TAR326U-BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRK CEPHELERİ
Ünite 4: Irak Cephesi
Giriş
19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyıl başlarındaki siyasi, ekonomik ve askerî gelişmelerin bir sonucu olan Birinci Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914’te Avusturya- Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi ile başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin (seferberliğini henüz tamamlamadığı gerekçesiyle) tarafsızlığını korumaya çalıştığı bu süreçte Yavuz ve Midilli adı verilen Alman gemilerinin de bulunduğu Osmanlı Donanması, 29 Ekim 1914’te Karadeniz’in kuzeyindeki Rus limanlarını bombardıman etmiştir. Bu olay üzerine 1 Kasım 1914’te Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilanında bulunmuştur. Rusya’nın ardından 5 Kasım 1914’te İngiltere ve Fransa da Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiştir. Osmanlı Devleti’nin 11 Kasım 1914 tarihinde savaşa katılmasını müteakip muharebelerin başladığı ilk cephe, Irak Cephesi’dir.
Irak Cephesi’nin Coğrafi, Jeopolitik ve Askerî Durumu
Osmanlı Devleti’nin üç vilayetini (Musul, Bağdat ve Basra) içine alan Osmanlı Dönemi kaynaklarında “Irak-ı Arap” olarak adlandırılan bölge, jeopolitik ve stratejik açıdan son derece önemli bir konuma sahiptir. Alman-İngiliz rekabetinin en yoğun yaşandığı bölge olmuştur.
Irak’ın Coğrafi Özellikleri
Irak’ın sınır komşuları kuzeyinde Türkiye, doğusunda İran, güneydoğusunda Kuveyt, güneyinde Suudi Arabistan, güneybatısında Ürdün, batısında ise Suriye’dir. Tarih sürecinde Dicle ve Fırat Nehirleri arasında kalan bölge, Mezopotamya (iki nehir arasındaki topraklar) olarak ifade edilmiştir. Dicle ve Fırat Nehirleri aşağı Irak’ta birleşerek; “Şattül-Arap” adı ile Basra Körfezi’ne dökülmektedir. Irak, iklim açısından kurak ve sıcaktır. Kuzeyinde karasal iklim, batı ve güneyinde ise çöl iklimi hâkimdir. Dağlık bölgelerde iklim daha ılımlıdır. Irak’ta kışlar soğuk ve kar yağışlı geçmektedir.
Irak’ın Tarihçesi, Başlıca İskân Yerleri, Nüfus Yapısı, Toplumsal Yapı ve Eğilimler
Irak coğrafyasına MÖ 3200 yılından itibaren birçok kavim gelerek yerleşmiştir. Bunlardan kalıcı olanlar Araplar, Kürtler, Türkler, Nasturiler, Keldaniler, Ermeniler, Süryaniler ve Asurîlerdir. 1508’de Safevi Devleti’nin eline geçen Bağdat, 1534’te Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığında Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Musul ve Kerkük şehirleri, Yavuz Sultan Selim tarafından 1517’de Osmanlı ülkesine dahil edilmişlerdir.
Birinci Dünya Savaşı arifesinde, Irak (Bağdat, Basra ve Musul) nüfusu 2.600.000 civarındadır. Türk, Kürt, İranlı gibi Müslümanların yanı sıra Keldanî, Süryani, Ermeni, Musevi, Yezidi, çok olmamakla birlikte az sayıda Latin ve Protestan da bulunuyordu. Nüfusun %60’ını Arap, %16’sını Kürt, %10’unu Türk ve %10’unu diğer azınlıklar oluşturmaktaydı (Belen, 1964). Nüfusun büyük çoğunluğunun ana dili Arapçadır. Irak halkının % 96’ı
Müslüman olup, bunların %60-65’i Şii Müslüman, %32- 37’si Sünni Müslümanlardan ibarettir.
Irak’ın Ekonomik Yapısı
Dicle ve Fırat Nehirlerinin suyu ile sulanan geniş verimli arazi elde edilen tarımsal ürünler ile petrol, Irak’ın en önemli gelir kaynağıdır. Petrol yatakları, Basra Körfezi ile kuzeyde Musul-Kerkük yörelerinde yoğunlaşmaktadır. Tarım ürünlerinin başında kuzeyde buğday ve arpa, güneyde hurma gelmektedir.
