşe ile giyecek sıkıntısı yaşanan dönemlerde artmıştır. Uzun savaş yılları birliklerdeki doktor sayılarının giderek düşmesine yol açmıştır. Sağlık hizmetleri, Filistin ve Suriye’de mevcut 11 sabit menzil hastaneleri ile Ordu, Kolordu ve Tümen Seyyar (çadır) Hastaneleri ile yürütülmeye çalışılmıştır. 4’üncü Ordu bölgesinde insan sağlığı gibi birliklerdeki hayvanların, özellikle develerin bakımı ve sağlığı da önem arz ediyordu. Harp süresince on binlerce deve satın alınması, fazla sayıda veteriner teşkillerinin oluşturulmasını gerektirdi. Bu nedenle pek çok hayvan muayene noktaları, hastaneleri ve deve depoları kuruldu.
Personel
Birlik ve kurumların er ikmali genellikle ordular emrindeki asker alma teşkilatı tarafından depo alaylarına gönderilen erlerden eğitimlerini bitirenlerle, hastanelerden iyileşerek veya hava değişiminden dönen veya birlikleri lağvedilen erattan ikmal edilirdi. Harp süresince üstün başarı gösterenlerin nişan ve madalya ile taltif edilmesi dışında moral konusu ile ilgilenilmemiştir. İzin çok sınırlı olmuş, dinlenme hiç yapılmamış, eğlenme olanağı bulunulmamıştır. Ailelerle mektuplaşma hiç iyi işlememiştir. Subaylar dâhil askerlerin büyük bölümü ailelerinden haber alamamıştır. En önemli moral unsuru olan kantinler, hiç oluşturulmamıştır. Tüm bunlara ve cephenin zorlu koşullarına rağmen disiplin hiç bozulmamıştır. Ancak firar olayları hep olmuştur. Firar olaylarına çoğunlukla yerli askerler karışmıştır.