Ulaştırma
Ulaştırma meselesi Irak Cephesi’nde savaş boyunca her zaman zorluğunu hissettirmiştir. İaşe, ikmal ve askerin cepheye sevki gibi çeşitli hizmetlerde kullanılan ulaştırma vasıtalarının temininde savaş süresince sıkıntı yaşanmıştır. Irak’ta 1914 yılının ortalarından 1916 yılı sonuna kadar kara ulaştırma vasıtaları olarak deve ve at arabaları kullanılmıştır. 1915’ten sonra 6. Ordu Menzil Müfettişliği kurulduktan sonra bir miktar kamyon bölgeye ulaştırılmıştır. Bu kamyonlar daha ziyade Halep-Musul- Bağdat arasında faaliyet göstermişlerdir.
Irak’ta kara yolu ve demir yolu ulaşımının sınırlı olması nehir ulaşımını ön plana çıkarmıştır. Nehir ulaştırması, Dicle ve Fırat Nehirleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Dicle Nehri’nin akıntı hızı az olduğundan bu nehirde “kelek” adı verilen sallardan istifade edilmiştir. Fırat Nehri’nde keleklerden ziyade “Şahtur” adı verilen altı düz küçük kayıklar kullanılmıştır.
Irak Cephesi’nin Açılma Nedenleri
Irak coğrafyası, 1858 yılında Hindistan’ı sömürgesine katan İngiltere’nin Orta Doğu politikasının ana noktası olan petrol kaynakları bakımından ekonomik; doğu ile ulaşım sağlama açısından stratejik önem taşıyan, sömürgelerini güvende bulundurmak için elde tutulması gereken önemli bir jeopolitik hedefti. Bu amaçla İngiltere, 1860’lı yıllardan itibaren Fırat ve Dicle’de taşımacılık işine başlamış; 1882’de Mısır’ı işgal etmiştir. 5 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne savaş ilan eden İngiltere, 6 Kasım 1914 tarihinde Basra Körfezi ağzındaki Fav Yarımadası’na asker çıkartarak Irak’a yönelik askerî harekâtını başlatmıştır.
Tarafların Kuvvet Durumu
Osmanlı Başkomutanlığı tarafından 3 Ağustos 1914 tarihinde Genel Seferberliğin ilanıyla birlikte Bağdat’taki 4’üncü Ordu Müfettişliği, “Irak ve Havalisi Umum (Genel) Komutanlığı” adını almıştır. Bu yeni düzenleme ile birlikte bölgede bulunan 12’nci Kolordu merkezi Şam’da bulunan 4’üncü Ordu; 13’üncü Kolordu da merkezi Erzurum’da bulunan 3’üncü Ordu Komutanlığı emrine verilmiştir. 1914 yılının Kasım ayı başlarında Irak ve Havalisi Genel Komutanlığının personel ve top mevcudu; 377 subay, 22.939 er ile 24 sahra topu ve 9 dağ topundan ibaretti. İngilizler, 16 Ekim 1914’te Abadan petrol tesislerinin muhafazası için Bombay’da bu unan 6’ncı İngiliz-Hint (Poona) Piyade Tümenine (4.500 İngiliz ve 16.000 Hintli) bağlı 16’ncı Piyade Tugayını, Basra Körfezi’ndeki Bahreyn
Adaları önüne göndermiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı günlerde İngiltere’nin Irak’ta iki temel amacı vardı. Bunlardan birincisi; en önemli sömürgesi konumundaki Hindistan’ın ve Hindistan’a giden kara ve deniz yollarının güvenliğini sağlamak, ikincisi de Basra Körfezi civarındaki petrol kaynaklarına el koymaktı.
Irak Cephesi’nde Gerçekleşen Harekât ve Muharebeler (6 Kasım 1914-30 Ekim 1918)
Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Başkomutanlığı 11 Kasım 1914 tarihinde ilan edilen cihada güvenerek, diğer cephelerin aksine Trablusgarp’ta olduğu gibi Irak’ta da Arap aşiretlerden toplanan yerli kuvvetler ile mücadele edilebileceğini değerlendirmiş ve savaş başlayana kadar Irak bölgesinde ciddi bir düşman saldırısına ihtimal vermemiştir.
İngilizlerin Basra’dan Amâre’ye Kadar Olan İlerlemesi (22 Kasım 1914-3 Haziran 1915)
Basra Körfezi açıklarındaki Bahreyn Adaları önüne göndermiştir. 23 Ekim 1914 itibarıyla bölgeye ulaşan birlikler, burada vapurlarda beklemişlerdir. İngiltere’nin 5 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne savaş ilanını müteakip bir tugay asker, 6 Kasım 1914’te zayıf Osmanlı kuvvetleri tarafından savunulan Basra Körfezi girişinde stratejik bir öneme sahip Fav Yarımadası’nı işgal etmiştir
İngilizlerin Amâre, Nasıriye ve Kutü’l Amâre’yi İşgali (3 Haziran-29 Eylül 1915)
Osmanlı birliklerinin 1915 yılının Nisan ayı ortalarındaki Şuayyibe yenilgisini takiben İngilizler, Basra’dan Kurna’ya kadar olan bölgeye yerleşmişlerdir. İngiliz General Townshend göreve başladıktan sonra emrindeki 14.000 mevcutlu 6’ncı Tümen ile 31 Mayıs 1915 tarihinde Kurna kasabasından kuzeye doğru taarruza geçmiştir. İlk olarak İngilizler Kurna civarında Rota kanalını tutan zayıf mevcutlu 38’inci Tümenin ileri birliklerine karşı 31 Mayıs 1915’te düzenledikleri baskınla büyük kayıp verdirmişlerdir.
Selman-ı Pak Kasabası; tarihte Pers İmparatorluğuna başkentlik yapmış Medayin şehrinin kalıntılarının olduğu mevkide yer almaktadır. Bağdat’a 30 km mesafede bulunan Selman-ı Pak Kasabası, adını Hz. Peygamberin sahabelerinden İran asıllı Selman-ı Farisi’den almıştır. İngiliz General Townshend, emrinde bulunan Müslüman Hintli askerlerin Selman-ı Farisi’nin kabrinin bulunduğu bölgede muharebe edeceklerini bilmelerini istememiştir. Müslüman Hintli askerlerin dinî duygularına saygı göstermek adına Selman-ı Pak adını değil, İlk Çağ’da Pers Krallığına başkentlik yapmış, tarihî bir mekân olan “Ctesiphon [Ktesifon]” adının kullanılmasını uygun bulmuştur.
Irak Cephesi’nde 6’ncı Türk Ordusunun Teşkili
Birinci Kutü’l-Amâre Muharebesi’ndeki başarısızlığın ardından kuzeye doğru devam eden İngiliz ilerlemesini durdurmak amacıyla Osmanlı Başkomutanlığı tarafından bölgede müstakil bir ordu kurulması çalışmalarına
başlanmıştır. Bu amaçla 5 Ekim 1915 tarihinde 6’ncı Ordu Komutanlığı teşkil edilmiştir.
Selman-ı Pak Meydan Muharebesi (22-25 Kasım 1915)
İngilizler Birinci Kut Muharebesi ile kazandıkları zaferin ardından Osmanlı birliklerinin toparlanmasına fırsat vermeden Bağdat’a giden yolu açmak maksadıyla harekâta geçmişlerdir. Bu amaçla İngiliz Savaş Bakanlığı, 6’ncı Tümen Komutanı General Townshend’e 14 Kasım 1915’te Bağdat hedefli ilerleme emrini vermiştir. Bu emri alan General Townshend, 22 Kasım 1915 tarihinde Selman-ı Pak mevziine taarruzda bulunmuştur.
İngiliz Birliklerinin Kutü’l-Amâre’de Kuşatılması (7 Aralık 1915-29 Nisan 1916)
Selman-ı Pak Muharebesi’ndeki büyük yenilgiden sonra General Townshend komutasındaki 6’ncı Tümen, 25/26 Kasım 1915 gecesi Türk birliklerinin takibi altında Aziziye üzerinden Kutü’lAmâre’ye doğru geri çekilmeye başlamıştır. Bu geri çekilme esnasında Osmanlı takip kuvvetleri ile İngiliz kuvvetleri, Delabiha (Ümmü’t-Tubul) mevkiinde karşı karşıya gelmişlerdir. 30 Kasım 1915- 1 Aralık 1915 tarihlerinde gerçekleşen Delabiha (Ümmü’t- Tubul) Muharebesi, tamamen tesadüfi bir muharebe olarak tarihe geçmiştir. Bu muharebenin başlangıcında Türk kuvvetleri, kendilerine yöneltilen ateş baskını dolayısıyla birkaç saatlik bir kargaşa yaşamışsa ise de geri çekilmeyerek taarruza devam etmişlerdir.
Üç tarafı Dicle Nehri ile çevrili olan Kutü’lAmâre kasabası, Bağdat ile Basra arasında önemli bir mevkide yer almaktadır. Basra’ya 450 km, Bağdat’a 180 km mesafe uzaklıktadır. Geniş bir yarımadayı andıran Kutü’l-Amâre kasabası, 650-700 haneli, yaklaşık 6 bin nüfusa sahip bir Arap yerleşim bölgesidir.
İngiliz Yardım Kuvvetleri (Dicle Kolordusu)’nin Kutü’l- Amâre Kuşatmasını Kaldırmaya Yönelik Teşebbüsleri (9 Ocak-22 Nisan 1916)
General Aylmer de zaman kaybetmeksizin 2 piyade tümeni ile 1 süvari alayından meydana gelen “Dicle Kolordusu” adı verilen yardım kuvvetleri ile 3 Ocak 1916 tarihinde Basra bölgesinden Kutü’l-Amâre’ye doğru hareket etmiştir. 1916 yılının Ocak ayında Osmanlı 6’ncı Ordu Komutanlığına bağlı 18’inci Kolordu (51’inci ve 45’inci Tümen) Kutü’l-Amâre’de General Townshend kuvvetlerini kuşatma altında tutarken, 13’üncü Kolordu (35’inci ve 52’nci Tümen-Irak Süvari Tugayı) ise Kutü’l-Amâre’ye doğru harekete geçen İngilizleri durdurmak üzere Dicle Nehri’nin iki tarafın- 118 Irak Cephesi 4 da bir savunma hattı tesis etmiştir.
Albay Nurettin Bey, Irak Ordusu Komutanlığı görevden ayrılmış ve yerine 10 Ocak 1916 tarihinde Albay Halil (Kut) Bey getirilmiştir.
Kutü’l-Amâre Kuşatması’nın Sona Ermesi ve Kutü’l- Amâre’de Türk Ordusunun Zaferi (29 Nisan 1916)
İngiliz Hükûmeti, bu defa iki milyon İngiliz sterlini vermek, silahlarını bırakmak suretiyle askerlerin
kurtarılmasını teklif etse de Halil Paşa, Osmanlı Devleti’nin silah ve paraya ihtiyacının olmadığını belirterek bahse konu teklifi reddetmiştir. Taraflar arasındaki görüşmelerin olumsuz sonuçlanması üzerine 29 Nisan 1916 sabahı General Townshend kayıtsız ve şartsız teslim olmayı kabul etmiştir. General Townshend’ın teslimiyet kararının bildirilmesi üzerine Binbaşı Nazmi Solak Bey komutasındaki 3. Piyade Alayından bir bölük 29 Nisan 1916 günü saat 14.30 civarında Kutü’l-Amâre’deki Hükûmet Konağına Türk bayrağı çekmiş ve Bölük Komutanı Yüzbaşı Sami Bey, General Townshend ve diğer generalleri teslim almıştır.
Kutü’l-Amâre Zaferi’nden Sonra Mondros Mütarekesine Kadar Olan Süreçte Irak Cephesi (29 Nisan 1916-30 Ekim 1918)
İngilizler Kutü’l-Amâre’de kuşatılmış olan birliklerini kurtarmaya çalıştıkları sırada İran içerisinden geçen General Baratof komutasındaki bir Rus kolordusu, sınırı aşarak Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Hanikin’e yaklaşmışsa da bu bölgeye kaydırılan 13’üncü Kolordu, Rus saldırısını durdurmayı başarmıştır. Kutü’l-Amâre’de İngiliz kuvvetlerinin teslim olmalarından sonra Ruslar, Bağdat’ı almak amacıyla Hanikin’e taarruz etmişlerdir. 3 Haziran 1916 tarihinde Hanikin’i Rus işgalinden kurtaran Albay Ali İhsan (General Sabis) Bey komutasındaki 13’üncü Türk Kolordusu karşı taarruza geçerek 8 Haziran 1916’da Kasr- ı Şirin kasabasını ele geçirmiş ve Kirmanşah yönünde ilerlemiştir. Irak Cephesi’nden İran’a gönderilen 13’üncü Türk Kolordusu İran içlerine Rus ilerlemesini durdurarak 10 Ağustos 1916’da Hamedan’ı Ruslardan geri almıştır.
Kutü’l-Amâre Zaferi’nden Bağdat’ın Kaybına Kadar Olan Dönemde Cephede Yaşananlar (29 Nisan 1916-11 Mart 1917)
Kutü’l-Amâre yenilgisinden sonra kuvvet üstünlüğünü kaybeden ve moral çöküntüsüne düşen İngilizlerin işine yaramıştır. İngilizler, bölgeye yeni takviye birlikler getirterek Basra’yı büyük bir askerî üsse dönüştürmüşlerdir. 28 Ağustos 1916’da General Percy Lake’nin yerine Irak Seferî Kuvvetler Komutanlığına atanan General Maude, göreve gelir gelmez yol ve demir yolu yapımına önem vermiş, ayrıca Dicle Nehri üzerinde kendisini destekleyecek bir nehir filosu da tesis etmiştir. Bu dönemde İngilizler tarafından yeni hastaneler kurulmuş, sulama tesisleri inşa edilmiş, demir yolları Basra’dan Nasıriye’ye kadar uzatılmış, nehir vasıtaları güçlendirilmiş, Basra’da büyük gemilerin yanaşabileceği büyük bir rıhtım yapılmıştır. Ayrıca askerî birliklerin beslenme gereksinimini karşılayacak çiftlikler kurulmuştur.
Bağdat’ın Kaybından Mondros Mütarekesi’ne Kadar Olan Süreçte Irak Cephesi (11 Mart 1917-30 Ekim 1918)
11 Mart 1917 tarihinde Bağdat’ın İngiliz işgaline uğramasıyla 6’ncı Orduya bağlı 18’inci Kolordu, Bağdat’ın 22 kilometre kuzeyinde yer alan Samara’ya çekilmiştir.
Bağdat’ın alınması İngilizlere, Çanakkale ve Kutü’l-Amâre yenilgileriyle uğradıkları prestij kaybını yeniden
kazandırırken Osmanlı Devleti özellikle de İslam dünyasında büyük bir prestij kaybına uğramıştır. Bu amaçla Osmanlı Başkomutanlığı tarafından Bağdat’ı geri almak için 1917 yılının Haziran ayında Alman General Erich von Falkenhein’ın komutanlığında Yıldırım Ordular Grubu (YOG) Komutanlığı kurulmuştur. Ancak aynı yılın Eylül ayında Filistin Cephesi’nde beliren İngiliz tehlikesinden dolayı Bağdat’ı geri almak mümkün olmamış, Yıldırım Ordular Grubu, Filistin Cephesi’ne İngilizlerle mücadeleye yönlendirilmiştir.
1918 Yılı Başından Mondros Mütarekesi’ne Kadar Olan Süreçte Irak Cephesi
Irak Cephesi’nde 1918 yılında da Türkler ve İngilizler arasında karşılıklı siper muharebeleri devam etmiştir. 1918 yılının Mart ayında saldırıya geçen İngilizler, Fırat vadisinde Han Bağdat’ta 18’inci Kolordu’ya karşı gerçekleştirdikleri taarruzda Türk tarafına büyük kayıp verdirmişlerdir.
30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandığında General Marshall komutasındaki İngiliz kuvvetleri, Musul’un 55-60 kilometre güneyine kadar ilerlemiş bulunmaktaydı. Ali İhsan Paşa komutasındaki 6’ncı Türk Ordusundan ise geriye birkaç bin kişilik dağınık güçten başka bir şey kalmamıştı. Mondros Mütarekesi’nin 25’inci maddesinde savaş hâlinin 31 Ekim 1918 günü öğle vakti sona erdiği ve tarafların bulundukları hatta durması belirtilmekteydi. Ancak İngilizler söz konusu mütareke hükmünü ihlal ederek 3 Kasım 1918 günü zorla Musul’a girmiş ve 8 Kasım 1918 günü şehri işgal etmişlerdir (Türkmen, 2001). İngilizlerin Musul’u haksız işgali üzerine Ali İhsan Paşa komutasındaki 6’ncı Türk Ordusu, 15 Kasım 1918 tarihi itibarıyla Musul’dan tamamen çekilmiştir.
Irak Cephesi’nde Propaganda, Sağlık, İkmal ve İdari Faaliyetler
Propaganda
Bu dönemde İngilizler bölgeye gönderdikleri biyolog, tarihçi, diplomat, zoolog vs. meslek gruplarından casuslar aracılığıyla kendi siyasetçilerini kalıcı kılmaya, diğer taraftan küçük menfaatler temin ederek bölge halkı üzerinde -özellikle de aşiret reislerinde- İngiliz hayranlığını artırmaya gayret etmişlerdir. İngiltere henüz savaş başlamadan bölgede güçlü bir aşiret çoğunluğunu arkasına almayı planlamıştır. Bu amaçla çalışmalar yürütmek üzere 5 Kasım 1914 tarihinde Osmanlı Devleti’ne savaş ilanını müteakip Sir Percy Cox, bölgeye İngiltere’nin politik yetkilisi olarak atanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine gerek Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde gerekse dışındaki Müslümanları halifenin emri altına çağıran Sultan V. Mehmet Reşad’ın 14 Kasım 1914 tarihli cihat fetvaları ve bunun uygulama alanına sokulması, bir propaganda aracı olarak yaygın biçimde kullanılmak istenmiş ancak istenen netice alınamamıştır.
Sağlık
1915 yılının Ekim ayında 6’ncı Ordunun teşkil edilmesi ile birlikte Irak’ta ciddi anlamda sağlık tesislerinin
düzenlenmesi ve teşkilatlanması yolunda çalışmalar başlatılmıştır. Bağdat’ta bir şube açan Hilal-i Ahmer Cemiyeti de cephedeki sağlık hizmetlerine destek vermiştir. Öncelikle Bağdat’ta “Hilal-i Ahmer (Kızılay) Hastanesi” adıyla yabancı konsolosluk binalarında hizmet veren 450 yatak kapasiteli bir hastane teşkil edilmiştir. 1916 yılı başlarında ordu menzil sağlık teşkilleri de hizmete açılarak faaliyete geçirilmiştir. Bu kapsamda Bağdat’ta 1.056 yataklı yeni bir hastane ile Fırat ve Dicle menzillerinde de yeni birer hastane hizmet vermeye başlamıştır. 1916 yılı ortalarında 6’ncı Ordu’ya bağlı hastanelerin yatak sayıları 150-180 arasında değişmekte iken yatak sayısı toplamı da 1.542’yi bulmuştur.
Lojistik
Başkomutanlık Vekâleti tarafından Ekim 1915’te 6’ncı Türk Ordusunun kurulmasından sonra Irak’ta cephenin artan lojistik ihtiyaçlarını karşılamak üzere 6’ncı Ordu Menzil Müfettişliği oluşturulmuştur. Buna karşın 11 Mart 1917’de Bağdat’ın İngiliz işgaline uğramasından sonra lojistik destek sağlanması noktasında büyük sıkıntılar yaşanmıştır.
Irak Cephesi’nde Menzil Teşkilatı
Yarbay Süleyman Askerî Bey’in 1915 yılının Ocak ayı başlarında Irak ve Havalisi Genel Komutanlığına atanmasından sonra bölgede lojistik desteğin sağlanması konusundaki sıkıntıları gidermek amacıyla ilkel bir biçimde mevcut bulunan menzil teşkilatının genişletilmesine ve düzeltilmesine başlanmıştır.
6’ncı Ordu Menzil Müfettişliği, 19 Kasım 1915 tarihinde Halep’te kurulmuştur. Bu teşkilat, 10 Ocak 1916 tarihine kadar Halep’te görev yapmış ve ardından Bağdat’a gelmiştir. Merkezi Bağdat’ta olan Menzil Müfettişliğinin görevi ordunun lojistik hizmetlerini planlamak, yürütmek, menzil teşkilatı adı verilen lojistik birimin tesislerini kurmak, ordunun ihtiyaçlarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmekti.
Irak Cephesi’nde İaşe ve İkmal Faaliyetleri
Bağdat’ın İngilizler tarafından işgaline kadar olan dönemde 6’ncı Ordu iaşe sıkıntısı çekmemiş, insan ve hayvan iaşesi tam istihkak olarak verilmiştir. 1917 yılının Mart ayına kadar 6’ncı Ordunun ana yiyecek deposu Bağdat’ta bulunmuştur. Irak’taki 6’ncı Ordu, yiyecek ve yemi kendi temin etmiştir. Ayrıca, Başkomutanlık Vekâleti, Diyarbakır’ın güney kesiminde açılan ambarlarda toplanan 1.715 ton iaşe maddesini de ordunun alımına bırakmıştır. Ordu ihtiyaçlarına yönelik olarak un fabrikaları kurulmuştur.
Silahlar ve Silah İkmali
Irak Cephesi’nde Osmanlı ordusunun kullandığı piyade silahlarının büyük kısmını büyük çaplı mavzer tüfekleri oluşturmaktaydı. Küçük çaplı mavzer tüfekleri ile çabuk (seri) ateşli toplar 1915 yılının sonlarından itibaren 6’ncı Ordunun faaliyete geçmesiyle İstanbul’dan gönderilmeye başlanmıştır. İkmal maddelerinin büyük bir kısmı, yurt içi
kaynaklarından özellikle İstanbul’da bulunan Bakırköy, Zeytinburnu, Kağıthane, Maçka ve Tophane fabrikaları ile Adana, Diyarbakır gibi cepheye daha yakın vilayetlerdeki harp sanayi kaynaklarından, bir kısmı ise yurt dışından (Almanya, Avusturya) sağlanmıştır.
Personel Faaliyetleri
Birinci Dünya Savaşı’nın başında 6’ncı Türk Ordusunun er ikmali genel olarak Basra, Bağdat ve Musul vilayetleri halkından sağlanmıştır. Askerlik Daireleri ve Şubeleri aracılığıyla toplanan bu erler, cepheye yakın bölge halkından tertip edildiklerinden firar olayları artmıştır. Bu duruma tedbir olarak da Anadolu’dan kafileler hâlinde Irak’a asker sevk edilmeye başlanmıştır.
Irak’a sevk edilen erlere, önce depo taburlarında silah ve teçhizatları verilerek temel askerlik eğitimi verilmiştir. Bu taburlarda acemilik dönemini tamamlayan erler, birliklerin ihtiyacı nispetinde muharebe alanlarına gönderilmişlerdir. Anadolu’dan gelen erler, tümenlerin muharip er ihtiyacını karşılamakta yeterli olmalarına rağmen erlerin %10’unun sevkiyat sırasında firar ettiği tespit edilmiştir. Savaş süresince Bağdat, Kutü’l-Amâre, Selman-ı Pak ve Musul’da teşkil edilen amele taburları, genellikle yol yapımı ve tahkimat gibi işlerde hizmet vermişlerdir.